📢 Kriterya'nın Android uygulaması yayında! 🥳 Dilerseniz Google Play Store'dan indirebilirsiniz. &Kirky İncele → ×

🏆 KRİTERYUM

Kriterya Panteonu: Yılın en iyileri.

Android %45 VS %55 iOS

"Yazılım da geliştiren biri olarak bariz öne çıkan şu ya da bu diyemem ama bir şeyler yazmam gerekirse; yazılım bariyerleri bir şekilde aşılabilse de, Apple bir uygulama yayınlamanız için sizden her yıl düzenli olarak 100$'lık bir ödeme yapmanızı ister. Android ise ömür boyu yayın hakkı için tek seferlik 25$'lık bir ödeme alır. Aslında bu 2 platform arasındaki derin farkın en bariz örneklerinden biridir. Çok sevdiğiniz, düzenli kullandığınız iOS uygulamalarınızın bir anda marketten sebepsiz yere kaldırılmasının en belirgin sebeplerinden biri bu."
&Kirky
👍 37 ⭐ 5 13.06.2026

Mordor Belediyesi %51 VS %49 Rohan Belediyesi

"Mordor belediyesini gömmeye geldim...

Mordor Belediyesi, yıllardır halkına korku ve karanlık dışında pek bir şey sunmayan bir yönetim anlayışıyla anılıyor. Şehrin sokakları bakımsız, altyapısı çökük ve güvenlik yalnızca yönetici elitlerin çıkarlarını korumaya yönelik gibi görünüyor. Vatandaşların temel ihtiyaçları göz ardı edilirken, kaynakların büyük bölümü gösterişli kulelere ve baskıcı güvenlik güçlerine aktarılıyor.

Özellikle çevre politikaları konusunda belediyenin sicili oldukça kötü. Sürekli yanan ocaklar ve sanayi faaliyetleri nedeniyle hava neredeyse solunamaz hâle gelmiş durumda. Yeşil alan kavramı ise tamamen unutulmuş gibi; doğa, sadece üretim ve savaş hazırlıkları için tüketilecek bir kaynak olarak görülüyor.

Şeffaflık konusunda da ciddi eksiklikler dikkat çekiyor. Belediye meclisinin kararları halka açık biçimde paylaşılmıyor, eleştirel sesler bastırılıyor ve yönetime yakın gruplara ayrıcalık tanındığı yönünde yaygın iddialar bulunuyor. Halkın yönetime katılımı neredeyse sıfır seviyesinde.

Mordor Belediyesi’nin en büyük sorunu ise korku üzerinden kurduğu düzeni “istikrar” olarak sunması. Oysa gerçek bir belediyecilik; vatandaşın refahını, yaşam kalitesini ve özgürlüğünü öncelemeyi gerektirir. Mevcut yönetim anlayışı değişmediği sürece Mordor’un karanlık imajı yalnızca bir efsane değil, günlük yaşamın acı bir gerçeği olmaya devam edecek."
SosyolOrk
👍 36 ⭐ 5 12.05.2026

George R.R. Martin %48 VS %52 J.R.R. Tolkien

"George R.R. Martin, modern fantastik edebiyatın en etkili isimlerinden biri olarak görülse de, onun etrafında oluşan kült bazen Amerika’nın “kendi Tolkien’ini yaratma” arzusunun biraz fazla büyütülmüş bir yansımasıymış gibi görüyorum ben. Martin elbette güçlü bir yazar; karakter derinliği, politik entrikaları ve sert gerçekçiliğiyle fantastik türü daha karanlık ve yetişkin bir yere taşıdı gözden kaçırılamaz.

Ancak J.R.R. Tolkien ile kıyaslandığında aradaki fark yalnızca “iyi yazar–daha iyi yazar” farkı değildir. Tolkien neredeyse başlı başına bir mitoloji inşa etmişti; diller, tarih, kültürler ve kozmolojiyle yaşayan bir evren kurmuş bir sanatçı. Martin ise daha çok tarihsel gerçekçiliği, hanedan savaşlarını ve insan doğasının karanlık taraflarını merkeze alan bir anlatıcıdır. Dolayısıyla bazı eleştirmenlere göre Martin’in “Amerikan Tolkien’i” olarak sunulması, edebi ölçüden çok kültürel bir pazarlama refleksinin sonucu sayılabilir.

Tabi bu Martin’in başarısını küçümsemek gibi algılanmasın. O, Tolkien’in açtığı yolu kopyalamaktan ziyade başka bir yöne çevirdi. Fantastik edebiyatı şövalyelik romantizminden çıkarıp güç, ihanet ve siyasal çıkar hesaplarının dünyasına taşıdı, kendi kuşağının dünyaya bakışını iyi yansıtan, daha sert bir fantastik evren kurmayı başardı. "
SosyolOrk
👍 34 ⭐ 5 15.05.2026

Josimar Dias (Vozinha) %56 VS %44 Dominik Livaković

"Son günlerde Vozinha'nın adı çok konuşuluyor çünkü Dünya Kupası'nda İspanya karşısında yaptığı 7 kurtarışla Cape Verde’ye -Yeşil Burun Adaları - tarihi bir 0-0 kazandırdı. Öyle bir insan düşünün ki 25 yaşına kadar boyu kısa olduğu için futbolda ciddiye bile alınmamış. 25 yaşında başlamış kariyerine ve futbolun yanı sıra otobüs şoförlüğü ve elektrik tamirciliği de yapmış. 40 yaşındaki kaleci bir gecede meşhur oldu. Maç öncesi Instagram’da 55bin takipçisi olan kalecinin maç sonu takipçisi hızla artarak an itibariyle 13 milyon civarlarını buldu. 600 bin nüfusu bile olmayan bir ülke vatandaşı olan Vozinha (Yeşil Burun Adaları), annesinin vize ücretini karşılayamadığı için dünya kupasına getirememiş. Maç sonu gözyaşlarına boğulan kalecinin hikayesi dünya çapında büyük ilgi gördü. Birçok yorumcu Vozinha’yı maçın kahramanı olarak gösterdi. 9.7 gibi çok yüksek bir genel performans puanı (maçın adamı) almıştır.

Hırvat kaleci Livaković ise 17 Haziran 2026 yılında oynanan İngiltere maçında yaptığı kurtarışlarla ne kadar kaliteli bir kaleci olduğunu ortaya koydu. Ömründen ömür gitti resmen fakat yine de 4 gol yemekten kendini alıkoyamadı. Ancak İngiltere karşısında yaptığı kritik kurtarışlarla maçın en yüksek puan alan oyuncularından biri olmuştur.Livaković'in performans puanı: 9/10."
gslegacy
👍 33 ⭐ 5 18.06.2026

Devlerin Aşkı %48 VS %52 Selvi Boylum Al Yazmalım

"Oyunculuklarına hiç lafım yok ama dublaj kullanan bi oyuncu gerçekten bir oyuncu mudur bunu hep düşünmüşümdür. Çoğu filmlerinde ikisi de hep dublajlı. Mesela 1960 yılında sinema hayatına başlayan Türkan Şoray ilk defa kendi sesini Hazal filmi ile 1978 yılında kullanmıştır. İkinci Bahar dizisinde de kendi sesi vardı. Türkan Şoray zaten çok heyecanlı ve yüksek enerjili bir oyuncu. Bu ekrana da fazlasıyla yansıyor.

Neyse efendim gelelim konumuza :)

Selvi Boylum Al Yazmalım Cengiz Aytmatov'un romanından uyarlanmış bir filmdir. Herhalde bi 5 kere izlemişliğim vardır. Hepimizin hafızalarına kazınan hikayesi, Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın uyumu tartışılmaz. Bir Atıf Yılmaz filmi olan 1977 yılında vizyona girdi. Hepimizin aklında Asya karakterinin film sonunda "Sevgi neydi?" diye kendisine sorması ve yine "Sevgi emekti." diye cevaplamasıdır. Film, konusu, yönetmenliği ve oyunculuk kadar Cahit Berkay müzikleri ile de bir efsaneye dönüşmüştür.

Samet karakterini oynayan çocuk aslında bir kız çocuğudur :)

1976 yapımı Osman F. Seden'in Devler'in Aşkı filmi de yine bir Türkan Şoray & Kadir İnanır filmdir. zorlu bir hayat süren genç bir kadın olan Türkan ile çevresindeki iki güçlü erkek arasında gelişen duygusal çatışmayı anlatır. Ben açıkcası çok hatırlamıyorum bu filmi ve en kısa zamanda yeniden izleyeceğime kriterya sahibi küratör'e söz veriyorum :P

Bu 2 film de hemen hemen aynı yıllarda çekilmiş olmasına rağmen Selvi Boylum Al Yazmalım filminde kesinlikle çok daha genç duruyor her iki oyuncumuz da. Tabii konu farkı var çok normal ama ben yine de Selvi Boylum Al Yazmalım makyaj ekibini tebrik etmek istiyorum."
+karakutu
👍 32 ⭐ 4 28.06.2026

Neoklasik Dönem %40 VS %60 Romantik dönem

"Bazı eleştirmenler, Romantik şiirin (1798-1900) Sanayi Devrimi'ne bir tepki olarak doğduğunu ve ortaya çıkış nedenlerinden biri olduğunu ifade ederler. Bazılarına göre ise William Wordsworth'ün Fransız Devrimi'ndendolayı büyük bir hayal kırıklığına uğradığını ve dünyanın gerçeklerinden kaçarak kendi dünyasını yaratmak istediğini ileri sürer. Lyrical Ballads'ın Önsözü'nde Wordsworth, "Şiir, güçlü duyguların kendiliğinden taşmasıdır; kökenini sükunet içinde yeniden hatırlanan duygudan alır." der. Dolayısıyla Wordsworth yazdığı önsözünde Romantizmin iki temel özelliği olan doğayı ve duyguları över.

Wordsworth, hayalini kurduğu ideal topluma ulaşamamaktan dolayı hayal kırıklığı yaşamıştır. Bu nedenle şiirlerini eleştiri yapmak amacıyla da kullanmıştır. Örneğin, Tintern Abbey adlı şiirinde siyaseti eleştirir ve siyasetin değişmesi gerektiğini düşünür. Aynı zamanda Fransız Devrimi'nden de söz ederek okura hayal kırıklığını yeniden hissettirir. Tintern Abbey, keşişlerin yaşadığı bir yerdir ve buranın yıkılışı Fransız Devrimi'nin yıkılışını simgeler. Daha sonra yeniden doğaya sığınır ve sonunda dünyevi sorunları önemsememenin daha iyi olduğu sonucuna varır. Wordsworth burada hayal gücünü kullanarak yaşamın anlamını bulmaya çalışır.

William Wordsworth ile beraber arkadaşı Samuel Taylor Coleridge ile başlar Romantik dönem aslında ve bu akım materyalizmi ve rasyonalizmi reddeder. Romantik yazarlar doğaya hayrandır ve görünüşte çok basit konular hakkında yazarlar; örneğin bir kuş, bir çocuk, bulutlar vb. üzerine şiir yazabilirler. Basit konuları kullanarak sadece bir dille yazarlar ama aslında çok daha derin anlamlar da ifade ederler. Onlara göre şiir anlaşılır ve doğal olmalıdır. Doğal olarak Romantik yazarlar için hayal gücü en önemli unsurdur. Hayal güçlerini kullanarak sıradan doğal olaylarda daha derin anlamlar bulmaya çalışırlar. Bunu yaparken de herhangi bir sınırları yoktur. Her şeyi hayal güçlerinde bulabileceklerine inanırlar. Cevaplarını bilmedikleri soruları ve merak ettikleri durumları kendi zihinlerine sığınarak bulmak ve anlamlandırmak çabaları vardır. Aynı zamanda dünyayı daha derinlemesine anlamaya çalışırlar. Wordsworth ile birlikte Percy Bysshe Shelley, William Butler Yeats ve John Keats gibi Romantik şairlerin çoğu, insanların saf ve iyi olarak doğduğuna inanır. Bu nedenle doğa, toplumdan uzak bir yaşamın simgesi hâline gelir; çünkü onlara göre şehir ve toplum yozlaşmıştır. İşte bu yüzden doğayı bir sığınak olarak görürler; çünkü doğa hala iyi, saf ve güzeldir. Doğa onlar için bir vahiy ve aydınlanma kaynağıdır. Romantik eserlerde doğa her zaman yüceltilir ve şairler hayal güçlerini kullanarak kendi dünyalarını kurup gerçek hayattan çirkin yüzünden kaçarlar. Hayal gücü ve öznellik, modern yaşamı reddeden Romantizmde son derece önemlidir.

Öte yandan, Neoklasik şiir geleneği Romantik dönemden tamamen farklıdır. Zaten Romantik Dönem biraz da bu döneme tepki olarak doğmuştur ve hem dil hem de konu açısından daha serbest ve özgür bir yol izlemiştir. Bilindiği gibi Neoklasik dönem ilk olarak Fransa'da ortaya çıkmıştır. Oyun yazarı Pierre Corneille, Aristoteles'in Poetika adlı eserine dayanarak üç birlik kuralını (zaman, mekân ve olay birliği) oluşturmuştur. Oyun yazarları bu kurallara sıkı sıkıya uymuş ve eserlerini buna göre yazmışlardır. Yaklaşık 1660-1798 yılları arasında İngiliz Edebiyatında da etkili olmuştur. Bu gelenek özellikle John Milton, John Dryden, Alexander Pope ve Samuel Johnson gibi şairlerle özdeşleşir. İngiltere'deki Neoklasik dönem de büyük ölçüde aynıdır; çünkü yazarlar, yazılabilecek her şeyin zaten Antik Çağ'da yazılmış olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle eski klasik eserleri yeniden yazmışlardır.

Buna ek olarak, Romantik şairlerle karşılaştırıldığında Neoklasik eserlerde kullanılan dil daha ağır ve daha resmidir; ayrıca eserlerin belirli kurallar çerçevesinde yazılması gerekir. Romantikler sade bir dil kullanırken, Neoklasik yazarların dili bunun tam tersidir. Neoklasik dönem şairlerine göre şiir okuyucuyu sadece duygulandırmak için değil, aynı zamanda düşündürmek ve eğitmek için de yazılır.

Bu dönemde toplumun sosyal koşullarını hiciv yoluyla ele alan yazarlardan birinin de Jonathan Swift olduğunu da belirtmek önemlidir. Swift romantik yazarlar gibi dünyanın sorunlarından kaçmamış; aksine eserlerinde siyaset ve toplumla ilgili her şeyi eleştirmiştir. Bu nedenle hiciv (satire) de Neoklasik dönemin önemli kavramlarından biridir. Buraya kadar okuduysanız ve ilginizi çektiyse eğer A Modest Proposal - Mütevazı Bir Öneri yazısını okumanızı tavsiye ederim. Jonathan Swift’i Güllüver’in Gezileri (1976) adlı romanından da tanıyorsunuzdur.

Özetle: Romantik dönemde duygular, Neoklasik dönemde mantık ön plana çıkar. Neoklasik dönem toplum odaklıdır ve kurallara bağlıdır, Romantik dönem bireyseldir ve kuralları reddeder. Son olarak Neoklasik dönem bilim ve rasyonalizmden etkilenerek doğarken, Romantik dönem Sanayi Devrimi ve Aydınlanma'nın aşırı akılcılığına tepki olarak doğmuştur. Neoklasik dönemi ben pek sevmem çünkü bu dönemin savunucuları ve takipçileri zaten her şey zamanında yazılmış çizilmiş mantığı ile takılırlar. Biz daha iyisini yapamayız o zaman ne yapalım Antik Yunan ve Roma hikayelerini baştan yaratalım. Benim oyum Romantik Döneme :)

Sizinle 2 döneme ait şiirler ve analizlerini de paylaşacağım. Şiirlerin Türkçeleri var mı bilmiyorum bütün bu yazdıklarımın anlaşılması açısından İngilizce paylaşmam daha doğru olur."
+Literature Queen
👍 31 ⭐ 5 12.07.2026

William Shakespeare %69 VS %31 Christopher Marlowe

"Samuel Johnson - Preface to Shakespeare

Yazı 1765 yılında yazılmı ve Johnson'ın Shakespeare' olan hayranlığı çok bariz. Yazısında onu yerlere göklere sığdıramıyor. İlginç olan hatalarından da bahsediyor, fakat yine de ne olursa olsun bunlar Shakespeare'in bir dahi olduğu gerçeğini değişmez diye de belirtiyor.

Yazısına;

"that praises are without reason lavished on the dead,and that the honors due only to excellence are paid to antiquity..." diyebaşlayan johnson bizler hep ölüleri övüyoruz diyor. "while an author is yet living we estimate his powersby his worst performance, and when he is dead we rate them by his best." Bir yazar sağken onun en kötü işini değerlendirirken, öldüğü zaman en iyisiyle göz önünde bulunduruyoruz diyor.

Daha sonra Shakespeare' in zamanının en iyi oyun yazarı olduğundan bahsederken, onun bütün evrene hitap ettiğinden bahsediyor. Okurken hiç kimsenin onun verdiği zevki vermeyeceğini söylerken ayrıca onu oyunlarının yaşamın aynası olduğunu savunuyor.

"Shakespeare is above all writers, at least above all modern writers, the poet of nature; the poet that holds up to his readers afaithful mirror of manners and of life."

Ek olarak yine Shakespeare karakterlerinin gerçek hayatı yansıttığını söylüyor.
iyi ve kötü yaşamın bir parçası olduğundan ve Shakespare bunu sürekli oyunlarında işlediğinden yine Johnson'a göre onun iyi bir yazar olmasının özelliklerinden biri.

Shakespeare'in komedi ve trajediyi birbirine karıştırmasından pek memnun değil. Shakespeare'in bu konuda tek olduğunu ve bunu kasıtlı yaptığını söylüyor. Yani oyunlarını yazarken bildiğini okuyan hiçkimsenin doğru veya yanlış bulmasını önemsemeden yazdığını söylüyor.

Diğer hatalarından bahsetmek gerekirse:

Sacrifice of virtue to convenience: Shakespeare'in ahlak dersi verme kaygısı olmadığından bahsediyor. Johnson'a göre bir yazarın görevi dünyayı daha iyi bir yer halin getirmektir ama Shakespeare bunu önemsemiyor.

Loosely formed plots: Uzayan bazı oyunları okuyucunun konudan kopmasına neden oluyor.
Bunun aksine bazı oyunlarını kısa keserek mükemmel olmasına engel oluyor.

"Shakespeare as a violator of chronology." Yani drama'yı mükemmel yapan o 3 önemli özellikten ikisi unity of time and place shakespeare'in oyunlarında yok. Shakespare'in oyunlarında sadece unity of action vardır.

Johnson ayrıca Shakespeare'in genellikle komedi sahnelerinde başarılı olmadığını ve onun tutku anlayışının da farklı olduğunu düşünüyor.
ek olarak olayları daha düz bi şekilde anlatacağına bir sürü kelime kabalıklığı yapmasından da şikayet ediyor. Bazı sözlerinin de soğuk ve zayıf olduğunu söylüyor.

Ne olursa olsun shakespeare'e yine de hayran olduğunu tekrardan dile getiriyor tabi. Önsözünü de yine ona övgüler yağdırarak sonlandırıyor."
+Literature Queen
👍 31 ⭐ 5 06.05.2026

Mükemmeliyetçilik %60 VS %40 Rahatlık

"Ben gerçekten sanırım ikisinin ortasında bir yerlerdeyim. Rahatlık aslında ömür uzatan bir şey bunun farkındayım ama her zaman öyle olamıyorum. İşimi çok iyi yapmak, kusursuz olması isteği bende her zaman vardı. Zamanla biraz törpülense de yine de kafama çok takıyor, çok fazla en iyisi olsun diye uğraşıyorum. Bu gerçekten yorucu oluyor. Bu iki yaklaşım arasında dengeyi kurabilse insan sağlıklı bir yaşamı olur diye düşünüyorum.

Elimden gelenin en iyisini yapacağım diye detaylarda boğulmamalı insan. Artık biraz daha sonuç odaklı değil de süreç odaklı olmayı öğrendim. Süreçten keyif al, sen elinden geleni yap her şey mükemmel olmak zorunda değil. Ve bunu yüksek sesle de çok dile getiriyorum önce kendimi inandırmam lazım.

Hiç mi hayatımda bir şeyleri ertelemiyorum mesela ya da esnek davranmıyorum evet yapıyorum ya da yapmaya çalışıyorum ama o da beni yiyip bitiriyor. İkisinin ortasında bir yerlerdeyim dedim ama rahatlıktan biraz uzağım sanırım. Hatalar da bizim, kabullenmeyi ve onlarla barışmayı bilmek lazım. Kendi adıma bu konuda biraz yol aldığımı düşünüyorum. Dediğim gibi sonuç değil sürece odaklanarak bunu başardım.

Sonuç olarak illa ikisinden biriyim diye kendinizi sınırlanıza gerek yok. Tam ortasında bir yerlerde olabilmek ve hayatta dengeyi kurabilmek her şeyden önemli."
dramacreator
👍 30 ⭐ 4.5 08.07.2026

Yalnızlık %49 VS %51 Kalabalık

"İnsan kalabalıklar içinde de yalnız hisseder. Hele de siz sormadan akıl vermeye kalkan, sizi tavsiyelere boğan ve hayatınız & seçimleriniz & yöntemlerinizle ilgili yorumlarda bulunan insanlar arasında daha bi yalnız hissedersiniz. Bazen seviyorum kalabalık ortamlarda olmayı - aile & arkadaş ortamlarında - ama sonra kendi alanıma çekildiğimde verdiği huzur da tarifsiz oluyor açıkçası. Kendisi ile vakit geçiremeyen insanların kendileriyle ilgili ciddi sıkıntıları olduğunu düşünüyorum - psikolog değilim sadece yorumum. Sanırım ben ambivert olarak tanımlayabilirim kendimi. Ortada bi yerlerdeyim, içe dönük değilim ama her zaman dışa dönük de değilim. Bu yüzden kalabalıklar ortasında olmaktan daha çok seviyorum kendimle olmayı. Evet insanlar sosyal varlıklardır ve iletişim kurmadan yaşamak imkansız bir şey. Fakat o kalabalıklar çoğu zaman "oh bitti" sıradakine sabır ve tahammül depolama zamanı dedirtiyor her seferinde. İnsanların empati kurma konusunda da yetersiz olduklarını ciddi şekilde gözlemliyorum. Kendilerine bir şey olmasın, her fikirlerine, hobilerine veya inançlarına saygı duyulsun ve eleştirilmesin ama konu karşı taraf olunca nedense aynı şekilde bi hassasiyet gösterilmiyor. "Hayır" bir cevap olarak pek kabul edilmiyor mesela. Ya da kendi sevdikleri şeylerin başkaları tarafından sevilemeyeceği veya kabul görmeyeceği konusunda da bilinçleri yok. Sonuç olarak kalabalıklar tahammül, sabır ve aşırı bi anlayış gerektiriyor. Mecbur olmasam çok çok uzak duracağım da meslek icabı çok maruz kalıyorum. Bu yüzden her fırsatta kendimle vakit geçiriyorum sabır, tahammül ve anlayış depolayabilmek için..."
Mordor Yolcusu
👍 30 ⭐ 4.5 09.06.2026

İnsanlarla Çalışmak %54 VS %46 Bir Ejderhanın Muhasebecisi Olmak

"İnsanlarla olmaktansa bir ejderhanın muhasebecisi olurum çünkü en azından ejderha ne hissettiğini açıkça belli eder: ya memnundur ya da seni yakar, arası yoktur. 😂😂 İnsan ilişkilerinden maalesef var olan şeyler bile yokmuş gibi davranmak zorunda kalabilirsin. Özellikle iş ortamında. Aman ağzımızın tadı kaçmasın derken bir bakmışsın yuta yuta senin hiç tadın kalmamış. İşe gidiyorsun ama inanılmaz mutsuzsun. Sabahları zor kalkıyorsun, ayakların geri geri gidiyor. Bir de sormadan sana tavsiye verenler vardır; işine karışanlar, akıl verenler. Saymakla bitmeyen can sıkıcı şeyler. Ama Ejderha öyle mi, senden memnun olursa seni altına bile boğabilir. Bi ihtimal yani çünkü Ejderhalar altınlarına çok düşkündürler. Cimridirler bu yüzden muhtemelen, karnın doyuyorsa ne ala ama yine de gerçekten insanlara maruz kalmaktansa tercih ederdim. Yalnız olursun ama kaostan da uzak olursun çünkü Ejderhanın yanındayken rolün belli, muhasebecisin işte ama insanların yanında öyle mi! Tercüman, kriz yöneticisi veya günah keçisi olabilirsin. Zaten bayılırlar dedikoduya da suçlayacak birileri bulmaya da. Bu arada evet dedikodu ben de yapıyorum çünkü kendileri iyi ki varlar. Bir nevi terapi, dedikodu yaptığım için belki de uzak duruyorum kavgalardan, tartışmalardan. İçimdeki zehiri akıtınca çünkü rahatlıyorum biraz. Neyse kıssadan hisse iş arıyorum eğer etrafınızda muhasebeci arayan bir ejderha varsa nerede olduğumu biliyorsunuz 😎​😎​😎​😎​"
+karakutu
👍 30 ⭐ 5 05.06.2026

Venedik Taciri %60 VS %40 Kuru Gürültü

"Kuru Gürültü oyununda ilk hile Hero’yu görür görmez tutulan Claudio için Don Pedro’nun partide Claudio için Hero’ya kur yapması. Üvey kardeş Don John oyun boyunca ortalığı karıştırmak istediği için partide Claudio’ya don Pedro’nun Hero’yu kendisi için kur yaptığını söyler. Bir diğer hile ise don Pedro’dan çıkan iki huysuz ve evlilik karşıtı karakter Beatrice ve Benedick’i birbirlerine aşık etme planıdır. Üçünü hile ise tam evlilik arifesinde Hero’yu namussuz olarak gösterme düşüncesidir. Don John’un adamlarından biri – Borachio – Hero’nun hizmetçisi Margaret ile geceyi geçirirken Don Pedro ve Claudio’ya bunu izletir. Margaret hero’nun geceliğini giymiştir bu yüzden onu hero sanarlar. bu yüzdendir ki herkesin önünde Claudio Hero’yu rezil eder ve düğünü terk eder. son oyun ise, rahip'in bütün herkese Hero’nun adı temizlenene kadar öldüğünü söyleme düşüncesidir.

Oyun komedi olmasına rağmen trajik unsurlar içermektedir. bu da bilindiği üzere Shakespeare’in tiyatroya katkısıdır. Hero karakteri tam bir toplum kadınıdır, geleneksel, uyumlu, pasif, yumuşak başlıdır. Kendi adına alınan kararlara karşı çıkmaz ve toplum kurallarına uyar. Claudio herkesin önünde kendisini rezil etmesine rağmen oyun sonunda yine onunla evlenir. Toplumun suçlamalarından kurtulmak için bunu yapmak zorundadır. Kendi kaderini belirleme şansı yok, bu yüzden hero aslında oyunun mağdur karakteridir. Beatrice ise isyankar, kendi fikirlerini belirtebilen, kiminle evleneceğine kendi karar veren, akıllı ve açık sözlüdür. Hero’nun tam zıttı bir karakterdir.

Venedik Taciri okuduğum Shakespeare komedi oyunları arasında en eğlencelisi diyebilirim. Bu oyun insanların yahudiler üzerine sürekli genellemeler (stereotype) oluşturup onlara sorgulamadan inanıp o şekilde davranmaları, bu doğrultuda düşünceleri ve ifadeleriyle doludur. Bunlardan en önemlisi Shylock’un isminin değil de onun yerine diniyle anılması : ‘jew.’ jew kelimesi oyunda 58 kez geçerken, jewish 14, hebrew da 2 kez geçer.

İnsanlar Shylock'u sürekli aşağılıyorlar ve çok kötü biri olduğundan bahsediyorlar. Olurda iyi bir söz söylerse bir Hristiyan gibi konuştu diye yorumda bulunuyorlar. Akla gelebilecek bütün kötü sıfatları onu tarif etmek için kullanıyorlar. Bütün bunları sebebi ise tabiki de din. Dini stereotypelar ve geçmişten kaynaklanan, değişmeyen genellemeler dolayısıyla bu şekilde ön yargılar ve düşünceler var. Yani diğer bi değişle şartlandırılmış önyargının kurbanı oluyor shylock. Shakeaspeare kendisi bile bu şekilde yaklaşıyor. ShylockUu paradan başka bi şey düşünmeyen kötü bir karakter olarak gösteriyor. Shylock’un kızı Jessica evden kaçınca, paralarım diye ağlıyor mesela shylock. hala tartışılan ise Shakespeare'in amacının insanların bu önyargılarını gösterip onlarla dalga geçmek mi, yoksa kendisinin de tipik önyargılı ingiliz olduğu mudur? Tabii ki bu soru da Shakeaspeare'in hayatındaki sırlardan biri olarak edebiyat gündemini sürekli meşgul etmekte.

"
+Literature Queen
👍 30 ⭐ 5 20.05.2026

Kelebeğin Rüyası %57 VS %43 Parlak Yıldız (Bright Star)

"Kelebeğin Rüyası, birçoğumuzun ismini daha önce duymadığımız iki şairin hayat hikayesini anlatan etkileyici bir filmdir. II. Dünya Savaşı yıllarında Zonguldak'ta yaşayan Şükrü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, şiirlerinin dergilerde yayınlanma hayalleri kuran iki genç şairdir. Ne yazık ki ikisi de veremlidir ve bu hastalık yüzünden zor günler geçirmektedir. Şükrü Onur 22 yaşında ve Muzaffer Tayyip Uslu 24 yaşında hayatını kaybetmiştir. Bu film olmasaydı bu iki şairi tanıma fırsatım olmayacaktı.

Parlak Yıldız (Bright Star) ise İngiliz Edebiyatı'nın önemli şairlerinden John Keats'in hayat hikayesini anlatmaktadır. Komşusu Fanny Brawne ile yaşadığı aşkı şiirlerine döken Keats, "Parlak Yıldız" isimli şiiriyle adından daha sonraki yıllarda oldukça söz ettirmiştir. Keats, 25 yaşında veremden hayatını kaybettikten sonra Fanny Brawne hiç evlenmemiş ve sevgilisinin hatırasıyla hayatına devam etmiştir. Keats, erken yaşta vefat etmesine rağmen, birçok eser bırakmış ve değeri öldükten sonra anlaşılan şairler arasına katılmıştır."
+Er35
👍 30 ⭐ 5 16.05.2026

Kim Korkar Virginia Woolf'tan? %38 VS %62 Bebek Evi

"İkisi de çok çarpıcı ve etkileyici oyunlardır. Hem okuyun, hem izleyin. Filmleri de mevcut.

Edward Albee’nin Who’s Afraid of Virginia Woolf adlı oyununda okuyucular karakterlerin meslekleri ve yaşları hakkında bilgi sahibidir. Ancak bu oyunlar absürt tiyatroya ait oldukları için okuyucular yalnızca o anda gerçekleşen olayları takip ederler. Oyunlar boyunca görülebileceği gibi, karakterler arasında iletişim problemlerine yol açan pek çok tekrar bulunmaktadır. Oyunlardaki parçalanmış dil, karakterleri okuyuculara gülünç gösterir ki bu da yazarın amaçlarından biridir. Oyun yazarları bu bozuk dili bilinçli olarak kullanırlar.

Kolaylıkla görülebileceği üzere, Who’s Afraid of Virginia Woolf oyununda George, Nick ile konuşurken onun işi hakkında söylediklerini dinlemek istemez. George bunun yerine hoşlanmadığı işlerden bahseder; bu durum temelde karakterler arasındaki iletişim eksikliğini gösterir. The American Dream oyununda ise çok sayıda bozuk dil kullanımına rastlanır. Özellikle Daddy’nin anlama problemi varmış gibi görünür; sürekli cümleleri tekrar eder ve konuştukları şeyleri unutur. Bu nedenle oyunda pek çok tekrar bulunmaktadır.

Mekân da oyunda önemli bir unsurdur. Oyunlarda mekân tasvirleri çok fazla değildir. Realist oyunlardaki gibi okuyucular mekân hakkında ayrıntılı bilgi edinemezler. Örneğin mobilyalar, odaların betimlenmesi gibi ayrıntılar verilmez. Oyunlarda asıl önemli unsur karakterizasyondur. Görüldüğü gibi her şey oldukça minimaldir. Oyunlardaki karakter sayısı da oldukça azdır. The American Dream oyununda, Mrs. Barker dışında hiçbir karakterin gerçek adı bile yoktur. Diğer tüm karakterler Mommy, Daddy, Grandma ve Youngman olarak adlandırılır.
Who’s Afraid of Virginia Woolf temelde evlilik kurumunu eleştiriyor gibi görünen bir oyundur. George ve Martha sürekli birbirlerine hakaret ederler. Karı-kocadan çok düşman gibidirler. Birbirlerine karşı saygıları yokmuş gibi görünür. İnsanların gözünde birbirlerinin itibarını düşürmeye çalışırlar. Nick ve Honey evlerine geldiğinde bile birbirlerine hakaret etmeyi sürdürürler. Martha, kocasına onu kusturduğunu söyler; George ise Martha’nın alkolik olduğunu söyleyerek ona hakaret eder. Oyun boyunca birbirlerine yönelttikleri hakaretler, sanki birbirlerinden nefret ediyorlarmış izlenimi yaratır. Evliliğin önemini önemsemedikleri açıkça görülür; çünkü Martha’nın Nick ile bir ilişkisi vardır ve George buna izin verir.

Henrik Ibsen’in Bebek Evi oyunundaki Nora Helmer kocasından habersiz bir iş çevirmiştir, bu da o zamanların ölümcül bir suçudur. Maddi durumları kötü ve kocası Torvald kötü bir hastalığa yakalanmıştır. İyileşmesi için güneye gitmeleri gerekir. Nora'da kanunsuz yollardan kocasının hayatını kurtarmak için borç alır. (Krogstad) ama kocasına yalan söyler; paranın babasından geldiğini söyler.
-Evlilikleri dışarıdan sorunsuz mutlu gözükse de içinde yalana dayalı ve nora açısından sıkıntılı bir evliliktir.
-Nora’nın bu yalanını Torvald, Krogstad’ın mektubuyla öğrenir. Gösterdiği tepki Nora’yı hayal kırıklığına uğratır. Torvald karısının yapmış olduğu fedakârlığı hiç önemsemeden kendi ününü ve toplumun söyleyeceği sözleri önemser. Ona çok kötü davranıp sürekli bağırıp çağırır. Bu yüzden nora için bir sürü kötü laf söyler: hypocrite, criminal. Çocukları için ise "i dare not trust them to you" der.
-Krogstad’dan ikinci bir mektup geldiğinde ise tamamen döner ve Nora’yı affettiğini tekrarlayıp durur. Hatta hala ona çocuk gibi konuşup “helples darling” gibi laflar söyler. Nora ise Torvald’a konuşmaları gerektiğini söyler. Şimdiye kadar hiç ciddi bir konuşma yapmadıklarını farkına varan nora bunu kocasına söyler, bu Nora’nın aydınlanmasıdır. Nora her şeyin farkına varır. Daha önce babasının evlendikten sonra ise kocasının oyuncağı olduğunu söyler. Nora oyunun sonunda evini terk eder çünkü tamamen hayal kırıklığına uğramıştır. Bir mucize bekler fakat gerçekleşmez. Bunu torvald’a da söyler. Torvald'dan beklediği tepkinin "publish the thib to the whole world." olduğunu söyler fakat bu gerçekleşmez. Nora her şeyi inkar ederek evini terk eder: din, ahlak, ve erkek egemen toplum.

Önemli semboller:

• En başında Doll’un sembolik bir anlamı vardır. Doll Nora’yı, evi ise, sanki kocasıyla beraber karı koca oyunu oynuyorlarmış gibi çocuk oyununu sembol eder. has a symbolic meaning.
• Kış: oyunun ironik sembolüdür. Kış aslında bir araya gelmektir ama bir yandan da ölümü sembol eder. oyunda hem duygusal bir ölüm ve bir evliliğin ölüşü vardır. Fakat ayrıca nora’nın kendisini keşfetmesi için yeniden doğuşu vardır.
• Christmas tree: ağaç hayattır ama onların ilişkileri çürüyor. Ayrıca oyunun halini sembol ediyor.
• Italy – nora’nın hayatındaki yanlış imajı sembol ediyor.
• Doctor’s black card: ölüm
• Black hat and black cross: yine ölüm.
• Nora’nın parti elbisesi: Nora bu elbiseyi Torvald istediği için giyiyor. Yani Nora kitapta sadece Torvald için çekiciliği, güzelliği simgeliyor. Zeka açısından önemli değil.
• Little squirrel/skylark/songbird: Kuşlar kafeslerde yaşar, Nora’da Torvald’ın evinde onun kuralları ve egemenliği altında kafeste gibi yaşıyor. Ayrıca Nora’ya çocuk gibi davranmasını sembol ediyor.
• Light: act 2: maid enters with lamp, puts it down on the table, and goes out, veya yanan mumlar, ayrıca act 3 nora’nın doktor rank’e kibrik tutması nora’nın aydınlanmasını simgeliyor.
• Macaroons – Nora’nın kocasını aldatmasını (ondan habersiz para alması durumunu) sembol ediyor.
• New year's day: normal ve geleneksel olarak yeni bir başlangıcı simgeler. Nora’nın yeni bir hayata başlaması.
• Letter box and letter: Nora’nın kötü sonu için bir tuzak olmasını sembol ediyor."
+Literature Queen
👍 29 ⭐ 5 22.05.2026

Oidipus Kompleksi %65 VS %35 Elektra Kompleksi

"Oedipus kompleksi, Freud’a göre çocuğun 3–6 yaş arasında yaşadığı bir psikolojik durumdur. Erkek çocuklarının anneye olan aşırı sevgisi ve babayı rakip olara görme durumudur. Electra kompleksi, Carl Jung tarafından geliştirilmiş ve özellikle kız çocukları için kullanılan bir kavramdır. Kız çocuklarının anneyi rakip olarak görmesi ve babaya karşı duydukları aşırı sevgi & bağlılıktır.

Oedipus kaderinden kaçmak istedi fakat Yunan mitolojisi inanılmaz kaderci bir anlayışa sahiptir: Kaderinden asla kaçamazsın. Bu yüzden de kaderinden kaçtığını sanarken kaderin tam olarak kucağına düşer ve babasını öldürerek, annesi ile evlenir fakat biçare Oedipus aslında annesi ile evlendiğinin farkında değildir. Electra ise babası sadece Agamemnon’nun intikamını almak ister. Yüce savaşçı korkusuz Agamemnon yıllar süren savaş sonrası evine dönmüş ve bir suikaste kurban gitmiştir. Freud ve öğrencisi Jung anneye ve babaya aşırı düşkünlüğü anlatmak için mitolojide var olan bu iki önemli karakteri temel alır fakat ne Oedipus’da gerçekten Oedipus kompleks vardır ne de Electra'dan Elektra kompleks. Bu kompleksler yok demiyorum, sadece isimlerinin alındığı mitolojik karakterlerin hikayesine minicik değinmek istedim.

Bizim toplumumuzda en çok erkek çocuk ve anne ilişkisini hastalıklı buluyorum. Kaçıncı yüzyılda yaşarsak yaşayalım kadınlarımız hala çok baskıcı bir ortamda var olmaya çalışıyorlar. Erkekler her türlü daha özgür, kadınlar ise çoğunlukla ev işi ve çocuk yetiştirme telaşında. Eşinden yeteri kadar ilgi ve sevgi görmeyen kadınlar bu ilgi ve sevgiyi erkek evlatlarından görmek istiyorlar. Zaten çoğu ekonomik özgürlüğü olmadığı için, ne olursa olsun evliliğini sürdürmek zorunda kalıyor. Annesinin annesi olduğunu kabul edemeyen Oedipuslarımız ise evlendikleri zaman anne ve eş arasındaki ayrımı yapamıyor, denge kuramıyor, annesi ile sağlıklı bir ilişkisi olmadığı için eşiyle de sağlıklı bir ilişkisi olamıyor. Kıssadan hisse belli bir oran veremem fakat bu tarz konuların hala bu zamanda yüzde 5 bile olsa var olması, konuşuluyor ve yazılıyor olması çok tiksindirici ki oranın çok çok daha fazla olduğundan eminim."
dramacreator
👍 29 ⭐ 5 16.05.2026

Gitmek %69 VS %31 Kalmak

"Bence gitmek her bakımdan daha zordur. Sadece sevdiklerinden değil ki sevdiğin mekanlardan, anılarından belki doğduğun şehirden, evinden yani seni sen yapan her şeyden gitmektir. Nereye gideceğini, neyle karşılaşacağını, neler yaşayacağını, ne tür insanlarla tanışacağını bilememektir. Bence bu çok büyük bir belirsizlik ve çaresizliktir. Kalmak da zordur elbette. Gidenin arkasından bakakalmak, gitme diyememek, o giderken içinden bir şeylerin kopması, yüreğinin sızlaması gibi durumlar yaşanır. Zaman geçtikçe bu sızı azalır. Rutinine dönersin. Ara sıra düşünüp hatırlayıp üzülürsün. Ama yine de sevdiğin yerdesin, sevdiklerinin yanındasın, anıların hala yaşıyor ve en önemlisi kaldığın yerden devam edebiliyorsun. Bi de gideni düşününce onun bunların hiçbirini yaşamadığını acı bir şekilde anlarsın. Giden gitmiştir artık ve giderken ondan hiçbir eser kalmamıştır. Ben de küçükken İstanbul'dan temelli ayrılırken artık o küçük kız çocuğu olmadığımı anlamıştım ve bilinmez bir yere giderken, sevdiğim her şeyi ardımda bırakırken ben diye bir şey kalmamıştı. Keşke bilselerdi..."
+Cimbomino
👍 29 ⭐ 5 14.05.2026

Platon %43 VS %57 Aristotales

"Platon hocası Sokrates'e o kadar hayrandı ki hiç sözünden çıkmadı dense abartı olmaz. Birkaç tane edebi eser yazmasına rağmen hocasının ricasıyla hiç düşünmeden yırtıp atmıştır. Sokrates'i kaybettikten sonra fikirlerinin yok olmasını istemediği için kaleme almıştır. Aslında yazı fikirlerin kopyası, orijinali olmadığı için Sokrates'in karşı olduğu bir düşünceydi. Aristotales ise daha mantık çerçevesinde bir felsefe geliştirmiştir. Ona hocanı sevmiyor musun, neden onun yolundan gitmiyorsun diye sorduklarında ise, verdiği cevap şöyleydi: "Hocamı severim ama gerçeği daha çok severim" (Latince: Amicus Plato, sed magis amica Veritas)."
look skywalker
👍 29 ⭐ 5 13.05.2026

İstemem Ayrılık Boynumu Büksün %50 VS %50 Güle Güle Yavrum

"Çok eğlendim açarken. Saçmaladım da biraz :P
Öfkeyle kalkan zararla oturur. İnsan sinirliyken herkesi yakıp yıkmak istiyor ama öfke geçince kızdığın & kırıldığın insanı özlemeye başlıyorsun. Pişmanlık duyuyorsun. Birine çok mu kızdın? Biraz zaman ver kendine. İletişime geçme, bekle biraz soğusun olay. Sonra üzülen sen olursun benden söylemesi :)

Kilolarla olan birlikteliğimiz de çok uzadı. Öyle ki yani hakem bir türlü son düdüğü çalmıyor. Ne yapsam bilemedim Trump'u arasam kilolarıma bi gözdağı falan verse. Neyse ben bunu bi düşüneyim.

Deprem konusu çok ciddi çok. Onunla şaka yapmaya gelmez. İstanbul için söylüyorum umarım uzmanlar yanılmıyordur en son 23 Nisan 2025 yılında olan deprem biraz diğer büyük depremin şiddetini olumlu anlamda etkilemiştir.

İç huzurum ne olursun beni terk etme. Gerçekten çok üzülüyorum. Biraz da bana bağlı farkındayım ama sen de sıkı tutun olur mu?

Kitaplarımı veremem, vallahi de veremem billahi de. Öyle ki birkaç kez verdim geri gelmedi yerine yenilerini aldım. O kadar hasta derecesinde kitap seviyorum. Okumadığım çok kitabım var ama olsun onlar beni bekliyorlar ben de sayfalarını çevireceğim günleri dört gözle 😍

Dostum ben bir canlının asla sorumluluğunu alamam. Çiçek bile bakamıyorum ben. Solunca çok üzülüyorum. Neyse düşünmeyeceğim yoksa geriliyorum :P

E neyse benden bu kadar başka merak ettiğiniz bir şey varsa, buradayım :P

Bütün negatiflik ve toksikliklere güle güle yavrum diyorum. Ve bütün güzelliklere, huzura, mutluluğa, başarıya ve paraya biz ayrılamayız bak istemem ayrılık boynumu büksün diyorum 😆🤭"
angelica
👍 28 ⭐ 4 09.07.2026

Huzur Kaçırır %71 VS %29 Hiç takmam

"Küçük ama moral bozan şeyler diyeceğim ama bazıları gerçekten çok rahatsız edici. İşe gidiyorsun yanından son sürat bir araba geçiyor ve mahvediyor üstünü başını. Sövgüyü fazlasıyla hak ediyor arkadaş.

Sivrisinek vızıltısı çok yorgunsan başta bi takmazsan belki sonra baktın uyuyamayacaksın eğer ilaç da yoksa başlar odanın içinde bir savaş. Bir keresinde bi arkadaşım bende kalıyordu ve 11 tane öldürmeme rağmen bir iki tanesi kalmış olacak ki bi güzel yemişlerdi bizi.

Damlayan musluk her türlü Çin işkencesi gibi. Bir de evde kiracısın ve çıktın çıkacaksın evden ama günler geçmek bilmez.

Ayakkabına taş girmesi anlık canını acıtabilir ama hadi buna gerçekten hiç takmam diyeceğim çünkü yol ortasında da olsa o taşı çıkarır öyle devam edebilirim.

Metrolarda internet çekmiyor hiç işte o zaman hayat gerçekten çekilmez oluyor :( Kesilmesine hiç değinmiyorum bile artık kölesi olmuşuz internetsiz hayat çok renksiz.

Pot kırmak çok can sıkıcı oluyor. İnsan günlerce "Keşke öyle demeseydim." diye düşünebiliyor.

Üzerime bi şey döküldüğünde gerçekten önemsemiyorum o kadar çözümsüz bi şey değil. O gün her türlü bitecek, seni gören kişi kıyafeti öyle giymediğini anlıyordur herhalde. Anlamıyorsa da sorun sende değil ondandır bence :)

En garip sosyal paniklerden biri adını bilmediğin biriyle karşılamak ve maalesef başıma çok sık geliyor. Bazılarının adını hiç hatırlayamadan vedalaşıyorum.

Kulaklığın tek tarafı çalışıyorsa eğer o kulaklık benim için artık çöptür. Hayatta öyle dinleyemem bi şeyler. Beklediğin süre kadar hayal kırıklığı da büyüyor. Açlığın getirdiği gerginlik tavan yapmış. Biraz daha bekleyeceksin artık yapacak bi şey yok :)"
+karakutu
👍 28 ⭐ 4 02.07.2026

Virginia Woolf %53 VS %47 Sylvia Plath

"Sylvia Plath Amerikan Edebiyat tarihinin en önemli şairlerinden biridir. Onun şiirilerini anlamak için hayatını mutlaka bilmek gerekir çünkü Plath bizzat kendi hayatını anlatan itiraf şiirleri yazar. Bir diğer değişle şiirleri hayatının yansımasıdır. Plath hayatı boyunca problemli bir psikolojiyle yaşamıştır. Bu da onu intihar eğilimli bir insan haline getirmiştir. Bu manik depresif halleri Plath’ın babası Otto Plath’ın ölmesiyle başlar. Daha 10 yaşında iken intihar eder. 21 yaşında iken tekrardan intihar eder fakat 3 gün geçmesine rağmen ölmez ve sonra annesi tarafından bulunur. İşte bu Plath’ın hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Aslında öldüğüne ve tekrardan hayata geldiğine inanır. Bu yüzden intihar etmek ve ölmemek şiirlerini çok etkilemiştir. 23 yaşında iken Amerikan Edebiyatı için önemli olan bir diğer şair Ted Hughes ile tanışır ve birbirlerine aşık olan bu iki şair evlenirler. Fakat Plath’ın kötü psikolojisi onu takip etmeye devam eder. Yazmayı çok seven Plath evliliği yüzünden üretemez hale gelir. Bir diğer sebebi ise Hughes’ın onu aldatmasıdır. Son bir defa daha intihar eder ve bu sefer ölür. Hayatının mutsuz ve depresif olmasından dolayı şiirleri ölüm sembolleriyle doludur. Geçmişi şiirlerinin ana temasıdır ve karamsarlıklarla doludur.

‘Lady Lazarus’ bu şiirlerine en güzel örneklerden biridir. Bu şiir insana okuduğunda Plath’ın 30 yıllık yaşam öyküsünün özetini verir gibi. Şiir: “I have done it again. One year in every ten I manage it” (1-3) mısralarıyla başlar. Her 10 yılda bir intihar ettiğini söyler. Hem geçmişi anlatırken bir yandan da gelecekte yapacaklarının sinyalini verir çünkü Plath bu şiiri yazdığında henüz 2 kez intihar etmişti. Daha sonra ilk seferki intiharının kazara olduğunu ama ikincisinin bilinçli olarak yapıldığından bahseder. Bana göre Plath gerçekten ölmek istemez. Bu konuda yazmak onun çok hoşuna gidiyor çünkü sahip olduğu tek güç intihar etmek. Ayrıca bilindiği gibi son intiharında bakıcı zamanında gelseydi Plath yine ölmeyecekti çünkü: “bu numarayı ara” diyerek doktorun numarasını bırakır. Plath son intiharında da yeniden hayata gelmeyi umut etmişti. Lazarus Jesus sayesinde yeniden hayata gelmiş olan incilden bir karakterdir. Kendisinin de onun gibi tekrardan hayata geleceğine, dokuz canlı olduğuna inanır fakat bunu son denemesinde başaramaz. Şiirde de bunu yazarak bu fikrimin doğru olduğunu gösteriyor, “Dying, is an art, / like everything else, I do it exceptionally well.” (43-45).

Şiirde ayrıca babasının Nazi kimliğini kullanırken kocasından da düşman olarak bahseder.

“Out of the ash / I rise with my red hair / And I eat men like air.” (79-81)
(küllerin arasından dogrulurum / kızıl saçlarımla / ve çıtır çıtır adam yerim.)
Sonuç olarak tek bir cümle ile özetlemek gerekirse, Plath’ın amacı ölmeyi değil ölememeyi başarmaktır. Parçalanmış kimliği şiirde kolaylıkla görülüyor. Kimliğinin yanında şiirde her şey kırılmıştır.

Dady, Morning Song, Blackberring’de Plat’ın karamsar ve karanlık şiirlerine örneklerdir.


Diğer bir yandan Virginia Woolf hep depresif ve bohem bir hayat yaşamıştır. Ayrıca kendisi daima çok yalnız hissederdi. Bu iki kadın yazar yazı stilleri ve sonları dolayısıyla çok fazla karşılaştırılır. Ve bu da Woolf'un intihar etmeden önce eşine bıraktığı nottur:

Leonard Woolf'a, 18 Mart 1941

Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumdan eminim. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım, hiçbir şeye odaklanamıyorum. Bu yüzden yapabileceğimin en iyisi olduğunu düşündüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana verilebilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim her şeyim oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım, ben olmazsam rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu bile düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Söylemek istediğim şu ki, yaşadığım her mutluluğu sana borçluyum. Bana hep sabır gösterdin, çok iyi davrandın. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Bir tek senin iyiliğinden eminim, onun dışında her şey terk etti beni. Hayatını mahvetmeye devam edemem. Birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."
+Literature Queen
👍 28 ⭐ 5 19.06.2026

Başrol sendromu %50 VS %50 Gerçeklik

"Herkes kendi hayatının başrolüdür tabii ki de fakat birçoklarının farkına varması gereken bir durum var: Dünya kimsenin etrafında dönmüyor. Çoğu insan kendisini dünyanın merkezinde sanıyor. Bu yüzden en önemli, en özel hatta en vazgeçilmez de O. Bir insanın başka insanlar tarafından sevilmesi ve değer görmesi kıymetlidir elbette. İşini iyi yapması, titiz ve sorumluluk sahibi olması da öyle. Fakat sen olmazsan da bir şeyler olmaya devam eder. Belki senin yaptığın gibi olmaz ama yine de olur :) Herkes SADECE kendi hikayesinin başrolü. Biz olmasak da hayat bir şekilde devam edecektir. Herkes bizi izlemiyor, bize bayılmıyor ya da herkes için özel ve önemli değiliz.

Bazı insanlar kalabalıklara bayılır. İlgi odağı olmaya ve birçok kişi tarafından aranılıp sorulmaya, hep bir yerlere davet edilmeye vb. Fakat zaman geçtikçe bazı insanlar hala hayatını böyle devam ettirirken bazı insanlar da aslında hayatı ne kadar kalabalıksa o kadar özgürlüğüne bir darbe olduğunu fark eder. Çok insan çok beklenti demektir aynı zamanda. O yüzdendir ki zaman zaman çok fazla kez şöyle bir dilek geçirdim içimden: “Sabah uyansam ve keşke herkes varlığımı unutmuş olsa.” Ütopik bir dilek ama dileğim ütopik olsa da kendi içime çekilmem ütopik olmadı. Bu da bana huzur getirdi. Kısacası az ama öz olmalı insanın hayatındakiler. Her şey kararında güzel. Herkese yetemeyiz ve aslında hiç kimsenin hayatında da başrol değiliz sadece yan rollerdeyiz, hatta figüranız :)"
+karakutu
👍 28 ⭐ 5 16.06.2026

Jean Baudrillard %56 VS %44 Jacques Derrida

"Öncelikle Jean Baudrillard’ın Simulacra and Simulations kitabı özellikle The Matrix ile anılır. Filmde Neo’nun sakladığı kitabın adı doğrudan Simulacra and Simulation’dır. Matrix’in “gördüğün dünya gerçek olmayabilir” fikri Baudrillard’dan esinlenmiştir; fakat Baudrillard filmin kendi düşüncesini tam temsil etmediğini söylemiştir. Baudrillard felsefe, postmodern teori, sosyoloji ve post-yapısalcılık alanlarının önemli kuramcılarından biri olarak kabul edilir. Fransız bir filozof olan Baudrillard, kitle kültürü ve medyanın insanlar üzerindeki etkileriyle yakından ilgilenmiştir. Simülasyon kuramı, onun en ünlü teorisidir ve dünyayı ile gerçekliği sorgulamayı amaçlar. Simulacra and Simulation adlı eserinde Baudrillard; medya, insanlık durumu, terörizm, ekonomi gibi birçok açıdan gerçeklik meselesini tartışır. Baudrillard, yaşadıkları dünyanın mutlak bir gerçeğe sahip olduğuna inanan insanlara dünyayı alışılmadık ve tuhaf göstermeyi amaçlar. Görüldüğü üzere bu teori, gerçeklik sorununu ortaya koyar; neyin gerçek, neyin kurgu olduğunu sorgular. Günümüz dünyasında kurgu ile gerçekliği birbirinden ayırmak oldukça zordur. Medya sürekli olarak insanlar için imgeler üretir ve bu imgeler çoğunlukla gerçek olarak kabul edilir.

Baudrillard’ın yazılarında belirttiği gibi, gerçek şeylerin temsilleri insanlar için bazen gerçekliğin kendisinden bile daha gerçek hâle gelir. Bir post-yapısalcı olarak Baudrillard, temelde dünyada mutlak bir gerçeklik bulunmadığı ve insanların birtakım şeylere inanmaya yönlendirildiği düşüncesini destekler. Ona göre her şey “hipergerçek”tir; yani gerçeklik insanlara gösterilen bir şeydir. Gerçeklik insanlar için üretilir ve şeylerin taklit edilmesiyle oluşturulur. Konuyu derinlemesine incelemeye başlamadan önce post-yapısalcılık hakkında biraz bilgi sahibi olmak gerekir. Post-yapısalcılık teorisi temelde gerçekliği sorgular. Onun temel özelliği, gerçekliğin temsilini sürekli sorgulaması ve ona kuşkuyla yaklaşmasıdır. Post-yapısalcılar, dünyada mutlak bir gerçeklik bulunmadığı görüşünü savunurlar. Bu nedenle temsiller doğrudan gerçek olarak kabul edilmez. Ancak Baudrillard’ın da vurguladığı gibi, günümüz dünyasında temsiller gerçekliğin kendisinden bile daha önemli hâle gelmiştir. İnsanlar, bu temsillere sorgulamadan daha fazla önem vermeye başlamıştır. Post-yapısalcılığın ikinci önemli ilkesi, dile mutlak bir önem atfetmemesidir; felsefe, dilden daha merkezi bir konuma sahiptir. Şüphecilik (skepticism) de post-yapısalcılığın temel fikirlerinden biridir. Post-yapısalcılık genellemeleri önemseyen ve bilimsel yaklaşımları dikkate alan bir düşünce biçimidir. Öznellik (subjectivity) de bu yaklaşımda önemli bir yer tutar. Kısacası, post-yapısalcılığın şüphecilik anlayışı nedeniyle Baudrillard simülasyon teorisini geliştirmiştir denebilir. Onun dünyanın gerçekliği konusundaki şüpheciliği, hepimizin içinde yaşadığı çağı adlandırmasına yol açmıştır.

1960’larda Fransız filozof Jacques Derrida tarafından geliştirilen yapısöküm (deconstruction), felsefe ve edebiyatla ilişkili bir yaklaşımdır. Bu teori, metinleri analiz ederek içerdikleri anlamları sorgulamayı amaçlar; çünkü anlam kişiden kişiye farklılık gösterebilir ve okurlar okuma sürecinde aynı imgeleri ya da duyguları paylaşmayabilirler. Derrida der ki, dil aslında düşündüğümüz kadar net değildir ve anlam kelimelerin başka kelimeler ile anlam kurmasından dolayı sürekli değişir. Derrida hakkında daha çok yazmak isterdim ama çok fazla hatırlayamadım…Bir ara vakit ayırıp okumak lazım.

Kısacası Jean Baudrillard teorisi popüler kültür ve sinema analizlerinde daha çok kullanılır. Anlam sabit değildir fikri ile özdeşleşen Jacques Derrida ise okuma ve edebiyat teorisine daha fazla etki etmiştir. Dil düşündüğümüz kadar net değildir; kelimeler anlamlarını başka kelimelerle kurar ve bu yüzden anlam sürekli ertelenir, kayar ve değişir."
+Literature Queen
👍 28 ⭐ 5 22.05.2026

Oedipus %64 VS %36 Medea

"Yunan Mitolojisinde kaderinden asla kaçamazsın temasının işlendiği oyundur. Oedipus’un gerçek annesi ve babası Jocasta ve Laius’dur bilindiği üzere. Apollo (kehanet tanrısı) der ki bu anne babaya: “Sizin oğlunuz babasını öldürecek ve annesi ile evlenecek.” Bu durumda ne yapsınlar bizi Oedipus’u öldürsün diye bir çobana emanet ederler. Başka bir çoban dağda onu bulur ve Polybus’a götürür. Bu arada bulunduğunda ayakları şiş olduğu için bu adı alır; Oedipus mana olarak şiş ayak demektir. Çocukları olmayan bir kral ve kraliçe tarafından büyütülür. Bir gün Oedipus gereği öğrenir ve üvey babasını öldüreceğini ve üvey annesi ile evleneceğini sanar ve kaçar. Zavallı nereden bilsin yolda babasını öldüreceğini ve hiç kimsenin bilmediği bilmeceyi bilerek kral olsun ve öz annesi ile evlensin. Yunan Mitolojisi hep tanrı ve tanrıçaları memnun etmek üzerine odaklı yazılmıştır. Her şey süper giderken tanrılar illa da intikam isterler. Önceki Kral Laius’u kim öldürdü bulunmasını isterler. İlla bir huzursuzluk çıkacaklar tabii ve Oedipus’un krallığında bu yüzden kıtlık hüküm sürmektedir. Neyse gizem yavaş yavaş çözülür ve Oedipus anlar ki aslında kaçtığını sandığı trajediyi yaşıyordur. Bütün sorumluluğu üzerine alır ve kendisini kör eder. Kendisi bütün sonuçlara katlanacak kadar cesur bir kraldır. Ayrıca Oedipus’da Freud’un bahsettiği gibi Oedipus kompleks yoktur çünkü o bile isteye evlenmedi annesi ile. Freud kendi arzularına kılıf uydurmak için bizim zavallı Oedipus’u kullanmıştır efendim. Son olarak Aristotle’a göre kahramanın düşüşü ne kadar sertse, o kadar trajik olur o oyun. Aristotle Oedipus the King oyununu çok sever ve Poetics (Poetika) adlı kitabında da sık sık değinir ve örnekler verir.

Euripides’in Medea’sı bilindiği üzere bir Yunan trajedisidir. Jakob’la evli olan Medea oyunun en önemli karakteridir. Jakob Medea’ı Creon’un prenses kızıyla aldatır, ayrıca onunla evlenmeye karar verir. Sadece bununla yetinmez Medea’yı yaşadığı topraklardan cadı olduğu gerekçesiyle sürülmesi için girişimlerde bulunur. Evlenmek istemesinin sebebi de prensesin sahip olduğu güç ve saygınlıktır. Medea'nın intikam duygusu o kadar büyüktür ki planlarını uygularken gözü hiçbir şeyi görmez. Belki de intiham duygusunun bu kadar güçlü olmasının sebebi Jakob’a duyduğu aşktır. Geçmişte babasını abisini öldürmüş olan Medea, onun uğruna yaşadığı toprakları terk etmiştir. Bu yüzden Jakob’ın onu artık istememesine dayanamaz. Kocasının kendi çektiğinden daha çok acı çekmesini ister ve intikamı almak, adaleti sağlamak için Jakob’un evleneceği kızı ve kendi çocuklarını öldürür. Tabi ki bunu yaparken Medea’nın hiç çelişkileri yok da değil. Çocuklarını öldürme konusunda çelişkiler yaşar, tam olarak bunu yapmak istediğinden emin değildir çünkü çocuklarını çok sevmektedir, fakat intikam alma istediği çocuklarına olan sevginin önüne geçer. Kararlılığı ve nefret duygusu kendi öz çocuklarını bile öldürmesine neden olur.
"
+Literature Queen
👍 28 ⭐ 5 16.05.2026

Herkül %64 VS %36 Beowulf

"Eski İngiliz edebiyatının en önemli bir destanıdır Beowulf.
Hikâyesi; Tanrı’ya dua etmeyi ve yedi ölümcül günahı konu alır: kıskançlık, açgözlülük, oburluk, öfke, şehvet, kibir ve gurur.
Beowulf sözlü edebiyatın önemli örneklerinden biridir ve Hristiyan sembolizmi içerir. İncil, Batı edebiyatı üzerinde büyük bir öneme sahiptir ve sanat, siyaset, mimari gibi birçok farklı kültürü de etkilemiştir.
Beowulf, İsa’ya benzer bir figür olarak görülür. Yardımsever ve naziktir. Kendini düşünmez; başkalarını düşünür ve onların sorunlarını çözmek ister.
Alçakgönüllü olmak evrensel bir değerdir.
Beowulf canavarların tam tersidir. O, gerçek bir Cermen kahramanıdır. Kimse ondan bir şey istemediği hâlde, hiçbir karşılık beklemeden insanlara yardım eder.
Destana baktığınızda birçok Hristiyan unsur bulabilirsiniz.
Beowulf eserinde Hristiyan unsurlar aslında baskın durumdadır.
Hristiyanlara göre Cain kötülüğü temsil eder. Canavarların da kötülüğü temsil ettiği düşünülür. Cain, olumsuz olan her şeyin simgesidir.

Herkül, Yunan mitolojisinin en ünlü kahramanlarından biridir. Zeus’un oğlu olduğu için yarı tanrı olarak kabul edilir. Olağanüstü gücüyle tanınır ve cesaretin sembolü hâline gelmiştir. Tanrılardan biri olan Prometheus insanlara Tanrılardan çalıp ateş verdiği için bir cezaya çarptırılır ve zincire vurulur. Her gün bir kartal gelip karaciğerini yer gider. Ve bu ceza sorunsuza dek sürecektir. Fakat Herkül onu kurtarır. Görevlerinden biri sırasında kartalı okla öldürür ve Prometheus’u zincirlerinden kurtarır."
+Literature Queen
👍 28 ⭐ 5 16.05.2026

Bridget Jones'un Günlüğü %57 VS %43 Miss Julie

"Bridget Jones’un Günlüğü romanı Helen Fielding tarafından 1996 yılında yayımlanmıştır. Kitabın filmi 2001 yılında vizyona girmiştir. Film IMDB’de 288bin kişi tarafından 6.8/10 şeklinde oylanmıştır.

Bridget Jones'ın, bu post-feminist kültürün bir ürünü olduğu iddia edilmektedir çünkü antifeminist bir romandır aslında. Bridget Jones, toplumda bekâr bir kadın olmanın zorluklarını yaşar çünkü etrafındaki insanların evlilik konusundaki baskısı altındadır. Otuz yaşını geçmiş olmasına rağmen hâlâ bekâr olması, onun kendisini toplumdan yabancılaşmış hissetmesine neden olur. Evlenmesi ve bir an önce çocuk sahibi olması gerektiğini düşünür ve bu şekilde düşünmeye zorlanır. Öte yandan, özgürleşmiş bir kadın olmaya çalışır. İlişki hayatını daha iyi hâle getirmek için bazı feminist kararlar alır. Ancak erkeklere dair iç sesi ve erkeklere duygusal olarak bağımlılığı, onun feminist yönünün önünde bir engel hâline gelir. Bir diğer engel ise elbette etrafındaki evli çiftlerdir. Annesi, annesinin arkadaşı Una ve diğerleri, erkek arkadaş edinmesi ve onunla bir an önce evlenmesi konusunda ona baskı yaparlar. Geleneksel bir kadın olarak ev içi yaşamını sürdürmesi beklenmektedir. Geleneksel bir kadın olmak ile özgürleşmiş bir kadın olmak arasında ikilem yaşar. Farklı fikirlere sahip farklı insanlar, Bridget’ın kendi kararlarını etkiler. Dolayısıyla toplum, diğer oyunlarda olduğu gibi Bridget için de bir engel oluşturur ve onun hayatını zorlaştırır.
Evlilik, çocuk, kozmopolit kültür (kendisine bir model gibi görünmesi gerektiğini düşünür; kilo vermeye çalışır ve aynanın karşısında çok fazla zaman geçirir), cinsellik (cinselliği tarafından yönlendirilir; örneğin yakışıklı bir erkeğe karşı koyamaz) ve ev işleri. Ev işleri evlilikle bağlantılıdır ancak bu farklı bir noktadır. Mükemmel yemekler yapmaya çalışır ama bunda çok başarısızdır. Başkaları tarafından sevilmek ve saygı görmek için mükemmel yemekler ve makarnalar hazırlaması gerektiğini düşünür. Böylece herkes, mükemmel olduğu için Bridget’e gitmek ister.
Bridget ve kadın arkadaşları feminizmin ideallerini savunmaya çalışsalar da, özellikle erkeklerle olan ilişkileri söz konusu olduğunda, arzu edilen hedeflere ulaşamazlar; bu da romana hicivsel (satirik) bir ton kazandırır. İdeallerindeki bu başarısızlıklar, hem Bridget'ın hem de kadın arkadaşlarının hayatlarında bir hayal kırıklığı ve düş kırıklığı duygusu yaratır.

Miss Julie kadın düşmanlığı ile tanınan İsveçli yazar August Strindberg'ün naturalism akımı ile 1888 yılında yazılmış oyunudur. 2014 yılında sinemaya da aktarılmıştır. IMDB puanı 6.6bin kişi tarafından 5.5/10 olarak oylanmıştır. Muhtemelen konuyu beğenmediği için insanlar puanı bu kadar düşük. Aslında oyunculuk harikadır. Ben hem oyunu okudum hem de filmi izledim.

Oyunun sadece 2 karakteri vardır: Julie, Jean and Christine. Miss Julie, Strindberg’ün kadın düşmanı (misojinist) karakterine bir örnek olarak gösterilebilir ve erkek hizmetkâr karakteri Jean, onun fikirlerinin temsilcisidir. Hatta Miss Julie'nin ön sözünde bile Strindberg, kadınlara yönelik güçlü hoşnutsuzluğunu ve nefretini açıkça ortaya koymaktadır.

Miss Julie asil bir adamın kızıdır. Bazı arzularını artık bastıramaz ve evin hizmetçisi Jean ile ilişkiye girer. O da aslında pek keyifli bir an olmaz onun için. Bekaretini kaybettiği gibi Jean’a karşı olan üstünlüğünü de kaybeder çünkü erkekler toplumda cinsiyetlerinden dolayı üstünlerdir özellikle de cinsellik konusunda. Oyunun sonunda Miss Julie kimsenin kendisini cezalandırmasına izin vermez. Strindberg kendince ona bu cezayı layık görmüş ve karakterini intihar ettirmiş. Onun gözü kadın düşmanlığından döndüğü için böyle bir son yazdı muhtemelen. Ne olacak zaten ha bi kadın fazla ha eksik. Fakat şunu gözardı etmiş: Miss Julie asil bir ailenin üyesiydi ve kendi kaderini kendisi belirledi. Kimsenin hakkında karar vermesine izin vermedi ve hayatına son verdi.

Hem Bridget Jones hem de Miss Julie toplumlarının kendilerinden beklentileri ile yüzleşirler ve bu durumla mücadele ederler. Bridget Jones’un Günlüğü romanında bu durum daha mizahi ve romantik durumla yansıtılırken, Miss Julie tam bir trajedi yaşar."
+Literature Queen
👍 27 ⭐ 5 11.07.2026

Tatil Yapmak %42 VS %58 Evde Dinlenmek

"Son 4 yıldır yaz tatillerini evde geçiriyorum. Tatil yapmak, denize girmek, yeni insanlar tanımak, anılara anı katmak falan hiçbiri bana çekici gelmiyor. Aksine istediğim saatte uyumak ve istediğim saatte kalkmak. Kendime, evime, sevdiklerime ve hobilerime istediğim kadar zaman ayırmak o kadar tadına doyulmaz geliyor ki anlatamam. Bazı insanlar gerçekten çok sevdikleri için mi yoksa tatile mutlaka gitmelisin baskısından mı gerçekten bilmiyorum ama kredi çekip falan gidiyorlar tatile. Ben bu kadar gamsız ve rahat olamıyorum. O tatil bana zülum olur, çile olur. Ben her an kara kara nası öderim bu krediyi, nası çıkarım eksilerden diye o tatili kendime zehir ederim. Ondan yapmıyorum böyle şeyler zaten :) yapanların da önemsediğini sanmıyorum, bi şekilde öderim aman bunu mu takacağım modunda devam ediyorlar. Ne diyeyim keyifli tatiller :)

Ne diyordum evde dinlenmek. Evet seviyorum bunu. Bence keyifli, huzurlu, hatta benim içi dört gözle beklenen evde dinlenmek seçeneğidir. 😍 Tatilin uzunsa bi süre gider gelirsin bi yerlere ama bütün tatili bi orada bi burada geçirip evin yolunu unutmak falan hiç bana göre değil.

Peki sizin tercihiniz hangisi? :)"
+Literature Queen
👍 27 ⭐ 4 10.07.2026

Fransa %57 VS %43 İsviçre

"🇫🇷 Fransa'da Görülmesi Gereken Yerler:
1-Eyfel Kulesi
2-Louvre Müzesi
3-Notre-Dame Katedrali
4-Şanzelize Caddesi
5-Zafer Takı
6-Versay Sarayı
7-Mont Saint-Michel
8-Nice (Fransız Rivierası)
9-Cannes
10-Strazburg
11-Lyon
12-Bordeaux
13-Verdon Kanyonu
14-Loire Vadisi Şatoları
15-Disneyland Paris

Fransa deyince akla ilk gelenlerden biridir Louvre Müzesi elbette. Bu müzede yine herkesin bildiği çok ama çok meşhur bir tablo bulunmakta: Mona Lisa. Onun karşısındaki Rönesans döneminin en şahane örneklerinden biri olan tablo “The Wedding at Cana” da en az Mona Lisa kadar değer görmeli ama insanlar müzeye daha çok Mona Lisa için gidiyorlar. Louvre’daki en büyük ölçülere (677 cm × 994 cm) sahip yağlı boya tablo, İsa’nın İncil’de geçen suyu şaraba dönüştürme sahnesini tasvir ediyor.

Neyse efendim Fransa deyince akla tabii ki Parfüm de gelir. Bu yüzden de listenin başında geliyor tabii ki. En popüler 10 hediyelik eşya:
1-Parfüm
2-Lüks çanta
3-Şarap
4-Peynir
5-Makaron
6-Çikolata
7-Eyfel Kulesi anahtarlığı/magneti
8-Lavanta sabunu
9-İpek eşarp
10-Fransız gurme ürünleri

🇨🇭 İsviçre'de Görülmesi Gereken Yerler

1-Matterhorn
2-Zermatt
3-Jungfraujoch
4-Lauterbrunnen Vadisi
5-Ren Şelalesi
6-Luzern
7-Kapell Köprüsü
8-Interlaken
9-Cenevre
10-Cenevre Gölü
11-Zürih
12-Bern
13-Aletsch Buzulu
14-Pilatus Dağı
15-Oeschinen Gölü

İsviçre’de tren yolculuğu özellikle çok keyifli çünkü doğan güzellikleri ile ünlü bir ülke. Sessiz, sakin ve huzurlu.

İsviçre'de Turistlerin En Çok Aldığı 10 Şey:

1-İsviçre çikolatası
2-İsviçre saatleri
3-İsviçre çakısı (Swiss Army Knife)
4-Peynir
5-İnek çanı (Cowbell)
6-Fondu seti
7-Alp bitkilerinden yapılan kozmetik ürünleri
8-Ahşap el işi ürünleri
9-Kar küresi
10-Magnet ve kartpostal"
bir garip yolcu
👍 27 ⭐ 4 05.07.2026

Aşk-ı Memnu %69 VS %31 Dudaktan Kalbe

"İkisi de edebi bir eserden uyarlanan 2000li yılların popüler dizileridir. Bu furya 2005'te yayınlanmaya başlayan Yaprak Dökümü ile başladı. 2007'de Dudaktan Kalbe ve 2008'de Aşk-ı Memnu ve daha niceleriyle devam etti. Adından en çok söz ettiren edebi eser uyarlamaları bu diziler olmuş ve tekrar bölümleriyle hala izlenmeye devam etmektedir.

Aşk-ı Memnu: Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eserinden uyarlanan bu dizi toplam 79 bölüm olup 2 sezon sürmüştür. Beren Saat'in unutulmaz Bihter karakteriyle hafızalara kazınmış ve hatta ölüm yıl dönümünde Bihter için lokma bile döktürenler olmuştur. Bihter ile Behlül'ün yasak aşkı yıllarca konuşulmuş, izleyiciler Bihter'e üzülürken Behlül'e oh olsun demişlerdir. Tekrar bölümleri reyting rekorları kıran dizi güncelliğini korumaktadır.

Dudaktan Kalbe: Reşat Nuri Güntekin'in unutulmaz eserinden uyarlanan bu dizi toplam 75 bölüm olup 2 sezon sürmüştür. Aslı Tandoğan'ın bebeksi ve masum yüzü Lamia karakteri için biçilmiş kaftandır. Lamia tertemiz ve saf aşkıyla müzisyen Hüseyin Kenan Gün'e aşıktır. Onun için o ulaşılmaz biridir. Hüseyin Kenan'ın dayısının evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlayan Lamia sevdiğine kavuşmuştur ve o artık ulaşılmaz değildir ama ne yazık ki Hüseyin Kenan onun gibi fakir biriyle değil de kendisi gibi zengin Çelik Prensesi lakaplı Cavidan Meriçoğlu ile evlenmiştir. Ama hala kalbinde Lamia'sı vardır. Bir gün gerçekten kavuşurlar ama H.Kenan Lamia'nın sevgisine layık olamayıp onu küçük görmeye başlar. Bu sırada H.Kenan'ın dayısının oğlu Cemil Paşazade de Lamia'yı sevmekte ve onun için çeşitli fedakarlıklara katlanmıştır. İki aşık arasında kalan Lamia sonunda doğru karar vererek kendisini olduğu gibi seven Cemil ile evlenmiştir. Bu evlilliğe daha fazla katlanamayan H.Kenan finalde intihar etmiştir.
Bu dizinin tekrarları Show Max kanalında devam etmekte ve dizi güncelliğini korumaktadır. Zamanında pek çoğumuz Lamia'nın yaşadığı sıkıntılara çok üzülmüştük ama mutlu sonla biten bu dizi, mutsuz sonla biten Aşk-ı Memnu kadar günümüzde konuşulmamaktadır."
+Cimbomino
👍 27 ⭐ 5 04.06.2026

Türkiye %57 VS %43 Japonya

"Üniversitede seçmeli ders olarak aldığım bir ders. Nacizane notlarımı paylaşayım, belki birilerinin işine yarar :)

Japon Tarihi ve Edebiyatı

- japonların nereden geldiği tam olarak bilinmiyor. japon toplumunda dikey bir sistem var. çocuklar ailelerine her zaman saygı göstermek zorundalar.
- japonlar için adalar çok önemli. 4 tane ana ada var. önemli adalardan bazıları: kyüshü, honshü, shikoku ve hokkidö, okinawa.
- japon dilinde 3 tane yazım sistemi var.
1- hiragana: syllable scripts; her ses bu system kullanılarak yazılıyor.
2- katakana: yabancı kelimeler için kullanılan yazım sistemi
3- kanji: orijinal olarak çin karakterlerinden oluşan her bir harfin bir anlama geldiği alfabe çeşidi.

- Kanbun: çin alfabe karakterlerinin japon seslerini tanımlanabilmesi için kullanımı.

8nci yüzyıl japonyası

heian'ların olduğu dönem:

aristokratik bir toplumun hakim olduğu dönemdir. anlamak çok zor çünkü çok farklı.
the imperial court/the emperor japon adalarını yöneten. kyto o zamanlar başkent.
kültürel ve dini güçleri var.
bu dönemde fujiwara ailesi var. emperor'ın bütün gücünü para ve kadınla ellerinde tutuyorlar.
heian japonyasında 4 çeşit aristokrat sınıf var.
imparator ve geniş ailesi

aristokratlar: sıralama aile statüsüne göre belirleniyor.

buddism ve shinto (native japanese religion) birbirine karışmış şekilde gidiyor.
rank çok önemli. sıralamanı ailenin önemine göre alıyorsun. sırf aristokratlar içinde 10 tane sıralama var. ve bu sıralama giyimlerinden, sahip olacakları arabaya, oturacakları eve, hatta dış kapılarının uzunluğuna kadar karar veriyor.

bu dönemde japonya da kişisel gizlilik denen bir şey yok. bu toplum çok katı kurallara sahip. the rule of taste kuralı var. good taste veya bad taste e göre her şey sıralanmış. good taste anlayışları da çok garip.

- beyaz diş çirkin, çıplaklıktan nefret ediyorlar, üst üste bir sürü kıyafet giyiyorlar, kadınlar 1 kere de 6 kimono giyiyor. doğru renkleri doğru zamanda giymek çok önemli. renkleri mevsim mevsim ayırmışlar.
- üniversite olmasına rağmen gitmeyi reddediyorlar fakat bi şekilde eğitimliler.
- parfüm onlar için inanılmaz derece de değerli ve sadece aristokratlar için çünkü çok pahalı. parfüm yarışmaları bile düzenliyorlar.
- bakirelik iki cins için de asla kabul görmeyen bir şey.
- birçok edebiyat eseri kadınlar tarafından yazılmış.
- onları en çok üzen şey ise geçicilik. mujo (impermenant; geçici) ve mono no aware (tatlı bir üzüntü) bunu çocuklar bile öğreniyor. yani hayatın bir sonunun olması onlara üzücü geliyor fakat yaşadıkları için de mutlular.
- edebiyattaki önemli mecazları:
- cherry blossoms, maple leaves, ölüm imageleri çok önemli.

Küçük hikayeler (koan)

- düşünmeye yardım ettiğini düşünüyorlar, bir şeylerin farkına varmaya ve ruhlarımızı uyandırmaya yaradığına inanıyorlar.
- mantıklı bir açıklaması olmuyor, zen-buddism meditasyonu kullanıyor.
- mistik panteizm(tüm tanrıcılık) her yerde ve her şeyde.
- metafizik sitemidir.

Budist inancı

- insanların evrenin bir parçası olduğuna inanıyorlar, sonsuz ve edebi olan bu evrenin kati varlıkları olduğunu düşünüyorlar.
- dünyada sadece geçici birer vücut olduklarını ve ölseler bile hala var olduklarına inanıyorlar
- endişeler, günaha teşvik, acı, sorun, hastalık, ölün, imrenmek
- karma: denge
- nirvana: cennet; sadece meditasyon yaparak ulaşıldığına inanıyorlar.
- satori: aydınlanmaya ermek
- buddism milattan önce 500'lerde hindistan'dan gelmiş.
- siddhartha gautama adında bir prens varmış. her şeyi varmış fakat hiç mutlu değilmiş. ailesini terk ediyor çünkü ölümden, hastalıktan ve yaşlanmaktan onu hiçbir şeyin koruyamayacağını anlamış. dindar insanlara gidip nasıl mutlu olunacağını sormuş. her hangi bir cevap bulamayınca meditasyon yapmaya karar vermiş. ve sonunda yükselmenin varlığını fark etmiş. meditasyon yapmayı bırakıp öğretmeye başlamış. bu budizm felsefesinin başlangıcıdır.

Ortaçağ Japonya'sı (Medieval Japan) 1190-1600

feodal sistem var. lord daimyo diye adlandırılmış. bu zamanda da dikey bir sınıftandırma vardır.
1- emperor neredeyse tanrı gibi. çok fazla dini özelliği var. kyto’da yaşıyor.
2- köylüler, çiftçiler - pirinç en önemli yiyecek kaynağı
3-daimyo
4 - sadık ve eğitimli askerler; samurai
5-caftsman
6-merchants
7-eta
para kazanmak çok önemli.
-samurai'nin daima yanında kılıç taşır ve istediği gibi köylüleri veya çiftçileri öldürme hakkına sahip.
-the shogun means magnificent barbarian conquring generalissimo: görkemli, barbar fetheden, başkomutan. ailenin lideridir.
-emperor bu görevi zorla veriyor.
-kendi ordularına sahipler.
-shogun ailede ve bölgede en önemli kişidir.

Early Modern Japonya 1600 - 1868

- bir çok sistemin olduğu bir dönemdir. bütün ülke de uygulanan kanun sistemi, politika sistemi, eğitim sistemi; halkın büyük çoğunluğu yazabiliyor ve okuyabiliyordu, ekonomik sistemi, popüler sanatlar vb.

1476-1599 Sengoku Jidai Period of Warring States

- 1338: ashikaga ailesi var. emperor'la hoyo'lardan kurtulmak için anlaşma yaparlar. shogun saraya girmiştir. emperor ashikaga'ları çok seviyor çünkü onlar zayıflar.
- daimyo günden güne gücünü arttırdı çünkü emperor ve ashikaga’lar diğerleriyle uğraşmakla çok meşguldük. - 1476
- 260 tane bağımsız şehir vardı ve bu 260 şehir arasında velayet tartışmaları da vardı. bu velayet tartışmalarından dolayı savaşlar oldu. 1476 ve 77 yılllarında onin savaşı oldu. savaşın sonunda şehirde hiçbir şey kalmadı. harikawa savaştan sonra da ashikaga ailesinden canlı kanlanları öldürdü.
- savaş sona erdi. toyotomi hideyoshi 1560-1595 geldi. shogun değildi ama en az onun kadar önemliydi. mevkisini ordu stratejisiyle edindi ve bazı daimyo'ları öldürdü.
- 1599'da sakigara yine velayet tartışmalarından dolayı oldu
- sakaku nun yaptığı ilk şey hıristiyan japonlardan kurtulmak. yahudiler tarafından hıristiyanlar doğrandı.
- sankin kotai: geçici olarak atanan - her iki yılda bir değişiyor. lords kanunlara uymak zorunda yoksa shogun orduyu üzerine salıyor."
+Literature Queen
👍 27 ⭐ 5 26.05.2026

Prestij %60 VS %40 Sihirbaz

"İkisi de aynı yıl gösterime girmiş sihirbazlık temalı filmler olmasına rağmen birinde aşk hakimken diğerinde rekabet ön plandadır. Bence bu yarışın galibi ise Prestijdir çünkü filmin olay örgüsünde hem geçmişten hem de şimdiki zamandan kesitler verilmiş, yönetmen Christopher Nolan adeta bir yapbozu tamamlamamızı beklemiştir. Finalinde ise şok edici detaylarla birlikte etkileyici bir kapanışa sahne oluyoruz. Aslında pek çok şey gözümüzün önündeyken "Siz kandırılmak istiyorsunuz, abrakadabra" repliğiyle tüylerimi diken diken etmiştir. Sihirbazda ise sevdiğine kavuşmaya çalışan bir aşığın yaptığı sihirbazlıkları izliyoruz ve filmin sonunda her şey önümüze sunuluyor. Birçoğunu zaten tahmin ediyoruz ve film klasik bir sonla bitiyor. Sanırım ben hazıra konmayı sevmiyorum. Film beni meraklandırmalı, düşündürmeli, heyecanlandırmalı ve finaliyle başımı ağrıtmalı. İşte bunu Prestij başardığı için Sihirbazdan çok daha üstün bir filmdir. Sihirbaz, Edward Norton'a şükretsin. O olmasaydı bu düelloyu bile hak etmezdi."
+Er35
👍 27 ⭐ 5 15.05.2026

Tekrarın mükemmelliği %74 VS %26 Rastgeleliğin güzelliği

"Rastgele ne zaman güzel olur; mesela beklenmedik gelen para, hediye vb fakat asıl tekrar mükemmel bir şey gerçekten. Daha genç olsaydım rastgele derdim belki bilemiyorum fakat rutinler çok kıymetli. Sevdiklerinizle geçirdiğiniz tekrarlanan zamanlar. Bazı kitapların tekrardan izlenmesi, bazı filmlerin yeniden görülmesi. Aynı şarkının 100 defa art arda çalması... Huzurlu uykunun tekrarı, her gün içilen kahve liste uzar gider. Kısacası arada bir rastgele güzel olabilir ama asıl mükemmel olan kesinlikle tekrarlar! :)"
look skywalker
👍 27 ⭐ 5 12.05.2026

Esaretin Bedeli %41 VS %59 Yeşil Yol

""Yoruldum patron! İnsanların insanlara saldırmasından, çocukların ömrünün kelebekten az olmasından, adaletin bozguna uğradığı bu dünyadan yoruldum!" John Coffey"
+Cimbomino
👍 27 ⭐ 5 10.05.2026

Ursula K. Le Guin %58 VS %42 Margaret Atwood

"Margaret Atwood'un çok önemli olduğunu düşündüğüm bir eserinden bahsetmek istiyorum: Penelopiad. Yunan Mitolojisindeki Odyssey'nin hikayesini, kültürel bir ikon olarak kabul edilen Penelope'yi problemli bir hale getirerek yeniden yazmış olduğu romandır, ayrıca drama oyunu olarak da yazılmıştır. Klasik hikayenin Penelope’nin gözünden anlatılmasıdır. Penelopiad patriarchal (ataerkil) bir toplumda ideal eş, kadın sembolünü temsil ediyor.

En başında oyunun Penelope’nin kocasını bekleme süreci içinde aslında tam anlamıyla sadık olmadığını görüyoruz, başka erkeklerle beraber olmak istediğinin imasını görüyoruz. Olaylar tamamen Penelope’nin bakış açısından anlatılıyor, kendisi ölmüş ve hikayeyi öbür taraftan anlatıyor. mutlu değil çünkü 12 hizmetçi ona sürekli haklarını korumayı ölümlerine sebep olduğu için söylenip huzursuz ediyorlar.

Daha bebekken Oracle’ın babasının kefenini dikecek sözü üzerine babasının onu öldürmesi istemesiyle başlayan kötü bir kaderi var. daha sonraları ise henüz 15 yaşındayken ona eşini seçme hakkı tanınmadan Odessey’le evlendiriliyor. İnsanların düğün gecesi beklediği beklentiler acı çekmesini istemeleri ve erkek çocuk doğurması bekleniyor. Kendi çocuğuna bile dilediği gibi bakamıyor, büyütemiyor.

Atwood severim ama Ursula K. Le Guin'in yeri bende çok başkadır. Mülksüzlük mutlaka okunması gereken bir romanıdır."
+Literature Queen
👍 27 ⭐ 5 06.05.2026

Gel konuşalım %39 VS %61 Beni bana bırak

"Hayatta bazen tek bir doğru yok. Aynı durumda herkes farklı tepki verebilir. Siz olsanız hangisini seçerdiniz? Bu 10 durumdan en çok hangisi "tam ben" dedirtti? :)

İletişim çok değerli ama bazen insan kendisiyle kalmak istiyor. Zamanın soğutmasını istiyor bir şeyleri. O zaman da kaşınızdaki kişi biraz telaşlanıyor olabilir. Arkadaşınız ise bir daha benimle konuşmayacak endişesi yaşıyor olabilir. Sevdiğiniz kişiyle ayrılık senaryoları yazmaya başlamıştır çoktan. Eşiniz ya giderse diye düşünüyor olabilir. Tabii bunlar hep karşıdaki kişinin size değer verdiği senaryolarda geçerli. Belki de konuşmama tercihiniz onları rahatlatıyor da olabilir.


Telefonu şarja taktım, priz kapalıymış. Sabah bi kalktım yüzde %5. İşte bu korkunç bi durum 😱​ yolda çok sıkılıcaksınnn :) Son dilim pasta veya pizza var sanıyorsun dolapta bi açtın ki yok. Bu hayal kırıklığı anlatılmaz, yaşanır :)

"Şunu bir kenara koyayım kaybolmasın." dedim... gerçekten kayboldu. Bunu nasıl beceriyorum bilmiyorum ama oluyor işte."
+karakutu
👍 26 ⭐ 4 13.07.2026

Kırmızılı Kadın (Sultan Özcan) %62 VS %38 Femme Fatale

"Kırmızı onun yas rengiydi. Sultan Özcan namı diğer Kırmızılı Kadın filmlere konu olacak acı bir hayatın resmi adeta. Bugün (12 Temmuz 2026) yılında hayatını kaybetti. Kırmızıya olan bağlılığının arkasında hüzünlü bir aşk hikâyesi olduğu anlattığı çok güzel bir belgesele denk geldim. Huzurla uyu kırmızılı kadın. Hiç hak etmeyen biri için ömrünü feda etmişsin. Onu yaşamış ve son nefesine kadar yaşatmışsın. Belki de bu senin kendini koruma mekanizmandı, hayata böyle tutanabildin ama yine de üzülmeden edemiyor insan. Sulta Teyze artık çok, kırmızılı kadın gitti. İnsanları üzmeyin, sadece bir ömürleri var ve bazıları o üzüntüleri son nefeslerine kadar omuzlarında taşıyorlar. Buna hakkınız yok. "Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir." der Goethe ama ben şu sözü daha çok severim: Belki de bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir.” Aldous Huxley. Tabii ki zebanilerle dolu bir cehennem, zebanisiz olur mu…

Kırmızılı Kadın’ın hikayesi iç acıtıyor, kendisine değinmek istediğim için böyle bir kriterya açtım. Aklıma onun zıttı olan Femme Fatale (ölümcül kadın) geldi. Bilmeyenler için: Edebiyat ve sinemada sadece güzel değil aynı zamanda zeki ve gizemli bir kadın örneği olarak sunulan kadın tipidir. İstediğini elde etmek için tehlikeli oyunlar oynayabilir. Aşk onun için sadede romantik bir duygu değil bazen güç veya manipülasyon aracıdır. Bu terim "Femme fatale" arketipi ilk olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru (1880'ler ve 1890'lar) sanat ve edebiyatta yaygınlaştı. Fransız yazar Guy de Maupassant yazdığı bir hikayeden dolayı terimi popülerleştiren yazarlardan biri olarak anılır.


[🎥 Video]"
+Literature Queen
👍 26 ⭐ 4 12.07.2026

Dexter Morgan %73 VS %27 Hannibal Lecter

"“Ben sevilmez biriyim,” der Dexter çünkü o bir katildir; bir seri katil. Hayatı, suçluları avlamak ve avını, kendi tasarladığı ritüelistik sahnelerden keyif alarak öldürmek üzerine kuruludur. Bu, onun için oldukça doğal ve temel bir ihtiyaçtır. Hayatta kalabilmek için öldürmek zorundadır. Ancak Dexter, uymak zorunda olduğu ahlaki bir kod nedeniyle masum bir insanı öldürmesine izin vermez: Harry’nin Kodu. Öldürme arzusu yalnızca suçlular içindir; yani devletin ceza sistemi tarafından cezalandırılmamış olanlar ya da toplumda sıradan görünen ama aslında insan öldüren kişiler. Karanlık doğasına ve eylemlerine rağmen Dexter, bu toplumda yaşamını sürdürebilir; çünkü en temel ihtiyaçlara uygun şekilde hareket eder ve bunlara karşılık verir. Onu toplum içinde başarılı bir şekilde yaşatan şey, suçlarının dışında yaptığı eylemlerdir.

SPOILER: Dexter Amerikalı yazar Jeff Lindsay'in 8 kitap serisinden oluşmaktadır. 1. Kitap dizinin ilk sezonuna yüzde 80 oranında benzemektedir. Kitabın ilk açılış cümlesi ile dizinin ilk sahnesi bile birebir aynıdır. Fakat sonrasında senaristler kitaptan kopuş yaşamıştır.

ilk 8 sezon bittiğinde kitap serisinin aksine (8. Kitap: Dexter is Dead) Dexter hayatına bir yerlerde devam ediyordu. Fakat sonra Dexter: New Blood ile geri döndü. Tam bir fan pleaser olarak çekilen bu sezon sonunda 8. kitap sonu gerçekleşti (tabii kitaptan farklı olarak, kitap sonunda Dexter kurbanlarını son yolculuğuna uğurladığı okyanusta hayatını kaybeder. Çok şiirsel :) Neyse fakat olmaz, hayranlar bunu kabul edemedi. Dexter'ın çok sağlam bir hayran kitlesi var. Dolayısıyla yeniden canlandı ve Dexter Resurrection ile geri döndü. Hatta önümüzdeki ekim ayında 2. sezon geliyor.

Neden diye sormayın işte, defalarca izledim yine izlerim. Yine aynı şeylere üzülür, kahrolurum. İlk defa izliyor gibi heyecanlanırım. Dexter sevgisi böyle bi şey."
dextermania
👍 26 ⭐ 5 22.05.2026

Kel %77 VS %23 Saçlı

"Kellik bir saç eksikliği değil; fazlalıklardan arınmışlığın saf formudur. Rüzgârın kafatasında özgürce dolaştığı, yağmur damlalarının doğrudan karakterine çarptığı o kutsal seviye… Saçlı insanlar her sabah aynada tarakla savaşırken, kel adam güneşin altında bir savAŞ TANRISı gibi parlar. O kafa artık sıradan bir kafa değildir; o bir yansıtıcı yüzey, bir karizma küresi, adeta geleceğin teknolojisiyle cilalanmış bir bilgelik kubbesidir. Her ışık vurduğunda etrafa “Ben hayatı çözmüş adamım” enerjisi yayılır.

Ve tabii en önemlisi; tarihin en ikonik figürlerinin bir kısmı ya keldi ya da kel olma yolundaydı. Çünkü neden diye soracak olursak... neden.... çünk.. çÜNKÜ hah! Çünkü evren fazla karizmayı dengelemek için saçları geri alır. Kellik bir kayıp değil, final boss formudur. Şampuan masrafı yok, kötü saç günü yok, “Acaba nasıl görünüyorum?” derdi hiç yok. Sadece saf özgüven, aerodinamik üstünlük ve destansı bir aura. Bir insan kel olduğunda artık sıradan ölümlüler liginden çıkar; Silver Surfer gibi bir efsaneye dönüşür."
+Murphy
👍 26 ⭐ 5 20.05.2026

Kadın Hamlet Fatma Girik %50 VS %50 Japon İşi Fatma Girik

"Metin Erksan’ın yönettiği 1976 yapımı The Angel of Vengeance – The Female Hamlet (İntikam Meleği – Kadın Hamlet) filmi adından da anlaşılacağı gibi bir Shakespeare uyarlaması. Bu zamana kadar izlememiş olmak beni gerçekten üzdü. O yüzden bu başlığı açan arkadaşıma sonsuz teşekkürü borç bilerek başlıyorum yazıma.

Film 1 saat 26 dakika. Çok uzun değil, tadında olmuş ve Türk kültürüne ve sinema anlayışına uygun olsa da orijinal konuya sadık kalmış ve önemli noktaların hepsine değinmiş. Ben filmi dönemine göre değerlendiriyor ve 08/10 puan veriyorum filme. Film bildiğiniz ünlüler geçidi. Kadın Hamlet'i Fatma Girik oynuyor. Oyunculuğu tartışılmaz: Öfke, acı, kararsızlık ve cesaret arasında gidip gelen ruh hâlini inanılmaz inandırıcı biçimde seyirciye aktarıyor. Fakat kendi sesiyle oynamamıştır. Bu filmde onun seslendiren Yeşilçam'ın bir diğer değeli oyuncusu Meral Taygun'dur. Fatma Girik'in yanı sıra filmde rol alan diğer isimler: Sevda Ferdağ, Reha Yurdakul, Orçun Onat, Yüksel Gözen, Coşkun Göğen, Ahmet Sezerel ve Nevra Serezli gibi isimler yer alıyor.

Fatma Girik'in başrolde oynadığı kadın Hamlet orijinal Hamletteki gibi sadece adalet ve intikam aramaz; aynı zamanda erkeklerin egemen olduğu bir düzende var olmaya ve söz sahibi olmaya çalışır. Bu açıdan da çok değerli bir uyarlama olmuş."
+Literature Queen
👍 25 ⭐ 4.5 12.07.2026

Dondurma %50 VS %50 Soğuk Baklava

"Ben şahsen dondurmayı hiçbir şeye değişmem. Peki dondurmanın tarihinin taa M.Ö. 4. yüzyıla dayandığını biliyor muydunuz? Perslerin dağ karlarını meyve suları, kaymak ve balla harmanlamasıyla Mezopotamya ve Asya'da başladı. İlk sütlü dondurma örnekleri ise M.Ö 200 yıllarında Çin'de yapılmaya başladı. Avrupa'ya dondurmanın gelişi 13. yüzyılda Marco Polo'nın Çin'de öğrendiği sütlü tarifleri İtalya'ya getirmesi ile başladı.

Bugün her türlü aromanın dondurması mevcut. Her şeyin turşusunu yaptıkları gibi her şeyin dondurmasını da yapıyorlar. Hatta böyle garip garip lezzetleri Amerika'yı yeniden keşfetmiş gibi sunuyorlar. Fakat tabii ki dünyada en çok tercih edilen dondurma aromalarının başında vanilya ve çikolata geliyor.

Diğer aromalar ise şöyle. Kaynak theweek.in.


Çilekli dondurma : Çocukların favorisi :)
Cookies & Cream : Kuzey Amerika ve birçok Avrupa ülkesinde en çok satan premium aromalardan biridir.
Naneli Çikolata Parçacıklı dondurma : Özellikle ABD, İngiltere ve Okyanusya'da oldukça popülerdir.
Fıstıklı dondurma: İtalya, Türkiye ve Orta Doğu etkisiyle Avrupa'da güçlü bir konuma sahiptir.
Karamelli dondurma : Son yıllarda özellikle tuzlu karamel varyasyonlarıyla popülerliği artmıştır.
Mangolu dondurma : Asya ülkelerinde en çok tercih edilen meyveli aromalardan biridir ve küresel pazarda da hızla büyümektedir.
Kahveli dondurma : Özellikle yetişkin tüketiciler arasında Avrupa ve Kuzey Amerika'da popülerdir.
Neapolitan dondurma : Vanilya, çikolata ve çileğin bir arada sunulduğu klasik aromadır ve birçok ülkede yüksek satış rakamlarına sahiptir."
+Literature Queen
👍 25 ⭐ 5 30.06.2026

Geleceğe gitmek %46 VS %54 Geçmişe gitmek

"İkisi de çok cazip geliyor açıkçası. Geçmişte bizzat görmek istediğim vefat eden çok insan var. Bir de geçmişte dünya nüfusu daha azdı ve dünya kesinlikle daha güzel bir yerdi. Gün geçtikçe daha katlanılmaz bir hal alıyor günümüz dünyası maalesef. Geçmişte de gelecekte de bi dolu sürprizle karşılaşabiliriz. Düşüncesinize ailenizin ve çok sevdiğiniz ünlülerin çocukluklarını veya gençliklerini görseniz, hoş olmaz mıydı? Gelecekte dünya nası bi yer olacak, teknoloji daha ne kadar gelişmiş olacak, galaksimizi veya diğer başka galaksileri daha fazla keşfedebilmiş olacak mıyız bunlar kesinlikle benim merak ettiğim konular. Galaksimizde başka yaşam olan bir gezegen var mı? Diğer galaksiler de var mı? Keşke öğrenmek için ömrümüz yetseydi ama hiç sanmıyorum. Sonuç olarak ZAMAN YOLCULUĞU meselesi her zaman insanların ilgisini çekmiştir ve çekmeye de devam edecek bir konudur."
Dúnedain
👍 25 ⭐ 4.3 13.06.2026

Küçük Prens %63 VS %37 Pinokyo

"Çiçeğinden sıkılan Küçük Prens gezegenini terk eder ve çölde uçağı bozulan kahramanımıza denk gelir. Başlar ona hikayesini anlatmaya. Küçük Prens o kadar çok içime işlemişti ki ilk okuduğumda ve hala da öyle. Kaç kere okudum bilmiyorum ama içinden bir şeye değineceğim zaman direkt alıntı yapacak kadar biliyorum hikayeyi. Gezegen gezegen gezerken karşısına çıkan karakterler tam ibretlik. Bir işkolik, neden sürekli ışığı açıp kapama işini yaptığını bilmeyen adam ve kendisini adalet bakanı yapmak isteyen kral. “Ama burada yargılanacak kimse yok ki!” dediği zaman Küçük Prens, Kral ona şöyle der: “O zaman sen de kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.”O kadar anlamlı ve harika bir cümle ki şapka çıkarıyorum. İnsanlar bayılıyorlar yargı dağıtmaya ama söz konusu kendileri oldukları zaman mükemmel ve kusursuzlar! Neyse işte her bir cümlesine sayfalar yazılır o kadar güzel bir kitap ki çocukken de, gençken de ve hatta yetişkinken de okunmalı.

Kısacası Küçük Prens'in hikâyesinde semboller ve felsefi mesajlar ön plandadır. Pinokyo'nun hikâyesinde ise dürüstlük, sorumluluk ve olgunlaşma temaları öne çıkar. Aslında Küçük Prens çiçeğini terk ederek bir nevi sorumluluklarından kaçtı ve sonra ona dönmek için binbir türlü yol denese de başarılı olamadı ve bu süreçte o da olgunlaşma durumu yaşadı. Tilki ile kurduğu arkadaşlığı ona bağ kurmanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Hem Küçük Prens hem de Pinokyo büyüme sürecini anlatır. Küçük Prens sorgulayarak gösterirken Pinokyo daha çok deneyimleyen taraftır."
+Literature Queen
👍 25 ⭐ 5 09.06.2026

Muhteşem Gatsby %63 VS %37 Willy Loman (Satıcının Ölümü)

"SPOIL:

Muhteşem Gatsby, Amerikan edebiyatının bir başyapıtı ve Amerikan Rüyası kavramının mükemmel bir örneği olarak kabul edilmektedir. Roman kurmaca bir eserdir ve 1920’lerin toplumsal tarihini tasvir eder. O dönemde Amerikan toplumunun temel sorunu paradır (sanki şimdi değilmiş gibi, neyse :P) Para, temelde sevgi ve bağlılıkla ilişkilendirilir; insanlar mutlu olmak için ihtiyaç duydukları tek şeyin para olduğuna inanıyor gibidirler. İnsanların önem verdiği tek şey maddi zenginliktir. Bu durum da ahlak meselesini gündeme getirir. İnsanlar ahlaki değerlere önem vermezler. İnsanların Gatsby’nin verdiği partileri kaçırmadıkları görülür; ancak diğer yandan onun serveti hakkında sürekli dedikodular üretirler. Bu durum, toplumun ikiyüzlülüğünü göstermektedir.
Gatsby, aslında kendi Amerikan Rüyasının kurbanıdır. Bu rüyayı gerçekleştirdiğine inanır; ancak sonunda başarısız olur. Bu rüya onun trajik sonunu hazırlar. Gerçekte düzenlediği partilerden bile hoşlanmaz. Onun tek amacı, geçmişindeki büyük aşkı olan Daisy’ye yeniden kavuşmaktır.
Erkeklik (maskülenlik), Amerikan kültüründe oldukça derin bir konudur. Görüldüğü gibi Tom, kendisinden daha az zengin olan insanları küçümser. Daha fazla paranın daha fazla saygınlık anlamına geldiğine inanır. Ayrıca kendisiyle diğer insanlar arasında bir mesafe olması gerektiğini düşünür. Nick için Daisy, evdeki çok değerli bir nesne gibidir. Daisy aynı zamanda oldukça çocuksu davranışlar sergiler.
Partiler çok önemlidir çünkü Amerikan Rüyasının sembolleridir. İnsanlar hem zenginliklerini göstermek hem de dünyada yalnız oldukları için başkalarıyla sosyalleşmek amacıyla partiler verirler. Nick, okuyucuya partilerde davet edilmemiş insanların da bulunduğunu söyler.
Daisy de buna değinir: “Davet edilmemiş birçok insan geliyor.”
Buna ek olarak, IV. bölümün başında okuyucu bu partilere ne kadar saygın insanın katıldığını öğrenir.
Gatsby’nin tek amacı Daisy’ye ulaşmaktır. Sahip olduğu bütün serveti Daisy için kazanmıştır. Daisy’nin sevgisini yeniden kazanmak onun için çok önemlidir. Bu nedenle Jordan ve Nick aracılığıyla bunu başarmaya çalışır. Evinin büyüklüğü ve içindeki her şey de Gatsby için oldukça önemlidir; çünkü onun iç dünyasında bunlar Daisy’nin ona duyduğu sevgiyi simgeler. Bu da Gatsby’nin aslında kendi durumunun farkında olduğunu ve Daisy’nin neden Tom’la evlendiğini anladığını gösterir. Bu yüzden Daisy’nin sevgisini geri kazanmak için çok zengin olur. Jordan’ın dediği gibi: “Ona evini göstermek istiyor.”
Jordan ve Nick sayesinde Gatsby, Daisy ile yeniden karşılaşır. Ona evini gösterme konusunda büyük bir arzu duyar. Görüldüğü üzere Daisy de toplumdaki diğer insanlar gibi maddi şeylere büyük önem verir. Evi gördüğünde büyülenir ve Gatsby’yi yeniden sevdiğini düşünür.
“Ne kadar güzel gömlekler. Bu beni üzüyor çünkü daha önce hiç bu kadar güzel gömlekler görmemiştim.” (Bölüm V)
Daisy, Gatsby’yi yeniden sevdiğini düşünür. Bana göre bunun nedeni Gatsby’nin Tom’dan daha zengin olmasıdır. Dolayısıyla o dönemde kadınların aşkı erkeklerin servetine göre değerlendirdikleri görülmektedir.
Daisy, Gatsby’ye şöyle der: “Onu bir zamanlar sevdim ama seni de seviyordum.” (Bölüm VII)
Nick, Gatsby’nin yanında duran tek karakterdir çünkü onun hakkındaki gerçeği bilir. Gatsby, aşkının peşinden giden çaresiz bir adamdır ve bu arayış onu trajik sonuna götürür.
Gatsby bir İsa figürü olarak da görülebilir. Fitzgerald’ın onu Amerikan Rüyası uğruna kendini feda eden bir kurban olarak sunduğu görülmektedir. Büyük aşkı uğruna kendini feda eder. Roman boyunca Nick, Gatsby’den zaman zaman tanrısal bir figür gibi söz eder. Ayrıca Gatsby’nin aşk uğruna kendini feda etmesi de onu İsa’ya benzetmektedir.
Gatsby, bu toplum için aslında hiçbir şey ifade etmez. İnsanların ona gerçekten değer vermedikleri açıkça görülmektedir. O öldüğünde herkes ortadan kaybolur. Babası Henry C. Gatz, New York’taki West Egg’e gelir; ancak o bile cenazeye katılmaya çalışacağını söyler.
Romandaki Amerikan Rüyası:
• Gatsby’nin trajik sonunu hazırlar.
• Toplumun ahlak anlayışını değiştirir.
• İnsanların yalnızca maddi zenginliğe önem vermesine neden olur.



Willy Loman yaşlanan bir satıcıdır (salesman).Hayatı boyunca Amerikan Rüyasına inanmıştır. Ona göre başarılı olmak için çalışkan olmaktan çok sevilen, popüler ve insan ilişkileri güçlü biri olmak gerekir fakat yıllar geçtikçe bu inancının doğru olmadığı fark eder. İşinde başarısızdır ve maddi sorunlar yaşamaya başlar. İşin kötüsü yaşlandığı için kendisini de değersiz hissetmeye başlar. İşin trajik yanı ise tek başarısı ölümünden sonra çocuklarına kalan sigorta parası olmasıdır çünkü ailesine para bırakabilmek ve ölüm sigortasından yararlanmalarını sağlamak amacıyla intihar eder.

Willy Loman'ın Temsil Ettikleri
Amerikan Rüyasının başarısızlığı
Kapitalizmin birey üzerindeki baskısı
Yaşlanma ve değersizlik hissi
Gerçeklerle yüzleşememe
Hayaller ile gerçekler arasındaki çatışma"
+Literature Queen
👍 25 ⭐ 5 05.06.2026

Yüzyıllık Yalnızlık (Márquez) %50 VS %50 Körlük (Saramago)

"Çok güzel başlık, ben de kritğimle katkıda bulunayım :)

Öncelikle iki yazarın da Nobel ödüllü yazarlar olduğunu söyleyerek başlayayım yazıma.
1920’lerde ortaya çıkan Büyülü Gerçekçilik terimini edebiyat dünyası Garcia García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık (1967) romanıyla öğrendi. Her şeyden önce, büyülü gerçekçilik büyünün “indirgenemez unsuru”ndan kaynaklanır. İndirgenemez unsur (irreducible element) gerçek hayatta mantığa sığmayan olayların (hayaletler görmek ve normal karşılamak, onlarla konuşmak, bitmeyen doğal olaylar, karakterlerin göğe yükselmesi, şeytanın aramıza inmesi vb gibi) romanlarda yer alması durumu. Onlar romanlardan çıkarılamaz o zaman zaten Büyülü Gerçekçilik özelliğini kaybeder. İkinci olarak, büyülü gerçekçilikteki betimlemeler, olgusal (fenomenal) dünyanın güçlü bir varlığını ortaya koyar. Üçüncü olarak, okur gerçeklik ile büyülü düşünceler arasındaki ayrımı algılamakta zorlanabilir. Dördüncü olarak, farklı gerçeklik alanları bir araya getirilir. Son olarak ve en önemlisi, büyülü gerçekçilik zaman, mekân ve kimlik kavramlarını altüst eder. Büyü ve gerçeklik romanlarda bir araya gelir, doğaüstü ve mistik olaylar son derece normal kabul edilir. Haliyle aslında sadece basit bir eğlence amacıyla yazılmamıştır. Bazı edebiyat kritikleri tarafından hala pek ciddiye alınmasa da ciddi toplumsal ve siyasi eleştiri yapan romanlardır. İki romanı da okuması kolay değil.

Yüzyıllık Yalnızlık romanından sonra 1 hafta kendime gelememiştim. Körlük de okuması sabır isteyen karamsar ve insanlığı sorgulatan bir romandır. Romanlar ilginizi çektiyse şimdiden iyi okumalar dilerim :)"
+Literature Queen
👍 25 ⭐ 5 31.05.2026

Çıkış Yok %51 VS %49 6 Kişi Yazarını Arıyor

"“We are our choices” (Seçimlerimizden ibaretiz) diyen Jean-Paul Sartre’ın hayatımda okuduğum en harika oyunlarından biridir Çıkış Yok. İnsanların birbirinin cehennemi olduğunu anlatan bu oyunun highlightları kısaca şöyle:
Natüralist olmayan bir oyundur – özgür iradeyi içeren bir “durum tiyatrosu”. Karakterler bir durumun içine yerleştirilir ve ne yapacaklarına kendileri karar verirler (özgür irade). Nasıl davrandığın kimliğinin bir parçasıdır.
Karakterler:
Valet oteldeki oda görevlisidir (bell boy).
Garcin odadaki tek erkektir – karısını aldatmıştır.
Estelle bebeğini öldürmüştür.
Inez lezbiyen kadındır – kendisinin hayatın kötü niyetli bir parçası olduğunu anlar. Yaptıklarının farkındadır. Diğerlerine kıyasla durumunu kabul eder.
Valet yalnızca iki sahnede görünür, sadece bu insanları odaya yerleştirir. Valet çok önemli değildir. Olaylar diğer karakterler arasında geçer.
Garcin ilk karakterdir, ikinci Inez ve odaya getirilen üçüncü karakter Estelle’dir.
Garcin gazetecidir, pasifist olduğu için ordu görevinden kaçmıştır – savaşa karşıdır.
Inez postanede çalışan biridir. Kuzeninin eşini baştan çıkarmaya çalışır. Gazla intihar eder.
Estelle para için evlenir, daha sonra eşini aldatır. Bu ilişkiden bir çocuğu olur; bebeğini boğarak öldürür.
- Sartre’ın varoluşçu felsefesi. Oyunun yapısı tamamlanmıştır. Olaylar doğrusal bir şekilde ilerler.
Kendini anlama – farkındalık. Cehennemde olduklarını anladıklarında kaçmaya çalışırlar. Ayrıca günahlarını birbirlerinden saklamaya çalışırlar (Garcin ve Estelle).
Mekân: otel odası = cehennem (varoluşçu cehennem). Bu, Hristiyanların geleneksel cehennem anlayışını reddeder. Sartre, Yahudi-Hristiyan normlarını reddeder.
Oyunda nedensellik, psikoloji ve ahlaki meseleler yoktur.
Odada ayna yoktur = kişiye kim olduğunu söyleyecek kimse yoktur.
Karakterler bilerek bir araya gelirler, birbirlerine geçmişlerini anlatmaya zorlarlar. Zamanla birbirlerine işkence ettiklerini fark ederler. Bu yüzden konuşmamaya karar verirler. Bir diğer işkence de kişinin kendi suçlarını bilmesi ve bunları geri dönüp değiştiremeyeceğini fark etmesidir.
Varoluşçu fikir: insan geride bıraktığı imajlardan kaçamaz çünkü geçmişe dönüp onları değiştiremez. İnsan başkalarıyla birlikte var olur; düşünceler, izlenimler ve fikirler aracılığıyla. Kişinin benlik algısı, başkalarının onun hakkında oluşturduğu yansımalara dayanır. Bu varoluşçu gerçeklikten çıkış yoktur. İnsanlar bizi kendi bakış açılarına göre algılar ve kimliğimiz bu algılarla şekillenir. Kapılar açıldığında dışarı çıkmazlar, durumlarını kabul ederler. Garcin: “Peki, peki, hadi devam edelim.”
Luigi Pirandello’nun “6 Kişi Yazarını Arıyor” oyunu da en az Çıkış Yok oyunu kadar çarpıcı ve etkileyicidir. Bir tiyatro provası sırasında bir yazar tarafından yaratılan fakat hikayeleri yarım kalmış 6 karakter sahneye aniden giriş yaparlar. Bir diğer deyişle bu 6 karakter aslında Tanrılarını arıyordur. Hikayelerini tamamlamak istedikleri için yazarlarını arayan bu karakterler ilk önce tiyatro ekibi tarafından ciddiye alınmazlar fakat onlar sahnede oyunlarını sergilemeye devam ederler. İki oyunu okumanızı şiddetle tavsiye ederim."
+Literature Queen
👍 25 ⭐ 5 30.05.2026

Marvel %54 VS %46 DC

"Marvel benim için tüm kahramanlarından önce yaratıcısı Stan Lee demek. Gençliğinde büyük hayaller kuran ama uzun süre ciddiye alınmayan bir yazardı Stan Lee. Ama o çizgi romanların sadece çocuklara hitap ettiğinin düşünüldüğü bir dönemde, o insanlara kusurları olan ama yine de mücadele eden kahramanlar sunmak istedi. Pek çok kişi bu fikrin işe yaramayacağını söyledi; çünkü o yıllarda süper kahramanlar mükemmel, korkusuz ve tek boyutlu karakterler olarak görülüyordu. Ancak Stan Lee, insanların kendilerinden bir parça bulabileceği karakterlerin daha güçlü bağ kuracağını düşünüyordu. İnancı ve ısrarı sayesinde, hayal gücünü gerçeğe dönüştürmek için de vazgeçmedi ve bugünlere geldik.

1960’lı yıllarda yarattığı kahramanlar büyük yankı uyandırdı. Spider-Man, Iron Man, Hulk gibi karakterler yalnızca eğlence figürleri olmadı; insanların korkularını, yalnızlıklarını ve umutlarını temsil eden sembollere dönüştü. Stan Lee’nin en büyük farkı, kahramanlarını insan gibi yazmasıydı. Onlar hata yapıyor, korkuyor, bazen başarısız oluyor ama yine de mücadele etmeye devam ediyorlardı. Böylece herkes bu süper kahramanların birinde kendini görebiliyordu. Tabi bu yaklaşım milyonlarca insanın Marvel evrenine bağlılığını güçlendirdi.

Bugün Stan Lee’nin bir zamanlar küçümsenen hayalleri milyarlarca dolarlık dev bir endüstriye dönüştü. Marvel Entertainment karakterleri sinema, dizi, oyun ve oyuncak sektöründe dünyanın en büyük markalarından biri haline geldi. Bir zamanlar kimsenin inanmadığı fikirler, bugün milyonlarca insanın hayatına dokunan küresel bir kültüre dönüştü. Stan Lee’nin hikâyesi, insanların kendi vizyonlarına güvenip vazgeçmediklerinde neleri başarabileceklerini gösteren, herkesin ilham alması gereken en sağlam örneklerden biridir."
&Kirky
👍 25 ⭐ 5 18.05.2026

Nuri Bilge Ceylan %48 VS %52 Kim Ki-duk

"Kim Ki-duk'un "Boş Ev" filmini hiç unutamıyorum. Adeta sessiz sinema gibi konuşmadan çok şey anlatabilen nadide bir filmdi. Ayrıca onu birlikte seyrettiğim kişinin de payı büyük. O sevdirmişti bu yönetmeni ve filmlerini. O yüzden hatırası yeterli. Benim için kıymetli bir yönetmendi. Nuri Bilge Ceylan ise aklımda daha çok "Bir Zamanlar Anadolu'da" filmiyle kalmıştır. Ağır görünen ama dikkatli izlenince bir sürü metafor içeren yani film okumasını iyi bilen insanların keyif alabileceği bir filmdi. Filmdeki en bariz ve en komik metaforu ise filmleriyle dalga geçen Şahan Gökbakar'ın "Recep İvedik" karakterini alıp aynı onun gibi oyuncusunu giydirip faili meçhul bir cinayete kurban edip sonra da katilini bulma hikayesini anlatmasıydı. Resmen bu filmde "Recep İvedik"i öldürmüş ve gömmüştür. Mükemmel ötesiydi. Herkese bu iki filmi izlemesini tavsiye ederim."
+Cimbomino
👍 25 ⭐ 5 11.05.2026

Bohemian Rhapsody %33 VS %67 Michael

""Michael" filminin hasılatı 1 milyar doları geçti. Böylece biyografik film kategorisinde bir rekora imza atan film, tüm eleştirilere rağmen görülmemiş bir başarı elde etti. Michael'ın dünya çapında ne kadar sevildiğinin kanıtı oldu resmen. Öldürülse de o artık her anlamda ölümsüz biri. Şarkıları, dansları, sesi, müzik kalitesi, klipleri derken şimdi artık filmiyle de 1 numara. Ruhun şad olsun güzel adam! Unutulmadın ve unutulmayacaksın. Gönüllerde ve hafızalarda sonsuza dek yaşayacaksın.

Filmde Michael'ı yeğeni Jaafer Jackson oynamıştır. Bu zorlu görevin ve rolün üstesinden gelmeyi başardığı için kendisini tebrik ederim. Sonuçta Michael'ı canlandırmak kolay bir iş olmasa gerek. Ailesinden birinin Michael'ı oynayıp başarılı olması da ayrıca gurur verici. Yolun bundan sonra hep açık olsun genç adam! Jackson soyadının hakkını hep vermeni dilerim."
+Bariton
👍 24 ⭐ 4 14.07.2026

Geçmişe Takılı Kalmak %44 VS %56 Anı Yaşamak

"Bazı sözler var ki gerçekten inanılmaz etkileyici, insanın duvarlara yazası falan geliyor. İşte geçmiş ile ilgili o sözlerden bazıları. Siz yine de anı yaşamaya çalışın, CARPE DIEM :) Geçmiş insana yükten başka bir şey değil. William Faulkner dediği gibi olmasın yani :P : ""Geçmiş asla ölmez. Hatta geçmiş bile değildir." Geçmişle barışmak lazım yoksa yaşadığınız an da geleceğiniz de hep karanlık olur. Geç kalmışlık hissinden de uzak durmak lazım çünkü başlangıçlar için hiçbir zaman geç değildir: "Geçmişe dönüp başlangıcı değiştiremezsin; ama bulunduğun yerden başlayıp sonu değiştirebilirsin." C. S. Lewis. Geçmiş, yeniden yazamayacağınız bir senaryo (Woody Allen) ise eğer geleceği yazmak lazım :)"
dramacreator
👍 24 ⭐ 4 12.07.2026

Disiplin %58 VS %42 Motivasyon

"Bu iki kavram da insan hayatında çok önemlidir. İnsanın motivasyonu yüksek olabilir fakat disiplin olmadığı zaman tek başına motivasyonun bir yeterliliği ve devamlılığı olmayabiliyor. Başarıya veya sonuca ulaşmak için tek başına motivasyon yeterli olmaz. Disiplin olmalı ki istikrar da olsun. Tabii ki heyecan ve istek çok önemlidir. Duygularımız değişebilir o zaman da işte yapılacak işe karşı motivasyonumuzu da kaybedebiliriz. Bu yüzden motivasyon bir eyleme başlarken çok önemliyken, devamlılık için disiplinli olmak çok daha önemlidir. Yani kısacası bu iki kavram birbirlerine rakip değil, birbirlerini tamamlayıcı iki kavramdır.

Motivasyonun kurabileceği tipik cümleler:
*İşte bugün o gün, hadi başlayalım!
*Bu sefer kesin bu iş bende, başaracağım!
*Sen yeter ki iste, her şeyi yapabilirsin.
*Canım istiyorsa önümde hiçbir engel yok.

Disiplinin cümleleri daha çok şöyle olur:
*Canım istemese de yapacağım.
*Hedefimden sapmayacağım.
*Bugün de görev tamamlandı."
+Literature Queen
👍 24 ⭐ 4 11.07.2026

Toplum baskısı hissederim %39 VS %61 Toplumu hiç önemsemem

"Nereye giderseniz gidin ve nerede yaşarsanız yaşayın bir toplumun parçası olmak zorundasınız. O toplum özellikle bizim toplumumuz gibi bir toplumsa da hiçbir zaman beklentilerini karşılayamazsınız çünkü memnun olmazlar. İnsanlar doğmadan önce bütün rolleri ve bu rollerin getirdiği beklentiler bellidir. Toplum çoktan size bir rol çizmiştir: Okul bitir, iş bul, evlen, çocuk yap, ev al veya araba al gibi. Mesela bir kadının anne olmak istememesi bir türlü toplumun kabul edeceği bir düşünce değildir. Açıkçası eğer toplumun belirlediği normların dışında kalıyorsanız çok sırıtmadan, toplumun dikkatini çekmeden yaşamınızı sürdürmeniz gerekiyor. O zaman da topluma kendinizi istedikleri fotoğrafı sunarken, toplumun bilmediği yüzünüzle de yaşamınızı sürdürürsünüz. Kulağa iki yüzlü gibi gelse de dışlanmamak ve güvenliğiniz açısından bu mecburi bir durumdur.

Aslında toplum dediğimiz şey özellikle ataerkil toplumlarda erkeğin ta kendisidir: Erkek ve erkeklerin kurduğu toplumu, onun kurallarını sorgulamadan kabul eden kadınlar. Maalesef biz kadınlar böyle gelmiş böyle gidiyor kafasında değiştirmek için de hiç çaba göstermiyoruz."
debramorgan
👍 24 ⭐ 5 04.07.2026

Ninja Kaplumbağalar %50 VS %50 Şirinler

"Master Splinter, Ninja Kaplumbağalar'a silahlarını sadece savaşmaları için vermedi. Her birine, kendi karakterindeki eksikleri dengeleyecek ve disiplin kazandıracak silahlar seçti. Yani kullanılan silahlar tamamen kardeşlerin kişilik yapısına göre belirlenmişti. Her biri, kendi doğal zaaflarıyla yüzleşmek zorunda kaldı ve bu sayede sabır, odaklanma, kontrol ve yaratıcılık gibi özelliklerini geliştirdi.

Leonardo, grubun sorumluluk sahibi ama bazen fazla katı lideri olduğu için çift katana taşıyor. Katanalar ölümcül ve geleneksel silahlar olduğu için, ona hayat ve ölüm arasındaki çizginin ağırlığını öğretiyor. Bu sayede Leonardo, gücünü dikkatli kullanmayı, sadece mecbur kaldığında savaşmayı ve onurlu bir lider olmayı öğreniyor.

Raphael ise çabuk sinirlenen ve öfkesine yenik düşen yapısıyla biliniyor. Bu yüzden ona verilen çift sai, rakibi yaralamaktan çok durdurmaya, engellemeye ve kontrol etmeye yarayan savunma ağırlıklı silahlar. Böylece Raphael’e sabırlı olmayı ve öfkesini kontrol etmeyi öğretiyor.

Donatello ise teknoloji dahisi olduğu ve bazen her şeyi fazla karmaşık düşündüğü için en basit silahı alıyor: bo staff, yani uzun tahta sopa. Bu seçim, onun teknolojiye değil zekasına, yaratıcılığına ve uyum sağlama becerisine güvenmesini sağlıyor.

Michelangelo ise rahat, eğlenceyi seven ve dikkati kolay dağılan bir karakter olduğu için nunchaku kullanıyor. Nunchaku çok yüksek koordinasyon ve odak gerektiren bir silah. Kontrolsüz şekilde savrulabildiği için Mikey’nin kendi kaotik enerjisini bastırması, hareketlerini dikkatli yönetmesi ve sürekli odakta kalması gerekiyor. Yoksa savaş sırasında en büyük tehlikeyi kendi kendine oluşturabilir. Bu yüzden Michelangelo’nun silahı, onun dağınık ve rahat tavırlarını disipline etmeyi amaçlar

Çok başkadır aslında Ninja Turtles, bir ara yine yazarım."
+Murphy
👍 24 ⭐ 5 03.07.2026

Orlando Gill %57 VS %43 Vozinha

"Orlando Gill: "Bu tur benim için çok özel. Hastanede yatan ve çok zor bir dönemden geçen yeğenime armağan ediyorum. Ona, maçın kahramanı olursam bu turu kendisine adayacağıma söz vermiştim."
Her başarı hikayesinin ardından bir dram ortaya çıkıyor. Yeğeni hasta olan ve 2 yıl önce parasızlıktan kıyafetlerini satan Orlando Gill, dünkü Almanya-Paraguay maçının "Maçın Oyuncusu" seçilince bunu hasta olan yeğenine adadığını bu sözlerle dile getirdi. Dünkü maçla adından başarıyla söz ettiren Gill, Beşiktaş'ın ve Valencia'nın radarına takılmış durumda. Bundan sonra onun için hangisi hayırlıysa ona transfer olsun ve başarı yakasını bırakmasın. Güzel adam, yeğenine acil şifa ve sana da sonsuz başarı diliyorum. Son 16 turunda kendisini takip etmeye devam edeceğim.

Vozinha'ya ne söylesek az kalır. Yeşil Burun Adaları gibi bir yerden gelip bir gecede şöhret olup adını duyuran bu yetenekli kaleci kimbilir ne zorlukla buralara kadar geldi. Annesine bile vize alamayan Vozinha, meşhur olduktan sonra vizeyi de almış ve herkesin takdirini kazanmıştır. Son 32'ye kalan takımını sırtlamaya devam eden Vozinha'nın Arjantin karşısındaki performansını merakla bekliyorum. İnşallah orada da başarısını sürdürmesini diliyorum.

İkisi de bu turnuvada başarı ve azimleriyle ses getirmiş kaleciler. Zorlu yaşam şartlarından buralara gelen bu imrenilesi insanlar hepimize güzel örnek olsun. Başarı için hiçbir zaman geç değildir yeter ki istemeyi bilelim."
+Bariton
👍 24 ⭐ 5 30.06.2026

The Little Prince %20 VS %80 The Prince of Darkness Ozzy🤘

"Ne tesadüf ki az önce ben de Küçük Prens ile ilgili bir kriterya açmıştım ve bayıldığım bu hikayeden size bir kesit sunmak istedim:

İkinci gezegende kendini beğenmişin biri vardı. Küçük Prens’i uzaktan görür görmez
haykırdı: “İşte hayranlarımdan biri!” Kendini beğenmişlerin gözünde herkes bir hayrandır.
“Günaydın,” dedi Küçük Prens, “o nasıl şapka başınızdaki?”
“Selam şapkası. Bana alkış tutanları bununla selamlarım. Ne yazık ki buralara uğrayan yok.”
...
Kendini beğenmiş duymadı bile. Çünkü kendini beğenmişler yalnız övgüleri dinler.
“Sen gerçekten bana hayran mısın, değil misin?”
“Hayran olmak ne demek?”
“Hayran olmak, benim bu gezegenin en yakışıklı, en iyi giyinen, en zengin ve en zeki adamı olduğuma inanmak demektir.”
“Ama bu gezegende senden başka kimse yok ki.”
“Canım hatırım için hayran oluver gitsin.”
Küçük Prens omuzlarını hafifçe silkerek:
“Peki, hayranım,” dedi. “Ama bunca üstelemenin nedenini anlayamadım.”"
+Literature Queen
👍 24 ⭐ 2.7 09.06.2026

Leonardo Da Vinci %59 VS %41 Leonardo DiCaprio

"Da Vinci ve DiCaprio farklı sanat dallarında çalışmış ve farklı yüzyıllarda yaşamış olmalarına rağmen birçok ortak özelliğe ve yaşamlarında ilginç detaylara sahip iki sanatçıdır. Bunları şöyle bir gözden geçirelim.

"Da Vinci Cut" denilen özel kesim tekniği, ismini "Mona Lisa" tablosunu altın oran hesabına göre çizen Da Vinci'den almıştır. Bu teknikte de değerli taşlar altın orana göre kesilmekte ve şekillendirilmektedir. Başrolünde DiCaprio'nun oynadığı "Titanik" filminde geçen "Okyanus'un Kalbi" isimli değerli kolyenin ilk sahibi, Fransız Kraliçesi Marie Antoinette"nin eşi Kral 16.Louis'dir. Değerli kolye, Fransız Devrimi sırasında Kral idam edildikten sonra bir çelik kralı tarafından satın alınmıştır.

DiCaprio'nun annesi hamileyken ve İtalya'da bir müzede Da Vinci tablolarına bakarken bebeğinin tekme atması sonucu oğluna bu ismi vermiştir. Da Vinci ve DiCaprio zaten İtalyan asıllıdır.

Kafatası birçok sanat dalında kullanılmıştır.
W.Shakespeare'in "Hamlet" oyununda hayatı sorgulayan baş karakterinin elinde kafatasını görebiliriz. "Django: Zincirsiz" filminde "Calvin Candie" isimli, soyadı tatlı kendi ırkçı bir beyazı canlandıran DiCaprio, filmde eline zenci birine ait kafatasını alarak karşısındaki zenciyi aşağılamıştır. Kafatası, ırkçılığın ne derece insanlık dışı bir düşünce olduğunu sembolize etmiştir. Da Vinci ise insan anatomisini detaylı anlamak için "Kafatasının Kesiti" isimli eskizi ile çığır açmıştır. Hepsinin anlamı ayrı bir derinlik ve iz taşır.

DiCaprio, "Göklerin Hakimi (The Aviator) filminde "Howard Hughes" isimli gerçek hayatta yaşamış olan bir pilot ve film yönetmenini canlandırmıştır. Hughes, filmlerindeki uçak sahneleri için büyük paralar harcamıştır. Ayrıca kendisi de çeşitli uçaklar tasarlamış ve üretmiştir. Da Vinci'nin "Hava Vidası" tasarımı günümüzdeki drone ve helikoptere benzer bir eskizdir ve havacılık sektörüne önemli bir katkıda bulunmuştur. Yine çığır açan bir tasarımdır.

"Titanik" filminin bir sahnesinde Jack, elleri kelepçeli bir şekilde boruya bağlanmıştır ve sevgilisi Rose da onu kelepçeden kurtarmak için balta kullanmıştır. Eline daha önce balta almayan Rose'un, Jack'in ellerine zarar vermeden onu kurtarması bir mucizedir. Da Vinci ise sağ elinde meydana gelen sinir hasarı yüzünden birçok eserini tamamlamakta sorun yaşamıştır. Bu eserlerden birisi de "Mona Lisa" tablosudur."
+Cimbomino
👍 24 ⭐ 5 07.06.2026

Beyaz Gemi (Cengiz Aytmatov) %45 VS %55 Koku (Patrick Süskind)

"İkisi de benim göz bebeğim. İkisi de benim kıymetlim. Hangisini diğerine tercih edebilirim ki? Bu iki romanda kendimden çok şey buluyorum o yüzden onları her okuduğumda veya filmlerini her izlediğimde gözlerim dalar gider uzaklara. Kısacası ben karar vermedim hangisinin daha etkili olduğuna. Notlarımı okuduktan sonra siz varın ikisinin farkına.

Beyaz Gemi: Bir Cengiz Aytmatov klasiğidir. O kadar hüzünlü ve duygusaldır ki hikayesi yüreğinizden dolup taşar bu kitap ve içinize sığmaz bir türlü. Bir çocuğun en masum hayalini ve umudunu iliklerimize kadar hissederiz. SPOILER! Bir umudu vardı çocuğun ama alıp götürdüler ondan habersiz. Umutsuz kalan o güzelim masum yavru, hiçbir zaman yanında olamayan babasına artık kavuşmak ister. Beyaz gemideki denizci babasına. Bunun için ne yapmalıdır? Nasıl kavuşmalıdır ona? En iyisi balık olmak. Balık olunca beyaz gemiye kavuşacak ve hiçbir zaman bulamadığı sevginin ve umudun kollarına kendini bırakacak. Umut olmadan hayat olmazdı ki. Biri olmazsa diğeri de olamazdı illa ki. İşte böylece bıraktı kendini serin sulara. Hayalleri, umutları çalınmış; bir bilinmezliğe balık olup yelken açmış kanadı kırık bir masumun hikayesidir bu. En acı, en derin hislerin birbirine karıştığı anlarda bir ses geliyor uzaklardan ve diyor ki:
''Merhaba beyaz gemi, benim gelen!''

Koku: SPOILER! Herkesin bir kokusu vardı ama bir tek Jean-Baptiste Grenouille'ün kokusu yoktu. Annesinin bile kokusunu içine çekememiş ve ne yazık ki pis kokularla dünyaya gelmiş talihsiz bir çocuktu o. Bu talihsizliğinin yanı sıra inanılmaz bir koku yeteneği vardı. Bu yeteneğini kendisi için dünyadaki en güzel kokuyu meydana getirerek kullanmak istedi. Sadece kendisine ait bir kokusu olsun istemişti. Kendi parfümü sayesinde insanların gözünde dünyadaki en güçlü insan olmuştu ve hatta tanrılığa kadar erişebilecek iken o doğduğu bataklıkta kendini hiçliğe terk etti. Çünkü her şey sahteydi. Kimse tarafından gerçekten sevilmemiş ve bu yüzden sevmenin ne demek olduğunu bilememiş hüzünlü bir yürekti onunkisi. Bu değersizlik hissini daha fazla yaşamamak için, bu dünyada sanki hiç yaşamamış gibi kendini soyutlamayı tercih etti ve yok olup gitti bir bilinmezliğe doğru sesini bile çıkarmadan. Üzülmemek elimde değil. Jean-Baptiste için çok üzülürüm ama bir o kadar da ona saygı duyarım. Herkes tarafından sahte bir şekilde sevilmektense hiç sevilmemeyi ve değersizliğimle yalnız başıma ölmeyi ben de tercih ederim."
+Cimbomino
👍 24 ⭐ 5 01.06.2026

Gerçekçi tiyatro %38 VS %62 Absürt tiyatro

"Realist Drama gerçek hayatı göstermeye çalışır. Toplum, tarih, ekonomi veya psikoloji tarafından zorlanan insanları gösterir. Karakterler genelde alt sınıf insanı olurlar ve human dilemma ile mücadele eden karakterlerdir. Konuşma günlük konuşmalara çok benzer: Basit ve direktir. Küfürlü konuşma kullanılır ve lehçe (dialect) toplumdaki sınıfını gösterir. Setting de mutlaka gerçekçi olmalıdır. Kıyafetler normal insanların giydiği kıyafetler olmalıdır.
Genelde orta sınıfın toplumsal kuruları veya değerleri eleştirir. Sahneleme de çok gerçekçi olmalıdır. Constantin Stanislavsky der ki aktör ve aktrisler mutlaka oyundaki karakterin moduna girmeli, kendilerini o karaktermiş gibi hayal etmeliler. Zaman kısıtlıdır, yani belirli bir zamandan bahsedilir. (mesela Doll House’da 2 gün, All my sons’da da yanlış hatırlamıyorsam 1 gün ve gece olması lazım.)

Absurdist Drama:

Existentialist, varoluşçutdur. Sürekli sorular vardır; mesela hayatın anlamı nedir? Sürekli bu soru
bizim karşımıza çıkıyor. Karakterler birbirleriyle iletişim kuramıyorlar ve bu kasıtlı bir şekilde yapılıyor. Sürekli tekrarlar vardır. Hayatın monoton olduğunu anlatan oyunlardır. Hayatın anlamı olmadığını, hayata anlam verenin insanların kendilerinin olduğunu söyler existentiaslist ler.
Morality hakkında herhangi bir endişesi yoktur, açığa çıkan ethical konular yoktur.
Karakterlerin geçmişi hakkında çok fazla şey öğrenilmez."
+Literature Queen
👍 24 ⭐ 5 24.05.2026

Enstrüman Almak %35 VS %65 Enstruman Çalmak

"Gear Acquisition Syndrome (GAS), özellikle müzisyenler, fotoğrafçılar ve teknoloji meraklıları arasında yaygın olarak kullanılan bir terimdir. Bu kavram, kişinin sahip olduğu ekipmanların yeterli olmasına rağmen sürekli yeni araçlar, cihazlar veya aksesuarlar satın alma isteğini ifade eder. GAS genellikle “daha iyi ekipman daha iyi sonuç verir” düşüncesiyle beslenir; ancak çoğu zaman asıl gelişimin pratik, deneyim ve yaratıcılıkla sağlandığı göz ardı edilir.

Özellikle sosyal medya ve internet kültürü, Gear Acquisition Syndrome’un yayılmasında önemli bir rol oynar. İnceleme videoları, reklamlar ve kullanıcı paylaşımları bireylerde sürekli bir eksiklik hissi yaratabilir. Bu durum zamanla maddi yük oluşturmanın yanı sıra kişinin üretim sürecinden uzaklaşmasına da neden olabilir. Bu nedenle ekipmana odaklanmak yerine mevcut araçları verimli kullanmanın ve beceri geliştirmeye ağırlık vermenin daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz."
+Murphy
👍 24 ⭐ 5 13.05.2026

Blanche (Arzu Tramvayı) %71 VS %29 Laura (Sırça Kümes)

"Blanche (Arzu Tramvayı) ve Laura (Sırça Kümes) ikisi de Tennessee Williams oyunlarının karakterleridir. İkisi de son derece kırılgan kırılgan ve ürkek karakterlerdir. Laura kendi hayal dünyasından yaşayan, dış dünya ile bağ kuramayan bir karakterdir. Blanche karakteri ise tamamıyla yalnızlık fobisi olan bir karakter. Her şeyini kaybetmiş olarak güveneceği tek insan olan kardeşi, Stella’nın evine gider. Kaybetmenin verdiği acılardan dolayı içsel bir çöküntü içerisindedir ve kişisel acıları fazlasıyla yaşamaktadır. Eşi allan, belle reve, işi, itibarı, belle reve’deki hayatını, ailesini… her şeyini kaybetmiştir. Kardeşine geldiğinde ise onun bir kocası vardır. Hatta hamile olduğunu öğrendiği zaman bir darbe daha yer çünkü Blanche kardeşinin aksine çok büyük bir yalnızlık içerisindedir. Kardeşini kıskanması her halinden belli olmaktadır. Kardeşi Stanley ile kavga ettiği zaman mutlu bile oluyor diyebiliriz. Sürekli Stanley’i aşağılamalar ve ona layık olmadığını söylemeleri ise hepsi bu kıskançlıktan kaynaklanıyor. Hayattaki en büyük korkusu yalnız kalmak olduğu içinde kendinden hoşlanan Mitch’e evet diyor. Mitch’le evlenmek istiyor çünkü tutunabileceği son dal. Fakat geçmişini öğrenen Stanley buna engel oluyor, sonunda da her şeyini kaybeden blanche deli oluyor. çünkü artık tutunacak hiçbir dalı kalmıyor. İstediği tek şey yalnız kalmamak ve güvenli bir yerdi fakat ikisini de elde edemediği gibi bir de pamuk ipliğine bağlı psikolojisinin yok olması ile aklını kaybediyor. Laura sosyal ortamlarda bulunmayan, konuşmaya bile çekinen bir karakterdir. Kendi hayal dünyasından yaşar ve cam hayvan koleksiyonu yapar. Bu koleksiyon aynı kendisi gibi kırılgan, narin ve dokunulsa zarar görebilecek kadar hassas. Eve gelen misafir Jim ise onun duygularıyla oynar ve Laura bir anlık umutlansa bile yeniden karanlık dünyasına gömülür. kisi de hazin sonla biten oyunlardır, okumaya da izlemeye de değerler. Şiddetle tavsiye ederim.
"
+Literature Queen
👍 24 ⭐ 5 12.05.2026

Dr.Jekyll & Mr.Hyde %62 VS %38 The Picture of Dorian Gray

"Dr jekyll: yardımsever, iyi ve zeki, saygın bir doktordur. Hyde duygusuz, vahşi, kötü hayatı olan yaşamını sarmış bir nefret biridir. Dr. Jekyll iyi ve kötü 2 kişiliğini de yaşatmak istiyor: İçimizde toplumun bilmediği saklı olan biz.

Toplum + kurallar + sabit fikirler
Jekyll + değişim inancı / başarısız.

Toplumun kısıtlamaları bi nevi özgürlüğümüze engel. Jekyll'ın bu yüzden özgür olmak istiyor. Jekyll’ın iyi kişiliği sadece toplumun görmek istediği tarafı, topluma kabul görmek için takındığı maskedir. Fakat o gerçekte içinde bir Hyde taşımaktadır. Jekyll gerçekte Hyde’ın ta kendisidir. Jekyll Hyde olmak istiyor çünkü iç dünyasında özgür değil, bir nevi hapiste. Hyde Jekyll’ın bir nevi özgürlüğünü de temsil ediyor.

Dr. Jekyll’in Hyde olmaya başladıktan sonra hayır işleriyle pek ilgisi kalıyor. İçindeki kötülük duygusu benliğini gitgide kaplıyor. Jekyll'ın içine düştüğü bu durumu, bu ikilemi, toplumun suçu olarak görüyor. Çünkü iyi tarafı, Jekyll toplumun istediği gibi bir insan. Kötü tarafını ise toplum sevmiyor, bu yüzden o da aslında kitabın sonunda babasının portresini parçalayarak toplumdan intikam alıyor. Topluma tepkisini böyle gösteriyor.

-Kötü kişilik = çirkinlik = Hyde'ın bu kadar çirkin olması aslında kötülüğü temsil etmesinden kaynaklanıyor."
+Literature Queen
👍 24 ⭐ 5 08.05.2026

Fender %65 VS %35 Gibson

"Fender’in hikayesini en ilginç nokta markanın babası Leo Fender'in aslında bir gitarist değil, bir radyo tamircisi oluşu. Belki de bu yüzden gitara bir enstrüman gibi değil, çözülmesi gereken bir problem gibi yaklaştığını görüyoruz.

1950 yılında önce Telecaster, Leo Fender’in ilk büyük golüydü. Seri üretilen ilk masif gövdeli gitar olduğu için hem tank gibi sağlamdı, hallol body gitarlara göre üretimi daha seriydi, hem de tonuyla çok sevildi, talep gördü. Bugün bile country’den punk’a kadar herkesin elindeki gitar bu.

Ama asıl damga 1951 yılında Precision Bass ile oldu, hatta müziğin gidişatını etkiledi diyebiliriz. Eskiden basçılar devasa kontrbasları taşımaktan helak olurken, Fender onlara boyunlarına asıp sahneye atlayabilecekleri bir özgürlük verdi. Adındaki "Precision" (Hassasiyet) mevzusu da üzerindeki perdelerden gelir; yani basçılar artık notaları "rastgele" değil, nokta atışı basabilir hale geldi, tabi bu entonasyonu uçurdu, olmazsa olmaz haline geldi.

1954 yılında çıkan Stratocaster ise yine aynı başarıyı sürdüren bir üründü, kısa sürede ikonlaştı. Üç manyetiği, vücuda oturan kesimleri ve tremolo koluyla elektro gitarı daha rafine bir hale getirdi. Bugün sokaktan birini çevirip "bana bir gitar çiz" desen, elinden büyük ihtimalle bir Strat çıkar. Arabada Vosvos, ayakkabıda Converse neyse, gitarda da Stratocaster aynı şeydir yani. Bu gitara Hendrix'ten Clapton'a kadar dokunmayan efsane kalmadı.

1965 yılı Fender için büyük bir kırılma. Leo, sağlık sorunları yüzünden şirketi CBS’e devretti. Gitarcılar arasındaki o bitmek bilmeyen "Pre-CBS" (yani 65 öncesi evladiyelik gitarlar) muhabbetinin sebebi de budur. Çünkü CBS gelince biraz daha kapitalist şirket anlayışıyla; "daha hızlı ve daha çok üretelim ama maliteti de azaltalım" moduna girildi ve o eski özen kalmadı.

85 yılında kendi çalışanları şirketi geri alana kadar bu böyle gitti, fender özlenen kalitesine biraz olsun döndü gibi oldu.

Özetle Fender; mütevazı bir radyo tamir dükkanından çıkmış bir ikon."
&Kirky
👍 24 ⭐ 5 04.05.2026

Yetenek %46 VS %54 Çok çalışmak

"İnsanların birbirine çok sık karıştırdıkları bir konu bu aslında. Çok çalışmadan yeteneğin gelişmesi mümkün değildir. Bi insan bir konuya karşı yetenekli olabilir fakat eğer o yeteneği beslemezse maalesef yerinde saymaktan başka bi şey yapmaz. Peki ya yetenek yoksa? O da bir merdiveni en üst kata kadar tırmanmak gibi bir şey aslında. Yani ne kadar çok çalışsan da bir sınırı vardır yapacaklarının. Fakat yetenek olduğu zaman merdivenin son basamağını çıksan bile çatıdan çatıya uçmak hiç de zor değildir. Ayrıca yeteneğin de bir düzeyi vardır. Bu da insanların çok fazla algılayamadığı bir şey. Herkes futbol oynuyor ve dolayısıyla futbola yetenekli fakat seviyeleri farklı. Herkes bi Ronaldo, Mbappe, Messi veya Haaland olmuyor. Veya herkes voleybol oynayabilir ama Melissa Vargas, Zehra Güneş veya Gizem Örge olmak için çok çalışmak gerekiyor. Yetenek illa var ya da yok olmak zorunda değil. Bu açık veya kapalı olacak bir kapı değil."
+Literature Queen
👍 23 ⭐ 5 05.07.2026

Dövüş Kulübü'ndeki Anlatıcı %38 VS %62 Tyler Durden

"Fight Club - Dövüş Kulübü az bilinenler

Öncelikle benim için gelmiş geçmiş en başarılı şizofren karakterlerden biridir anlatıcı. Şimdi az bilinenler, hazır mısınızz? :) Öncelikle birçoğumuzun birdiği gibi Fight Club Amerikalı yazar Chuck Palahniuk'un bir romanıdır. Bilinmeyenler çok fazla olmadığı için birkaç madde yazarak sizleri şaşırtmayı umuyorum.

1- Anlatıcının sevgilisi Marla Singer'ın telefon numarası Memento filmindeki Teddy'nin numarasıyla aynı 😲 Tesadüf mü yoksa bilinçli bir tercih mi bilenmiyorum.

2-Kitap ile filmin sonu farklı. SPOIL: Kitapta anlatıcımız gözünü akıl hastanesinde açıyor ve orayı cennet zannediyor. Filmde malum sevgilisinin elini tutarken binalar yıkılıyor. Burda birçok yorumcuya göre anlatılmak istenilen şu; fazla mal & mülk kölelik getirir. Bu yüzden de patlatıyorlar sağı solu ne var ki o mal & mülk onlara ait değil.

3- Ne kadar doğru bilmiyorum, Brad Pitt film için biraz dişlerini törpületmiş deniliyor. Bu da sonuncu maddde idi. Sevgiler :)"
+Literature Queen
👍 23 ⭐ 5 30.06.2026

Maaş Gününün Gelmesi %46 VS %54 Sevdiğinin “Seni seviyorum” Demesi

"Bi maaş günü bir de kredi kartı kesimi beklemek çok zor çoook. 🥹 Ama hani seni seviyorum demek de çok zor olabilir bazen. Ya da sevdiğine sorarsın “Beni neden seviyorsun? diye hani şöyle romantik cevaplar bekleme umuduyla ama şöyle bi cevap gelir: “Neden sevmeyeyim?”. Neyse yani bu da bi şey. 😂​

Hani zaten sevilenin sevgisinden eminsen -herkese nasip olsun efenim - 14 Şubat’ın önemi biraz değişiliyor. 14 Şubat gecesi maaş yatıyor ya o gün sevgililer günü olmasından daha çok önem kazanıyor benim için ​😂​ Ah o maaş günü, klişe biliyorum ama geldiği gibi gidiyor çünkü aslında yatmayan maaş çoktan harcanmıştır bile. Hep bi ay geriden geliyoruz, sonumuz hayır olsun…

Son olarak gerçekten seven sevilen herkese her gün 14 Şubat zaten, o yüzden nereye gideceği belli olsa da maaşın yatacak olması daha heyecan verici 😋​"
+karakutu
👍 23 ⭐ 4 13.06.2026

Makinist %46 VS %54 Memento (Akıl Defteri)

"AĞIR SPOILER! Bir insanın başına gelebilecek en kötü olaylardan birisi bir insanın ölümüne neden olmaktır şüphesiz. Eğer bir insan bizim yüzümüzden ölürse, ölene kadar vicdan azabıyla yaşarız Allah korusun. İşte bu iki film; vicdanı sorgulayan, çaresiz bırakan ve adalet duygusunu ele alan filmlerdir. Anlatılmaz izlenirler ama kısaca özetleyeyim.

Makinist: Karşımızda bir deri bir kemik kalmış Trevor Reznik'i görürüz. Bu adamcağız bir yıldır uyuyamamaktadır. Bu durum onun günlük ve çalışma hayatını olumsuz etkilemektedir. Uykusuzluktan dolayı gün içinde sürekli hata yapmaktadır. Çevresindeki insanlar bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştır. Hatta iş arkadaşları artık ondan nefret etme noktasına gelmişlerdir. Bu adamın bu hale gelmesinin elbette bir sebebi vardır. Bunu filmin sonunda öğreniyoruz. Bir gün arabasıyla giderken bir anlık dikkatsizlikle bir çocuğa çarpıp kaçmıştır. Bu durumu unutmaya çalışsa da vicdanı onu rahat bırakmamıştır. Yemeden içmeden kesilip uyku problemi yaşamıştır. Gittikçe kendini kaybetmeye başlayan Reznik, hayal alemine dalarak kendini rahatlatmaya çalışmıştır. Makinist olarak çalıştığı için işi zor olan Reznik'in bi de sanrılar görüp hayal aleminde kaybolması hayatını içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur. Bu girdaptan kurtulamayan Reznik, kendine ben kimim sorusunu sorar ve bir katil olduğunu zor da olsa kendine itiraf eder. En sonunda hapse girer ve vicdan azabını susturduğu için bir yıldır özlemini çektiği uykusuna kavuşur.

Memento: Leonard Shelby, evli ve mutlu bir adamdır ta ki evine hırsızlar girip onu başından ağır yaralayıncaya kadar. Bu olaydan sonra Leonard, uzun süreli hafızasını yitirmiştir. Beyninde herhangi bir anı oluşturamamaktadır. Yaşadığı bir olayı birkaç saniye içinde unutmaktadır. İşte film bundan sonra başlıyor diyebiliriz. Çünkü biz de Leonard gibi olayları bilmeyip bulmaca çözer gibi çözmeye çalışıyoruz. Filmin en sevdiğim kısmı budur. Yönetmen Christopher Nolan, Leonard'ı oynattığı gibi bizi de parmağında oynatır. Ayrıca film sondan başa doğru olayları anlatır. Bu daha da büyük bir karışıklığa sebep olur. Filmin sonuna gelirsek, olayın özeti şudur. Leonard'ın karısı kocasının durumuna çok üzülmektedir. Onun hiçbir şey hatırlamadığını fark etmiştir. Hafızasının ne durumda olduğunu test etmek ister. Leonard'ın karısı şeker hastası olduğu için insülin iğnesi vurulmaktadır. Bir gün iğne vaktinin geldiğini ona söyler ve Leonard iğneyi vurur. Birkaç saniye geçtikten sonra Leonard'a tekrar iğne vaktinin geldiğini söyler ve Leonard unuttuğu için iğneyi tekrar vurur. Kadın şok olur ve acı bir şekilde bu olayı birkaç kere tekrar ettirir. Sonunda kadın rahatsızlanır ve ölür. Leonard bu olayı da unutur ve karısını hırsızların öldürdüğünü düşünür. Teddy isimli bir polisle hırsızları yakalarlar ama Teddy, Leonard'a karısının kendisinin öldürdüğünü söyler. Leonard bunu öğrenince şok olur ve durumu kabullenemez. Vicdan azabı çeker ve huzur içinde yaşayabilmesi için karısını öldüren bir katile ihtiyaç duyar. Kendisine unuttuğu gerçeği açıklayan Teddy'e düşman olur ve onu karısının katili gibi göstermek için çeşitli bilgileri vücuduna dövme şeklinde yazdırır. Nasılsa bunların hepsini unutacağı için Teddy'i masum olmasına rağmen karısının katili zannedecektir. Öyle de olur ve Leonard, Teddy'i bulup öldürür. Artık ona gerçeği hatırlatacak kimse kalmamış ve üstüne üstlük karısının katilini tek başına bulup onun intikamını alıp kendini kahraman olarak görmeyi başarmıştır. Vicdanını kendince böyle temize çıkarmıştır."
+Cimbomino
👍 23 ⭐ 5 10.06.2026

Yeni Bir Hobi Edinmek %44 VS %56 Eski Bir Hobiyi Geri Kazanmak

"Yeni bir hobi edinmek heyecanlı olabilir çünkü yeni bir kitabın sayfasını açmak gibi gelir insana. Yeni bir şeylere başlamanın getirdiği motivasyon da vardır bir yandan fakat her zaman hevesinizi kıracak bir şeyler olabilir. Bu durumda hobi çöplüğüne yeni bir tanesini daha eklemiş olursunuz. Eski bir hobiyi geri kazanmak ise o hobiye ilk başladığınız zamanlardaki hislerinizi yeniden yaşamanız anlamına gelir çünkü adeta zaman makinesine binip geçmişe dönmek gibi. Bir de ben bunu zaten yapıyordum hissiyatı ve inancı sizi daha da motive edebilir. Özgüven güzeldir tabii ama beklentiyi yine de çok yüksek tutmamak lazım. Unutmayın her şeyi mükemmel yapmak zorunda değilsiniz, eğlenmek ve keyif almak çok değerli. Zaman ayırmak da çok önemli. Bir şeye ne kadar çok zaman ayırırsanız o konuda o kadar iyi hale gelirsiniz. Fakat zaman buldukça biraz biraz yapmakta da hiçbir sakınca yok bence :)"
dextermania
👍 23 ⭐ 5 10.06.2026

Ben hiç unutmadım, unutamam %38 VS %62 Unutursun için yana yana

"Unuttuğumuz ne çok şey var hayatta ya da unutmaya çalıştığımız. Her geçen gün daha çok yoruyoruz hafızamızı ya unutmak ya da hatırlamak için. Her yaptığımız olumsuz davranışın veya hayatımızda önemli yer tutan her olayın sonucunu bilmeden yaşıyoruz. Ödediğimiz her bedel aslında yaptıklarımızın bir karşılığı olarak karşımıza çıkıyor. Önemsiz gibi görünen ya da hayatımıza imzasını atan olaylar dolduruyor hafızamızı ve biz onlardan ya bilinçli şekilde ya da bilinçsizce kaçmaya çalışıyoruz. Kaçınca zannediyoruz ki bir yerden patlak vermez, karşımıza hiç çıkmaz. Şanslıysak evet ama ya şans yanımızda yoksa? Ya birileri onu hatırlatmaya çalışırsa? O zaman başlıyor bedenimizdeki tüm rahatsızlıklar. Her ağrının bile bir nedeni var aslında. Adı konulmamış tüm hastalıkların bir sebebi var. Doktorlar hiçbir şeyin yok derler, halbuki neler neler vardır içinde bastırmaya çalıştığın ve belli olmaz sandığın. Kendine bile söyleyemezsin neleri unutmak zorunda kaldığını. İnsan böyle yaşayamaz ki zaten. En güzeli unutmak. Unutmak bir nimettir aslında unutabilmek çünkü unutamadığın her an ömründen gider. Ömrümüzde unutmak ya da unutturulmak zorunda kalmayacağımız anıları biriktirmeye çalışalım çünkü bu hayat istemesek de elimizden kayıp gidiyor."
+Cimbomino
👍 23 ⭐ 5 07.06.2026

Çok Zor %78 VS %22 Aman ne var Canım!

"Bu kriteryayı açarken çok eğlendim. Daha 3-5 şey de yazardım hani: Yokuş çıkmak, Aç & suzuz kalmak & Çocuk bakmak ama tadında kaldı 😜 Kimsenin hadi şu konuya bir kahramanlık filmi çekelim diyeceği konular olmayabilir hiçbiri ama mesela kredi kartı kesilsin diye beklemek benim için acayip büyük bi challenge. 😂 Bazen çok zor tutuyorum kendimi ve becerebildiğim zaman kendimi tebrik ve takdir ediyorum 😁Çamaşır katlamak, al işte! Bazen haftalarca bir yığın olarak beni huzursuz eden bir çamaşır dağım var. Neredeyse dile gelecekler: “Ne olursun bari şeklimizi değiştir, hep aynı durmaktan oramız buramız tutuldu!”. Asansör bozuksa veya yoksa bundan daha yıkıcı ne olabilir. Hele de enerjinin artık son demlerindeysen. Hepsi ayrı ayrı sabır testi resmen, evliya olsan da dayanamazsın.

Elektrik yok, evin içinde hapissin. Kitap okuyayım desen kahve yapamazsın; ışık yok, temizlik yapayım, çamaşır yıkayayım, bi film izleyeyim. Hepsi sana bağlı ey elektrik, modern insan sana bağımlı resmen! Elektrik gidince benim de bütün neşem, huzurum da gidiyor resmen. Elektriğe olduğu kadar günümüz insanı internete de bağımlı. Onsuz yaşamak da zor, imkansız ve resmen düşünülemez oldu!

Zamlara bağışıklık mı kazandık artık ne, artık fiyat algımız da kalmadı ki. Ney ucuz ney pahalı vallahi anlayamıyorum. İşin sonu nereye gidecek, istemesek de şahit olmak zorunda kalıyoruz!

Son olarak ego abidesi insanlara maruz kalmak bavul taşımaktan daha zor diyerek bu yazımı bitiyorum. Hiçbirini yaşamak zorunda kalmayın diyeceğim ama ütopik bir dilek olacak. En iyisi kolaylıklar dileyeyim! Sevgiler. 😈😈"
noNeedtoArgue
👍 23 ⭐ 5 06.06.2026

Eski Spider-Man aktörleri %48 VS %52 Yeni Spider-Man aktörleri

"Tobey Maguire asıl büyük çıkışını, 2002 yılında Sam Raimi'nin yönettiği Örümcek Adam (Spider-Man) üçlemesinde başkarakter Peter Parker'a hayat vererek yapmış bir aktör. Bu rol onu dünya çapında bir yıldız haline getirmiş ve süper kahraman sinemasının ikonik isimlerinden biri olarak konumlandırmıştır ama Tobey beyciğim bunun üstüne koymuş, sanatını Örümcek Adam karakterinin ötesine taşımayı başardığını bir çok filmde görstermiş birisi. Misal dramatik rollerdeki yeteneğiyle de takdire şayan işlere imza atmış. Seabiscuit, Muhteşem Gatsby ve Tanrı'nın Eseri Şeytanın Parçası gibi filmlerdeki performanslarıyla oyunculuk yelpazesinin genişliğini kanıtlamıştır. Özellikle Kardeşler (Brothers) filminde travma sonrası stres bozukluğu yaşayan bir askeri canlandırdığı rolü, onun kariyerindeki en ciddi performanslardan biri olarak kabul edilmiş ve kendisine "En İyi Erkek Oyuncu" dalında Altın Küre adaylığı kazandırmıştır."
SosyolOrk
👍 23 ⭐ 5 26.05.2026

Aşk Her şeyi Affeder mi? %51 VS %49 Güven kırılırsa geri gelir mi?

"Hani şarkıda diyor ya" Aşk her şeyi affeder mi /mevsim bahar fark eder mi" fark eder arkadaşlar hayatının hangi deminde olduğuna göre cevap değişir. Yaklaşık olarak 25 yaşına kadar aşk her şeyi affetmese de çoğu şeyi affeder.Sevdigimiz insan güvenimizi kirsada emek verirse pişmanlık varsa gerçek aşk varsa her şeyin üstesinden gelinir.En önemli konu DENGE.
Bir ilişkide ufak bir kar zarar hesabi yaptığımızda kardaysak her şeyin üstesinden gelinir dert etmeyin. Yok ben hep zarardayim diyorsanız kaçın ordan gençler 😁🤷‍♀️"
Özge Nur Bektaş
👍 23 ⭐ 5 20.05.2026

Bipolar Bozukluk (Duygu-Durum Bozukluğu) %47 VS %53 Şizofreni (Zihin Bölünmesi)

"Bipolar Bozukluk: Kişinin duygularını tam olarak kontrol edememesiyle ilgili ciddi bir psikolojik rahatsızlıktır. Kişi sevinçli bir anında tam sevinecek ama öyle bir abartır ki adeta bulutların üstünde uçar. Etrafındaki insanlar buna anlam veremeyip eleştirmeye başlayınca sinirinden deliye döner çünkü anlaşılmadığını düşünür. Ertesi gün de tam tersi intiharı düşünecek kadar üzüntü yaşar, dibi görür. Hayattan soğur ve yaşamak istemez. Bu dönemde de çok sinirli olabilir. Uzmanlar, bu hastalığın istismarla, aşırı yalnızlık hissi sonucu duygularını kimseyle paylaşamamayla veya ani bir şok sonucunda gerçekleşebileceğini ve genetik yatkınlığın da etkili olabileceğini dile getiriyor. Zaten böyle ciddi bir hastalık pat diye ortaya çıkmaz. İnsan bazen sadece yaşadıklarından ibaret.

Şizofreni: Bu hastalıkla ilgili ne çok şey söylesem de anlatamam. O kadar ağır ve zor bir hastalık ki insanı öldürmez, resmen süründürür. Maalesef bu hastalığa sahip kimselerin birçoğu kendi kimliklerini unutup başka bir kimliğe bürünebilirler. Örneğin; bir kadın ev hanımı olmasına rağmen kendini doktor sanıp etrafındaki insanlara teşhis koyup onlara hayali reçeteler yazabilir. Onları sanrı şeklinde görüp onlarla konuşabilir ve bunların hepsini gerçekte var oluyor sanabilir. Normal hayata döndüğünde gerçek kişilerle konuşurken: "İlaçlarını almayı unutma, iyileşeceksin." dediğinde, karşı taraftan "Deli mi ne?" gibi tepkiler alırsa saldırganlaşabilir. Bu gibi durumlarda şizofreni hastalarıyla çok dikkatli konuşmak gerekir. Gerçi bir şey yapmasanız da hayalinde sizi düşman olarak gördüyse size saldırması veya kötü kötü bakması kaçınılmaz olabilir.
Bu insanları daha da iyi anlayabilmek için gerçek bir hikayeye dayanan "Akıl Oyunları" filmini izleyebilirsiniz. Matematik profesörü John Nash kendini ajan zannediyordu ve buna göre hareket ediyordu. Tedavi gördükten sonra sanrı olarak gördüğü insanların yıllar geçmesine rağmen hiç değişmediğini ama kendisinin yaşlandığını fark edince onların gerçek olmadığını anlayıp hastalığını kabul etti. Her vaka böyle sonuçlanmıyor ne yazık ki. Birçok kişi hastalığını kabul etmeyip tedaviyi reddediyor ve hiçbir zaman iyileşemeyebiliyor. Tedaviyi kabul edenler de eskisinden daha iyi olabiliyor ama hastalıktan tam olarak kurtulup kurtulmadıkları ölünceye kadar gizemini koruyabiliyor."
+Cimbomino
👍 23 ⭐ 5 19.05.2026

Kaygı Bozukluğu (Anksiyete) %26 VS %74 Panik Atak

"Panik atak, anlatılmaz yaşanır derler ya öyle bir psikolojik rahatsızlık. Görünürde hiçbir sebep yokken yakalar insanı. Kalp hastalıklarıyla çok karıştırılır çünkü kalbine o kadar çok bıçak saplanır ki kalp krizi geçiriyor sanırsın. Halbuki kalbin sağlamdır ama ruhun o esnada kriz geçirmiştir. Tam bir teşhis konmamış birçok insan, atak geçirdiğini bile anlamaz. Ekg ve eko çektirmek için düşer yollara. Halbuki gitmesi gereken yer iyi bir psikiyatristtir. İlaç tedavisiyle geçer derler doğrudur ama ruhun tamamen iyileşmesi çok zaman alır çünkü küçüklükte yaşadığın kötü anılar gün gelir hiç ummadığın yerde ve zamanda karşına çıkar. Seni kıskavrak yakalayıp boğar. Kimse anlamaz ne olduğunu hatta kendin bile anlayamazsın. Bilinçdışımıza attğımız her şey ve zamanında çözülememiş tüm sorunlar buna neden oluyor diyebiliriz. Psikiyatristlerin "küçüklüğünüze dönelim" tezi en çok bundan dolayıdır çünkü çocuk, somut dönemdeyken kendisiyle baş başadır. Her şeyin iyi yönde de kötü yönde de sorumlusu kendisidir. Anlamlandıramadığı her durumu kendine yöneltir. "Benim sayemde oldu." ya da "Her şey benim suçum." gibi. Halbuki ne onun sayesinde olmuştur ne de onun suçudur. Olaylar bambaşkadır. Siz siz olun çocuklarınıza iyi bir çocukluk yaşatın. İçinde çözülememiş hiçbir sıkıntısı kalmasın. Elbette ki toz pembe olamaz hayat ama en azından onlara yansıtmayın. "Çocuklar Duymasın" dizisindeki mutfak yöntemi çok iyi bir örnektir. Onu uygulayabilirsiniz.

Kaygı bozukluğu (Anksiyete): Hayatımızda sonradan gelişen ve o andaki ruh halimizi kısa vadede olumsuz etkileyen bir psikolojik rahatsızlıktır. Bizi sıkan ve boğan olayların üstesinden gelemediğimizde o anda potansiyelimizi kullanamama, kaygı seviyemizin aşırı yükselmesiyle mide bulantısı, çarpıntı, şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi gibi belirtileri vardır. Kaygı çok yoğunsa bileklerde karıncalanma ve his kaybı bile yaşanabilir. Kişi sakinleşip kendine geldiğinde yani kaygısı azaldığında eski haline kısa sürede döner. Sınav kaygısı, kötü bir haberin aniden verilmesi, bir kavgaya şahit olma gibi durumlarda ortaya çıkabilir. Her seferinde daha yoğun kaygı yaşanmasına neden olacak ortamlardan kişinin uzaklaşması gerekir. Aksi takdirde küçük bir olay bile artık çok büyük bir kaygıya neden olabilir, kişinin hastalığı gittikçe ilerleyebilir ve kişi kaygısını hiçbir şekilde kontrol edemez hale gelebilir."
+Er35
👍 23 ⭐ 5 18.05.2026

Bollywood %47 VS %53 Hollywood

"Filmlerin orjinal isimleri ve ortak noktaları:

1. Üç Aptal: 3 İdiots vs Ölü Ozanlar Derneği: Dead Poets Society
Bu iki film yetenekli öğrencilerin hayatlarına dair kesitler sunar.

2. Ghajini vs Memento: Not defteri
Bu iki filmde hafızasını kaybeden bir adamın yaşadıkları anlatılır.

3.Her Çocuk Özeldir: Taare Zamaen Par vs Can Dostum: Good Will Hunting
Bu iki filmde özel yetenekli bireylerin öğretmenleriyle kurduğu bağ anlatılır.

4.Benim Adım Khan: My Name is Khan vs Yağmur Adam: Rain Man
Bu iki filmde otizmli bireylerin yaşadığı zorluklar anlatılır."
+Er35
👍 23 ⭐ 5 13.05.2026

Star Wars %67 VS %33 Star Trek

"Dünya genelindeki popülerlik, kültürel etki ve hayran kitlesi göz önünde bulundurulduğunda en sevilen 10 villanın (kötü adam) karakter şu şekilde:

1. Sırada Darth Vader yer alıyor :)
2- Joker
3- Lord Voldemort
4- Thanos
5- Hannibal Lecter
6- Sauron
7- Loki (günümüzde daha çok anti-kahraman olarak görülse de ikonik bir villain'dır.)
8- Magneto
9- Scar
10- Green Goblin"
+karakutu
👍 22 ⭐ 4 12.07.2026

Othello Sendromu %45 VS %55 Narsisistik Kişilik Bozukluğu

"Yorumuma başlamadan önce Edebiyat sever çok okur olarak sadece “düşüncelerimi” yazacağımı belirmek isterim. Psikolog değilim, böyle bir eğitimim yok. Önceden uyarımı yapmış olarak yazıma başlıyorum :)

Adını William Shakespeare’in Othello (1603) oyunundan alan Othello Sendromu ile başlayayım. Othello Venedik’te başarılı bir generaldir. Desdemona ile birbirlerini severek evlenmişlerdir ve Othello eşine büyük bir bağlılık duyar fakat en zayıf noktası insanlara hemen inanmasıdır. Yardımcısı Iago onu sürekli eşi Desdemona’ya karşı olumsuz bir şekilde dolduruşa getirmektedir. Olay öyle bir hal alır ki Othello kendisini aldattığına dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen buna kesin olarak inanır. Sonuç olarak hiçbir suçu olmayan eşini aşırı kıskançlıktan öldürür. Bilmeyenler az çok konuyu anlamışsınızdır. Othello Sendromu ve narsisizm, ilişkilerde ciddi sorunlara yol açabilen iki farklı psikolojik durumdur. Psikolojide Othello Sendromu, "sanrısal kıskançlık" olarak da bilinir. Her ikisi de insan ilişkilerinde sıkıntılı bir durumdur. Narsisizm (Narsisistik Kişilik Bozukluğu) ise kişinin kendisini aşırı önemli görmesi, dünyanın bir nevi kendisi için döndüğünü sanması, kendisine karşı sürekli hayranlık beklemesi, sürekli övülmek istemesi ve bir de başkalarının duygularına karşı yeterince empati gösterememesiyle karakterizedir.

Açıkçası bir insan sevdiği insanı kıskandıracak herhangi bir eylemden uzak durmalı kesinlikle. Hayatında biri varsa bir başkasıyla ondan habersiz başbaşa kahve içmek bile çok anlamsız. Bu minik bi örnek tabii, çok değişik insanlar var: İlişkilerini kıskandırmak ve kıskanmak üzerine kuranlar. Asla normal olduklarını düşünmüyorum. Toksit, saçma sapan, anlamsız bir durum yaşıyorlar. Fakat bir insan herhangi kıskandıracak veya rahatsız edecek herhangi bir eylemde bulunmasa bile Othello Sendorumuna maruz kalabilir. Sürekli sorgulanma, telefonlarının kontrol edilmesi, sosyal medya hesaplarının incelemesi, takip edilme veya kısıtlanma gibi davranışlar yaşayabilir. Kadınların bazılarının bu ilk başlarda baya baya hoşlarına gidiyor. “Beni çok seviyor” gibi algılayabiliyor bu olayı durumun ciddiyetinin farkına varmadan çünkü maalesef sendromun sonuçlarından biri de şiddet oluyor. Bu nedenle bu durumu romantize etmektense - eğer bu kişi ile hayatına devam etmeye gerçekten kararlıyla insanlar - karşısındaki sendromun olduğu kişiler için erken tanı ve profesyonel destek oldukça önemlidir. Ya arkanıza bakmadan kaçacaksınız ya da tedavi olunması gerektiği gerçeğini görmezden gelmeyeceksiniz çünkü ortada herhangi bir kanıt olmaması bu sendroma sahip olan insanların fikirlerini değiştirmez. Bu sendroma sahip insan şöyle düşünür: “Ben Sana Güvenmiyorum, Çevrendekilere Hiç Güvenmiyorum.”

Günlük hayatta hepimiz zaman zaman narsistik özellikler gösterebiliriz fakat aşırı olması hem kişinin insan ilişkilerini hem de yaşamını olumsuz etkiler. Çünkü ya insanlar o kişiyi ciddiye almaz eğlenirler ya da yok sayarlar. Her iki durumda da sıkıntılı bir durumdur. Ancak güç ve para sahibi narsistlere maruz kalmak çok başka bir şey. İşte bu durum gerçekten asıl sizin hayatınızı perişan eder. Böyle birinin patronunuz olduğunu düşünün. Ondan başka değerli ve üstün kimse yoktur. Ne yapsan da beğendiremezsin kendini. Bu da sürekli yetersiz ve mutsuz hissetmenize neden olur. İşte bu durumda sorunun sizde olmadığının hızlı bir şekilde farkına varıp kendinizi biraz seviyor ve saygı duyuyorsanız o ortamdan uzaklaşmanız lazım.

Othello Sendromunun En Belirgin Özellikleri

Kanıt olmaksızın partnerin sadakatsiz olduğuna inanma.
Sürekli kıskançlık ve şüphe duyma.
Partneri sık sık sorgulama.
Telefon, mesaj, e-posta ve sosyal medya hesaplarını kontrol etme.
Partneri takip etme veya gözetleme.
Partnerin günlük aktivitelerini kontrol etmeye çalışma.
Masum davranışları aldatma kanıtı olarak yorumlama.
Güvence verilmesine rağmen şüphelerin devam etmesi.
Kontrol edici ve kısıtlayıcı davranışlar sergileme.
Öfke, saldırganlık veya şiddet davranışları gösterme riski.

Narsisistik Kişilik Bozukluğunun En Belirgin Özellikleri

Kendini aşırı önemli görme.
Sürekli hayranlık ve takdir bekleme.
Özel muamele görme hakkı olduğuna inanma.
Empati eksikliği.
Başkalarını kendi çıkarları için kullanma.
Eleştiriye karşı aşırı hassas olma.
Kendini diğer insanlardan üstün görme.
Başkalarını kıskanma veya başkalarının kendisini kıskandığına inanma.
Kibirli ve küçümseyici davranışlar sergileme.
Başarı, güç, güzellik veya mükemmellik fantezileriyle meşgul olma.

Kaynaklar:
Cleveland Clinic. Othello Syndrome (Delusional Jealousy). https://my.clevelandclinic.org/health/diseases/othello-syndrome
National Center for Biotechnology Information. Othello Syndrome: Delusional Jealousy. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/
StatPearls. Delusional Disorder. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK539855
American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed., Text Revision; DSM-5-TR). American Psychiatric Publishing.
Mayo Clinic. Narcissistic personality disorder – Symptoms and causes. https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/narcissistic-personality-disorder/symptoms-causes/syc-20366662"
+Literature Queen
👍 22 ⭐ 5 06.07.2026

Don't Talk to Strangers (1983) %75 VS %25 Mayın Tarlası (2004)

"Dio, 1982 yılında Ronnie James Dio tarafından kurulmuştur. Ronnie James Dio heavy metal tarihinin en saygın vokalistlerinden biridir. Bugün rock ve metalin simgesi olan "devil horns" 🤘 el işaretini dünyaya tanıtan kişi olarak da bilinir. 16 Mayıs 2010 yılında aramızdan ayrıldı.

Grubu hiç bilmeyenler için başlangıç şarkıları:
Holy Diver Dio denince ilk akla gelen şarkılardan biridir.
Rainbow in the Dark akılda kalıcı nakaratı ve klavyesiyle çok sevilir.
Don't Talk to Strangers — Yumuşak başlayıp giderek sertleşen, dramatik bir parçadır ve Şebnem Ferah’ın “Mayın Tarlası” şarkısının esin kaynağı olan parçadır.
The Last in Line epik atmosferiyle öne çıkar.
Heaven and Hell’de Ronnie'nin Black Sabbath döneminin başyapıtlarından biridir.

Dio'nun şarkılarında genellikle:
Güçlü melodiler
Epik gitar soloları
Fantastik hikâyeler (ejderhalar, büyücüler, krallar, kahramanlar)
Ama aslında gerçek hayatı anlatan metaforlar bulunur.

Öne çıkan ödül ve onurları:
1985 – Hit Parader
Yılın Vokalisti (Vocalist of the Year)
1988 – The Children of the Night
Yılın Hayırseveri (Philanthropist of the Year) (Hayır çalışmalarından dolayı.)
2006 – Classic Rock Roll of Honour Awards
Metal Guru Ödülü
2009 – BURRN! Magazine Awards
En İyi Erkek Vokalist
2010 – Revolver Golden Gods Awards
En İyi Vokalist (Ölümünden kısa süre sonra verildi.)
2010 – Kerrang! Awards
Icon Award (İkon Ödülü)
2014 – Syracuse Area Music Hall of Fame
Yaşam Boyu Başarı Ödülü (Ölümünden sonra.)

Onur listeleri ve anıtlar
Ronnie James Dio'nun etkisi, ödüllerin ötesinde birçok kalıcı onurla da anıldı:
2007: Hollywood RockWalk'a kabul edildi.
2017: Metal Hall of Fame'in ilk üyelerinden biri oldu.
ABD'nin Cortland kentinde adına "Dio Way" adlı bir cadde bulunuyor.
Kavarna'da bronz heykeli dikildi.
Bloodstock Open Air festivalinin ana sahnesi onun anısına Ronnie James Dio Stage adını taşıyor.

Ödül listesi kaynak: wikipedia."
Blackwater Park
👍 22 ⭐ 5 03.07.2026

Halka (The Ring) %45 VS %55 Şeytan (The Exorcist)

"The Exorcist çocukken gündüz izlemiştim Allah’tan. Tabii ki çok korkmuştum ama yalnız olmadığım için o cesaretle sonuna kadar izlemiştim. Teyzemin kedisi vardı, hayvan filme dayanamayıp odadan kaçmıştı çok iyi hatırlıyorum :D

1973 olan yapım IMDB’de yaklaşık 500bin kişi tarafından 8/10 puan almış. Benim de filme puanım 8.

Halka film serisini 17 yaşında izlemiş ve ışıktan nefret etmeme rağmen bi süre ışık açık uyumuştum. Gün ışığı azıcık pencere köşesinden içeri girsin uyanan ben günerce ışık açık olmasına itiraz etmemiştim.

The Ring 3 seriden oluşuyor.
The Ring 2002, IMDB puanı 404bin kişi tarafından verilen 7.1/10. Benim için puanı 9. En sevdiğim korku filmlerinden biridir.
The Ring Two 2005, 106bin kişi tarafından 5.4/10 olarak değerlendirilmiş. Benim puanım filme 7.
Serinin 3. Filmi Rings 2017 ise yaklaşık 50bin kişi tarafından sadece 4.5/10 puan almıştır. Bu filmi izlemedim ve sanırım oyuncuları da farklı. Serinin devamı olup olmadığı konusunda da tam emin olamıyorum. IMDB öyle diyor ama ben söylemiş olayım.
Filmlerin puanları düşük olarak bilir ama SAMARA gerçekten ikonik bir karakter haline gelmiştir. Maalesef Samara’yı oyanayan oyuncu Daveigh Chase bu yıl 35 yaşında(16 Haziran 2026) aramızdan ayrıldı.

The Exorcist korku sineması için çok büyük bir klasik olarak kabul edilir ama tabii ki çok eskidi. Şu anda izlesek o zamanlarki gibi korkar mıyız bilmiyorum fakat yine de karanlık bir havası var tabii ki de. The Ring ise televizyondan çıkan Samara, kuyuda yaşayan Samara, 7 günün kaldı diye seni darlayan Samara ile psikolojik olarak daha fazla rahatsız ediyor. Samara’nın televizyondan çıktığı sahne de tartışmasız korku sinemasının en ikonik sahnelerinden biri.

Bu arada Şeytan bi şekilde defedilir de Samara'ya nası bir çözüm bulunabilir bilmiyorum. O yüzden galiba Samara'dan daha çok korkuyorum :D"
+karakutu
👍 22 ⭐ 5 02.07.2026

Sütlü Tatlılar %48 VS %52 Şerbetli Tatlılar

"Sütlü tatlı kültürü açısından öne çıkan ülkeler şunlardır: Türkiye ve tabii ki sütlü tatlı kültürü çok güçlüdür.

Sütlaç
Kazandibi
Muhallebi
Tavuk göğsü
Keşkül

En sevilen sütlü tatlılarımızdır. Sonrasında listede sırayla 2-Hindistan (Kheer, Ras malai, Rabri), ve 3-İran (Fereni, Sholeh Zard) gelir.

4- Fransa Crème brûlée, Crème caramel, Île flottante

5- İspanya'da sütlaç benzeri bir tatlı var adı Rizogalo.

6- Tabii ki Osmanlı mutfağından etkilenen Yunanistan, birçok sütlü tatlı bulunur
Rizogalo (sütlaç), Muhallebi benzeri tatlılar

Dünyanın en zengin şerbetli tatlı geleneklerinden birine sahip ülke, tabii ki TÜRKİYE :) Evet yeme içme ile övünüyoruz biz de ne yapalım.

En bilinen tatlılar:

Baklava
Künefe
Şekerpare
Kalburabastı
Revani
Tulumba

Sonrasında yime Yunanistan, İran, Hindistan gibi ülkeler de şerbetli tatlı geleneği bulur.

Bölgelere göre öne çıkan tatlı kültürü
Anadolu ve Balkanlar: Baklava, revani, şekerpare, tulumba.
Orta Doğu: Künefe, baklava, basbousa, znoud el sit.
Güney Asya: Gulab jamun, jalebi, rasgulla (şeker şurubunda bekletilir)."
Hail Before Me
👍 22 ⭐ 5 30.06.2026

Eski James Bond Aktörleri %59 VS %41 Yeni James Bond Aktörleri

"James Bond film serisi, yazar lan Fleming'in James Bond kitap serisinden esinlenerek çekilmiştir. Toplamda 13 kitap bulunmaktadır.

Sean Connery 7, Roger Moore 7, Pierce Brosnan 4 ve Daniel Craig ise 5 James Bond filminde oynamıştır. Biri bağımsız biri TV filmi olmak üzere toplamda 25 tane James Bond filmi çekilmiştir."
+Cimbomino
👍 22 ⭐ 4.5 13.06.2026

Şarjın %1 Kalması %27 VS %73 Tuvalet Kağıdının Bitmesi

"Her ikisi de psikoloji bozar. Maalesef telefonlarımıza bağımlıyız. Her şey orada; haber, iletişim, müzik, dizi & film, hatta kitaplar. Telefon doğal olarak sade bir cihaz olmaktan çok hayatta kalma aracı oldu. E şimdi yüzde 1 diyoruz, ne yapılabilir ki. Sessizce kaderine razı olursun. Şarj etmediğin için kendine söversin. Evdeki taşınabilir şarj aletlerine gider aklın, ah çölde bir bardak su içmek gibi olurdu yanımda olsaydınnn diye düşünürsün. Ama yoktur işte, sessizce çaresizliğini kabul et, hayatla vedalaşma törenini yap ve şarjsız şarjsız yap yolculuğunu :P

Tuvalet kağıdı mı bitmiş, Tanrım kriz ötesi kriz. Fark etmedin ve işleme çoktan başladın. Alternatif ne olabilir ki, nası bi çaresizlik bu :( Tam bir kaos. Kendinizi bu duruma düşürmeyin, düşürüyorsanız da sonuçlarına katlanın aman bana ne 😂​🤣​"
EgoKiller
👍 22 ⭐ 5 10.06.2026

Opeth %64 VS %36 Katatonia

"Besteci ve yapımcı Mikael Åkerfeldt 17 Nisan 1974'te İsveç'in Stockholm kentinde doğmuş. 1990 yılında Opeth'e katıldıktan sonra grubun yaratıcı lideri haline gelmiş ve grubun müzikal yönünü şekillendirmiş bir müzisyen. Kendine özgü brutal vokalleri, temiz vokal tekniği ve girift beste anlayışı sayesinde son zamanlarda modern progresif metalin en etkili isimlerinden biri olarak kabul edilmeye başlandı. Oysa Death metalden Black metale uzanan geçmiş kariyerinin meyveleriydi bunlar, bugünlerde o döneme hakettiği saygıyı gösterdiğini söylemek hiç mümkün değil.

Åkerfeldt, Özellikle Blackwater Park, Ghost Reveries ve Watershed gibi albümlerle büyük beğeni topladı. 2010'lu yıllardan itibaren Opeth'in müziğini daha çok 1970'ler progresif rock etkilerine yönlendirmesi kimilerince sanatsal risk ama kendisine göre doğal gelişim sürecinin sonucu olarak nitelendi. Derin söz yazımı, teknik ustalığı ve yenilikçi yaklaşımı sayesinde günümüz progresif müzik sahnesinin en önemli figürlerinden biri olarak anılsa da kişisel gözlemlerime göre Türkiye'de eski işleriyle daha çok tutulan bir abimiz kendisi."
+Murphy
👍 22 ⭐ 5 03.06.2026

Otobüste Ayakta Gitmek %54 VS %46 Sinemada Mısır Sesi

"İkisi de eşit derecede sinir bozucu. İnsanın olduğu her yer sıkıntılı. Eğitimsiz olmak en büyük problemimiz. Celal Şengör'ün de dediği gibi başkalarının cehaleti maalesef bizim yaşamımızı çok olumsuz yönde etkiliyor. Gün içinde işe git gel, bi yerlere git gel zaten bi sürü hanzoya, bencil ve anlayışsız insana denk geliyoruz, bi sinemaya gideyim modum değişsin diyorsun orada da film sonuna kadar yeme içme sesi."
+karakutu
👍 22 ⭐ 3 30.05.2026

Yunan Mitolojisi %57 VS %43 Roma Mitolojisi

"Yunan Mitoloji başlangıcının minik bir özetini sunayım:

Evreni yöneten ilk varlık Kaos (Chaos) olarak adlandırılıyordu. Gaia: dünya ya da toprak demektir. Gaia’nın çocuğu ve aynı zamanda eşi olan Uranüs’ün adı gök ya da cennet anlamına gelir. Gaia hem bir tanrıça hem de bizzat dünyanın kendisidir; benzer şekilde Uranüs de hem tanrıları hem de gökyüzünü temsil eder.

Kaos’un egemenliği sırasında büyük bir boşluk ve yokluk dönemi vardı. Zamanla Kaos, kendini yer, gök ve deniz olarak ayırdı. Bu olaydan sonra, hiçbir anneden doğmadan var olan ilk tanrıça Gaia ortaya çıktı. Çocuk sahibi olma isteği o kadar büyüktü ki sonunda kendi kendine hamile kaldı. Daha sonra Uranüs ile birlikte çocukları oldu.
Gaia’nın ilk üç çocuğu canavarlardı ve Yüz Kollular (Hundred-Handed Ones) olarak adlandırılırlardı. Uranüs, bu çocuklardan birinin bir gün kendisini devireceğinden korkuyordu. Bu yüzden onları tekrar Gaia’nın rahmine hapsetti. Ardından Gaia, üç canavar çocuk daha doğurdu: Kikloplar (Cyclopes). Onlara da aynı şey yapıldı.

Gaia’nın doğurduğu bir başka grup ise Titanlardı. Bunlar insan özellikleri taşıyan varlıklardı ve canavar değillerdi. Gaia’nın tüm çocukları onun rahmindeydi ama o onlarla iletişim kurabiliyordu. Bir plan yaptılar ve on iki Titan’ın en küçüğü olan Kronos, annesinin yardımıyla dışarı çıktı ve zalim babası Uranüs’ü bir orakla yaraladı. Uranüs oğluna şu laneti söyledi: “Bana yaptığının aynısını, bir gün senin çocuklarından biri sana yapacak.
Kronos, Rhea ile evliydi ve tarihin kendisine de aynı şekilde tekrarlanacağından çok korkuyordu. Eşi ilk çocuğunu doğurduğunda, onu hemen yakalayıp bütün olarak yuttu. Aynı şekilde sonraki dört çocuğunu da yuttu.

Rhea kocasını kandırmak istedi ve doğum yapıyormuş gibi yaptı. Büyük bir taşı alıp bebek gibi kundakladı. Zamanı gelince Kronos bu taşı yuttu. Gerçekten doğum yapacağı zaman Rhea Girit Adası’na kaçtı ve orada gizlice Zeus adında bir oğul doğurdu.
Zeus büyüdüğünde annesi onu babasının hizmetine sokacak bir düzen kurdu. Zeus, Kronos’a içinde özel bir iksir bulunan bir kadeh şarap verdi. Bu iksir Kronos’un kusmasına neden oldu ve yuttuğu çocuklar geri çıktı. Bu çocuklar Poseidon, Hades, Demeter ve Hestia idi.

Bu yeni tanrı kuşağı, öfkeli babalarından kaçmak için Olympos Dağı’na sığındı. Olympos’u kendi evleri ilan ettikleri için bu genç tanrılara Olimposlular denildi. Kronos’a ve diğer Titanlara savaş açtılar.

Prometheus (“önceden düşünen”), geleceği görebilme yeteneği sayesinde savaşın kaybedileceğini anladı. Bu yüzden o ve kardeşi Epimetheus Olimpos tanrılarına karşı savaşmayı reddetti.

Zeus, Kronos’a güreş meydan okudu. Onu üç kez yendikten sonra Olimpos tanrılarının kazandığını ilan etti. Savaştan sonra Olimposlular, Titanların çoğunu sonsuza kadar hapsedilmek üzere Tartaros’a gönderdiler. Yüz Kollular da mağaranın ağzını korumakla görevlendirildi.
Atlas, Titanları savaşa götüren kişi olduğu için özel bir ceza aldı: Sonsuza kadar dünyayı sırtında taşımak zorunda kaldı. Kronos ise Ölüler Adası’na sürgüne gönderildi. Zeus ise tanrıların kralı, yani babası oldu.

Roma Mitolojisi de edebiyatı da ciddi şekilde Yunan Mitolojisinden etkinlenmiştir. Mesela Yunan tiyatrosunda sahnede ölüm asla canlandırılmazken, Roma tiyatrosunda sahnede ciddi anlamda gerçek ölümler meydana gelebiliyordu. Orijinali Yunan Mitolojisidir, Roma onun bir taklidinden ibarettir."
+Literature Queen
👍 22 ⭐ 5 30.05.2026

Avatar %28 VS %72 Son Samuray

"İki filmde de farklı bir kültüre ve topluluğa alışmaya çalışan askerler var. Bir tanesi savaş gazisi olmuş diğeri ise esir düşmüştür. İkisinin de amacı bu topluluklardan bir an önce kurtulup ait oldukları yere dönmektir. Zaman geçtikçe yabancı oldukları bu ortam onlara yakın gelmeye başlamış ve kendilerini oraya ait hissetmişlerdir. Kendilerini o halktan biri olarak görmekte ve artık onların çıkarına göre hareket etmektedirler. İkisini de izlemenizi tavsiye ederim ama benim gönlüm her zaman Son Samuray'dan yana çünkü kendimi Japon kültürüne daha çok ait hissettim. Nathan gibi oraya ısındım ve alıştım. Bu duyguyu Avatar bana vermedi. Görsel efektler muazzam ama bence hepsi o kadar. Son Samuray'ın sıcaklığını veremedi maalesef. Yani bir tanesinin vitrini diğerinin de iklimi iyi diyebiliriz."
+Cimbomino
👍 22 ⭐ 4.5 22.05.2026

Frankenstein'ın Yaratığı %71 VS %29 Edward Makas Eller

"Bu iki karakteri birbirine çok benzetiyorum. İkisinde de ayrı bir hüzün ve yalnızlık havası var. Filmin yönetmeni Tim Burton, gotik tarzını koruyarak Edward'ı Frankenstein'ın yaratığından daha romantik ve duygusal bir karakter olarak betimlemiştir. Ne yazık ki bu hali bile yalnızlığına engel olamamıştır. Farklılıklara alışamayan hatta tahammül edemeyen insanların varlığı ikisini de derin bir boşluğa sürüklemiştir. Yaratık bile olsan sevilmediğin bir yerde nasıl var olabilirsin ki? Sevgisizlikten kaybolup gidersin. Zaten sonunda bir tanesi ölüyor, diğeri de yalnızlığıyla baş başa kalıyor. Kendimiz gibi olmayan, düşünmeyen, bize benzemeyen her şeye önyargılıyız aslında. Halbuki farklılıklarımızla, farklı bakış açılarımızla, görünüşümüzle, fikirlerimizle bir zenginlik oluşturabilecekken tekdüze, monoton, birbirine benzeyen ve sıradanlaşan hayatlarımızla mutluluk oyunu oynuyoruz. Maalesef sadece kendimiz gibi olanı sevebiliyoruz. Onları belki de tek sevebilecek mucitleri bile ortada yoktu. Biri ölmüştü diğeri de kaçmıştı. Sevmeyi sevilmeyi bile öğrenemeden toplum içinde var olmaya çalışmanın zorluğu iki karakterin ortak noktası olmuştur. Hangi birine üzüleceğimi şaşırdığım iki karakter söz konusu ama sanırım Frankenstein'ın yaratığının hali daha içler acısı çünkü Edward makas elleri sayesinde toplum içinde kısa sürede olsa bir saygınlık kazanmıştı. Ama yaptığı en ufak hatada bile toplumda var olamayacağını anlayıp yalnızlığına döndü. Frankenstein'ın yaratığı o duyguyu tadamadı bile."
+Cimbomino
👍 22 ⭐ 5 11.05.2026

Hamlet %63 VS %37 Macbeth

"Macbeth Shakespeare’in iyinin kötü, kötünün de iyi olabileceğini gösterdiği içinde doğa üstü unsurlarında bulunduğu oyunudur. Oyun insanların hırslarının onların nasıl sonlarını getirdiğini de gösterir. Macbeth karısı yüzünden hırsına yenilen karakteridir. karısına karşı Duyduğu büyük aşk onu kör eder ve ona yapmayacağı şeyler yaptırır.

Bilindiği üzere oyun Macbeth’in cadılarla karşılaşması ve onlarla konuşmasıyla başlar. O zamanlarda insanlar ciddi ciddi cadıların varlıklarına inanıyorlardı ve kadınlar cadı olarak kabul edilebiliyordu. Macbeth’in sonunu da bu cadılarla karşılaşması ve karısı getirmiştir. Macbeth’in yanında Banquo’da vardır ve cadılar kehanetlerini bir bir söylemeye başlarlar. Macbeth’in önce Glamis Baronu, daha sonra Cawdor Baronu ve sonunda da kral olacağını söylerler. Banquo içinde krallığın atası olacağı kehanetinde bulunurlar. İşte bu Macbeth’in trajik akışının (tragic flow) başlangıcıdır. Bütün bunları karısına anlatan bir mektup yazar, karısı da bunları okur okumaz gerçekleşmesi gerektiğini düşünür. Bu yüzden de Kral Duncan’ı öldürmeleri gerektiğini düşünür. Macbeth ise bu fikri hiç sevmez ilk başlarda. Fakat karısı onu sözleriyle ikna eder. Öldürme sahnesine kadar da kendisisi psikolojik olarak bu duruma hazırlamaya çalışır. Duncan’ı yemeğe çağırırlar ve uyumaya çekildiklerinde Macbeth Duncan’ı öldürür fakat kanlı bıçağı askerlerin yanına koyacak cesareti yoktur. Burada şunu kolaylıkla söyleyebilirim ki oyunun başlarında Lady Macbeth daha cani ve hırslıdır, fakat oyun ilerledikçe bu roller değişecektir. Macduff Duncan’ın öldüğünü fark edince Lady Macbeth üzülmüş gibi davranırken, Macbeth gerçekten üzülmüştür çünkü onun iyi bir kral olduğunu düşünmektedir. Macbeth olayın ardından hemen kral olur çünkü Duncan’ın oğulları bu kargaşadan kaçarlar: Malcom İngiltere’ye, abisi Donalbain’de İrlanda’ya giderler. Zaman geçtikçe Macbeth yaptıklarıyla alakalı ikilemi hala devam eder fakat hırsı adalet duygusu ve vicdanının zamanla önüne geçer ve kötü şeyler yapmaya devam eder. Banquo’yu da öldürmeye karar verir çünkü Banqou Macbeth’in Duncan’ı öldürdüğünü biliyordur. Ayrıca Macbeth Banqou’nun krallığının atası olma fikrini hiç sevmemiştir. Banqou’nun ve oğlu Fleance ile beraber at gezintisine çıktıklarını öğrenir. Onları öldürmesi için üç tane adam kiralar. Adamlar Banqou’yu öldürler fakat oğlunu öldüremezler. Zaten Banqou’da ölmeden önce oğluna kaçmasını söyler. Bu olaydan sonra Macbeth Banqou’nun hayaletini görmeye başlar. Bu belki suçluluk duygusundan, vicdanının rahatsız olmasından diye yorumlanabilir. Fakat o zamanlarda insanların cadı, hayalet tarzı şeylere inanmasının bir sonucu da olabilir.

Oyunun devamında macbeth cadılara tekrardan gitmeye karar verir. Cadılar ona olması imkansız şeyler söylerler ki bu da Macbeth’i baya rahatlatır. Söylediklerine olduğu gibi inanır çünkü cadılar ona bir kadından olmuş hiç bir insan evladının zarar veremeyeceğini, Birnam ormanının Dunsiname tepesinden gelene kadar tahtta kalacağını söylerler. Ayrıca macduff konusunda da uyarırlar. Hiç bir şey macbeth’in düşündüğü gibi olmaz. Macduff oyunun sonunda Macbeth’i öldürür. Bunu yaparken de kendisinin doğmadan önce annesinin karnından akındığını söyler.

Birnam ormanının tepeden aşağı doğru gelmesi durumu –askerlerin ağaçları siper alarak tepeden inmesi- doğanın aykırı bir hale gelmesi Macbeth’in insanlıktan çıkmasına benzetilir. Oyunun başında Macbeth düşünebilen biriyken sonunda olaylar ilerledikçe bunu kaybeder; kontrolden çıkar. Lady Macbeth ise insanlık dışı biriyken bu durum tersine döner. Kötü karakter Lady Macbeth’ken roller değişir, kötü karakter Macbeth haline gelir. Lady Macbeth sürekli kocasını kötülükler için ikna eder. Kocasının ona olan aşkının farkındadır ve bunu kullanır ve bundan dolayı kocasının fikirlerini değiştirme gücüne sahip olduğunu bilir. Bir ikna etme çabasında kocasını yeteri kadar zalim olmadığı için eleştirir ve erkek olmak istediğini belirtir: “that tend on mortal thoughts, unsex me here.” (scene v) . Zalimliğin erkeklerin işi olduğuna inandığı için erkek olmak ister. Tabi burda bi tezatlık var çünkü oyunun başlarında Lady Macbeth’de olan canilik hiç kimse de yoktur. Hele Macbeth’in karsının sahip olduğu bu canilikle uzaktan yakından alakası yoktur. fakat oyunun sonlarına doğru her şey olması gerektiği gibi olur. Macbeth karısının istediği gibi bir caniye dönüşürken, karısı insanlık değerlerini kazanarak vicdanına yenik düşer, aklını kaçırır. uyurgezer bir insan haline gelerek, sürekli elindeki lekeden şikayet eder. bu da duncan’nı öldüren bıçaktan eline geçen kandır. Shakespeare burda belki de oyun başlarında çok güçlü gözüken Lady Macbeth’in aslında güçlü olmadığını düşündüğünden, kadın olduğu için öldürmek canilik onun işi olmadığından bu hale düşürüyor onu.

Sonuç olarak Macbeth karısına duyduğu aşktan dolayı kötülükler yapmaya motive olmuş bir karakterdir. içindeki kötülüğü karısı sayesinde keşfetmiştir ve bu doğrultuda normal bir yaşam sürerken birden hayatı tepetaklak olmuş, karısının hırsına karşılık vermiş ve oyunun sonunda hayatını kaybetmiştir.


Hamlet babasının ölümü ve hemen ardından annesinin amcası Claudius’la evlenmesinden dolayı çok üzgündür. Babasının ruhunun gelmesi ona amcasının onu uyurken zehirleyerek öldürdüğünden bahsetmesinden dolayı hamlet intikam almaya yemin eder. Fakat bundan emin olmak ister. Act iii scene i’da söylediği “to be or not to be-that is the question.” dan intikam konusunda henüz emin olmadığını anlayabiliriz. Çünkü burada aslında kendisine sorduğu to seek revenge or not seeking revenge’dir. Bu yüzden de bir tiyatro oyunu düzenleyerek amcasının tepkisini ölçmek ister. Amcası oyunu sonuna kadar izleyemez ve terk eder. Hamlet artık katilin amcası olduğundan emindir ve onu öldürmeye yemin eder ama sürekli çelişkiler ve kararsızlık içindedir. Yine aynı act’de scene III’de eline kralı öldürmek için çok güzel bir fırsat geçer. Kral odasında dua eder ve Hamlet’te ordadır. O sırada kendi kendine işte vakti gelmiştir der ve onu öldürmeye karar verir. Fakat kral dua ettiği için, onu öldürüp direk cennete mi yollayacağım, o benim babamı günahları tazeyken, tövbe etmeye fırsat bulamadan öldürdü der. “He took my father grossly, full of bread, / with all his crimes broad blown, as flush as may…” (act 3, scene 3). Ayrıca daha korkunç bir fırsat beklemesi gerektiğini düşündüğü için vazgeçiyor o sırada öldürmekten. oyun boyunca hamlet bu tür çelişkiler içinde sonunda son sahneden artık Claudius’u öldürüyor, ama kendisi de zehirli kılıç yüzünden ölüyor."
+Literature Queen
👍 22 ⭐ 5 06.05.2026

Godot'yu Beklerken %56 VS %44 Dönüşüm

"Waiting for Godot varoluşçu bir oyundur ve hayatın anlamını sorular. Beckett’in waiting for Godot’u Vlademir ve Estragon adlı iki karakterin Godot adında kim olduğunu, hatta neden beklediklerini bile bilmedikleri birini beklemekle geçen zamanlarını anlatır. Bu iki karakter her gün aynı şeyi yaşar (circular plot) ve aralarında doğru düzgün bir iletişim yoktur. Dekor sadece ağaç yol ve taştan oluşmaktadır. Oyunda karakterlerin geçmişiyle alakalı her hangi bir bilgiye de sahip değiliz. Varoluş Existentialist Drama’nın sorguladığı şey eğer kesin bir bilgi, ahlak değerler ve gerçekler yoksa hayatın anlamı nedir, var olduğumuzu nasıl biliyoruz sorularıdır. Oyunun amacı insanları bireysel olarak hayatın anlamını sorgulamaya yöneltmektir, hayata anlam veren bizleriz ve eğer bunu yapmıyorsak hayat anlamsız ve rutinlerle doludur. Oyunda dramatic realism de oluduğu gibi exposition, conflicts ve complications, climax veya resolution yoktur. Oyunda biz yine dilin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz çünkü dil olmadan diğer insanlarla iletişime geçemeyiz. Varlık dille önemlidir."
+karakutu
👍 22 ⭐ 5 06.05.2026

Normal %67 VS %33 Yok artık!

"Bu kriterya çok eğlenceli, taraflar için durum seçerken çok zorlandım çünkü hayatın içinde çok fazla şey var. Bi kafede saatlerce tek başıma oturacağıma eve giderim, bu bana çok çekici gelmiyor açıkçası.

Tanımadığın birine iltifat etmek yok artık denecek bi durum ama bazen saçını çok farklı gördüğüm birine dayanamayıp iltifat ederken bulabiliyorum kendimi.

Kendime hediye bol bol alıyorum doğrusu, en sevdiğim şeylerden birisi kargo paketi açmak 💃🏽.

Artık düğünlere mecbur olmadıkça gitmiyorum, mazeret göstermeden reddetmeyi bırakın sadece mutluluklar dileyip konuyu kapatıyorum. Mazeret göstermeden hayır da çok diyorum çünkü evimi seviyorum. Bi yerlere gitmeyi gerçekten sevmiyorum bunu insanlara anlatmaktan da bıktım. Ben mazeretsiz hayır diyorum da onlar illa bi soruyorlar. Gerçekten insan ilişkileri olabildiğince minimal kurmak istiyorum ama her zaman mümkün olmuyor.

Kimseyle konuşmadan bütün günü geçirmek, yapmışlığım var. Kendi sesimi bile duymamıştım. Arınma gibi bi şeydi. Benim hoşuma gidiyor böyle şeyler.

Hiç istemesem de şu anda yarıda bıraktığım 3-5 kitap var. Bazı kitapları okumak çok zor. Bazen geç kaldığım oluyor yani öngöremediğimiz aksaklıklar olabiliyor hayatta.
Aynı diziyi defalarca izlemek benim işim. Beni yormasın, ne olacağını bileyim istiyorum. Psikolojik olarak çok yorumlanıyor bu durum da açıkçası çok kulak asmıyorum.

Genelde düğünlere şık gitmeye çalışırım ama keşke bu dress codelara bu kadar körü körüne bağlı olmasak. Neysee.

Gece 3te hayatımı düzene sokma kararım genelde online alışveriş ile sonuçlanıyor. En iyisi yatıp uyumak :P"
+karakutu
👍 21 ⭐ 4 18.07.2026

Madame Bovary %48 VS %52 Anna Karenina

"Yazılma sırasıyla Madame Bovary (1856), Anna Karenina (1878), Aşk-ı Memnu (1900). Benzer kadın hikayeleri ve sonları olan romanlar. 3 roman da 1850-1900 yılları arasında yayınlanmıştır. Haliyle hikayenin orijinali Madame Bovary’de. Diğerleri onu takip etmiş :)

Emma, Madame Bovary (1856) romanında eğitimli, geleneksel bir kadındır ve roman boyunca romantizmi deneyimlemeyi arzular. Hayatı boyunca romanlarda okuduğu ideal aşkı ve yaşamı arar. Bu nedenle, büyük romantik beklentilerle dul bir doktor olan Charles Bovary ile evlenir; çünkü zihninde Charles’ı prens eşine dönüştürür ve çiftliğin angaryasından onun Tostes’teki krallığına kaçar. Ancak bu hayal evlilik, onun mutsuzluğunun başlıca nedenlerinden biri hâline gelir. Başka bir deyişle, kusurlu evliliğinde kendisini kapana kısılmış hisseder. Bu yüzden umutsuzluğuna karşı mücadele etmek zorundadır. Böylece yasak meyveyi yemenin peşine düşer. Romanda Emma, kocasının ona sunduğu hiçbir şeyden asla tatmin olmayan, dik başlı ve şımarık bir kadın olarak sürekli tasvir edilir. Flaubert bunu bilinçli olarak yapıyor görünmektedir; çünkü okuyucunun Emma’yı sorunlu biri olarak görmesini ve buna inanmasını ister. Zira kocası ilgili, anlayışlı ve sevgi dolu görünürken, Emma her zaman geçici arzuların peşindedir.
Evlilik Emma’nın beklenti ve hayallerini karşılamayınca, hem ahlaki hem de maddi anlamda kocasını aldatmaya başlar. Ancak zina konusunda suçlanacak tek kişi Emma değildir; çünkü kocası da onun başka erkeklerle etkileşime girmesini teşvik eder. Charles’ın, karısını Rodolphe ile ata binmeye yönlendirdiği ve Léon ile Rouen’de ikinci gece kalmasına izin verdiği açıktır. Emma’nın romantizm ya da belki de macera arayışında olduğu tartışmasız görünmektedir; fakat erkekleri baştan çıkaran taraf o değildir. Tam tersine, ondan yararlanmak için etrafında dolaşan erkekler tarafından baştan çıkarılır.

Emma, kocasına saygı duymaz ya da onu sevmez; çünkü Charles, onun beklediği şekilde başarılı değildir ve bu durum Emma’da duygusal bir açlığa yol açar. Bu nedenle, zihnindeki ideal erkek figürlerine uygun, güçlü ve hayranlık uyandıran birini arayarak kendisini özel ve yüceltilmiş hissetmek ister. Emma yalnızca kocasını aldatmakla kalmaz, aynı zamanda onun haberi olmadan sürekli borç da alır. Evini gösterişli mobilyalarla döşemek, kıyafetlerini ve mücevherlerini değiştirmek konusunda büyük bir coşku duyar; çünkü hayatındaki eksik parçayı tamamlamaya çalışmaktadır. O bir kadındır ve bu durum onun kendisini yarım hissetmesi için oldukça makul bir nedendir. Kendini telafi etmek için bir erkek çocuk doğurmak ister; ancak bu arzusu da gerçekleşmez. Eğer bir erkek çocuk sahibi olursa, doğum sayesinde mükemmel, tamamlanmış ve özgür olabilecektir; bu nedenle bir kız çocuk doğurması da evliliğinin bir başka hayal kırıklığı olur.
Kısacası, Emma’nın kederi ve can sıkıntısı romanın sonuna kadar asla hafiflemez ve umutsuzluğu büyüdükçe giderek daha yıkıcı bir hâle gelir. Geleceğin ona neler getireceğini öngöremez ve yanlış kararları nedeniyle borçların içinde boğulur. Bu da onu yavaş yavaş kaçınılmaz sonuna sürükler. Onun eylemleri yalnızca kendi hayatını mahvetmekle kalmaz, aynı zamanda kızı ile kocası Charles üzerinde de yıkıcı etkiler bırakır.

Emma, her şeyin en iyisini hak ettiğini düşünür. Tutkulu bir şekilde sevmek ve sevilmek ister; bu yüzden evliliğin üzerinden bir süre geçtikten sonra hayatının rutinlerinden dolayı hayal kırıklığına uğrar. Emma, özgür olmasını engelleyen sınırlılıklarının farkına varır: Ne kadar çabalarsa çabalasın, maddi açıdan tek başına hayatta kalmaya asla yetmeyecek ve her zaman kocasına bağımlı olacaktır.
Sonunda Emma kendisini arsenikle zehirler; bu, intihar etmek için tuhaf bir seçimdir, çünkü en az bir hafta boyunca acı çeker. Kendi cezasını kendisi verir ve son ana kadar derin acılar içinde günahlarının bedelini öder. Kendi yaşamına son vermeyi seçerek, ataerkil toplumun üyelerinin onu yargılamasına ya da cezalandırmasına izin vermez. Ancak yine de bir bakıma kurbandır; çünkü ataerkil bir çevrede hayatta kalmayı başaramaz. Kendini öldürmek, sahip olduğu tek güçtür ve onu kullanır.

Anna Karenina romanı da karakterin trafında şekillenen umutsuz bir aşk üçgenini anlatır. Evli bir kadın olan Anna, varlıklı Kont Vronski ile tutkulu bir ilişkiye sürüklenir. Şaşırdık mı? Bence hayır :) Anna Karenina’nın Vronski ile yaşadığı ilişkinin giderek çıkmaza girmesi, tabii ki toplum tarafından dışlanması, oğlundan ayrı kalması ve geleceğe dair umudunu kaybetmesi sonucunda derin bir ruhsal bunalıma sürüklenir. Sonunda ise bir tren istasyonunda kendisini raylara atarak yaşamına son verir.

Emma da Anna da evliliklerinin beklentilerini karşılamadığını düşünür.
-Emma romantik hayallerinin yıkılmasıyla mutsuz olur.
-Anna ise sevginin ve duygusal yakınlığın eksikliğinden dolayı mutsuzdur.
-Erkeklerin sadakatsizliği çoğu zaman görmezden gelinirken kadınlarınki büyük bir günah olarak değerlendirilir."
+Literature Queen
👍 21 ⭐ 5 17.07.2026

Justin Bieber %55 VS %45 Tarık Biberoviç

"Gerçekten çok isterdim voleybolcu olmak. Fena da oynamıyordum. Boyum o kadar uzun değil voleybol için ancak libero olabilirim ama eğer bu ilgim fark edilse ve yönlendirilseydi belki oynarken uzardım biraz daha. Fakat ülkemizde sanata ve spora değer yok denecek kadar az. Aileler çok cahil. Öğretmen, doktor, mühendis olmak zorunda sanki herkes. Bir de biraz muhafazakar bi kafa yapısı varsa voleybol da neymiş çıplak çıplak... neyse işte müziği de inanılmaz seviyorum. Çocukluğumda hep kendimi ya sahnede ya da spor sahalarında hayal ederdim. Bir enstruman çalmayı, bir spor dalında iyi olmayı ne çok isterdim anlatamam. Yazarken duygulandım desem inanır mısınız?"
Fiona
👍 21 ⭐ 4 03.07.2026

Zeytinli Poğaçadan çıkan çekirdek %51 VS %49 Poğaça poşetinin dibindeki gizemli çekirdek

"Zeytinli poğaça hayatın küçük mutluluklarından biridir. Sıcacıktır, mis gibi kokar, insanın bütün moralini düzeltir. Ama zeytinli poğaçanın ezeli düşmanı vardır; poşetin dibindeki gizemli zeytin çekirdeği! Çöpü boylaması gerekirken kimse onun nasıl oraya geldiğini bilmez. Sessizce bekler, en savunmasız anda ortaya çıkar. İnsan poğaçayı keyifle yerken bir anda eline gelen sert cisimle hayatı sorgulamaya başlar. "NEDEN, NASIL, NİYE?..." O çekirdek bazen fırına karşı güven problemleri yaratır, bazen de “Acaba ikinciyi yemesem mi?” dedirtir. Kısacası zeytinli poğaça umutsa, poşetin dibindeki gizemli zeytin çekirdeği beklenmedik plot twist’tir, lanet olsundur öyle çekirdeğe."
HamurAbi
👍 21 ⭐ 4.5 21.06.2026

Gece %77 VS %23 Gündüz

"Gecenin huzuru o kadar başka ki. Tarifsiz güzel. Hayatım boyunca hep geceleri daha çok sevdim. Bütün ev ahalisi uyurken ben biraz daha kendimle vakit geçirebilmek için uyanık kalmaya zorladım kendimi. Hep çok uyuduğumdan şikayet ederdi aile büyüklerim ama bilmezlerdi ki aslında az bile uyuyorum. Geceye sığınırdım hep. Şimdi kendime ait bir alanım var ama yine de geceyi daha çok seviyorum. Ta çocukluktan gelen bir alışkanlık evet ama bunun yanı sıra gece komşular, mahalle, şehir uyuyor bu yüzden de gecelerin tadı çok başka. Gündüzler sizin olsun ama geceleri bize verin ve lütfen erkenden gidin uyuyun. 😂 Mümkünse çocukları da en geç 9'da uyutmuş olalım 😂"
PeriBacısı
👍 21 ⭐ 4 13.06.2026

Ophelia %33 VS %67 Desdemona

"Othello bir Mağripli (Moor) olmasına rağmen aşırı bir öz güvene sahiptir, çünkü çok başarılı bir savaşçıdır. Onun asker kimliği önemlidir ve ona büyük bir güven verir. Onu elit toplum için kabul edilebilir yapan da budur; çünkü gerçekten büyük bir askerdir.

Iago, Othello’nun Mağripli olmasından dolayı ona sürekli hakaret eder.

“...eğer mutlu olsaydı, asla Mağripliyi sevmezdi...”
(II. Perde, I. Sahne)

Desdemona’nın babası Brabantio da kızının bir Mağripliye kaçmasına çok üzülür. Othello’yu büyü kullanmakla suçlar; bu da ırksal stereotipleştirmenin bir sonucudur.

“Biz Türk mü olduk da kendi kendimize / Cennetin Osmanlılara yasakladığını yapıyoruz?”
(I. Perde, III. Sahne)

Burada barbar Türklerin birbirleriyle savaşan insanlar olarak görülmesi şeklindeki stereotip yansıtılır.

“...orada kötü niyetli ve sarıklı bir Türk...”
(Son perde, Othello’nun son konuşması)

Othello dışarıdan bakıldığında öz güvenli görünse de, aslında içten içe kendine tam güvenmez. Bu durum, Iago’nun Desdemona ile Cassio hakkında söylediklerine inanmasından anlaşılabilir. Öncelikle Desdemona’nın sadakatinden şüphe etmeye başlar. Başlangıçta ona inanıyordu; peki neden şimdi kuşku duyuyor? Çünkü Iago yalnızca Othello’nun içindeki güvensiz sesi ortaya çıkarır.

Başlangıçtan itibaren Othello, Desdemona’nın sevgisine layık olduğunu düşünür; ancak Iago onun zihnini aldatılma korkusuyla doldurdukça Desdemona’nın kendisine layık olmadığını ve kendisinin de beyaz, yüksek sınıftan bir kadının sevgisine layık olmadığını düşünmeye başlar.

Iago, Desdemona’nın Othello’ya onu farklı bulduğu için ilgi duyduğunu söyler. Ancak savaş sona erdiğinde Othello’nun savaşacak bir alanı kalmaz; hatta Türklere karşı savaş bile gerçekleşmez, çünkü deniz koşulları Türklerin geri çekilmesine neden olur. Böylece Othello kendi eksikliğine inanmaya başlar. Aslında eksik değildir; fakat oyundaki toplumun temsilcileri olan Iago ve Brabantio, ona kendini böyle hissettirir. Iago, Othello’nun bir erkek olarak aldatılmaktan korktuğunu bilir. Bu korkuyu kullanır ve yalanlarını Othello’nun zihnine işler. Adeta bir atış yapar ve tam hedefi vurur.

Othello hem kurbandır hem de yaptıklarından sorumludur. Çünkü sorgulamadan inanır; yani Desdemona’ya ya da Cassio’ya gerçeği sormaz. Kadının tanıklığına önem vermez. Öz güvenli görünür ama aslında değildir. Bu nedenle Desdemona’nın kendisini aldattığından hemen şüphe eder. Öte yandan Iago, Othello’ya sadık biri gibi görünür ve onu kandırmak için çok iyi planlar kurar. Othello kolay aldatılan biridir ve erkek sözlerine daha fazla önem verir. Iago da onun zayıf yönünü kullanır. Bu, Othello’nun trajik kusurudur.

Othello, Desdemona’yı öldürdükten sonra bile Desdemona’nın hizmetçisi Emilia ona Desdemona’nın sadık olduğunu söyler; fakat Othello buna inanmayı reddeder. Desdemona’nın odasında Iago, Lodovico, Montano, Cassio, Emilia ve diğerleri bulunurken Iago, Emilia’yı susturmaya ve tehdit etmeye çalışır. Ancak Emilia konuşur, kocasına karşı gelir ve Desdemona’dan aldığı mendil hakkındaki gerçeği açıklar. Bunun üzerine Othello gerçeği ve Iago’nun kötücüllüğünü anlar. Iago, Emilia’yı öldürür ve kaçar, ancak yakalanır. Othello önce Iago’yu öldürmeye çalışır fakat sonra vazgeçer ve sonunda intihar eder. Böylece kendi yıkımını kendi elleriyle hazırlamış olur."
+Literature Queen
👍 21 ⭐ 5 20.05.2026

Kızıl Damga (The Scarlet Letter) %42 VS %58 Tess of the d'Urbervilles

"Thomas Hardy tarafından yazılan Tess of the D’Urbervilles (1891) adlı roman, başkahraman köylü kızı Tess ile diğer iki karakter olan Angel Clare ve Alec D’Urberville arasındaki ilişkinin temelleri üzerine bir romandır. Tabii ki kötü olayların art arda gelmesi, Thomas Hardy'nin kaderci dünya görüşüyle de yakından ilişkilidir.

Tess’in kötü kaderi romanın başlangıcında babasının bir rahipten ataları hakkında gerçeği öğrenmesiyle başlar. Atlarının ölümünden sonra ise annesi zengin akrabalarının hala yaşadığını öğrenir. Bu yüzden gurur duyarlar çünkü kendilerinin de asil olduklarına inanırlar. Tess’in ailesi onun gidip bu aileyi ziyaret etmesi gerektiğine inanırlar ve bu doğrultuda böyle bir karar verirler. Tess ise saf, eğitimsiz, fakir bir köylü kızı ve ailesine karşı çıkamaz. At öldüğü için zor durumdadırlar ve bu yüzden ailesine yardım etmek ister. Tess onlarla tanışmak için Chaseborough’a gider. Orada sadece Alec D’urbervilles’le tanışır. Alec ona ‘kuzen’ diye hitap eder.

Alec, Tess’in masumiyetini kaybetmesinin sebebi olarak görülebilir. Çünkü o, yalnızca kendi cinsel arzuları uğruna Tess’in bedenini onun izni olmadan alır; zamanla bu arzularının aynı zamanda tutkuya dönüştüğü ve Tess’in bütün hayatını kontrolü altına almak istediği de görülür. Ona tecavüz ettikten sonra Tess’i özellikle kendi cinsel arzuları için kullanmaya devam eder ve bu durum Tess’in isyan etmesine neden olur. Bu isyan, onun Alec’i terk edip memleketine dönmesine zemin hazırlar. Elbette metres olarak yaşadığı bu hayat, doğup kısa süre sonra ölen bir bebeğin dünyaya gelmesi gibi bir sorunu da beraberinde getirir. Ayrıca Alec, Tess’in psikolojisinin bozulmasına ve hayatının zor zamanlarında sağlıklı kararlar verememesine neden olan kişidir. Tess’i evine dönmeye karar verdiğinde onunla birlikte yaşamaya ikna etmeye çalışmıştır.

Diğer karakter Angel ise bana göre ahlaki açıdan daha kötüdür. O gerçekten Tess’e âşık olur ve bana göre Tess’in hayatında çok daha önemli bir role sahiptir çünkü Tess’e hayatlarını mutlu bir şekilde şekillendirebilmeleri için gerçek umutlar veren kişi odur. Fakat her şey dışarıdan göründüğü gibi değildir. İnsanların iç dünyasına bakıldığında onlar hakkında beklenmedik gerçeklerle karşılaşılabilir ve Tess de Angel’ın gözünde bu beklenmedik duruma uyan kişidir. Tess ile evlenmeye karar verdiğinde de onun soyadını önemsememiş, yalnızca mutluluklarına ve geleceklerine değer vermiştir. Tess ve evlilik konusunda ailesiyle çatışır ve geçmişlerini birbirlerine itiraf etmelerini teklif eder.

Angel, sevdiği kadının geçmişini öğrendiğinde trajik bir karakter olarak görülebilir; fakat bu düşünceye katılmıyorum. Tess’i olduğu gibi kabul ettiği izlenimini ona vermiş, sonra ise fikrini değiştirmiştir. Bu arada toplumun rolü ve onun baskısı da bu çatışmada yer alır çünkü okura Angel’ın Tess’e duyduğu gerçek aşk gösterilse de, toplumun baskısı ve yaptırımları nedeniyle gerçeği kabul etmez. Dahası, asıl suçlunun Angel karakteri değil, bu karakteri oluşturan ve onu gerçek dünyanın içine atan toplum olduğu da iddia edilebilir. Bu düşünceyi onların itiraflarına bağladığımda, kadın ile erkek arasında çok büyük bir ayrıcalık görüyorum ve bana göre yazar Hardy, kadınların ve erkeklerin geçmişte işledikleri hata ve günahlar arasında ayrım yapılmasının ne kadar yanlış olduğunu göstermek istemiştir: Angel, Londra’da olgun bir kadınla yaşadığı ilişkiyi itiraf eder. Tess ise Alec tarafından tecavüze uğradığını, bir bebeğinin doğduğunu ve zamanla öldüğünü anlatır. Bu çatışma erkeklik anlayışı açısından incelendiğinde, Angel’ın verdiği karar desteklenebilir; fakat bir kadını ya da erkeği geçmişi ve günahları nedeniyle yargılama hakkını bir insana kim verir? İşte bu, Angel’ın toplumun baskısı altında kaldığının ve bunu ilke hâline getirdiğinin göstergesidir. “Sen benim yanımda olmayı hak etmiyorsun, onun yanında olmalısın.” şeklindeki tepkisi bize Tess hakkında ne hissettiğini gösterir; fakat gerçekte o hâlâ Tess’i sevmektedir, sadece toplumun kurallarına ve baskılarına karşı çıkacak cesarete sahip değildir. Bütün bu kötü olaylar Tess’i psikolojik olarak giderek daha fazla çöküntüye sürükler.

Angel Tess’i bıraktığı için romanın en kötü karakteri gibi gözükse de bana göre asıl en kötü karakter Alec’tir, çünkü Tess masumiyetini onun yüzünden kaybediyor. Mutlu olmak için birini buluyor fakat geçmişi buna engel oluyor. Angel ise onu gerçekten seviyor ve ailesine karşı çıkarak evleniyor onunla. Angel’da bu konuda melek değil tabiki ama o bir toplum insanı ve toplum kurallarıyla büyümüş. Tess’in yaşadığı şeyin aynısını kendisi de yapmış olmasına rağmen, ki bu Tess’in suçu değildi, toplumdaki bu ayrımdan dolayı ve toplum kurallarını reddemediği için affedemiyor onu. Bir diğer deyişle toplumu karşısına alacak kadar cesur değil. Tess boşanmayı önerdiğinde Angel bunun bir skandal olabileceği düşüncesiyle kabul etmiyor mesela. Alec ise topluma karşı yaşayan bir insan. İyi gibi gözüken fakat gizlice bildiğini okuyan biri. Alec her şeyi bilerek yapıyor, kasıtlı olarak zarar veriyor Tess’e, Angel ise toplum baskısı yüzünden böyle. Bir şekilde yeniden hayat kurmaya çalışan ve Angel’ı bekleyen Tess’in karşısına yine çıkıp onun hayatını berbat ediyor bir kez daha. O karşısına çıkmasaydı Tess beklemeye devam ediyor olacaktı, Tess onu öldürmeyecek ve Angel döndüğü zaman mutlu olacaklardı belki de.

Sonuç olarak, bu iki erkek karakterinde çok kötü olduğunu düşünüyorum. Elbirliğiyle Tess’in hayatını mahvettiler. Tabii mesele sadece bir kadının hayatının berbat olması değil. Toplum rolleri ve toplumun ikiyüzlülüğü bir kez daha ustaca işlenişi karşımıza çıkıyor."
+Literature Queen
👍 20 ⭐ 5 16.07.2026

Seamus Heaney %57 VS %43 Tony Harrison

"William Butler Yeats’ten sonra gelen en büyük İrlandalı şair olarak kabul edilen Seamus Heaney (1939-2013), 74 yıllık yaşamı boyunca toplam 12 şiir kitabı yayımlamış, 1995’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü, ayrıca iki kez de −The Spirit Level (1996) ve Beowulf (1999) çevirisi ile− Whitbread Yılın Kitabı ödülünü kazanmıştır. Tony Harrison, 2025'teki vefatına kadar The Guardian şiir kitapları, tiyatro oyunları ve film şiirleri dahil olmak üzere 40'ın üzerinde eser ve yayınlanmıştır.

Bataklık Ülkesi (Bogland, 1969)
Bizim uçsuz bucaksız bozkırlarımız yok
Akşamları kocaman bir güneşi ikiye bölecek—
Her yerde göz, yaklaşan
Ufka boyun eğer,
Bataklığın tek gözlü devinin
Gözüne çekilir. Çitsiz ülkemiz
Güneşin bakışları arasında
Kabuk bağlamayı sürdüren bir bataklıktır.
Büyük İrlanda Geyiği'nin
İskeletini
Turbadan çıkardılar, diktiler onu;
Havayla dolu şaşırtıcı bir kafes.
Yüz yıldan daha uzun süre
Toprağa gömülü kalan tereyağı
Tuzlu ve beyaz hâlde çıkarıldı.
Toprağın kendisi de naziktir, kara bir tereyağıdır,
Ayakların altında eriyen
Ve açılan,
Son tanımını
Milyonlarca yıl eksik bırakan.
Burada asla kömür kazmayacaklar,
Yalnızca suya doymuş
Büyük köknar gövdelerini,
Kâğıt hamuru kadar yumuşak olanları.
Bizim öncülerimiz durmadan
İçe ve aşağıya doğru kazıyorlar.
Soydukları her katman
Sanki daha önce birilerinin kamp kurduğu bir yer gibi
Bataklık çukurları belki de
Atlas Okyanusu'nun sızıntısıdır.
Islak merkezin
Dibi yoktur.

Bu şiir İrlanda kimliğine jeoloji aracılığıyla yaklaşır; ulusal kökenlerin tarihî olaylarda ya da kahramanlarda değil, organik maddelerin yavaş yavaş birikmesiyle oluştuğunu ima eder. Heaney bu şiirle İrlanda'nın tarihinin bataklık kadar kalıcı ve dayanıklı olduğunu düşünür. Şiirde, bataklığın içinde bulunan şeyleri milyonlarca yıl boyunca koruyabilecek büyük bir güce sahip olduğunu belirtir. Bu yüzden kazılıp ortaya çıkarılmayı bekleyen pek çok şey vardır: "Bataklıktır kabuk bağlamayı sürdüren / Güneşin bakışları arasında". Bataklık keşfedilmeyi beklemektedir. İçinde birçok önemli şey barındırır. Heaney, bataklığı İrlanda ile özdeşleştirerek okurlara onun geçmişi ve ulusal kimliği simgelediği hissini verir. Bataklığın derinliklerine indikçe ve onun koruduğu şeyleri ortaya çıkardıkça, İrlanda'nın tarihini ve ulusal kimliğini anlatır."
+karakutu
👍 20 ⭐ 5 06.07.2026

Kavun %31 VS %69 Karpuz

"Muz 135 - 184 milyon ton arası üretim ve tüketimiyle dünyada en çok tüketilen meyvelerin başında gelir. Hatta 1 numaradır. Fakat Muza 365 gün ulaşabildiğimizi varsayarsak 1 numarada olması çok normal. Ayrıca sporcuların da en çok tükettiği meyvelerden biri olduğunu düşünürsek birinciliği kimselere kaptırmaması normal geliyor.

Diğer meyveler ise sırasıyla şöyle:
2-Karpuz: Yaklaşık 105 milyon ton.
3-Elma: Yaklaşık 95 milyon ton.
4-Portakal: Yaklaşık 75 - 80 milyon ton.
5-Üzüm: Yaklaşık 75 milyon ton.
Görüldüğü gibi kavun ilk 5’te bile yer almıyor. Listeyi biraz daha uzatalım:
6-Mango
7-Mandalina
8-Ananas
9-Papaya
10-Avokado


Kavun için 11. Veya 12. Sırada yer alıyor diyebiliriz.
Konumuz kavun ve karpuz olduğu için bu kritiği şöyle kapatalım: Karpuzun su oranı yaklaşık %92 iken kavunun su oranı da %90’dır. Karpuzun 100 gramı 30 kaloriyken, kavun 34 kaloridir. İkisinde de hem C vitamini hem de A vitamini mevcuttur."
natylover
👍 20 ⭐ 5 28.06.2026

Jack Dawson (Titanik) %41 VS %59 Jay Gatsby (Muhteşem Gatsby)

"SPOILER: Jay Gatsby, vaktiyle aşık olduğu "Amerikan Rüyası" sembolü olan Daisy'e kavuşmak ister. Daisy, zengin bir adamla Jay askerdeyken evlenir. Fakir olan Jay, türlü türlü kötü yollarla zenginliğe kavuşur ve Daisy'nin dikkatini çekebilmek için sürekli görkemli partilerle adını duyurur. Sonunda Daisy'e yani "Amerikan Rüyası"na kavuşan Jay'den mutlusu yoktur. Bir gece Daisy, kocası Tom'un metresi olan Myrtle Wilson isimli kadına arabasıyla çarpıp kaçar ve kadın ölür. Arabada Daisy'nin yanında bulunan Jay Gatsby suçu üstlenir. Myrtle Wilson'ın kocası George Wilson, karısının Jay Gatsby tarafından öldürüldüğünü öğrenince o da gider Jay'i öldürür. Böylece Jay hem "Amerikan Rüyası"ndan hem de hayatından olur. Daisy ve Tom sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi hayatlarına ve evliliklerine kaldığı yerden devam eder. Zamanında Jay'in partilerine gelip orada eğlenen hiçkimse Jay'in cenazesine gelmez. Bu da toplumun ikiyüzlülüğünü ve sahte dünyasını bize gösterir. Cenazaye bir kişi katılır sadece. O da olayı bize anlatan Nick Carraway'dir. Kendisi Jay'in komşusu ve Daisy'nin kuzenidir. Olaylara birebir şahit olan Nick, bu sahte dünyayı anlamamıza yardımcı olan kişidir.

Titanik filminde Jack hem Amerika'nın cazibesine hem de Rose'un güzelliğine kapılmış bir karakter. Amerika'ya yeteneğini gösterebilme şansını yakalama ve daha iyi bir hayat yaşama hayaliyle gitmek istiyor. Kumardan kazandığı o biletin şans getireceğine ve hayatını olumlu yönde değiştireceğine inanıyor. Sorularda bahsi geçtiği gibi hayalperest ve hayat dolu olan Jack, bu fırsatları kaçırmamak için kalkmak üzere olan Titanik'e koşarak yetişiyor. Titanik'te çocuklar gibi özgür ve mutlu olan Jack, bir de üstüne güzeller güzeli Rose'u görüp beyninden vurulmuşa dönüyor. Ama onun için Rose da bir hayalden ibaret. Ona ulaşmak neredeyse imkansız derken Rose'u intihar etmek isterken kurtarıyor ve onunla tanışma fırsatını yakalıyor. Kısa süre de olsa Jack'in "Amerikan Rüyası" gerçek oluyor ve bu rüyaya kendini iyiden iyiye kaptırıyor. Hem Amerika'ya varmasına az kalıyor hem de ulaşılmaz olan Rose'una ulaşıyor. Her şeyin yolunda gittiğini düşünen Jack, geminin batacağını öğrenince tüm hayalleri yıkılıyor. Yine de her şeyin bitmemesi için büyük bir mücadele veriyor ama sonunda Titanik gibi hayalleri de kendisi de acı bir şekilde okyanusun dibini boyluyor.

Evet, ikisinde de büyük benzerlikler var. Bunları göstermek ve oylatmak için bu kriteryayı hazırladım. Kolay gelsin."
George Elliot
👍 20 ⭐ 5 28.06.2026

Dünya Kupası'nda Oynamak %49 VS %51 1 Milyon Takipçiye Ulaşmak

"Ülkemizin Dünya Kupası’na katılması çok değerliydi çünkü 24 yıl sonra gerçekleşti. Fakat hatırlamamız gereken bir şey var o da bu yıl en kalabalık dünya kupası olduğu gerçeği ve biz maalesef turnuvayı hüsranla kapattık. Ronaldo ve Messi tek başlarına rekordan rekora koşarken, bizimkiler bol bol maskara oldular maalesef. Neyse ben bireysel olarak Dünya Kupası’na katılamadığıma göre - izleyici olarak gitmek bile çok ciddi maddiyat gerektiriyor :( - benim için 1 milyon takipçi olayı daha havalı. Hem 1 milyon takipçim olsaydı, o zaman kazandığım para ile Dünya Kupası’na da çok rahat katılırdım. Farazi durumları geçersem artık açıkcası her ikisi de kendi adıma çok imkansızzz, pek bi imkansız hatta öyle bi imkansız ki “Merhaba, benim adım İMKANSIZ :D Belki bir gün Dünya Kupası maçı izleyebilirim ama 1 milyon takipçiyi rüyamda bile göremem :P"
Hail Before Me
👍 20 ⭐ 4.5 24.06.2026

Geçmiyor Günler %46 VS %54 Sayılı Gün Çabuk Geçer

"Ne kadar çok bekliyoruz hayatta sanki çok zamanımız varmış gibi. Özel günleri, sevdiklerimizi kısaca özlem duyduğumuz her şeyi sanki ömrümüz hiç bitmeyecekmiş gibi. Bazen umutla, sevinçle beklerken bazen de hüzünle, çaresizce bekleriz. Sanırım en acı bekleyiş hiç gerçekleşmeyecek olan hayalleri beklemek. Gözünün önünden akarken zaman, ne kadar çok hayalimi kaybetmişim der geçersin. O kadar çok kaybetmişim ki kazanmayı bir türlü öğrenememişim."
+Cimbomino
👍 20 ⭐ 5 22.06.2026

Hayaller %52 VS %48 Gerçekler

"Hayallerle gerçekler arasındaki mesafe bazen sadece zaman gibi görünür, ama aslında doğru ölçü birimi cesarettir. Ben bunu yıllar geçtikçe daha net anladım. Küçükken insanın zihninde her şey mümkündür; bir gün istediğin yerde yaşarsın, sevdiğin işi yaparsın, hayat seni hep doğru insanlarla karşılaştırır sanırsın. Ama büyüdükçe gerçeklerin sesi daha baskın çıkmaya başlıyor. Faturalar, sorumluluklar, hayal kırıklıkları… Bunlar insanın içindeki o sınırsız ihtimal duygusunu yavaş yavaş törpülüyor. Yine de ilginç olan şu: İnsan tamamen hayal kurmayı bıraktığında da yaşamaya devam ediyor gibi görünse bile aslında içten içe eksiliyor.

Ben bazen hayallerin fazla romantikleştirildiğini düşünüyorum. Çünkü kimse sana bir hayalin peşinden giderken ne kadar yalnız hissedebileceğini anlatmıyor. Herkes sonucu seviyor; başarıyı, alkışı, “başardım” cümlesini… Ama o noktaya gelene kadar insanın kendi içinde ve çevresinde verdiği mücadele pek konuşulmuyor. Sen bir şeyi gerçekten çok istediğinde, hayat sana sürekli “emin misin?” diye soruyor sanki. İşte tam o noktada gerçeklerle yüzleşiyorsun. Hayal kurmak kolay, ama o hayali taşımak ağır bir şey. Ya gerçekleri ezeceksin ya da hayalinle ezileceksin.

Bir yandan da gerçeklerin her zaman kötü olmadığını düşünüyorum. Gerçek hayat, bazen bizi istemediğimiz yollara soksa da karakterimizi oluşturan şey biraz da bu oluyor. Sen plan yapıyorsun, hayat başka bir kapı açıyor. İlk başta buna öfkeleniyorsun belki ama sonra dönüp baktığında, seni değiştiren şeyin tam da o sapmalar olduğunu fark ediyorsun. Gerçekler can yakıyor evet, ama insanı büyüten tarafı da var. Bu sayede yeni hayaller açılıyor, önceden hiç hayatınızda olmayan yeni umutlar. Tam bir mecburi adaptasyon ama özün değişmiyor.

Bence en zor olan şey, hayallerden tamamen vazgeçmeden gerçeklerle yaşamayı öğrenmek. Çünkü sadece hayallerle yaşarsan kırılıyorsun, sadece gerçeklerle yaşarsan da katılaşıyorsun. İkisinin arasında bir yerde kalabilmek gerekiyor. Ben artık hayalleri ulaşılması gereken kusursuz hedefler gibi değil, insanı ayakta tutan içsel bir yön duygusu gibi görüyorum, içimdeki pusula gibi. Belki her şey tam istediğimiz gibi olmuyor ama yine de insanın içinde küçük de olsa bir umut kalıyorsa, hayat tamamen sıradanlaşmıyor."
SosyolOrk
👍 20 ⭐ 5 20.06.2026

Akdeniz Bölgesi %49 VS %51 Ege Bölgesi

"Ben Uşaklıyım, eşim Antalyalı ve İzmir'de yaşıyoruz. Yani Ege'yi ve Akdeniz'i iyi bildiğimi söyleyebilirim. Bu saydığım yerleri ölmeden önce mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Özellikle Sapadere Kanyonu'nu turistler bizden daha iyi biliyor, biz maalesef duymadık bile. Memleketimdeki Clandıras Köprüsünü de birçoğunuzun duyduğunu sanmıyorum. O da görülmeye değer. Hangi birini saysam az kalır. Size tavsiyem ekran görüntüsü alın ve bu yerleri paranız ve vaktiniz varsa bu yaz gezin. Pişman olmayacaksınız. Ülkemizin cennet olduğunu başkalarından değil, kendi gözlerinizle öğreneceksiniz."
+Er35
👍 20 ⭐ 4 16.06.2026

Onun Arabası Var, Maalesef Ruhu Yok %59 VS %41 Ellere Var da Bize Yok mu?

"İki şarkıda da hem kıyas var hem de sitem. Adaletsiz dünyaya yollanmış birer isyandır adeta. Başkalarında var bende neden yok mizahla birleşti ve yıllarca kendisini dinletti. Bunca yıl sonra bile insanlar hatırlıyor ve “benim başım kel mi?” demek yerine “ellere var da bize yoğ miii” diyebiliyor. Ya da bir yerlere hep toplu taşıma kullanmak zorundaysanız bu şarkı da yaşanan sefillikten dolayı bol bol dilinize dolanıyordur muhtemelen. İkisi de eğlenceli şarkıdır, açılan bu kriterya hoş olmuş 👏​"
Blackwater Park
👍 20 ⭐ 4.5 13.06.2026

İkizler Burcu Erkeği %60 VS %40 Oğlak Burcu Erkeği

"Öncelikle belirteyim ki ben şahsen burçların insan üzerindeki etkisine inanıyorum ama tamamen karakteri belirlediğini düşünmüyorum. Bir insanın yetiştiği ortam; gördüğü ilgi, alaka ve sevgi, okuduğu kitaplar, izlediği filmler, dinlediği filmler, edindiği arkadaşlar ve kendisini ne kadar geliştirdiği bütün bunların karakterini belirleyici etkenler olduğuna inanıyorum. Fakat mesela İkizler burcunun sıcakkanlı, konuşkan ve esprili oluşu gerçeğini de göz ardı etmem ya da Oğlak burcu erkeğinin inatçı, sabırlı ve dayanıklı olduğu gerçeğini de. Bu yüzden minnacık bir analiz yacağım.🥳​🥳​

Herkesin İkizler burcu erkeği ile ilgili ortak bir kanısına değinerek yazıma başlamak istiyorum: uzak durun 😜​😜​ama tabii aşık olduysanız artık çok geç, geçmiş olsun🤪​🤪 Şaka kısmını bir yana bırakırsak ​😜ikizler burcu erkeğinin mizahi yönü güçlüdür, özgürlük sever, meraklıdır ve pratik zekalıdır. Ben genel kanıların yalancısıyım efenim: İkizler burcu için biraz da öngörülemez yargısı vardır 🙂

Oğlak burcu erkeği ciddi, disiplinli ve hedef odaklıdır. Sabırlı ve dayanıklı olduğunu yukarıda belirtmiştim, zor koşullarda bile pes etmez. Duygularını göstermede de sıkıntı yaşayabilir. Uzun vadeli planlar yapmayı sever.

Eveet hiç ama hiç inanmayadabilirsiniz tabii ama genel olarak astroloji yargısı bu iki burçla ilgili bu yönde 🤓​"
angelica
👍 20 ⭐ 5 09.06.2026

Kayıp Otoban %52 VS %48 Mulholland Çıkmazı

"Beyin yakan, biri neler olduğunu anlatsın dedirten, bulmaca çözer gibi takip ve zeka gerektiren filmlerin yönetmenidir David Lynch. Sigmund Freud ile kardeş olma ihtimalleri vardır. :P Şaka bir yana insan psikolojisini iyi analiz etmiş, bilinçdışı ve rüya kavramlarını sık sık filmlerinde kullanmış psikolojik gerilim ve dram filmlerinin üstadıdır. Filmlerin isimleri bile ayrıntılı düşünülmüş, anlatılan durumu incelikle özetlemiştir. Bu iki filmini de çok seviyorum. İlk izlediğimde ben nereye düştüm hissine kapılmıştım. Zaten biri çıkmaz, diğeri de otoban. İkisi de büyük bir girdabı ve çaresizliği anlatıyor. Baş karakterlerin yaşadığı ızdırabı ve buhranı özetliyor.

AĞIR SPOILER!
Kayıp Otoban: Filmde, ismi lazım olmayan bir adamın hezeyanlarını izliyoruz. Karısına yetemeyen, iktidarsız, ezik ve psikopat birini yani. Çok güzel bir kadınla evli olan bu adam, karısını herkesten kıskanmakta ve hatta karısının kendisini aldattığını zannetmektedir. Kendi yetersizliği yüzünden karısının kendisini sevmeyeceğini, başka adamlara bakacağını düşündükçe çılgına dönmüştür. Halbuki karısı kendisine karşı son derece anlayışlı ve sadıktır. Hayal dünyası adamı yanıltmaktadır. Bu sapkın düşüncelerle karısını haksız yere öldürür ve hapse girer. Hapiste kendisini bambaşka bir adam olarak hayal etmeye başlar. Film boyunca bu hayalleri izleriz. Hayalindeki bu adam kendisinin zıddıdır. Gençtir, yakışıklıdır ve kadınlarla arası oldukça iyidir. Hayalinde, gerçekte öldürdüğü karısını da görür ve onunla sevgili olur. Hayalindeki bu kadın da karısının tam zıddıdır. Adam, hayalinde gerçekleri sürekli çarpıtmaktadır. En sonunda sevgilisinin kendisine: "Asla bana sahip olamayacaksın." demesiyle hayalleri alt üst olur ve gerçekle yüzleşir. Yaptığı hatayı anlar ve en sonunda işlediği cinayet yüzünden idama çarptırılır. Böylece hayalindeki otoban macerası son bulur.

Mulholland Çıkmazı: Filmin jeneriği göz kamaştırıcıdır. Dans eden insanlar, rengarenk görseller ve hareketli jenerik müziği ile dikkatimizi dağıtmayı başaran yönetmen, jeneriğin bitişiyle bize kısacık bir yatak sahnesi izletir. Biz bunu çok ciddiye almayız ya da gözden kaçırırız çünkü jenerikten başımız dönmüştür. Halbuki bu yatak sahnesi filmin kilit noktasıdır. Bu sahneden sonra Hollywood yıldızı olmayı hayal eden genç bir kadını görürüz. Bu kadın en sonunda yıldız olmayı başarır ve göz kamaştırıcı bir hayata sahip olur. Biz bu sahneleri izlerken garip ve bambaşka sahneler karşımıza arada bir çıkar. Anlam veremeyiz. Sonunda anlarız ki platonik aşığını kıskançlık sebebiyle öldürten bir kadının rüyasını izlemişiz. Ne kendisi bir Hollywood yıldızıdır ne de hayatı göz kamaştırıcıdır. Sevdiğini öldürtmesinden dolayı pişman olup kafayı yemiş bir kadındır sadece. En sonunda iyice bunalıma girip intihar eder ve gördüğü Amerikan rüyası sona erer.

Kayıp Otoban'da adamın hayali otobanda başlayıp otobanda sona erer. Mulholland Çıkmazı'nda da rüya o çıkmazda başlıyor ve rüyanın bitimiyle kadının içindeki çıkmaz hiç bitmiyor. O kadar güzel ve derin bir o kadar da acı filmler bunlar."
+Cimbomino
👍 20 ⭐ 5 09.06.2026

Bin Jip (Boş Ev) %61 VS %39 Sil Baştan

"SPOIL içerebilir.


Kim Ki-duk'un Bin Jip(3 Iron) filmi son derece harika ve özgün bir filmdir ve bence çoğu Hollywood filminden daha iyidir. Film farklı türleri bünyesinde barındırır; ancak bunların ötesinde hikâyesini neredeyse hiç diyalog kullanmadan anlatır. Filmin baş karakterleri film boyunca konuşmaz; yalnızca kadın karakter filmin sonunda iki cümle söyler. Buradaki önemli soru şudur: Bir film konuşma olmadan nasıl hikâye anlatabilir? Bin Jip bunun için çok iyi bir örnektir. Bu yazıda filmin diyalog olmadan hikâyesini nasıl anlattığını, seyirciyi nasıl güçlü bir şekilde etkilediğini ve sessiz olmasına rağmen verdiği mesajları da harika.

Türü: Film farklı türlerin özelliklerini taşır; romantizm, yani bir aşk hikâyesi olarak görülebilir ve aşkın gücünü gösterir. Aynı zamanda dram, şiddet ya da bir hayalet hikâyesi olarak da değerlendirilebilir. Adı ne olursa olsun kesin olan şey, filmin sessiz bir film gibi olmasına rağmen son derece güçlü ve önemli olduğudur. Bu film, duyguları seyirciye yansıtmanın ne kadar önemli olduğunu gösterir ve bunun karakterlerin konuşması olmadan da başarılabileceğini kanıtlar. Ayrıca film, diyalogların her zaman gerekli olmadığını; bir filmin onlar olmadan da etkileyici olabileceğini gösteren güçlü bir örnektir. Karakterler beden dillerini, mimiklerini ve duygularını kusursuz bir şekilde kullanırlar; seyirci bu duyguları çok derinden hisseder. Film, sözsüz atmosferiyle insanları gerçekten büyüler.

Filmde iki önemli karakter vardır: Sun-hwa ve Tae-suk. Tae-suk, hayatında belirli bir amacı olmayan genç bir adamdır. Ev sahiplerinin evde olmadığını pizza broşürlerinden anlayarak boş evlere girer. Bunu yapmasının nedeni gece kalacak bir yerinin olmamasıdır. Evlerde hiçbir zarara yol açmaz; ev sahipleri dönene kadar orada yaşar, bozuk eşyaları tamir eder, çamaşırlarını elde yıkar vb. Bunları, ev sahiplerine duyduğu minnetin bir göstergesi olarak yapar. Bir gün girdiği bir evde hayatı tamamen değişir; artık yaşamak için bir amacı vardır. O evde kocasından şiddet gören bir kadınla karşılaşır. Kadını fark ettikten sonra evden hemen ayrılır, fakat daha sonra geri döner. Böylece büyük aşk hikâyesi başlar.

İzlemeyenler için daha fazla anlatmayayım :)

Karşılaştırma olarak seçtiğim Eternal Sunshine of the Spotless Mind hafıza ve aşk üzerine çok sıcacık bir filmdir. Joel ve Clementine ikisi de hafızasını sildirmelerine rağmen yolları yeniden kesişir ve aşklarını kurtarmak için uğraşırlar. İki filmdeki aşk da izlemeye değer."
dextermania
👍 20 ⭐ 5 31.05.2026

Behlül %34 VS %66 Bihter

"Bihter aşkından bir türlü çekip gidemedi. Kendini korkunç bir karanlığın içinde bıraktı ve o karanlık gittikçe büyüdü çünkü her şey gözlerinin önünde yaşandı. İnanılmaz acılar çekti, son ana kadar da hep Behlül'ün kendisine döneceği anı bekledi ama olmadı. Behlül ise aşkını sahiplenecek güçte ve karakterde biri asla değildi zaten. Tiynetsiz, bencil ve narsist bir karakterdi. Beter olsun."
dextermania
👍 20 ⭐ 5 07.05.2026

Blade Runner %73 VS %27 Blade Runner 2049

"1982 yapımı ilk film tam bir İncil okumasıdır. Yaratılan yaratana karşı isyan ederken bir yandan da bunun acısını çeker. Roy karakteri yaşam süresini uzatması için yaratıcısına gittiğinde bunun mümkün olmadığını öğrendiği an ızdırap içinde yaratıcının canını alır ve sonunda bir İsa figürü gibi hayatına son verir. İki filmde de replikalar insanlardan daha insan bir şekilde sunulur bizlere. İlk filmin karanlık atmosferi, sürekli yağan yağmur, reklam panolarının daima her şeye rağmen hayat çok güzelmiş gibi insanlara gülümsemesi… Film muazzam bir distopya örneğinir. İki film de birbirine bağlı olmasına rağmen ilk filmin tadı çok başkadır."
+karakutu
👍 20 ⭐ 5 05.05.2026

Brothers %50 VS %50 Hayat mı Bu

"Spoiler: "Savaşın sonunu yalnız ölüler görür derler. Ben savaşın sonunu gördüm. Asıl soru şu: Yeniden yaşayabilir miyim?" sorusuyla akıllarda kalan Sam, aslında Hayat Bu mu filmindeki Sertan gibi gerçekte olmasa da ruhen ölüyor. Yeniden yaşayıp yaşayamadığını bilemeyiz belki ama yaşadığı dramın ondan çok şeyi alıp götürdüğü kesin. İntihar etmeye çalışırken kardeşi Tommy onu kurtarıyor ama belki de kurtulmamayı dilerdi çünkü yaşadıkları ölümden daha da acı. Bundan sonra Sam, ailesi için ağzıyla kuş tutsa da işe yaramayacak gibi gözüküyor. "Onlar için ne yaparsan yap, senden nefret edecekler." sözü acı bir şekilde akıllara kazınıyor. Yani anlayacağınız bu film, basit bir aldatma hikayesinden çok daha fazlası. Çok derin ve anlamlı..."
+Er35
👍 19 ⭐ 4 15.07.2026

Hepsiburada %33 VS %67 Amazon

"İnternetten alışveriş denince aklıma gelen ilk isimlerden biri Hepsiburada. Yıllar önce online alışverişe yeni yeni alışırken ilk siparişlerimi verdiğim yerdi. Bu yüzden aynı zamanda Türkiye'de birçok kişinin dijital alışverişe attığı ilk adımlardan biri Hepsiburada

Bir de çok özgün olmayabilir, biraz fazla taklit ediyor olabilir ama işin yerli sermaye tarafı var. Dünyanın dev platformlarıyla aynı kulvarda yarışırken Türkiye'den çıkmış bir markanın bu kadar büyümesi gerçekten takdir edilesi. Gerçi bunu takdir ediyorsak Trendyol'u duble takdir etmek gerekir ama o ayrı bir konu. Elbette her platformun eksikleri ve güçlü yanları var ama yerli girişimcilik adına önemli bir başarı hikayesi, önemli bir ilk."
Lambadacini
👍 19 ⭐ 5 09.07.2026

Rapunzel %61 VS %39 Kel Oğlan

"Rüştü Asyalı, sinemada en çok Keloğlan karakteriyle tanınır. Başrolünü oynadığı klasik Keloğlan filmleri kronolojik olarak şu şekildedir:

Keloğlan (1971): Asyalı'nın ilk Keloğlan deneyimidir.

Keloğlan Aramızda (1971): Keloğlan'ın İstanbul macerasını konu alan, mafyavari karakterlere ve şehir yaşamına uyum sağlamaya çalışmasını anlatan eğlenceli bir komedidir.

Keloğlan ile Cankız (1972): Keloğlan'ın sevdiği kıza kavuşabilmek için devlerle ve çeşitli zorluklarla mücadele ettiği fantastik bir yapımdır.

Keloğlan İş Başında (1975): Keloğlan'ın usta bir hırsıza dönüşerek zalim yöneticilere karşı halkı savunduğu maceradır.

Ben Bir Garip Keloğlanım (1976): Kötü Şeytan Sultan'a karşı mücadele eden Keloğlan ve sihirli bir cücenin hikayesidir.

Funfact: Kendisi kel değildir :)

Ben ara ara açar hala izlerim. Harika bir oyunculuk ve harika sistemsel eleştiriler. Ayrıca çok hoş nostaljik bir havası var filmlerin."
+Literature Queen
👍 19 ⭐ 5 08.07.2026

Olmazsa olmaz %55 VS %45 Olmasa da olur

"Halini hatırını soran birilerinin insanın hayatında olması her zaman güzeldir. Hiçbir çıkarı olmadan insanların sana değer vermesi ve önemsemesi paha biçilemez bir durum elbette. Fakat bazen insanlar seni çok önemsiyorum ve değer veriyorum düşüncesini biraz fazla abartıp sınırları zorlayabiliyorlar. Samimiyeti ve sıcakkanlılığı yanlış yorumlayabiliyoruz diye düşünüyorum. O yüzden sınırları iyi belirlemek lazım.

Kalabalık arkadaş çevresi gençken çok güzel. İnsan hayata hep beraber umutla bakacak birilerini arıyor. Motivasyon için de gerekli oluyor sanki fakat yaş ilerledikçe kalabalık arkadaş çevresi çok yorucu oluyor açıkçası. Pek sürdürülebilir bir durum değil.

Ben şahsen herkes tarafından sevilmek istemezdim. Bazı insanlar sevmesinler mümkünse, onlar sevse kendimde sıkıntı ve problem ararım o kadar.

Pahalı kıyafetler, tatiller ve hediyeler kim istemez ki? Fakat imkan yoksa borç batağında yüzmemek lazım. Ucu bir kaçtı mı toparlaması çok zor oluyor. Tabii tercih yine sizin :)

Sevdiğin işi yapmak herkesin hayali ama verdiğin emeğin karşılığını alamamak çok üzücü. Bir de insan ilişkileri çok sıkıntılı.

Sürekli ilgi odağı olmak benim talep ettiğim bir şey değil, keşke görünmez olabilsem hatta bazı insanlar için :P

Kusursuz dış görünüşü de biraz maddi imkanlarla orantılı bir durum. Kendi adıma imkanlar dahilinde olabileceğim en iyi versiyonumu korumaya çalışıyorum.

Yaşamımda en değer verdiğim şeylerden biri sevdiklerimle geçirdiğim nitelikli, kaliteli zamanlar ve biriktirdiğim anılar. Çocukluk travmaları kaybolmuyor ama aile ile geçirilebilen güzel anılar arttıkça etkisi en azından biraz azalıyor.

Sosyal medya takipçisi influencer veya ünlü bir oyuncu & sporcu olmadığım için hiç ilgimi çeken bir konu değil.
Hobilerime vakit ayıramadığım zamanlar psikolojim olumsuz etkileniyor. Bu gerçekten benim olmazsa olmazlarım arasında başta geliyor.

Peki sizler için olmazsa olmazlar neler? Liste dışı olmazsa olmazlarınızı da merak ediyorum 👀​"
Dúnedain
👍 19 ⭐ 4 07.07.2026

Arjantin 🇦🇷 %60 VS %40 Yeşil Burun Adaları 🇨🇻

"Şu spor sunucuları 2 merdiven çıkamaz, iki adımlık yolu yürümezler belki ama takmışlar yaşa. 40 yaşında kaleci şöyle, 40 yaşında Ronaldo, Modrić böyle Allah'ın manyakları. Bir sporcu & insan kendisine iyi bakmışsa eğer yaşın sandığınız kadar önemi yok. Tamam tabii ki 20 yaşında, 25 yaşında bi sporcu gibi olmazlar ama onların da tecrübesi var, taş gibi bi gram yağsız vücutları var. Sen göbeğini kaşıya kaşıya maç sunarken onlar beslenmesine, sporuna, antrenmanına öyle bi uyuyor ki aklın hayalin durur. Yeter artık, şu yaş konusunda hakikaten sinir bozuyorsunuz. Ünlü Amerikalı yüzücü Michael Phelps mesela sporu çok genç yaşta bıraktı (27 yaşında), neden biliyor musun? O sporcu disiplinini artık sürdüremeyeceği için, her gün sabah 5te kalkmaktan bıktığı için. Lütfen saygı duyun artık, yaş sandığınız kadar engel değil insanlara. İnsanlara mezardan çıkmışlar da oynuyorlar sanki muamelesi yapmak nedir?"
Dúnedain
👍 19 ⭐ 5 04.07.2026

Sıcaktan pişmek %45 VS %55 Yağmurda sırılsıklam olmak

"Bence ikisi de eşit derecede can sıkıcı. Fakat sıcağa vantilatör veya klima ile evlerinizde çözüm bulabilirsiniz. Sokakta güneşin altında yürümek zorundaysan ama işte buna nası bi çözüm bulunabilir diye düşündüğümde gerçekten mecbur değilsen güneşin en tepede olduğun saatlerde çıkma sokağa derim. Yağmur yağarken işe gidiyorsan ve yanında şemsiye yoksa üstüne üstlük bir de çok az vaktin kaldıysa çok perişan bi durum. Bi şekilde biraz koşarsın, biraz yanında şal, atkı varsa onu kendine siper edersin ama yine de ıslanırsın. Zavallı sen, hele bir de ayakkabın yağmura uygun değilse ve çorapların ıslandıysa. İşte perişan ve çaresizliğin resmi :)

Terlemek, uykunun kaçması ve sıcağın bütün enerjini yemesi çok zor bi durum. Sıcaklarda çalışmak zorunda olan insanlara bol sabır ve tahammül diliyorum gerçekten."
naturaldisaster
👍 19 ⭐ 4.5 02.07.2026

Face/Off (Yüz Yüze) %53 VS %47 The Departed (Köstebek)

"SPOILER! İki filmde polis ve suçluların kapışmasını, ajanlık yapmasını ve bunun sonucunda trajik olayların yaşanmasını izleriz.

Face/offda özel ajan Sean Archer, kendisini vurmak isteyen ama kazara oğlunu vurup onun ölümüne sebep olan terörist Castor Troy'un izini sürmektedir. Onunla ilgili her detayı araştırır ve onu yakalamaya çalışır. Sonunda istediği gerçekleşir ve bir çatışma sonucunda Troy'un öldüğünü zanneder. Halbuki Troy bitkisel hayattadır. Troy'un bir gaz bombasıyla tüm şehri zehirleyeceği ortaya çıkar ve Archer'ın yüz nakliyle Troy'un yerine geçerek bombanın yerini onun hapisteki kardeşi Pollux Troy'dan öğrenmesi istenir. Bu zorlu görevi kabul etmek zorunda kalan Archer, nakilden sonra bombanın yerini Pollux'tan öğrenir. Hapisten çıkmaya hazırlanırken ziyaretine kendisinin yüzüyle gelen Troy'u karşısında görünce şok olur. Troy, komadan çıkmış ve onun yüzüne sahip olmuştur. Bu operasyonu bilen herkesi öldürmüş ve resmen onun hayatını ele geçirmiştir. Bundan sonra Archer'ın tek amacı hayatını ve yüzünü geri kazanmak olacaktır.
John Travolta ve Nicolas Cage filmde hem polisi hem de suçluyu canlandırmış ve yeteneklerini konuşturmuşlardır. Aynı mimik ve hareketleri yapabilmek için birlikte çalışmışlardır. Adeta oyunculuk dersi veren ikilinin performansı izlenmeye değer.

Köstebekte ise polis olan Billy Costigan'ın suç örgütü lideri Frank Costello'nun sağ kolu olarak ajanlık yapmasını ve Costello'nun yetiştirdiği ajan Colin Sullivan'ın polis departmanında çalışmasını izleriz. İki taraf da içlerinde bir hain olduğunu keşfeder ve bu haini yakalamak ister. Billy ve Colin birbirlerinden habersiz birbirlerini bulmaya çalışır. Ama işler sandıkları kadar kolay gitmeyecektir.
Köstebek, 2007 yılında "En iyi film", "En iyi yönetmen", "En iyi kurgu" ve "En iyi uyarlanmış senaryo" dallarında Oscar kazanmıştır. Başarısını kanıtlanmış bu şaheseri izlemenizi tavsiye ederim."
+Er35
👍 19 ⭐ 5 07.06.2026

Breaking bad %56 VS %44 Game of thrones

"SPOIL

Breaking Bad baştan sona 2 kere izlediğim bir kez daha seve seve izleyeceğim bi dizi. Game of Thrones için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tüm dizi boyunca "Winter is coming" cümlesini duymaktan fazlasıyla gına gelmiş. Hayranların çoğu sonunu beğenmemiş bense bayılmıştım. Neden mi?

Aslında 5. sezon sonu (yanlış hatırlamıyorsam) ölmüş olan Jon Snow hayranların şiddetli itirazları sonucu geri döndü diziye. Hatta bu yüzden kitapların yazarı pek hoşlanmadı durumdan diye biliyorum. Sonunda Jon Snow bir hiç olarak yaşamına devam etti. Hayranlara buyrun alın size Jon Snow cevabını çok iyi verdiler. Bu yüzden ben dizi sonunu sevdim fakat yeniden izler miyim hiç bilmiyorum.

Breaking Bad Walter White tam bir Jekyll karakteridir aslında. İşinde gücünde olan bir öğretmen. Kanser hastası olduğunu öğrenmesi sonucu ailesini arkasında çaresiz bırakmak istemediği için başlar her şeye. Fakat zamanla yaptığı şeyi çok sever. Hatta Skyler'a sonunda itiraf da eder: "Kendim için yaptım." diye ve bir Hyde karakteri misali hayatına veda eder. Baştan sona çok etkileyici bir dizi. Dediğim gibi 2 kere izledim, bir kez daha izlerim :)"
+Literature Queen
👍 19 ⭐ 5 31.05.2026

Tron Legacy %64 VS %36 Ready Player One

"1982’de çıkan ilk Tron ile Disney teknolojiyle sinemayı birleştirme konusunda en cesur denemelerinden birini gerçekleştirdi. o dönem bilgisayar grafikleri henüz düşük poligon-basit geometrileriye tam anlamıyla emekleme aşamasındayken Disney dijital dünyayı merkezine alan bir film üretmeye kalkmıştı. 2010’daki devam filmi Tron Legacy ise bu vizyonu modern teknolojiyle yeniden kurguladı. Tabi ilk denemeye göre Tron Legacy daha alışıldık, hatta teknolojik olarak sıradışılıktan olağanlığa düştüğünü bile söyleyebiliriz. Bugün dizilerde bile kabul edilmeyecek gençleştirilmiş dijital Jeff Bridges modeli dönemi için oldukça deneysel kabul edildi. Film neon estetiği, karanlık dijital cyberpunkımsı atmosfer ve Daft Punk imzalı müzikleriyle kült bir kimlik kazanmasına karşın hikaye tarafı epey eleştirildi. Daha sonra çıkmış olan Tron Ares'de de hikaye çıtasını yükselttikleri söylenemez... Yine de görsel efektleri ve dijital dünya tasarımı dönemin sınırlarını zorlayan işler arasında gösterildi.

Disney daha sonra benim asıl favorim olan Tron Legacy ve ilk film arasındaki dönemi anlatan Tron Uprising adlı animasyon dizisini denedi. Görsel tarzıyla her övgüyü hakedecek bir işti, hatta birçok hayran tarafından filmlerden daha yaratıcı bulundu. Ancak izlenme oranları beklentilerin altında kalınca proje uzun ömürlü olamadı ve tek sezonda sona erdi. Tron'dan Harry Potter başarısı beklediler yani, en baştan kötü konulmuş bir hedef iyi bir dizinin sonu oldu..."
SosyolOrk
👍 19 ⭐ 5 21.05.2026

Marka Takıntısı %20 VS %80 Her yerden giyerim

"İnsanın bir iki marka güzel şeyi olur, olmalı da. Keşke hiç maddi derdimiz olmasa da önünü arkasını düşünmeden istediğimizi alıp giysek, yesek içsek vb. fakat mesela ben sevmediğim için olsa gerek anlayamıyorum neredeyse her gün çanta değiştiren insanları. Çanta işte eşyaları taşıyor ya yeterli. Çok boş geliyor bana bu işler. Sevdiğim markalar var tabii ama olmazsa olmaz, giymezsem çıkmam insan içine gibi bi durumum yok. Bana boş geliyor tabii de herkesin hayatta anlam bulma çabası farklıdır. Böyle mutlu oluyorsanız ne ala sorun yok her gün çanta değiştirmeye devam :)"
+Literature Queen
👍 19 ⭐ 3 17.05.2026

Modern Oyunlar %72 VS %28 Retro Oyunlar

"Retro oyunların yeri her zaman bir başkadır. Supaplex, Super Mario, Volfied, Xball, Pacman ve daha nicesi. Evet grafikleri çok basit ama çok samimi ve sıcak gelir. Hala ara sıra açar oynarım. Nostaljisi çok tatlıdır. Modern oyunların çok daha iyi görsel efektlere ve grafiklere sahip olması zaten bilinen bir gerçek. Ayrıca bazı modern oyunlar dizifilm gibiler. Hatta bazıları o kadar çok oynanıyor ve seviliyor ki dizileri çekiliyor. Mesela, The Last of Us veya Fallout gibi."
+karakutu
👍 19 ⭐ 5 06.05.2026

Hayvan Çiftliği %63 VS %37 Sineklerin Tanrısı

"Sovyet Devri olan Rusya’daki komünizmi eleştiren kitaptır Hayvan Çiftliği. İlk başlarda devrimin nasıl sevinçle karşılandığını fakat sonrasında insanlara getirdiği sefaleti işleyen Orwell bunu romanında hayvanları kullanarak okuyucuya anlatmıştır. Ayrıca devrimin amacının nasıl adım adım değiştiğini de romanda açıkça görülebilir. Roman Old Major’ın gördüğü rüyayı anlatmasıyla başlar. Amacı insanlara karşı bir devrim yapılmasını sağlamaktır. İnsanlar hayvanlara nasıl kötü davrandığından, işkence ettiğinden saatlerce ne kadar az yiyecek için çalıştırdığından bahseder. Onlara hayvan marşını ve bütün hayvanların uyması gereken 7 emiri de öğretir.

Bütün hayvanlar devrim, özgürlük istemektedirler. Bu emirleri açıkladıktan 3 gün sonra Old Major ölür. Hayvanlar devrim üzerine düşünmeye başlarlar, planlar yaparlar. Napoleon ve Snowball hayvanları yönetmek için gönüllü 2 domuzdur. Bütün hayvanlar domuzların daha zeki olduğu konusunda hem fikirdirler. Hayvanlar Mr. Jones ve karısını çiftlikten kovarak devrimi gerçekleştirirler. Snowball ve Napoleon’nun aralarındaki mücadele Leon ve Stalin arasındaki mücadeleye benzetir. Snowball hayvanları eğitmek ister fakat Napoleon bu fikirden rahatsız olur. Eğitim devlet için bir tehdittir. Napoleon hayvanların bilinçlenmesini istemez, onları sürü gibi yönetmek ister. Ayrıca onlar üzerindeki kontrolü kaybedeceğinden, Snowball’ın ondan daha saygın bir konuma geleceğinden korktuğundan Snowball’ı çiftlikten sürer ve hayvanlara onun bir suçlu ve hain olduğunu düşüncesini aşılar.

Hayvanlar bu 7 emire bütün benlikleriyle inanmaktadırlar öyle ki sorgulama ihtiyacı bile duymazlar. Hepsi o kadar cahil ki yapılan değişikliklerin hiç birinin farkına varmazlar. Jessy, köpek karakter, yapılan değişiklikleri tek fark eden karakterdir. Fark ettiği değişiklikleri arkadaşlarıyla da paylaşır fakat Squealer her zaman onları ikna etmeyi başarır. Bunu ikna yoluyla yapamazsa Mr. Jones’un geri geleceği tehdidiyle ikna eder. Hayvanlar gerçekten ikna olmasalar bile ski çiftlik sahibinin geri döneceğinden korktuklarından ikna olmuş gibi görünürler. Gün gelir domuzlar sür içer, elma yerler fakat bunun açıklamasını da klasik kapitalist bir söylemle yaparlar “we are brainworkers” diye yaparlar.

Boxer romanın en önemli karakterlerinden biridir. Asla sorgulamaz ve kendini sürekli “If Napoleon says, it must be right” diye motive eder. Bu davranışıyla hem kendisine hem de arkadaşlarına zarar verir şüphesiz. Gençliğinde sürekli çalışan Boxer yaşlandığı zaman at kasabına satılır ve sorgulamadan inanışı onun hazin sonunu getir. Domuzlar diğer hayvanları onun hastaneye gittiğini, daha sonra da öldüğünü söyleyerek ikna ederler. Roman boyunca 7 emrin sürekli değiştiğini ve ilk başta sunulanlara karşı birçok şeyin yapıldığı görülür. Domuzlar günden güne despotlaşır ve hayvanları sömürdükçe daha da çok sömürmeye devam ederler. Hatta bir gün duvarda şöyle bir emir gözükür: “All animals are equal, but some animals are more equal than others”.

Koyunlar kitabın önemsiz gibi görünen ama çok önemli role sahip karakterleridir. Düşünmeden hareket ederler, tam anlamıyla sürü psikolojisinin temsilcileridir. Romanın başında “four legs good two legs bad” diye tekrarlarken, romanın sonunda “four legs good, two legs better” olarak bu söylemi değiştirmişlerdir çünkü domuzlar tarafından öyle öğretildiler…

Kitabın sonunda ise domuzlar insanlarla birlikte parti verirler. Hayvanlar sonunda gerçeği anlar, domuzların onları güçlenmek için kendi çıkarları uğruna çalıştırdıklarını fark ederler. Sonuç olarak canla başla inandıkları devrim hayvanları insanların döneminde yaşadıklarından daha beter bir duruma düşür. İnsanlar gibi içki içen domuzlar, insanlar gibi giyinirler. Onlar gibi iki ayakları üstünde yürüyüp, hayvanları insanların sömürdüğü gibi sömürürler. Kısacası domuzlarda insana dönüşürler ve eleştirdikleri insanlardan beter bir politika izlerler.

“The creatures outside looked from pig to man, and from man to pig, and from pig to man again; but already it was impossible to say which was which…” (Romanın son cümlesi)

Sineklerin Tanrısı ise kendisini bir adada bir anda bir başlarına bulan çocukların hikayesidir. Güçlü olanın güçsüz olana kurduğu mantık dışı hakimiyeri, manipülasyonu, bilime olan düşmanlığı o kadar harika anlatmış ki! Bu roman anlatılmaz yaşanır. Okuma tamamen bireysel bir deneyimdir tabii ki fakat biraz ağır akmasına rağmen harika bir toplun yansıması örneğidir.


İki romanı da çok severim fakat Hayvan Çiftliği benim için bir adım öndedir.
"
+Literature Queen
👍 19 ⭐ 5 05.05.2026

Detachment (Kopma) %43 VS %57 Monsieur Lazhar (Canım Öğretmenim)

"Bir öğretmen olarak Eğitim ve Öğretim ile alakalı çok fazla film izledim. Detachment onlardan biri. Umutsuz, karamsar ve insana birçok şeyi sorgulatan film. Öğretmen rolünde Adrien Broody’i görüyoruz.

Eğitim hakkında umut verici pek çok filmin aksine “Detachment” (2011), izleyicilerine eğitimin diğer yüzünü gösterir. Film temelde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet eğitim sisteminin bir eleştirisidir. Olaylar bir lisede geçer ve hikâye, Henry Barthes’ın özellikle öğrencilerin müfredata yetişmesini sağlamak amacıyla vekil öğretmen olarak işe alınmasıyla başlar. Öğrencilerin hepsi müfredatın gerisindedir ve okul müdürü, özel bir eğitim ideolojisine sahip olmadığı için yalnızca kendi konumunu koruyabilmek adına okulun başarısını önemsemektedir. Bence bu, okuldaki eğitimin en büyük hatasıdır: Çocukların ilgi alanlarını ve yeteneklerini keşfetmelerine izin vermemek, isteyip istemediklerine bakmaksızın hepsine aynı dersleri vermektir. Müdürün müfredata sıkı sıkıya bağlı olmasına rağmen Henry, önerildiği gibi onu harfiyen uygulayan bir öğretmen değildir. Onun için önemli olan, çocukları içinde bulundukları durumdan kurtarmaktır. Daha en başından Henry, yalnızca bir kuralı olduğunu söyler: Öğrenciler istemiyorlarsa derse gelmemelidir; çünkü gerçekten kendilerini geliştirmek isteyen çocuklarla ilgilenmek istemektedir. Belki haklıdır, belki değildir; fakat okuldaki öğrenciler yalnızca akademik eksikliklere değil, aynı zamanda davranış bozukluklarına da sahiptir. Bu nedenle Henry, kendilerine bir şeyler katmayı arzulayan çocuklarla ilgilenmeyi seçer.

Henry bir öğretmen olarak anlamı kendi yöntemiyle oluşturmaya çalışır. Öğrencilerinin yazdığı kompozisyonları sınıfta yüksek sesle okur; bu da, çalışmalar saçma ya da anlamsız olsa bile onların emeklerine değer verdiğinin bir göstergesidir. Ayrıca İşini yaparken öğrencileriyle iletişim kurmanın bir yolunu bulur. Örneğin, çocukların dikkatini çekmek için bilinçli olarak argo bir dil kullanıyor gibi görünür ve bu işe yarar. Bir şekilde kendisi ile öğrencileri arasında bir köprü kurar. Okuldaki son gününü açıkladığında çocuklar buna gerçekten üzülürler.
Filmin en önemli sahnelerinden biri, Bay Mathias’ın öğretmenlere yeni bir yöntem hakkında konferans vermeye gelmesi ve okulu bir işletme olarak değerlendirmesi üzerine öğretmenlerin ona tepki göstermesidir. Öğretmenlerin her birinin kendine özgü bir eğitim ideolojisi vardır; ne kadar kendi sorunları olsa da bu ideolojiyi sorunlarından uzak tutmaya çalışırlar. Öğrenciler akademik gelişime tamamen ilgisiz olsalar bile, onlara faydalı olmak için ellerinden geleni yaparlar.

Meredith filmin önemli karakterlerinden biridir. Sanata ilgi duymaktadır ve gerçekten de çok yeteneklidir. Ancak babası onun yeteneğini hiçbir zaman takdir etmez ya da hayallerini desteklemez. Hatta görünüşü nedeniyle onu küçümser. Ne yazık ki sonunda çözüm olarak intiharı görür ve öğretmenleri ile arkadaşlarının önünde kendini öldürür. Bu yıkıcı olay Henry’yi derinden sarsar. Film boyunca eğitim sistemiyle ilgili her şeyi eleştirir ve çocuk yetiştirmede ebeveynlerin rolünü de göz ardı etmez.

Henry, Meredith’in ölümünden dolayı kendini suçlu hisseder, hatta bu sorumluluk uğruna kendi içinde bulunduğu durumdan kurtulur ve öğrencilerini de aynı şekilde kurtarmaya çalışır. Okullar, öğretim programı, pedagojik uygulamalar ve değerlendirme etkinlikleri sunmaları açısından önemlidir. Okullar çocukları hayata hazırlamalıdır. Sadece akademik açıdan değil; psikolojik, kişisel ve sosyal açıdan da. Meredith arkadaşları tarafından sürekli zorbalığa uğrar. Onu anlayan bir ailesi, hatta arkadaşları bile yoktur. Bu yüzden kendisi için en kolay ve en iyi yolun bu olduğuna inanarak bu seçimi yapar.

Filmde beni gerçekten etkileyen bir diğer konu ise Henry’nin Erica’nın seçimlerine saygı duyması ve onu eleştirmemesi ya da küçümsememesidir. Bu tutum, Erica’nın kendisi için doğru olanı seçmesine ve fuhuşu bırakmasına yol açar. Henry sayesinde Erica devlet koruması altında yaşamını sürdürür. Henry onun hayatını olumlu yönde değiştirir; öğretmenlerin de yapması gereken budur. Koşullar ne kadar zor ve karamsar olursa olsun öğretmenler gençlere rehberlik etmeli ve onlara rol model olmalıdır.

Son olarak, öğretmenlerin öğrencileriyle iletişim kurmanın her zaman bir yolunu bulmak için çaba göstermeleri gerektiğine inanıyorum. Onlara öğretmek ve onları eğitmek için kalplerine dokunmaları gerekir. Kendi ideolojilerinden vazgeçmemelidirler; çünkü bunu yaptıkları anda gelecek hakkında umutlarını kaybetmiş olurlar. Film son derece karamsar olsa da, Erica örneğinde olduğu gibi içinde yine de umut tohumları bulunduğunu düşünüyorum.

“Monsieur Lazhar” (2011) ise Kanada yapımı, Fransızca çekilmiş bir dram filmidir. Film, Bashir Lazhar adlı tiyatro oyunundan uyarlanmıştır. En İyi Uluslararası Film dalında Akademi Ödülü'ne (Oscar) aday gösterilmiştir. Bu film de Detachment gibi bilinen umut dolu diğer filmlerin aksine karamsar ve duygusal bir film. Ama kesinlikle izlemeye değer.

Film, Montreal'deki bir ilkokulda yaşanan trajik bir olayla başlar. Öğrenciler okula geldiklerinde öğretmenlerini bir sınıfta intihar etmiş halde bulurlar. Aslında öğretmeni bulan çocuk sanırım onu şikayet eden çocuktu. Öğretmen bunu biraz ayarlamış gibi görünüyor. O gün sütleri sınıfa götürme görevi çünkü o çocuktaydı Öğretmeni şikayet eden çocuğun filmin kopma anlarından birinde söyledikleri: “Perşembe günleri sütü benim getirdiğimi biliyordu. Onu o hâlde göreceğimi biliyordu.” Bu olay hem çocuklar hem de okul çalışanları üzerinde yoğun bir psikolojik etki bırakır doğal olarak.
Bir süre sonra okula Cezayir'den göç etmiş, orta yaşlı Bachir Lazhar adlı bir adam geçici öğretmen olarak atanır. Lazhar, sakin, nazik ve geleneksel eğitim anlayışına sahip biridir. Film ilerledikçe Lazhar'ın da kendi ülkesinde yaşadığı savaş ve siyasi şiddet nedeniyle ailesini kaybettiği, Kanada'da ise sığınmacı olarak yaşam mücadelesi verdiği ortaya çıkar. Hem öğrenciler hem de öğretmen sebepleri farklı olsa da yas tutuyorlardı.

Kıssadan hisse ikisi de üzücü olsa da güzel film. Sanırım Detachment kadar karamsar olmadığı için Monsieur Lazhar’ı biraz daha fazla sevdim diyebilirim fakat ikisini de tavsiye ederim."
a weary teacher
👍 18 ⭐ 5 17.07.2026

Dünya Tersine Dönse Vazgeçmem %35 VS %65 Vazgeç Gönlüm

"İnsan istemese de hayatındaki pek çok kimseden vazgeçmek zorunda kalabiliyor. Çok güvendiğin birinin yalanını ya da yapmacıklığını yakaladığımda artık eskisi gibi olamıyorum o kişiye karşı. Dürüstlük benim için çok önemli. Aynı şekilde değer verdiğim insanların bana hiç değer vermediğini ve aslında beni değil de kendilerini daha çok sevdiklerini anladığımda yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam. İster istemez soğuyor ve mesafe koyuyorum araya. "Ben insanın diğer yüzünü görünce ilkini hatırlamam." demiş Paul Auster. Ben de aynen böyle hissediyorum tam olarak.
"Ben bilirim sen ne bilirsin" tavrıyla bana tepeden bakanların seviyesine hele hiç ulaşamadım. Onlar tepede kalmaya devam edebilirler. Yaklaşmak bile istemem onlara.
Haklı olduğum bir konuda kendimi ya da başkasını savunmak bazen zor gelse de haksızlığa tahammül edemediğim için canla başla hakkımı savunmaktan kaçınmıyorum çünkü biliyorum ki bugün sustuğumda yarın daha çok başım ağrıyacak ve daha çok ezileceğim.
Bazı insanların sadece işi düşünce aramasından da o kadar rahatsızım ki sevmiyorsanız aramayın da yardım da istemeyin. Evet, yardım etmek çok güzel bir duygu ama o yapmacıklık beni o kadar geriyor ki hiçbir şekilde muhatap olmak istemiyorum iyilik için bile olsa.
Eskiden çok kinciydim ve bana yapılan kötülüğün aynısını karşı tarafa yapmak isterdim. Zamanla bunun çocukluk olduğunu anladım. Kötü insanları kötülükleriyle baş başa bırakmayı öğrendim. Nasılsa hayat onlara günü geldiğinde gereken dersi veriyor ve senin hiçbir şey yapmana gerek kalmıyor. Bunun rahatlığı içindeyim artık çünkü bunu çok tecrübe ettim.
Eskiden herkesle iyi geçinmeye, herkesin sevdiği kişi olmaya gayret gösterirdim. Zamanla anladım ki bu sadece bir ütopya imiş. Darbe yiye yiye artık kimse beni sevmese de olur diyorum ne yazık ki. Zamanında gözyaşımı bile hak etmeyen insanlara ne kadar çok ağladım ve üzüldüm. Bundan da vazgeçtim artık. Kısacası az ama öz insan olsun hayatımda. Onlarla korkmadan, rahatça güleyim eğleneyim ve en önemlisi onlara güvenebileyim. Kalabalıklarda boğulacağıma, tenha ama güvenli sularda yüzmeyi tercih ediyorum."
+Cimbomino
👍 18 ⭐ 5 14.07.2026

Shrek %57 VS %43 Hulk

"Shrek'in dünya genelinde gişe hasılatı: yaklaşık 3 milyar dolar. Hulk'ın 2 filmi ise Hulk ve The Incredible Hulk filmleri toplamda yaklaşık 510 milyon dolar. Fakat tabii ki Hulk The Avengers filmlerinde katkısı ve önemi büyük. Hulk'ın karakter olarak oynadığı diğer filmleri de katarsak hesaba Hulk Shrek'den daha fazla izlenmiş oluyor.

HULK (2003) yaklaşık 300bin kişi tarafından IMDB'de 5.7/10 olarak oylanmış.
The Incredible Hulk (2008) ise yaklaşık 600bin kişi tarafından 6.6/10 olarak oylanmış.

SHREK (2001) ise 815bin kişi tarafından 7.9/10 olarak oylanmış. Toplamda 4 tane SHREK filmi var.

İşte Shrek film serisi:

Shrek — 2001
Shrek 2 — 2004
Shrek the Third — 2007
Shrek Forever After — 2010

Ayrıca yan filmleri de mevcut.

Puss in Boots — 2011
Puss in Boots: The Last Wish — 2022

Son olarak kısa filmler:

Shrek the Halls — 2007
Scared Shrekless — 2010
Donkey's Christmas Shrektacular — 2010"
+Literature Queen
👍 18 ⭐ 3.5 13.07.2026

Kedi %38 VS %62 Köpek

"Ben ikisini de o kadar çok seviyorum ki ama bir evcil hayvanım olsun istesem herhalde kedi olurdu çünkü kediler daha bağımsız. Kendime benzetiyorum. Köpek her an ilgi ve alaka istiyor. Biraz boğucu açıkcası, büyümeyen bir çocuk gibi. Gelelim konumuza :)

Dünyada evcil hayvan olarak en yaygın beslenen ve en popüler kedi ırklarından ilk 10 şöyle:

British Shorthair (Britanya Kısa Tüylü)
Persian (İran Kedisi)
Maine Coon
Ragdoll
Siamese (Siyam Kedisi)
Scottish Fold (İskoç Kıvrık Kulak)
Bengal (Bengal Kedisi)
Sphynx (Sfenks Kedisi)
American Shorthair (Amerikan Kısa Tüylü)
Russian Blue (Rus Mavisi)

Ankara Kedisi 18, Van Kedisi ise 19. sırada.

Köpek ırkları ise ilk 10 şöyle:

Labrador Retriever (Labrador Retriever)
Golden Retriever (Golden Retriever)
German Shepherd (Alman Çoban Köpeği)
French Bulldog (Fransız Bulldog)
Poodle (Kaniş)
Beagle
Border Collie
Cavalier King Charles Spaniel
Dachshund (Sosis Köpeği)
Siberian Husky (Sibirya Kurdu)

Dünya genelindeki tahmini sayı evcil kedi 600-700 milyonken, evcil köpek tahmini 500-600 milyon arasındadır.

Bölgelere göre durum şöyle :)
Avrupa: Kediler köpeklerden daha fazladır.
Japonya: Kediler köpeklerden fazladır.
Türkiye: Kesin bir resmi veri bulunmasa da evlerde kedi sahipliği son yıllarda oldukça yaygınlaşmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri: Köpek sahipliği daha yaygındır; köpek besleyen hane sayısı kedi besleyen hane sayısından fazladır."
+Literature Queen
👍 18 ⭐ 4.5 06.07.2026

Zihni Göktay %57 VS %43 Gazanfer Özcan

"İkisi de son derece değerli sanatçılarımızdı. Gazanfer Özcan’ı 2009 yılında kaybettik. Zihni Göktay’ı ise 5 Temmuz 2026 :( İkisini de çok severim, onların anısına böyle bir karşılaştırma açmak istedim. İnsanın birini öbürüne seçmesi çok zor olsa da amacım onlara bir saygı duruşu yapmaktı.

Zihni Göktay’ın 60 yılı aşan sanat hayatından bazı kesitler…

Tiyatro oyunları:
Lüküs Hayat
Cibali Karakolu
Kanlı Nigar
İstanbul Efendisi
Hisseli Harikalar Kumpanyası
Ayyar Hamza
Keşanlı Ali Destanı
Üç Kağıtçı
Ahududu
Bizim Sınıf

Zihni Göktay kariyeri boyunca ağırlıklı olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları bünyesinde yüzlerce oyunda görev aldı.

Sinema
Şabaniye (1984)
Garip (1986)
Kiracı (1987)
Kahpe Bizans (2000)
Abdülhamid Düşerken (2002)
Maskeli Beşler: Irak (2007)

Dizi
Bizimkiler
Ruhsar
Tatlı Hayat
Avrupa Yakası (konuk oyuncu)
Arka Sıradakiler
Seksenler (konuk oyuncu)

Aynı şekilde 60 yıla yakın ekranlarınızda ve sahnelerde olan Gazanfer Özcan’ın hayatından kesitler...

Tiyatro
Keşanlı Ali Destanı
Cibali Karakolu
Lüküs Hayat
Ah Şu Gençler
Pembe Kadın
Aman Karım Duymasın
Yedi Kocalı Hürmüz
Çılgın Hafta Sonu
Bir Şehnaz Oyun
Hisseli Harikalar Kumpanyası

Gazanfer Özcan, eşi Gönül Ülkü ile uzun yıllar Gazanfer Özcan - Gönül Ülkü Tiyatrosunu yönetti.

Sinema
Oh Olsun
Mavi Boncuk
Hasret
Neşeli Günler
Hababam Sınıfı Güle Güle
Propaganda
Vizontele Tuuba
Beyaz Melek

Dizi
Kuruntu Ailesi
En Son Babalar Duyar
Avrupa Yakası
Yabancı Damat
Sihirli Annem
Canım Ailem
Geniş Aile (konuk oyuncu)"
dramacreator
👍 18 ⭐ 4.5 06.07.2026

Freddie Mercury %39 VS %61 Michael Jackson

"Gerçek adı Farrokh Bulsara olan Freddie Mercury 5 Eylül 1946 yılında dünyaya geldi ve maalesef 24 Kasım 1991 yılında 45 yaşında hayata gözlerini yumdu. Queen denince akla gelen ilk isimdir Freddie Mercury. Güçlü sesi, dört oktava yaklaşan vokal aralığı ve sahne performanslarıyla müzik tarihinin en etkileyici sanatçılarından biri kabul edilir.

We Will Rock You, We are the Champions, Don’t Stop Me Now, Another One Bites the Duest ve Bohemian Rhapsody gibi yıllandıkça değerlenen şarkılara Queen ile birlikte hayat vermiştir. Bohemian Rhapsody şarkısını özel yapan şey yaklaşık 6 dakika olmadı (5dk 55sn), geleneksel nakaratların olmaması bir ağıt gibi olmasının yanı sıra rock ve operanın birleşimi olmasıdır. Freddie Mercury solo olarak Spotify'da her ay yaklaşık 2.6 milyon dinleyici tarafından dinlenirken, Queen grubu ise yaklaşık 53,2 milyon dinleyici tarafından dinlenmektedir.
Rami Malek’in başrolünü oynadığı Bohemian Rhapsody (2018) adlı filmi tamamen olmasa da büyük oranda hayatını anlatan bir filmdir. Freddie Mercury’nin iki adet solo albümleri de mevcuttur.

Ödülleri ve Başarıları:
-Rock and Roll Hall of Fame'e Queen ile kabul edildi (2001).
-Queen, dünya çapında 300 milyondan fazla albüm satışıyla tarihin en başarılı gruplarından biri oldu.
-1985'teki Live Aid performansı, birçok müzik eleştirmeni tarafından tüm zamanların en iyi canlı performanslarından biri olarak gösterilir.
-Ölümünden sonra sayısız "en iyi vokalist" listesinde üst sıralarda yer aldı.

Michael Jackson öyle bir sanatçı ve şarkıcı ki Queen grubu bile kendisinden etkilenmiştir. Queen’in “Under Pressure” başta olmak üzere bazı parçalarında MJ etkisi inanılmaz hissedilmektedir.
29 Ağustos 1958 yılında doğan MJ’in tam adı Michael Joseph Jackson’dır. Maalesef kendisini 25 Haziran 2009 yılında kaybettik. "King of Pop" (Popun Kralı) olarak bilinir ve hala da öyledir. Bu yıl çıkan Michael filmi etkisi ile de yeniden müzik listelerinin top listesinde en başa oturmuştur. Thriller albümü halen dünyada en çok satan albüm rekorunu elinde tutmaktadır.

Ödülleri ve Başarıları:
-13 adet Grammy Awards kazandı.
-39'dan fazla Guinness World Records rekoruna sahip oldu.
-Thriller, dünya tarihinin en çok satan albümü olarak kabul edilir.
-Dünya çapında 400 milyondan fazla kayıt satışı gerçekleştirdi.
-Moonwalk dans hareketini dünya çapında popülerleştirdi.
-Müzik videoları ve sahne şovlarıyla pop kültürünü kalıcı şekilde etkiledi.

Her iki sanatçıya da sayfalar dolusu yazabilirim. İkisi de dünya tarihinde iz bırakmış güzel insanlardı."
Blackwater Park
👍 18 ⭐ 4.3 24.06.2026

Çay %39 VS %61 Kahve

"Türkiye, yıllık kişi başı yaklaşık 3.16 kg ile dünyada en çok çay tüketen ülkedir. Çay bizim aylanla birlikte milli içeceğimizdir.

Son verilere göre en çok çay içen ülke sıralaması şu şekildedir:

1. Türkiye: 3.16 kg
2. İrlanda: 2.19 kg
3. Birleşik Krallık: 1.94 kg
4.İran: 1.50 kg
5.Rusya: 1.38 kg
6.Fas: 1.22 kg
7.Yeni Zelanda: 1,19 kg
8.Şili: 1,19 kg
9.Mısır: 1,01 kg
10-Japonya: 1,00 kg

Türkiye dünyada en çok kahve içen ülkeler sıralamasında 22. sırada yer almaktadır: kişi başı kahve tüketimi yaklaşık 1,5 ila 1,8 kilogram seviyesinedir. En çok kahve tüketen ülke sıralaması şu şekildedir:

1. Finlandiya: 12 kg
2. Norveç: 9,9 kg
3. İzlanda: 9 kg
4. Danimarka: 8,7 kg
5. Hollanda: 8,4 kg
6. İsveç: 8,2 kg
7. Lüksemburg: 8,2 kg
8. Belçika: 6,8 kg
9. İsviçre: 6,5 kg
10. Kanada: 6,5 kg

Son olarak kısaca kısaca çay ve kahve stilleri:
ÇAY:

🇹🇷 Türkiye: Türk çayı (siyah, koyu dem)
🇬🇧 İngiltere: English Breakfast, Earl Grey (çoğu sütlü)
🇨🇳 Çin: Yeşil çay, Oolong ve Beyaz çay
🇯🇵 Japonya: Matcha ve Sencha
🇮🇳 Hindistan: Masala chai (baharatlı sütlü çay)
🇷🇺 Rusya: Güçlü siyah çay (samovar)
🇲🇦 Fas: Naneli yeşil çay (çok şekerli)
🇹🇼 Tayvan: Bubble tea (boba)
🇰🇪 Kenya: Güçlü siyah çay (sütlü içilir)

KAHVE:

🇹🇷 Türkiye: Türk kahvesi: Çok ince öğütülmüş kahve, cezvede pişirilir, telveli içilir. Köpüklü ve yoğun aromalıdır.
🇮🇹 İtalya: Espresso, Cappuccino, Latte / Macchiato: Küçük ama çok güçlü kahve kültürü: Espresso tüm kahvelerin temelidir.
🇺🇸 Amerika: Drip coffee (filtre kahve), Americano (espresso + su). Büyük bardak, daha hafif içim, gün boyu içilen “sürekli kahve” kültürü vardır.
🇧🇷 Brezilya: Yumuşak içimli filtre kahve. Fındıksı ve çikolata aromaları vardır ve dünyanın en büyük kahve üreticisidir.
🇪🇹 Etiyopya: Kahvenin anavatanı. Geleneksel kahve seremonisinde meyvemsi, çiçeksi aromalar vardır. Kahveleri çok aromatik ve doğal tatlarla oluşur.
🇻🇳 Vietnam: Vietnam kahvesi çok koyu ve yoğundur. Genelde yoğunlaştırılmış sütle içilir (cà phê sữa đá). Bu ülkede soğuk kahve kültürü güçlü.
🇮🇳 Hindistan: Filter coffee (South Indian coffee). Sütlü ve yoğun ve bazen hindistan cevizi veya baharat dokunuşları vardır.
🇸🇦 Orta Doğu (Yemen, Arabistan): Arap kahvesi(gahwa) Kakuleli, hafif kavrulmuş ve küçük fincanlarda içilir.
🇬🇷 Yunanistan: Frappé, granül kahve + buz + köpük yaz aylarında çok popüler.
🇨🇴 Kolombiya: Dengeli ve aromatik filtre kahve hafif asidik, yumuşak içimlidir. Dünya çapında kaliteli kahve üretimi olan bir ülkedir.

☕ Kahve stilleri özet:
Espresso bazlı: İtalya
Filtre kahve: Amerika, Brezilya, Kolombiya
Geleneksel: Türkiye, Etiyopya, Orta Doğu
Sütlü & yoğun: Vietnam, Hindistan
Soğuk kahve: Yunanistan"
+Literature Queen
👍 18 ⭐ 5 18.06.2026

Sınav Kağıdı Okumak %64 VS %36 Uzun Kuyrukta Beklemek

"Öğretmenlik anlatılmaz yaşanır. Uzaktan çok kolay görünen, tatilleri bol zannedilen ve yata yata para kazanılan bir meslekmiş gibi düşünülen öğretmenlik; özveri, fedakarlık, sabır, tahammül ve büyük bir sorumluluk gerektirir. Bildiklerini öğrencilerin anlayabilecekleri en iyi yöntemle ve seviyede onlara aktarabilme sanatıdır. Dersi anlatıp geçemezsiniz, her bir öğrencinin anlamasını da sağlamalısınız. Siz bunun için çabalarken bazı öğrencilerin dersi kaynatma, sabote etme, gürültü yapma vb.davranışlarına da katlanmalısınız. Öğrencileri uyarırken de çok dikkatli olmalısınız çünkü her an Cimer'e şikayet edilebilirsiniz. Veliler, size işinizi öğretmeye kalkabilir, ona da sabırla yaklaşmalısınız. Bir sürü evrakla karşı karşıya kalırsınız. Bunların da en önemlisi sınav kağıtları. Onları okurken kılı kırk yarıp doğru bir ölçme ve değerlenlendirme yapmalısınız. Bunu yaparken sıkılabilir, bunalabilir ve etrafınıza sarabilirsiniz. 😊 Kağıtlar üstünüze üstünüze gelir, bitse de kurtulsam diyebilirsiniz. Eve iş götürüp getirirsiniz de bilmeyenler sadece okulda çalıştığınızı zanneder. Daha neler neler var da yazmakla bitmez. Öğretmenlerin işini kolay zannedenleri eğitim fakültesine yollamak lazım ya da bir ders saati boyunca sınıfta tutmak. Durumun özeti: "Davulun sesi uzaktan hoş gelir.""
+Cimbomino
👍 18 ⭐ 5 16.06.2026

Ben Bilmem Eşim Bilir %52 VS %48 Evin Reisi Benim

""Hayat müşterek" derler ama evlenince işler değişebiliyor. Kadının görevi belli ve erkeğinkiler de bellidir ya hep o düzenin korunması beklenir. Kadın evinde oturacak, çocuk doğurup bakacak, ev işlerine koşturacak. Adam da evine ekmek götürecek. Bu durumun dışına çıkıldı mı vay efendim kadın nasıl çalışır, vay efendim adam mutfağa nasıl girer, temizlik yapar. Hani hayat müşterekti, hani her şeyimizi ortak paylaşıyorduk? Ne oldu da evlendikten sonra bize biçilen görevleri yapmaya zorlanır olduk. Toplumun baskısı ve akrabaların araya girmesiyle düzen bozulabiliyor. Kaynananın gelinine oğlum zayıfladı, beyazları arttı. Ona iyi bakmıyorsun demesiyle diğer kaynananın aylık ne kadar kazanıyorsun, kızımı iyi şartlarda yaşatıyor musun arasında hiçbir fark yok. Sadece akrabaların değil ki arkadaşların bile dolduruşuna gelip benim evliliğim ne biçim diye düşünenler de olmuştur. Hatta eşler kendi arasında hadi bugün yemeği sen yap ya da market alışverişine sen git demeye çekinir hale gelmiştir. Evet kurallar olabilir ama esneklik de olmalı. Mesela kadın çalıştığı için yemeği yapamadıysa kadın suçlanmamalı veya adam iflas edip evine yeterince para götüremedi diye yargılanmamalı. Bu gibi durumlarda eşler birbirine destek olmalı. Bunu söylemeye kalktığımızda vay sen ne biçim kadınsın veya adamsın sözlerine maruz kalmamamız gerekir ama nerede. Çalışan ve kocasına maddi yönden yardımcı olan kadınları, ev hanımlarının eleştirmesi de ayrı bir mesele. Evine nasıl vakit ayırıyorsun, kocan kızmıyor mu, yemek yapacak vaktin kalıyor mu gibi sorulara maruz kalmak acayip bunaltıcı. Aynı şekilde karısına yardımcı olan adama da erkek adam mutfağa girer mi, ütü yapar mı gibi eleştirileri maalesef duyuyoruz. Bırakın insanların evliliğine karışmayı. Karı-kocanın arasına yılan bile girmez derler ama insanlar giriyor işte ve eşlere gereksiz bir baskı uyguluyorlar. Halbuki herkes nasıl mutlu ve huzurluysa öyle yaşasın demek gerekmez mi? Önemli olan onların saadeti demek çok mu zor?"
George Elliot
👍 18 ⭐ 5 10.06.2026

Playstation %47 VS %53 Xbox

"Yıl 97-98 falan, Sony'nin konsolundan haberdarız ama hiç dünya gözüyle görememişiz, mahallede konuşulan konu PlayStation ama ortalıkta yok. Sonra bir gün bir vitrinde görüp çarpıldığımı hatırlarım, ekranda da Crash Bandicoot vardı. Spritelarla yapılmış 2d Mario üzerine uzay yolculuğu gibi gelmişti ilk Crash oyunu. İşte böyle böyle bir fan kitlesi oluşuyor, belli markalara tutkun insanlar böyle doğuyor.

Bizim rötarlı kavuşuşumuzun aksine PlayStation'ın hikâyesi, 1990'ların başına uzanıyor, Sony'nin oyun sektörüne giriş kararıyla. İlk PlayStation konsolu 1994 yılında piyasaya sürüldüğünde sektör büyük ölçüde Nintendo ve Sega'nın kontrolünde. Ancak Sony, CD tabanlı oyun teknolojisine yatırım yaparak geliştiricilere daha geniş imkânlar sunarak kısa sürede güçlü bir oyun ekosistemi oluşturmayı başardı, oyun kataloğuyla rakiplerinden sıyrılmayı ilk dönemlerinde başardı.

PlayStation'ın özellikle tek oyunculu ve hikâye odaklı yapımlarından dolayı oyuncularına unutulmaz deneyimler sunmayı amaçladığını düşünmüşümdür hep, dolayısıyla markanın kimliğini gözümde şekillendiren bu yaklaşımı oldu. Oyuncuların duygusal bağ kurabileceği karakterler, sinematik anlatım ve yüksek yapım kalitesi PlayStation'ın öne çıkan özellikleri arasında yer aldı. Bu nedenle platform, yıllar boyunca birçok ödüllü ve kültleşmiş oyunun evi olarak kabul edildi.

XboX'ın ise bunun aksine Playstation'ın ticari başarısından etilenerek Amerika'dan gelen kapitalist bir cevap olduğunu düşünmüşümdür hep, gerçi bugün 2 platform arasında bariz bir seçim yapmam çok güç. Günümüzde sadece Nintendo'yu ayrı bir kefeye koyabilirim...

Neyse özetle; PlayStation, video oyun endüstrisinin en güçlü ve etkili markalarından biri olarak görülmektedir. Milyonlarca aktif kullanıcıya sahip olan platform, yüksek bütçeli özel oyunları, gelişmiş teknolojileri ve küresel oyuncu topluluğuyla sektörün yönünü belirleyen aktörlerden biridir. Rekabetin giderek arttığı oyun dünyasında PlayStation, hem ticari başarısı hem de oyun geliştirme konusundaki etkisi sayesinde lider konumda oluşu satış rakamlarıyla teyit edilebilir."
+Murphy
👍 18 ⭐ 5 09.06.2026

Hadise (Düm Tek Tek) %72 VS %28 Kenan Doğulu (Shake it up Şekerim)

""Ah Hadise Vah Hadise!" diyerek kritiğime başlamak istiyorum. Manga'ya ne kadar üzüldüysem Hadise'ye de bir o kadar üzüldüm. Şarkı müthiş, kız güzel, danslar şahaneydi. Gazetelerde "Hadise, Sertab'ın izinde" başlıklarını belki hatırlıyorsunuzdur. 2.birinciliği bekliyorduk. En kötü ilk 3teydik. Böyle bir umutla yarışmayı izlerken Hadise çıktı ve şarkıyı kötü söylemeyi bırakın hiç söyleyemedi. Şarkıyı vokalistlerden dinledik. İzlerken dumura uğradım. Anca bu kadar kötü bir performans sergilenebilirdi, onu da başardı. 4.lüğe şükredir hale geldim. Bi de olması gerektiği gibi söyleyip ortalığı şenlendirseydi kimbilir neler olacaktı. Sesi niye kısıldı? Hasta mıydı? falan takip etmedim, bi daha da kendisini dinlemedim. Böylesine önemli bir yarışmadan önce kendine dikkat etmeliydi bence. Ben dahil birçok kişiyi hayal kırıklığına uğrattı. Anca süslensin, püslensin, dans etsin. O sadece bundan iyi anlıyor belli ki. Çok kızgınım çok. Güzelim şarkı da heba oldu gitti. Sinan'ın emeğine yazık etti.

Kenan Doğulu ise, klasik vasat bir şarkıyla katıldı. Şarkının tek avantajı İngilizce olmasıydı. Bu nedenle belki ilk 5'te oluruz diyordum. Adam çıktı, çatır çatır söyledi şarkısını hem de dans ederek, tempo tutarak. Yani Hadise'nin yapamadığını yaptı. O şarkıyla 4.oldu çünkü şarkının hakkını verdi. Seyirciyi coşturup onun kalbini kazanmasını bildi. Bence bu daha önemli bir başarıdır.

Birisi işi savsaklayıp rahat kazanırım diyerek hayal kırıklığına uğrattı, diğeri şapkadan tavşan çıkarttı. Bu yüzden Kenan Doğulu'ya çok saygı duyuyorum işini ciddiye alıp yarışmayı önemsediği için. İkisi aynı anda yarışsa Hadise'nin şarkısına değil, Kenan Doğulu'nun sahne performansına oyumu verirdim."
Er500
👍 18 ⭐ 5 09.06.2026

Disleksi %62 VS %38 Diskalkuli

"Disleksi: Harfleri karıştırma ile ilgili bir özel öğrenme güçlüğü diyebiliriz kısaca. Özellikle birbirinin zıddı olan harfler daha çok karıştırılır. Örnek olarak, 'b' ve 'd' harflerini verebiliriz. Harfler karışınca okuma ve yazma becerilerinde çeşitli sorunlar görülebilir. Okumada zorluk, yavaşlık ve yanlışlık sık görülebilir. Bu güçlüğe sahip öğrenciler, doğru dürüst okuyup yazamadıkları için pek çok dersi anlamayabilir ve onlardan çabuk sıkılabilir. Teşhişi geç konan öğrenciler okuldan soğuyabilir ve ona gitmek istemeyebilir. Ama ilkokul 1.sınıfta ilk öğrenilen konu okuma ve yazma olduğu için bu güçlük hızlıca fark edilir ve gerekli tedbirler alınırsa öğrenci bu süreci daha rahat atlatabilir. Düzeltilemeyecek veya kalıcı sorun yaşanabilecek bir güçlük değildir. Önemli olan erken teşhiştir. Bu güçlüğü daha iyi anlayabilmek için Aamir Khan'ın "Taare Zamaen Par" (Her Çocuk Özeldir) filmini izlemenizi tavsiye ederim. Bu güçlük filmde net bir şekilde anlatılmıştır.

Diskalkuli: Sayıları karıştırma ile ilgili bir özel öğrenme güçlüğü diyebiliriz kısaca. "Matematik Güçlüğü" olarak da bilinmektedir. Sayıları karıştıran öğrenci, dört işlem yapamayabilir ve günlük hayatta saat, ölçü birimi ve para üstü hesaplama gibi problem çözme becerilerinde zorlanabilir. İlkokul 1.sınıfta okuma ve yazmadan sonra dört işlem öğretilmeye başlandığından bu güçlük hızlıca fark edilir ve gerekli tedavi sağlanırsa öğrenci bu süreci daha rahat atlatabilir. Burada da en önemli etken erken teşhiştir."
+Cimbomino
👍 18 ⭐ 5 01.06.2026

Google Maps %32 VS %68 "Ben yolu biliyorum."

""Ben hissediyorum" diye navigasyona kafa tutan insanlar var, bunlar genelde "Maps uzatıyor. Ben burayı biliyorum." dedikten 20 dakika sonra aynı benzin istasyonunun önünden üçüncü kez geçenler. Bunların can damarı "Kestirme biliyorum." cümlesinde gizlidir. Bu ilk insandan günümüze kadar akıp gelmiş cümle kurulduğu anda yolculuğun uzayacağını herkes bilir ama kimse itiraz etmez, çorbacı hedefiyle çıkılan yol lahmacuncuda soğan kokusuyla sonlanır.

Tabi AVM otoparkında arabasını kaybedenlere inat bir de yön duygusu gerçekten inanılmaz olan insanlar var. Bu uzaylıları bilmediği bir şehre bırakıyorsun, iki sokak geziyor, "Tamam çözdüm burayı." diyor. Bu nefes alan pusulalara buradan "yuh artık!"larımı gönderiyorum."
SosyolOrk
👍 17 ⭐ 4 19.07.2026

Kylian Mbappe %70 VS %30 Lionel Messi

"Ganalı büyücüyü Messi bu gece gol atamasın diye büyü yapmaya davet ediyorum :P Şaka bir yana, Mbappe'nin bu turnuvada rekor kırmak için gol kralı olmasını Messi'den daha çok isterim çünkü Mbappe Paris'in banliyölerinden çıkıp buralara kadar gelmiş bir kişi. O banliyöler şehrin en ücra köşelerinde kalıyor ve onların içinde aklınıza gelebilecek her türlü pislik bulunuyor. Mbappe, bataklıkta açan bir gül kadar kıymetli artık gözümde. İnşallah 2 turnuva üst üste gol kralı olup bir rekora imza atmayı başarır. Bu akşamki İspanya-Arjantin maçını Mbappe için de seyredeceğim.
İspanya ve Mbappe adına mutlu bir gece olduğu için mutluyum. 😊"
+Cimbomino
👍 17 ⭐ 4 19.07.2026

Cuma Okul Çıkışı %60 VS %40 Deniz Kenarında Gün Batımı

"Tabii ki ikisi de huzurun ete kemiğe bürünmüş halidir adeta. Cuma günü son zil çalar ve: “Bu haftanın dertleri de bitti bekle beni güzel evim geliyorum” dedirtir. 2 gün de olsa alarma kurmak yok. Bir de eğer eve okunacak kağıtlar gitmiyorsa işte keyif o zaman senindir. Uzaktan dünyanın en rahat işlerinden biri görünüyor. Hala bu kafada olan binlerce insan var. Tatiliniz bol! Öğretmenlik o kadar yıpratıcı, tüketici ve yorucu bir iş ki o tatil kafamızı boşaltmaya ve yeniden deşarj olmamıza hiç yetmiyor ama bunu kime anlatacaksın ki? Eğer o öğretmen hiçbir şeye kafasını yormuyor ve doğru düzgün sorumluluklarını yerine getirmiyorsa evet onun için söyleyebilirsin belki ama işini hakkıyla yapanlara bu cümleler kurulmamalı. Deniz kenarında oturmak keyiflidir tabii. Dalgaların sesi dinlendirir ve günün yorgunluğunu alır. Huzur ve dinginliğin resmidir tabii etrafta huzurunuzu kaçıracak birileri yoksa :)"
a weary teacher
👍 17 ⭐ 4 12.07.2026

Cesaret Ana %51 VS %49 Hepsi Oğlumdu

"Bu iki oyun da insanın içini acıtır. Odada bir fil var ve kimse varlığından söz etmiyor çünkü dile gelirse hiçbir zaman hiçbir şey artık eskisi gibi olmaz. O yüzden bazı şeylerin konuşulmaması daha iyidir çünkü konuştuğun zaman sen artık eski sen değilsin. İletişim çok önemlidir evet ama her zaman doğru mudur, olmalı mıdır sorusunun cevabı sizler de :) Oyunların analizlerine gelirsek:

Bertolt Brecht, Alman tiyatrosunun en etkili oyun yazarlarından biri olarak, oyun izleme ve modern dramayı inceleme konusunda yeni bir yaklaşım ortaya koyar. O, yalnızca Aristotelesçi dramatik unsurların bir kısmını reddetmekle kalmaz, aynı zamanda bir oyunun sadece seyircide korku ve acıma duyguları uyandırmak ya da eğlendirmekle yetinmemesi, toplumsal değişimi de teşvik etmesi gerektiğini savunur. Epik tiyatroyu geliştirerek Brecht, drama alanında birçok yenilikçi anlayış ortaya koymuş ve bu fikirleri seyirciye sunmuştur. Cesaret Ana ve Çocukları da Beltolt Brecht tarafından II. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde 1938-1939 yıllarında yazılmıştır. Epik tiyatronun bir örneğidir.

Cesaret Ana -Mother Courage, Anna Fierling - ve çocukları savaş zamanında insan değerlerinin sürekli test edilmesini ve bazen bu kişilerin ölümcül hatalarından oluşan epic bir oyundur. Ayrıca izleyiciye: 'Siz olsaydınız ne yapardınız?' sorusunu sorup düşünmeye yöneltme amacı taşır. İnsan değerleri insanların kendi çıkarları söz konusu olunca kaybolduğu oyunda açıkça ortaya konulmuş: şefkat, empati, bencillik, insan değerleri, ahlak, din vs. normal olarak nitelendirdiğimiz zamanlardaki gibi değerlendirilmiyor asla. Evet insan hayatı kutsaldır fakat bu değer kendi hayatları söz konusu olunca bu değer de göz ardı ediliyor. İnsanlar sadece kendi hayatlarını seçiyorlar.

Mother Courage üç çocuğuyla birlikte savaş cephelerini dolaşır ve askerler ile ordulara yiyecek, içecek ve çeşitli eşyalar satar. Bütün çocukları ironik bir şekilde doğru şeyleri yaptıkları için, bu değerler yüzünden ölüyor: bilgelik, cesaret ve dürüstlük: Oğlu Eilif orduya katılır ve birkaç köylüyü öldürdüğü için ölür, Swiss Cheese dürüstlüğünden dolayı, Kattrin de sessiz durmaması yüzünden ölüyorlar. Ayrıca çocukları öldüğünde anneleri sürekli olarak alışverişteydi.
Eilif: Cesur ve gözü kara bir askerdir.
Swiss Cheese Dürüst ve saf bir gençtir.
Kattrin: Konuşamayan, fedakâr bir kızdır. Kattrin karakterinin dilsiz olması da ironic çünkü dilsiz olmasına rağmen insanları gelen düşmanları haber vermeye çalışıyor.

Din olgusu oyunda ise insanların ikiyüzlü davranmasını gösteriyor, çünkü dua ediyorlar fakat insanlar için bir şey yapmıyorlar.
Mother courage için hiçbir şey işini devam ettirmesinden ve para kazanmasından önemli değil. Çocuklarını önemsiyor(!) gibi görünmesine rağmen, arabasını satmak istememesi ve pazarlık yapması yüzünden oğlu Swiss Cheese ölür, sürekli annelik ve insan değerlerine aykırı davranıyor. Kattrin’i yalnız başına bırakıp yeni mallar almaya gidiyor ve arabasını ve hayatını kaybetme korkusu var. Çocukları bir bir ölmeye devam ediyor fakat kendisi yaşamına kaldığı yerden… :)


1946 yılında Arthur Miller tarafından yazılan All My Sons ise gerçekçi tiyatronun ürünüdür. Gerçekçi oyun yazarları, içinde yaşadıkları toplumların ahlaki açıdan sorunlu yönlerini incelerler. Modern oyun yazarlarının bir diğer önemli özelliği ise kendilerini adeta sürgünde yaşıyormuş gibi hissetmeleridir. Kendi ülkelerinde yazsalar bile, yaşadıkları topluma ait olduklarını hissetmezler. Toplumun beklentilerinden bilinçli olarak uzaklaştıkları için, kendi toplumlarında birer yabancı hâline gelirler.
Oyunlarında genellikle tek bir karaktere odaklanırlar; bu karakterin toplumla, ahlaki değerlerle ya da dinle yaşadığı içsel ve dışsal çatışmaları ele alırlar. Modern oyun yazarları karakterlerini sorgular ve davranışlarının onları nasıl bir sona götüreceğini gösterirler. Bu süreç çoğunlukla başarısızlık ya da trajik bir sonla sonuçlanır.
Ayrıca modern oyun yazarları, ele aldıkları konular nedeniyle seyirciyi sarsmayı amaçlarlar. Başka bir ifadeyle, seyircinin alışık olmadığı, rahatsız edici ya da tartışmalı konuları sahneye taşıyarak onların düşünce ve değer yargılarına meydan okurlar.

All My Sons oyunun büyük kısmında Kate’in ismi Mother olarak geçer. Yani aslında bir eşten çok anne gibidir Kate kocasına. Aralarındaki açık bir sorun yoktur aslında. Keller’ın yüzünden oğulları Larry ölmüştür. İkisi de bunu biliyorlar fakat bilmiyormuş gibi davranıyorlar. Yüksek sesle söylenmediği sürece sorun yok, kendi yarattıkları ilizyon dünyalarında yaşıyorlar. Kate Keller’ın en büyük destekçisi bu konuda, fakat en sonunda Larry'nin eski nişanlısı Ann artık Larry’nin mektubunu okutunca, desteğini çekiyor. Hiç kimsenin desteği olmadığı, herkesi kaybettiği için de Keller intihar ediyor. Oğlunun ölmüş olduğu kesinleşince Kate artık keller’a destek çıkmıyor, aslında en başından beri oğlunun öldüğünü biliyor fakat yaşamaya devam etmek için bu yalana ihtiyaçları var. Eşi için oğlundan vazgeçemiyor.

Joe Keller karakter analizi:

*Bu oyunda herkesin bildiği fakat açığa çıkarmaya korktuğu bir sır vardır: Joe Keller’ın oğlu Larry onun yüzünden intihar etmiştir. Baba oğlunun ölümünden sorumludur, fakat kendilerini onun ölmediğine ve bir gün geri döneceğine inandırıp yaşıyorlar.

*İkinci dünya savaşı sırasında keller bilerek defolu uçakları cepheye yollar ve bir sürü insanın ölmesine sebep olur. Bunu fark eden oğlu Larry bu utançla yaşamak istemez ve intihar eder fakat karakterlerin hiçbiri bu gerçekle karşılaşmak istemek. Oyunda sürekli böyle bir diretme vardır. Özellikle de anne Kate bunu en çok savunanlardandır. Chris Ann ile evlenmesini istemez, çünkü ona o abisinin sevgilisi olduğunu söyler. İlerleyen bölümlerde artık dayanamaz ve oğlu Chris’e şunu der: 'Your brother’s alive, darling, because if he’s dead, your father killed him. God does not led a son be killed by his father.'

*Joe’nun amerikan kapitalist hayali oğlunun ölmesine neden oldu. Geçmişte işlemiş olduğu bu hata kendisinin intihar etmesine de sebep oldu. Çünkü Ann sonunda dayanamayıp onlara Larry’nin kendisine intihar etmeden önce yolladığı mektubu okuttu. Chris’de babasını affetmeyince, suçlu bulunca diğer oğlunun da ona arka çıkmamasına dayanamadı ve intihar etti.


Son olarak soruların DOĞRU cevabı yok çünkü iki baş karakter de son derece bencil, ebeveynlikte sınıfta kalmış, kapitalizm kölesi karakterlerdir. Bu yüzden size hangi cevap daha yakın geliyorsa o cevap doğrudur. :)"
+Literature Queen
👍 17 ⭐ 5 02.07.2026

Rose %21 VS %79 Jack

"Titanik az bilinenler:

Yıllarca Rose ve Jack adlı 2 karakterin gerçek olduğunu sanarken aslında ikisinin de kurgusal karakter olduğu gerçeği ile başlayalım. Ben bunu öğrendiğim an gerçek bi şok anı yaşadım diyebilirim. Gloria Stuart (Rose karakterinin yaşlı hali) aslında o da bir oyuncu.
Jack rolü ilk önce rolü Johnny Depp'e teklif etti ancak Depp reddetti.

-Kate Winslet'tan önce rol için düşünülen aktrisler arasında Jennifer Aniston, Cameron Diaz, Nicole Kidman ve Madonna yer alıyordu. Kate Winslet ise rolü almak için ısrarcı olmuş, Leonardo DiCaprio'yu ikna etmek için Cannes Film Festivali'ne kadar peşinden gitmiştir.

-Gemiden sağ kurtulan ve korkaklığı ile eleştirilen şirket yöneticisini canlandıran Jonathan Hyde, geminin batışını izlerken büründüğü suçluluk psikolojisini bizzat gerçek karakterin torunuyla konuşarak tasarlamış.

-1995 yılında James Cameron, batığı kendi gözleriyle görmek için 12 dalış yapmış.

-Filmde gemi batarken çalmaya devam eden müzisyenler gerçekte de insanları sakinleştirmek için gemi batana kadar çalmışlardır.

-Rose karakterinin gemi battıktan sonra üzerine çıktığı tahta platform gerçek Titanik gemisinden geriye kalan orijinal bir parçadır.

-Gerçek geminin batışı 2 saat 40 dk sürmüştür. Ayırca 1500'ün üzerinde hayatını kaybeden olmasına rağmen sadece 333 kişinin cesedine ulaşılmıştır. Titanik'in yolcuları tarafından taşınan nakit, tahvil ve mücevher fiyatlarının tahmini değeri 6,000,000 ABD Doları idi.

-Titanik'teki insanların% 53'ü can filikalarını kullanabilirdi. Sadece% 31'i kullandı. Bu aynen filmde de gösterilmişti. Filikalar nedense kapasitesinin altında doldurulmuş."
natylover
👍 17 ⭐ 4 27.06.2026

Lionel Messi %44 VS %56 Cristiano Ronaldo

"Dünya Kupası heyecanıyla beraber bu düello daha çok konuşulur oldu. Dün Messi, Avusturya ile oynanan maçta Arjantin adına 2 gol attı ve Dünya Kupası'nda 18 gol ile en çok gol atan futbolcu unvanına sahip oldu.

Ronaldo ise, bu akşam oynanan Özbekistan maçında Portekiz adına 2 gol attı ve 6 farklı Dünya Kupası'nda gol atan ilk futbolcu,
Portekiz'in Dünya Kupası tarihindeki en golcü oyuncusu,
Roger Milla'dan sonra Dünya Kupası tarihinde gol atan en yaşlı 2. futbolcu unvanlarına sahip oldu. (41 yaşında)

Bu turnuva bence daha pek çok rekora gebe. İzleyip yorumlamaya devam edeceğiz. Takipte kalın ;)"
+Cimbomino
👍 17 ⭐ 4.5 23.06.2026

Ah Nerede %47 VS %53 Kara Gözlüm

"“Ah Nerede” (1975 film müziği)

Bir Orhan Aksoy filmi olan Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu'nun başrollerini paylaştığı bir yeşilçam filmidir.
Şarkı teması da filmin teması da ayıdır: aşk, pişmanlık ve ayrılık.
Klasik Yeşilçam duygusu: “kaçan sevgili, özlem, hüzün”.

Ah Nerede çapkın delikanlı Ferit karakterinin (Tarık Akan) gerçek aşkı bulmasıyla karışan hayatını konu alır. Eğlenceli olmasının yanı sıra mutlu sonla biter.

Kara Gözlüm başrollerinde Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın oynadığı 1970 yapımı bir Atıf Yılmaz filmidir. Hikâye, balıkçı bir genç kız ile gizlice ona âşık olan bir müzisyen etrafında geçer.

Şarkı olarak klasikleşmiş bir parçadır ve çok farklı sanatçılar tarafından seslendirilmiştir. Ben Belkıs Özener versiyonunu çok severim. Yanlış hatırlamıyorsam filmde de onun sesi kullanılmıştı. Şarkının da filmin de teması aynıdır: sevilen kişiye özlem ve aşk acısı."
naturaldisaster
👍 17 ⭐ 5 18.06.2026

Keman %41 VS %59 Gitar

"Keman'a çocukluğumdan beri çok ayrı bi hayranlığım var. Hep çalmak istedim ama hiç öyle bir destekleyenim veya motivasyonum olmadı. Bir şarkının içinde keman varsa benim için artı bi özellik, mutlaka dinletir kendisini. Gitar öğreneyim dedim, çok hevesliydim. Aslında hala çok istiyorum ama hiç zaman ayıramıyorum. Sadece istemekle olmuyor. Gitarlarım da var, öğretecek biri de var ve şanslıyım ama ben de biraz tembelim sanırım. Kıssadan hisse gitara merak sarınca öğrendim, fark ettim ve keşfettim ki gitar çok masraflı bir iş. Bi sürü ayrıntısı var bu olayın. Bi dolu pedalı, yok telleri, penaları ve manyetikleri derken acayip tuzlu bir iş olduğunu yaşayarak keşfettim. Yine de enstruman çalamasam da evimde olmadı çok keyifli. Umarım bi gün en azından 3-5 şarkıyı doğru düzgün çalabilir hale gelirim. Zaman ve emek harcanmayan hiçbir şey bir yere gelemiyor, olgunlaşamıyor maalesef."
Blackwater Park
👍 17 ⭐ 4 12.06.2026

Metallica %71 VS %29 Megadeth

"Öncelikle ismi gelmiş geçmiş en güzel Metal gruplarından biri olan Metallica ile başlayalım. Solistimiz James Hetfield ve Danimarkalı Lars Ulrich tarafından Los Angeles şehrinde 1981 ylında kuruldu. Dünya çapında 125 milyondan fazla albüm sattılar. Hit şarkıları saymakla bitmez. Rock ve Metal müzik seven herkesin kalbinde taht kurmuşlardır. Sanmıyorum ki bu müzik tarzını sevip de bu gruba burun kıvıracak birileri olsun. Megadeth’e gelince Metallica grubunun eski gitaristi Dave Mustaine tarafından Metallica’dan atılmış olanın hırsıyla 1983 yılında kuruldu. Onların da başarıları azımsanacak gibi değil tabii ki de. Fakat bir tercih yapmak zorunda kalırsam ben METALLICA derim. Megadeth’e dönelim, yaklaşık 50 milyon albüm satışları vardır. METALLICA 10’dan fazla GRAMMY ödülü alırken MEGADETH sadece bir kere 2017 yılında GRAMMY ödülüne layık görülmüştür. Ayrıca METALLICA dünyanın en çok ödül alan metal gruplarından biridir. 2009 yılında Rock and Roll Hall of Fame'e kabul edildi.

METALLICA’nın Some Kind of Monster belgeseli grubun temelinin nasıl sağlamlaştığı üzerine harika bir belgesel. Belgeseli “İzledikten sonra bu badireleri atlattılarsa bir daha bu gruba hiçbir şey olmaz.” cümlesini kurdurtmuştu bana. ​Çünkü Belgeselde: James Hetfield'ın alkol bağımlılığından dolayı rehabilitasyon süreci, ve bu sürecin akabinde Lars Ulrich ile yaşanan gerilimler, Basçı Jason Newsted'in ayrılığı, Robert Trujillo'nun gruba katılması, ve grup terapileri, gibi olaylar oldukça açık biçimde gösterilir."
Blackwater Park
👍 17 ⭐ 5 09.06.2026

Aşk %61 VS %39 Arkadaşlık

"Sevgiliniz veya eşinizle aynı zamanda iyi bir arkadaş olabiliyorsanız o ilişkinin süresi çok uzun olabiliyor. Yanında sıkıldığınız birine nasıl katlanabilirsiniz ki? Özellikle biriyle evlenmeden önce sorulacak sorulardan bir tanesi de bu insanla hayat geçer mi sorusudur. Ama ne yazık ki bunlar yerine başka sorularla meşgul olduğumuz için evlilikler heyecanı kalmadı diyerek bitebiliyor."
+Cimbomino
👍 17 ⭐ 4 30.05.2026

Natalia Oreiro %50 VS %50 Thalia

"Tam liseli ergen yıllarıma denk gelmiş iki Latin güzel. Arkadaşlarımızla "Vahşi Güzel"mi "Rosalinda" mı daha güzel diye tartışırdık. Sen hangisini izliyorsun diye sorardık. Ne yalan söyleyeyim ben Thaliacıydım o yüzden Rosalinda'yı izliyordum. Thalia'yı daha önce yine aynı kanalda "Maria Mercedes" ve "Marimar" isimli dizilerinden bildiğim için bana yakın geliyordu. Hepsi çok saçma ve çerezlik diziler olmasına rağmen liseli yıllarımın en güzel anılarındandı. Hey gidi gençlik..."
+Cimbomino
👍 17 ⭐ 5 06.05.2026

Murdo & Mero (Adımız Türkiye) %80 VS %20 Sinan Akçıl (Türkler Geliyor)

"İkisi de birbirinden kötü yani o kadar kötü ki 30 saniye bile zor dayanılıyor. Öyle bir kötü öyle bir kötü ki KÖTÜ kelimesinin kendisinden bile daha kötü. Kelime kelime olalı böyle kötülük görmemiştir. Nolursunuz yapmayın böyle şeyler, istemiyoruz. İS - TE - Mİ - YO - RUZ! Türkçe anlamıyorsanız sizin için birkaç dilde daha yazalım:

We don't want it.
Wir möchten das nicht.
No lo queremos.
Мы этого не хотим. (My etogo ne khotim.)
우리는 원하지 않습니다.
私たちはそれを望みません。
Nous ne le voulons pas.

Lütfen kardeşim, yapmayın yazık bize."
Mordor Yolcusu
👍 16 ⭐ 4 02.07.2026

Avrupa Yakası %61 VS %39 Tatlı Hayat

"Tatlı Hayat; sıcaklık ve samimiyet kokan, kavgalarıyla sevgileriyle doğal insan ilişkilerini barındıran, evin annesi evimizin annesiymiş, evin oğlu bizim oğlumuzmuş gibi hissettiren ender dizilerdendi. O yüzden her zaman onu bambaşka bir yere koyarım. Haluk Bilginer'in unutulmaz İhsan Yıldırım tiplemesi de unutulmazlarım arasında. O kadar gerçekçi ki cidden kendisine gıcık oluyorsunuz. O da sizi tanısa muhtemelen size gıcık olur 😂 Tekrar tekrar izlenesi ve gülünesi.

Avrupa Yakası; marjinal,daha önce görülmemiş, özgün ve çok renkli tiplemeleriyle akılda kalan bir dizi. Her tipleme cidden çok başarılı. Oyuncular yıkılıyor. Her biri mükemmel ve yepyeni bir karakter koyuyor önümüze. Ama işte koca bir ama. Samimiyet ve doğallık bulamadım hiçbir zaman bu dizide. Evet güldürüyor, eğlendiriyor ve zaman su gibi akıp gidiyor. Bana o sıcaklık geçmiyor bir türlü. Belki de oyuncuların komik olsun diye yaptıkları aşırı mimik ve hareketlerini kendime yakın bulamadım mı bilemiyorum hadi bi daha oturayım da izleyeyim diye hiç düşünmedim.

Tatlı Hayat; adeta sıcak bir çorba gibi içtin mi içesin gelir, tadına doyamazsın. Sıcaklığı içine işler, bırakamazsın. Tadı damağında kalır. İşte öyle bir dizi.

Avrupa Yakası; çok renkli bol malzemeli bir salata gibi, her bir malzemeden ayrı bir tat alırsın. Hepsini tattıktan sonra yeterli bu kadar deyip masadan doymadan kalkarsın. İşte o da öyle bir dizi."
+Cimbomino
👍 16 ⭐ 4.7 29.06.2026

Külkedisi Zeynep Değirmencioğlu %40 VS %60 Pamuk Prenses Zeynep Değirmencioğlu

"Filmlerle ilgili bildiğim ilginç detayları sizinle paylaşmak isterim.

1. Pamuk Prenses'te Suna Selen'e "Kötü Kraliçe" rolü teklif edilmiş ama kendisi "Cadı" karakterini de oynamak istemiş. Oynamazsa rolü kabul etmeyeceğini söyleyince o zamanlar gencecik ve güzel bir kadın olan Suna Selen'i mükemmel bir makyajla yaşlı ve çirkin bir cadıya dönüştürmüşler. Yani filmde hem genç ve güzeli hem de yaşlı ve çirkini oynamış. Zaten masalda da ikisi aynı kişidir malumunuz. 1971 yılındaki Antalya Film Festivali'nde Suna Selen, "Cadı" rolüyle "Yılın Karakter Aktrisi Ödülü"nü kazanmış. Ayrıca Suna Selen, Külkedisi filminde Külkedisi'nin baloya gitmesini sağlayan "Peri Anne" rolünü de üstlenmiştir.

2. Zeynep Değirmencioğlu, o dönemin önemli futbolcularından Serkan Acar ile evlidir. Külkedisi'nde ve diğer pek çok filminde partner olarak kayınbiraderi Sertan Acar ile oynamıştır. Filmlerde genelde Sertan Acar, Zeynep Değirmencioğlu'nun peşinde koşan genç karakterleri canlandırır. Yani filmlerde yengesine yürür :P"
+Er35
👍 16 ⭐ 5 25.06.2026

Akdeniz Bölgesi %59 VS %41 Karadeniz Bölgesi

"Kuzeyi ayrı güzel, güneyi ayrı güzeldir ülkemizin. Tatil ve yaz denince genelde Akdeniz ve Antalya akla gelir. Sıcak sahillere inip denizde yüzmek, ören yerleri gezmek vs. Ama bi de benim gibi yazın serinlemek için Karadeniz'i tercih edenler de var. Serin yaylaları, gürül gürül akan Fırtına Deresi ile Rize Çamlıhemşin bunun için biçilmiş kaftan. Artvin'deki Şavşat ve Borçka Karagölleri ise tam bir görsel şölen. Ressam olup çizesin gelir o derece. Adana Taş Köprü iyi bilinir ama Artvin'deki tarihi Çifte Köprü uzakta olduğu için pek bilinmez. Yolunuz düşerse mutlaka görün ve köprüye çıkın çünkü şahanedir. Anlat anlat bitiremem elbette. Hem Akdeniz'i hem Karadeniz'i görmüş biri olarak şunu söylemeliyim ki ÜLKEMİZ CENNET."
+Er35
👍 16 ⭐ 5 21.06.2026

Özlem Tekin %50 VS %50 Şebnem Ferah

"Şebnem Ferah ve Özlem Tekin ikisi de Rock müziğinin iki güzide kadın sanatçısıdır. Öncelikle Volvox adlı bir rock grubunda beraberce başladılar kariyerlerine. Sonrasında solo devam etmeye karar verdiler. Şebnem Ferah ilk solo albümünü 1996 yılında Kadın albümüyle yayınladı. Özlem Tekin ise 1995 yılında Kime Ne? Ile ilk solo albümünü yayınladı. Şebnem Ferah’ın şarkılarında duygusal yoğunluk, yalnızlık, kayıp, güçlenme ve iç hesaplaşmalar sık görülür. Özlem Tekin’in ise şarkılarında mizah, ironi ve farklı karakterler sıkça görülür. Özlem Tekin uzun bir kırsal bir yaşam sürdü. Pek fazla göz önünde olmadığı için Rock müzik severler tarafından kült bir figüre dönüştü."
Blackwater Park
👍 16 ⭐ 5 09.06.2026

Christopher Nolan %50 VS %50 Tim Burton

"Christopher Nolan’a denk gelen bir nesil olduğumuz için çok şanslı hissediyorum kendimi. Tek kelime ile harika bir yönetmen. Hangi filmini saysam, hangi birinden başlasam bilemiyorum. Prestij, Batman, Yıldızlararası, Başlangıç hepsi birbirinden güzel filmleri. Fakat Yıldızlararası ile değil de Oscar’ı Oppenheimer ile almış olması beni üzmedi değil. Neyse kendisi zaman kırılmaları ve paralel hikayeleri sever. Ayrıca felsefik, bilimsel ve duygusaldır da hikayeleri.

Tim Burton deyince aklıma gotik ve karanlık temalar gelir. Özellikle Edward Makas Eller, Ölü Gelin, Beetlejuice, Sweeney Todd ve Charlie’nin Çikolata Fabrikası gibi kült olmuş filmleri vardır. Masal temasını korku ve komedi ile karıştırır. Dışlanmış karakterlere odaklanmayı sever.
Karşılaştırmada sorulan bir soruya şöyle bi cevap vermek isterim. Eğer bilim-kurgu filmi çekeceksem ve konusu Nolan’ın tarzına yakınsa onun fikrini almayı çok isterim, fakat çekeceğim film gotik ve karanlık tarzda ise tabii ki Tim Burton’ın fikrini almak isterdim.

Heyhat ne ben yönetmenim, ne senaryom var ne de onlara ulaşma şansım ama hayali bile güzeldi :)"
Blackwater Park
👍 16 ⭐ 5 09.06.2026

Sigmund Freud %53 VS %47 Carl Jung

"Freud, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında yaşamış bir doktordur. Psikolojide psikanaliz adını verdiği yaklaşımı geliştirmiştir. Jung, Freud’un öğrencisiydi ama sonra kendi yolunu oluşturdu ve analitik psikolojiyi geliştirdi.

Freud → daha çok dürtüler, çocukluk, cinsellik, bilinçdışı çatışmalar.
Jung → daha çok semboller, mitoloji, ruhsal gelişim, evrensel bilinç."
PeriBacısı
👍 16 ⭐ 5 13.05.2026

Siyah %60 VS %40 Beyaz

"Beyaz deyince insanın aklına saflık, temizlik, aydınlık ve ferahlık hissi geliyor. Bu yüzden de bazı ekstrem durumlar hariç beyazın genelde kullanıldığı alanlar şöyledir:

Sağlık ve hastane temasıdır beyaz çünkü temizlik, güven ve hijyen duygusunu temsil eder.
Düğün teması da beyazdır. Beyaz gelinlik, hatta bazen siyah yerine beyaz damatlık, beyaz çiçekler vb çünkü saflık ve yeni bir başlangıcı temsil eder.
Kışın rengi de beyazdır. Kar yağışı ve her tarafın bembeyaz oluşu, belki çok soğuktur ama huzurlu bir atmosferi temsil eder. Temizlik hissi de verir.
Laboratuvar ve bilimin rengi de beyazdır. Beyaz çalışma alanları insanın içini açar ve motivasyonu arttırır.
Bulut ve gökyüzü temasında da beyaz çok önemli bir yer kaplar. Bulutlar beyaz, gökyüzü açık mavi insana hafiflik ve özgürlük hissi verir.

Beyaz renginin en çok tercih edildiği sektörler ise şunlardır:
İç mimarlık
Web tasarımı
Moda
Sağlık
Teknoloji
Otelcilik
Kozmetik
Düğün organizasyonları
Sanat galerileri
Fotoğrafçılık

Siyah rengi ise insana güç, zarafet, gizem ve prestij hissini verir. Ayrıca siyah asaletin de rengidir. Kilo saklama konusunda da iyidir :P Siyah demek zamansız ve zarif stil sahibisiniz demektir. Hiçbir zaman modası geçmez ve tam bir güvenli liman, konfor alanı temsilcidir.
Siyah gotik temasının, korku filmlerinin ve METAL müziğin de rengidir. Gizemli, dramatik, karanlık ve kasvetli bir atmosferi temsil eder.
Siyah renginin en çok tercih edildiği sektörler
Lüks moda
Otomotiv
Teknoloji
Kozmetik
Saat ve mücevher
İç mimarlık
Grafik tasarım
Oyun sektörü
Fotoğrafçılık
Sinema ve medya

Peki siz siyah ve beyazı en çok nerede kullanıyorsunuz?"
+Literature Queen
👍 15 ⭐ 5 02.07.2026

Jacob's Ladder %39 VS %61 Stay

"AĞIR SPOILER! İki filmin ortak noktası, ölümle yaşam arasında gidip gelen insanlardır. Birisi savaşta ağır yaralanmış, diğeri de trafik kazası sonucu ölümle pençeleşmiştir. Ölmeden önce görülen tüm sanrılar, hayaller, pişmanlıklar ve daha niceleri bu iki filmde net bir şekilde anlatılmaktadır. Hangi olayların gerçekte, hangilerinin hayalde var oldukları filmlerin sonunda ortaya çıkmaktadır.

JACOB'S LADDER: Film, Vietnam savaşında geçer. Bu savaşta askerlere doping olması için uyuşturucu bir madde verilir. Bu madde yan etki gösterir ve askerler bilinçsizce birbirlerini öldürmeye başlar. İşte böyle bir anda baş karakterimiz Jacob Singer, ağır yaralanır ve hastaneye sedyeyle taşınır. Bu esnada Jacob, hayal dünyasında bir taraftan cehennemi yaşar bir taraftan da cenneti. Cehennemi yaşarken kötü kabuslar, sanrılar ve iblislerle karşılaşır. Cenneti yaşarken de hayalinde oğlu Gabe'i görür. Askere gitmeden önce oğlu bisiklet kazasında hayatını kaybeder ve Jacob, oğlunu ihmal ettiğini düşünerek onun ölümünden kendini sorumlu tutar. Jacob, ölmeden önce merdivenin önünde oğlunu görünce onun tarafından affedildiğini anlar ve birlikte el ele tutuşarak merdivenden çıkarlar. Son sahnede, hastanede sedyenin üstünde cansız bir şekilde yatan Jacob görünür. Doktor, onun yaşamak için çok direndiğini ama başaramadığını dile getirir. Jacob'ın hayal dünyasını seyrederken, birden gerçek hayata dönüş ve sedye sahnesi ortaya çıkınca tüylerim diken diken olmuştu. Ölmek üzere olan bir insanın hayal dünyasında gezindiğimi anlayınca bu film unutulmazlarım arasına girdi.

STAY: Stay bir kalma, gidememe hikayesidir. Henry Lethem; 21 yaşında, geleceği parlak, umut vadeden bir resim bölümü öğrencisidir. Nişanlıdır ve anne babasıyla çok mutludur ta ki tekerleğin patlaması sonucu bir trafik kazası yapıp tüm sevdiklerini kaybedene dek. Filmin sonunda onu kurtarmaya çalışan doktor Sam Foster'ı görürüz ve ''Benimle kal!'' der sürekli onun ölmemesi için. Film boyunca Henry'nin ölmek üzereyken gördüğü tüm hayalleri, pişmanlıkları, suçluluk hissini, kaza esnası ve sonrasında yaşananları izleriz. Yönetmen, bu olayları o kadar mükemmel bir görsel şölenle izletir ki bize kendimizden geçeriz. Henry, resim bölümü öğrencisi olduğu için gördüğü hayaller de adeta bir sanat eseridir. Henry, hayalinde 21 yaşında intiharı düşünen bir gençtir çünkü sevdikleri onun yüzünden ölmüştür ve bu yüzden psikiyatrist Sam Foster tarafından tedavi edilmektedir. Sam, Henry'i intihar düşüncesinden vazgeçirmek için çok uğraşır ama bir türlü ikna edemez ve Henry: ''Artık çok geç. Beni kurtarmaya çalıştın ama geç kaldın.''diyerek intihar eder. Bu sahneden sonra da final sahnesi gelir ve gerçekte neler yaşandığını öğreniriz. İçim acır Henry'e çünkü o, hem hayatta kalmak istiyor hem de büyük bir suçluluk duyuyor. O giderken ardından sözlerim düğümleniyor:'' Gitmek için çok erkense, please stay...''"
+Er35
👍 15 ⭐ 5 02.06.2026

Helena Paparizou (My Number One) %30 VS %70 Sertab Erener (Everyway That l Can)

"Ne kadar güzel yıllardı. Everyway that I can hakkıyla kazandı Sertab. Hala saçma sapan yorum yapanlar var illuminati tarzı :P Ondan sonrasında Athena, Mor ve Ötesi ve Manga'nın şarkıları da çok iyiydi. Hadide'nin Düm Tek Tek şarkısı da benim için listeye girebilir ama Kenan Doğulu'nun Shake it Up Şekerim ya da Gülseren'in Rimi Rimi Ley falan fecaat şarkılardı."
Hail Before Me
👍 15 ⭐ 4 31.05.2026

Heath Ledger %55 VS %45 Joaquin Phoenix

"Heath Ledger, Joker rolüyle "En iyi yardımcı oyuncu" Oscar'ını kazanmıştır çünkü Christian Bale, Batman rolünde başrol oynadığı için Joker rolü yan roldür.

Joaquin Phoenix ise "En iyi Aktör" Oscar'ını başrolde oynadığı için kazanmıştır. Aslında iki Joker karakteri de ödüllendirilmiştir. Ama oylara baktığımda Heath Ledger'ın önde olduğunu görüyorum. Demek ki birçok kişi bu ödülü Heath Ledger'ın almasını daha çok istemiştir. 😊

Joker filminin 2.filmi tam bir fiyasko. Milleti aptal yerine koydular. Heath Ledger yaşasaydı ve devam filminde oynasaydı bu kadar berbat olmazdı. Onu daha çok görmek isterdim. Joaquin, Joker karakterine 2.filminde ihanet etmiştir. İnsan ekmek yediği kabı niye pisletir anlamam."
Er500
👍 15 ⭐ 5 20.05.2026

Aşıklar Şehri Paris %50 VS %50 Birleşmiş Milletlerin Kalbi Cenevre

"Öncelikle şunu söyleyeyim iki şehir de çok güzel. Seçim yapmak çok zor. O yüzden %50 %50 olacak şekilde kriterlerimi yazdım. Ama her türlü şikeye açığım :P
Cenevre'de Birleşmiş Milletler'in ofisi mevcut. İnsanlar genelde ilk olarak orayı ziyaret edip fotoğrafını çekerler. Meşhur "Kırık Sandalye" heykeli bu ofisin karşısında durur. Savaşlardaki bombaları ve mayınları temsil eder. Şehrin merkezinde "Leman Gölü" bulunmaktadır. Şehirde deniz yoktur ama bu göl Avrupa'nın ikinci en büyük tatlısu gölüdür ve adeta deniz gibidir. Tam da bu gölün üstünde "Jet d'Eau" isimli bir fıskiye bulunmaktadır. Pompaları sayesinde 500 litre suyu 140 metre yüksekliğe çıkartır ve bu su şehrin birçok yerinde görülebilir. Yakınlaşınca zaten enfes bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Gidince mutlaka görün diyemeyeceğim zaten görünüyor istemeseniz de. Malum Cenevre'de meşhur çok şey var. Öncelikle çikolatasından başlayayım. Ben Fransız çikolatasını daha çok sevdim ama Alplerin yaylalarıyla beslenen mandalardan gelen sütle yapılmış çikolata da bir başka güzeldi. Saat almak isterseniz bir sürü saat markası bulunmakta hem de yarı fiyatına. Gidin hem alışverişinizi yapın hem de tabiatın tadını çıkarın.
Paris'e gelirsek tasarımıyla o kadar çok iz bırakan yapı gördüm ki hangisiyle başlayayım bilemiyorum. En meşhuru Louvre Müzesi herhalde. O kadar gösterişli ve uzun ki gez gez bitmez, resmen bir gününüz onu gezmekle geçer. Diğer gösterişli yapı bence Versay Sarayı. Sarayın kendisi yetmezmiş gibi kocaman bir arazisi ve inanılmaz peyzaj çalışmalarıyla süslü bahçesi var ki gözlerim bayram etti resmen. Diğer bir sembolik yapı "Arc de Triomphe" yani "Zafer Takı." Tam merkezde bulunan bu kemer, Napolyon'un yapılmasını emrettiği bir anıttır. Daha o kadar çok yapı var ki yazarken yoruldum. Devam edemeyeceğim :P Bu tarihi yapıları ziyaret ettikten sonra Şanzalize Caddesinde alışveriş yapmayı ihmal etmeyin. Pahalı ama yıllarca kullanabileceğiniz markalı ürünlere sahip olabilirsiniz. Modanın merkezine gelmişsiniz olsun o kadar. Bu caddedeki harika pastanelere uğramayıp hem gözü hem de mideyi doyuran pasta ve makaronları yemezseniz ayıp edersiniz. Mutlaka o pastalardan yemenizi tavsiye ederim çünkü pastacılıkta Paris'i tek geçiyorum.
Fransa ve İsviçre'ye gitmeden önce İsviçre'yi tercih ederim diyordum ama kalbim Paris'te kaldı. Sevgililerin sürekli öpüşmesinden fenalık gelse de bir görün bence :)"
+Cimbomino
👍 14 ⭐ 4.5 18.07.2026

Adrien Broody %34 VS %66 Daniel Day-Lewis

"Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım Hollywood denildiğinde nedense akla ilk gelen isimlerden biri her zaman Daniel Day-Lewis olmaz. Halbuki kendisi En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde 3 Oscar kazanan tek aktördür. Hem de Oscar’ın gerçekten hak edilene verildiği zamanlarda aldı Oscarları. Öyle mesela Adrien Broody gibi ikisi de Yahudi olan bir rolle almadı. Yani gerçekten hak ettiği için mi aldığını düşünüyor diye soracağım ama komik olacak. Tabii ki hak ettiğini düşünüyor. İyi bir oyuncu olabilir ama iki Oscar’ı da biliyorsunuz bir Yahudi’yi canlandırarak aldı.

The Pianist (2002)
The Brutalist (2024)

Ben Adrien Broody çok severdim ama bu olaydan dolayı kendisinden inanılmaz soğudum. Bu yüzden bu kritiğimin konusu çoğunlukla Daniel Day-Lewis olacak. Kendisi tam 6 kere Oscar’a aday gösterildi ve yazımın başında da dediğim gibi 3 kere kazandı.

Kazandığı filmler:

My Left Foot - Sol Ayağım (1990): Gerçek hayattan uyarlanan, serebral palsili yazar ve ressam Christy Brown'ı canlandırdı. IMDB puanı: 7.8/10. 100bine yakın bir oylama olmuş.
There Will Be Blood - Kan Dökülecek (2008): Sinema tarihinin en etkileyici performanslarından biri olarak kabul edilen acımasız petrol zengini. Puanı: 8.2/10. 713 bin kişi oylamış.
Lincoln (2013): ABD Başkanı Abraham Lincoln'ü canlandırdığı performansıyla üçüncü Oscar'ını kazandı. IMDB puanı 7.3/10. 286bin kişi oylamış.

Damiel Day-Lewis kelimelerle anlatılmaz. İnanılmaz bir performans ve muazzam bir oyunculukla efsane bir aktördür. Metod oyunculuğunu benimsemiştir. Ne demek peki? Kendisi çekimler başlamadan haftalar hatta aylar önce karakteri yaşamaya ve özümsemeye başlar ve çekimler boyunca karakterinden çıkmamaya çalışır. Çıkmamaya çalışırın ötesinde çıkmaz hatta. Lincoln filminin çekimleri boyunca çekim ekibi bir yana filmin yönetmeni Steven Spielberg bile kendisine çekimler boyunca Mr. President (Başkan Bey) olarak seslenmiştir. Ayrıca karaktere uygun görünmek için bedenini değiştirmekten hiç çekinmez. Daniel-Day Lewis rol yapmaz, çekimler boyunca karakterin ta kendisi olur. O yüzden hiçbir zaman aynı kişiyi izlemezsiniz. Art arda 2 filmini izleyin ne demek istediğimizi daha iyi anlarsınız :)"
+Literature Queen
👍 14 ⭐ 5 11.07.2026

Sibel Gürsoy %39 VS %61 Tuba Önal

"Tuba Önal, bir trafik kazası sonucu mesleğine ara vermiştir. Uzun süre yoğun bakımda kalmış ve bu durum ses tellerine zarar vermesin diye ara ara solunum cihazıyla değil de kendi kendine nefes almaya çalışmıştır. Uzun süren tedavi sonrası mesleğine vokalistlik yaparak devam etmektedir. Cidden ülkemizdeki en güçlü kadın seslerinden biriydi. Bir kaza insanın hayatını nasıl değiştirebiliyor, çarpıcı bir örnek."
+Cimbomino
👍 14 ⭐ 4 03.07.2026

Çok okuyan %50 VS %50 Çok gezen

"“Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” sözü yıllardır tartışılır. Ben buna bir başka boyut getirmek de istiyorum aslında. Çok okuyan mı bilir, çok fazla bilgi videosu izleyen mi? Aslında bu da kişinin öğrenme yeteneğine göre değişir. Görsel öğrenen biriyseniz çok okuyarak da izleyerek de öğrenebilirsiniz ama işitsel zekanız daha baskınsa çok okuyarak değil sadece izleyerek öğrenebilirsiniz. Okumak çok değerli ve önemli ama bireyin kişisel ilgisi ve çabası da öğrenme konusunda çok önemli rol oynuyor.

Okuyarak insan öğrenir, hem de çok öğrenir. Düşünme becerisi, kelime dağarcığı, konsantrasyon süresi gelişir. Malum ekran çağındayız ve ekranın zehrini ancak okuyarak atabiliriz. Ekranın panzehiridir okumak bir nevi. Gezdiğiniz zaman zaten ekrandan çok daha kolay uzaklaşmış oluyorsunuz. Okumak da, gezmek de ve kaliteli içerik izlemek de çok değerli."
naturaldisaster
👍 14 ⭐ 4 24.06.2026

Bugs Bunny ile Michael Jordan %37 VS %63 Hugo ile Tolga Abi

"Michael Jordan çok efsane bir insan. NBA tarihinin en yüksek kariyer sayı ortalamasına sahip oyuncusudur: 30,1 sayı/maç. Ayrıca playofflarda da en yüksek ortalama olan 33,4 sayı/maç rekorunu elinde tutar.

Michael Jordan'ın özeti: 6 Şampiyonluk - 6 Finaller MVP'si - 5 Normal Sezon MVP'si - 10 Sayı Krallığı ve 2 Olimpiyat Altını

Bu yüzden birçok kişi onu basketbol tarihinin en büyük oyuncusu (GOAT – Greatest of All Time) olarak kabul eder. Basketbol'un Ronaldo'sudur adeta ve onu çocukken severek izlediğimiz karakterler ile izlemek çok keyifliydi. Dedim ya Michael Jordan bir efsanedir ve ne yapsa sevilir.

Gelelim Tolga Abi'ye. Tolga Gariboğlu şu anda 60 yaşında o zamanlar Tolga abi ailemizden biri gibiydi. Onu görmek hepimizi çok mutlu ederdi ve Hugo'ya çok üzülürdük gerçekten. Hele Cadı Sila Hugo'nun ailesini kaçırmış ve ekranı parmağıyla çizdiği zaman nası üzülürdük :D

Bu yüzden bu karşılaştırmayı Tolga Abi'nin kazanmasına şaşırmıyorum :)"
+Literature Queen
👍 14 ⭐ 4.5 24.06.2026

Beyonce %36 VS %64 Rihanna

"Beyoncé müzik tarihinin en çok ödül kazanan sanatçılarından biridir. 35 ödülle tarihte en fazla Grammy kazanan şarkıcıdır. İlginç bir şekilde ödül alamadığı zamanlarda da ödül alan diğer şarkıcılar tarafından sürekli övülen bir hali vardır. Neden bu kadar sevildiğini ben pek anlayamıyorum. Özet olarak da yaklaşık 757 ödül kazanmış ve 1.372 kez aday gösterilmiştir Ayrıca Spotify'de aylık 60 milyondan fazla dinleyiciye sahiptir.

Rihanna ise yaklaşık 185 ödül kazanmış ve 480 kez aday gösterilmiştir. 9 Grammy ödülü kazanmıştır. Spotify’da aylık dinleyici sayısı 110 milyondan fazladır. Ben şahsen Beyonce’dan çok az şarkı bilirim ve kendisini çok az dinlemişimdir ama bana sorarsanız Pop’un kraliçesi Beyonce değil Rihanna’dır."
Billie Jean
👍 14 ⭐ 5 09.06.2026

Kapitalizm %57 VS %43 Sosyalizm

"Sosyalizme olan inancını kaybedince George Orwell Hayvan Çiftliği adlı novellasını yazar. Bu roman eşitlik arayışı ile yola çıkan hayvanların aslında insan yönetimi altındayken olan durumlarından daha beter bir durumla karşı karşıya gelirler.

İnsanlardan kurtulan hayvanlar ilkelere tüm benlikleri ile inanırlar ve sorgulamadan takip ederler; Eski Major’un ölümünden sonra emirler onlar için kutsal hâle gelir. Ancak sistemde zamanla birçok değişiklik meydana gelir. Zaman geçtikçe domuzlar, bunun kendi hakları olduğuna inanarak hayvanları kendi çıkarları için çalıştırmaya başlarlar. Eşitlik yok olur ve hayvanlar için kölelik ortaya çıkar. Domuzlar yönetimi ele geçirir.

Snowball ve Napoleon'nun aralarındaki mücadele Leon ve Stalin arasındaki mücadeleye benzetir. Snowball hayvanları eğitmek ister fakat Napoleon bu fikirden rahatsız olur. Eğitim devlet için bir tehdittir. Napoleon hayvanların bilinçlenmesini istemez, onları sürü gibi yönetmek ister. Ayrıca onlar üzerindeki kontrolü kaybedeceğinden, Snowball un ondan daha saygın bir konuma geleceğinden korktuğundan Snowball u çiftlikten sürer ve hayvanlara onun bir suçlu ve hain olduğunu düşüncesini aşılar.


Bunun yanı sıra, kendi çıkarlarına hizmet etmesi için emirleri sık sık değiştirirler. Örneğin, “Bütün hayvanlar eşittir” cümlesi zamanla “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir” haline gelir. Koyunlar, sorgulamadan körü körüne takip eden insanları temsil eder. Bu yüzden domuzlar kuralları değiştirdiklerinde koyunlara her zaman yeni bir slogan öğretirler.

Jessy (köpek), çiftlikte değişimlerin farkına varabilen tek hayvandır. O, fikirlerini her zaman arkadaşlarıyla paylaşır. Ancak medyayı temsil eden Squealer, hayvanların aklına gelen soruları açıklamaya çalışır ve onları ikna etmeyi her zaman başarır. Eğer mantıklı açıklamalarla ikna edemezse, korku ve tehdit kullanır.

Hayvanlar, Jones’un geri dönmesinden daha kötü olmayacağını düşünürler; hatta domuzların yönetimi altındaki yaşamı bile buna tercih ederler. Açıklamalardan rahatsız olsalar bile ikna edilmiş gibi görünürler. Çünkü inanmak isterler ve kendilerini buna inandırırlar. Bu noktada zihin kontrolü açıkça görülebilir.

Örneğin domuzların süt içip elma yemesi diğer hayvanların bunu sorgulamasına neden olur; ancak açıklama hazırdır: “Biz beyin işçileriyiz ve bu yüzden ayrıcalıklara ihtiyacımız var.” Bu da tipik bir kapitalist düşünceyi yansıtır: “Bunu sizin için yapıyoruz.”

Boxer karakteri en körü körüne inanan karakterdir. If Napoleon says, it must be right - diye motive eder. Bu davranışıyla hem kendisine hem de arkadaşlarına zarar verir. Gücünün son damlasına kadar bıkmadan usanmadan çalışır fakat elden ayaktan düşünce de sonu kasabı boylamak olur. O giderken diğer hayvanlara Boxer'ın hastaneye gittiği yalanı söylenir.

Kitabın sonunda ise domuzlar insanlarla birlikte parti verirler. Hayvanlar sonunda gerçeği anlar, domuzların onları güçlenmek için kendi çıkarları uğruna çalıştırdıklarını fark ederler. Sonuç olarak canla başla inandıkları devrim hayvanları insanların döneminde yaşadıklarından daha beter bir duruma düşür. insanlar gibi içki içen domuzlar, insanlar gibi giyinirler. Onlar gibi iki ayakları üstünde yürüyüp, hayvanları insanların sömürdüğü gibi sömürürler. Kısacası domuzlarda insana dönüşürler ve eleştirdikleri insanlardan beter bir politika izlerler. Dışarıdaki yaratıklar domuzdan insana, insandan tekrar domuza baktılar; ancak artık hangisinin hangisi olduğunu söylemek imkânsızdı.”

Sonuç olarak Kapitalizm de kötü Sosyalizm de fakat Sosyalizm sanırım üç beş gömlek daha kötü."
+Literature Queen
👍 14 ⭐ 5 31.05.2026

Yeşil Burun Adaları🇨🇻 %62 VS %38 Paraguay🇵🇾

"İkisi de elendi ama Yeşil Burun Adaları beni o kadar çok şaşırttı ki. Sadece beni değil bütün dünyayı. Son ana kadar Arjantin ile başa baş oynadıklar. RESMEN! Bu inanılmaz bi şeydi. Epi topu dünyada 1.5 milyon vatandaşı olan bir ülke. Bu arada ülke nüfusu sadece 550 bin. Neyse muhtemelen FİFA'nın kazanacaklar, izlenme oranı düşecek diye ödü koptu ve maç saniye uzamadan bitti. Bu arada Arjantin'i devirselerdi eğer kesinlikle izlenirlerdi diye düşünüyorum. Biz İspanya'dan 6 gol yedik ya 6. Hem de elemelerde. Adamlar Dünya Kupası maçında berabere kaldılar. Bu zamana kadar ne isimlerini duyduk ülke olarak ne de herhangi bi futbolcuyu tanırdık ama gönüllerimizde taht kurdular. Helal olsun başka ne denir ki, bundan sonra hepsinin yolları açık olsun. Çok hak EDİYORLAR!"
wait for it
👍 13 ⭐ 4 05.07.2026

Çöl Sıcağı %52 VS %48 Sağanak Yağış ve Fırtına

"Avrupa'dan ülkemize doğru gelen aşırı sıcaklar, birçok şehrimizde hayatı zorlaştırmaya başladı maalesef. Meteoroloji Uzmanı Prof.Dr. Orhan Şen Adana, Şanlıurfa, Diyarbakır gibi şehirlerde hava sıcaklığının 40 dereceyi geçtiğini ve önümüzdeki 72 saatin çok önemli olduğunu dile getirdi. Mümkün olduğunca öğle saatlerinde dışarı çıkılmamasının ve bol sıvı tüketilmesinin öneminden bahsetti.

Yağmura, çamura, soğuğa alışıyoruz da çöl sıcakları her bakımdan insanı daha çok yoruyor bence. Soğuk havada yürürken ısınıyor insan ama sıcakta yürünmüyor. Birçok işin yarım kalabiliyor. Nemden, sıcaktan nefes almak bile güçleşiyor. Sanırım ben yaz değil, sonbahar ve kış insanıyım. Onları daha çok seviyorum."
Er500
👍 13 ⭐ 4 30.06.2026

Almanya🇩🇪 %68 VS %32 Paraguay🇵🇾

"Paraguay'ı kutluyorum diyeceğim aklıma hiç gelmemişti. Almanya'ya karşı iyi mücadele ediyorlar. Rakibi küçümsemek her zaman kaybettirir. Biz maalesef paraguay gibi canla başla mücadele veremedik. İlk dakikalarda golleri yiyip kendimize gelemedik. En azından şu maçı görüp kendimi rahatlattım. Yenildiğimiz takım çok da kolay lokma değilmiş, zaten bizim de boğazımızda kaldı. Almanya ile de uzatmalara kaldı. O da yetmedi. Penaltılara kaldı. 👏👏 Cidden paraguay'ın almasını istiyorum maçı.
Penaltılar da bile kıyasıya mücadele ve eşitlik. Orlando Gill mükemmel 2 kurtarış yaptı ve maçı vermedi. Tüm takımı verdikleri mücadeleden dolayı ne kadar kutlasak az gelir. Almanya'yı elediler. Şaka gibi. Hala inanamıyorum."
+Er35
👍 13 ⭐ 4.3 30.06.2026

Arda Güler %58 VS %42 Kenan Yıldız

"Arda Güler, bu sabah oynanan Türkiye-ABD maçında attığı gol ile FİFA Dünya Kupası tarihinde gol atan en genç Türk oyuncu unvanına sahip oldu. Daha önce bu unvan Emre Belözoğlu'na aitti. Arda Güler adına mutlu oldum ama Milli Takımımız adına turnuvaya erken vedamızdan dolayı çok üzgünüm.

ABD maçı sonrası Teknik Direktör Montella: "Bu maç, bin zafere bedel bir maç oldu." demiş. Cidden sinir oldum. Bu zihniyetle hiçbir başarı elde edilmez. Gruptan sonuncu çıktığımız için zaferiyle övünmeye devam edebilir. Türk halkının umutlarıyla oynayanları tarih affetmesin. Yedek takımla oynayan ABD'yi 90+8.dk ile gelen golle yenebilmişsin. Onunla bile az daha berabere kalacakmışsın. Neyin zaferi neyin gururu ben anlayamadım. Cidden ya akıl tutulması ya da üst düzey bir kibir noktası!

ABD Milli Takım Teknik Direktörü Pochettino: "Sanki biz eve dönüyormuşuz da Türkiye turnuvada kalıyormuş gibi bir hava var. Bunu anlamıyorum." Adam çok haklı. Seviniriz ağlanacak halimize."
+Cimbomino
👍 13 ⭐ 5 26.06.2026

Boğa burcu erkeği %51 VS %49 Kova burcu erkeği

"Boğa Burcu Erkeği sabırlıdır. Konforu, düzeni ve maddi güvenceyi sever. Yemek yemeyi çok sever. Bir kadına aşık olabilmesi o kadının iyi yemek yapmayı bilmesinin kesinlikle etkisi olabilir. Güvenilirdir, merhametli ve anlayışlıdır. Boğa burcu kadını da erkeği de aslında çok sabırlıdır, hayatlarından kolay kolay insan çıkarmazlar ama bi kere sildiler mi tamamen artık dönüşü yoktur. Boğa burcu erkeği biraz sabit fikirli olabilir bu yüzden de değişime direnir.

Kova Burcu Erkeği Boğa burcuna göre biraz merhametsiz olabilir. Duygular ile değil mantıkla hareket ederler, o yüzden de gözyaşlarına pek aldırış etmezler. Verdikleri sürpriz kararlar ile sizi her defasında şaşırtırlar. Daha ne kadar şaşırabilirim!? Diye düşünmeyin. Kova burcu bu, sürprizleri bitmez. Koca burcu deyince teknoloji, bilim ve sıra dışı fikirlerden bahsetmezsek olmaz. Genelde çok zeki oldukları için teknolojiden çok iyi anlarlar."
angelica
👍 13 ⭐ 5 09.06.2026

Yanlış Kişiye Mesaj Atmak %52 VS %48 Yanlış Kişiden Mesaj Almak

"Evet efendim bazen beklenmedik bir kişiden gelen mesaj hoş olabilir ama nahoş da olabilir tabii. Mesaj uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızdan ise ve borç istemiyorsa :P hoş olabilir. Fakat hayatınızdan çıkardığınız biriyse canınızı sıkabilir tabii. Burada hangisi daha can sıkıcı sorusuna ise galiba yanlış kişiye mesaj atmak diyeceğim. Bazen aklınızda bir isim vardır ve bu isimle ilgili bi arkadaşınıza mesaj yollamak istersiniz. Ne var ki parmaklarınız yanlışlıkla zihninizdeki ismi tuşlar ve birden mesajı o kişiye gönderiverirsiniz. İşte hele bir de o an fark etmediyseniz, fark ettiğiniz an başınızdan aşağı kaynar su dökülmesi hissini gerçek anlamda yaşarsınız. Soğuk soğuk terleyedebilirsiniz. Hepsi mümkün 🤣​ O an fark ederseniz zaten artık hemen silmek var Whatsapp’da Allahtan. Yoksa eskiden o da yoktu, tam bir sıçma anı 😂​😂​😂​"
+karakutu
👍 13 ⭐ 5 09.06.2026

Kırmızı hap %53 VS %47 Mavi hap

"Bu konuya değinmeden önce aslında Platon’un Mağara Alegorisi teorisini bilmemiz gerekiyor. Platon’a göre insanlar bir mağarada zincirlenmiş halde sadece duvara yansıyan gölgeleri görürler ve bu gölgelerin gerçek olduğunu düşünürler çünkü başka bir bilgileri yoktur. İçlerinden biri bir gün zincirlerinden kurtulur ve dışarı çıkar. İlk başta uzun süredir mağarada olduğu için güneş gözlerini kamaştırır ve gerçeği görmek haliyle ona acı verir. Geri dönüp diğerlerine gördüklerini anlattığında ise kimse ona inanmaz. Aynı bu hikayede olduğu gibi MAVİ hap bizim alıştığımız dünyamız, KIRMIZI hap ise gerçekliktir. Bir çok roman, tiyatro oyunu ve film bu konuyu MAVİ vs KIRMIZI hap olarak olmasa da işler aslında. Gerçekleri saklayarak, bilmesine rağmen bilmiyormuş gibi yaşarlar insanlar, çünkü neden? O gerçek sesli şekilde dile gelirse (herkesin bilindiği aşikar olmasına rağmen) hiçbir zaman hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Odada bir fil var herkes biliyor ama kimse ağzını açmıyor çünkü gerçekler mutlu etmez aksine rahatsız eder. Huzur kaçmasın, konfor alanımız bozulmasın diye aslında o kadar çok şeyi görmezden geliyoruz ve dillendirmiyoruz ki. O yüzden kimse kendini kandırmasın KIRMIZI hapı cebimizde taşıyoruz ve çoğunlukla mezara kadar bizimle geliyor. Shakespeare’in dediği gibi:

"Bütün dünya bir sahnedir;
Ve kadın erkek herkes birer oyuncu;
Sıraları geldikçe ya girer, ya çıkarlar;
Her insan ömrü boyunca nice roller oynar...""
+Literature Queen
👍 13 ⭐ 5 09.06.2026

Masterchef Türkiye %62 VS %38 Zuhal Topal ile Yemekteyiz

"Bence sunucular bakımından ikisi de itici. Telaffuz, şive, ağız vb.leri her neyse de Mehmet Şef'in yarışmada elenen bazı yarışmacılara: "Bize bir saygısızlığın olmadı. Ailen seninle gurur duyabilir." demesi çok saçma geliyor bana. Evet saygı çok önemli. Yarışmacılar elbette buna çok dikkat etmeli. Ama ailenin gurur duymasıyla bunun ne alakası var? Sırf size saygı gösterdi diye ailenin gururlanması ya da bir haksızlık karşısında sesini çıkardı diye ailenin utanması mı lazım? Mehmet Şef, bazı yarışmacılara aşırı yüklendiğinde ve bağırdığında ailesi ondan utanıyor mu? Cidden saçmalık ötesi bir düşünce. Somer'in bazı yarışmacılara karşı alaycı tavrı da beni sinir ediyor. O anda heyecandan yanlış yapabilen yarışmacılara karşı daha anlayışlı olabilirler. Danilo ise işin komedi kısmı herhalde. O da millete komik, sevecen göreneyim diye uğraşıyor sanki. O da çok yapmacık duruyor. Kısacası Acun bu kadro tuttu diye onlarla devam ediyor ama bence hata ediyor.
Zuhal Topal ise ayrı bir tartışma konusu. Bir yarışmada açıkça itiraf etti: "Siz istiyorsunuz bunu. Millet kavga etsin, olay çıksın da izleyeyim diyorsunuz." O yüzden çok nadirdir çıkan tartışmalara karışması. Aksine, biri bir şey söylesin de ortalık karışsın, reyting artsın derdinde. Öyle olunca cidden sinirim daha çok bozuluyor. Ayrıca komik olayım diye yaptığı saçma espriler çok itici. Araya sıkıştırdığı İngilizce kelimeler ne alaka dedirtiyor. Tamam İngilizcen var anladık :P
Kısacası iki yarışmayı da beğenmiyorum ama milletimiz izliyor ki yıllardır devam ediyor. Birini seçmem gerekse Masterchef'i izlerim. Çünkü profesyonel aşçıları izleyip onların orijinal yemeklerini görmek daha keyifli, sunuculara rağmen."
George Elliot
👍 12 ⭐ 4 15.07.2026

Türkiye🇹🇷 %80 VS %20 Tayland🇹🇭

"Bu uzak doğu ülke voleybolcularının çok belirgin bir özelliği var. Acayip iyi savunma yapıyorlar. Dün Japonya'da böyleydi. Şu anda başabaş oynuyoruz.

Biraz farklı açtık şu anda savunmaları ile zorlayacaklar ama alırız biz bu maçı.

Derken bi ara 6 -7 sayı öne geçmemize rağmen ilk seti verdik. İnanılır gibi değil. İlk set sonucu 27-25.
Setlerde eşitliği sağladık: 25-21.
3. set de bizim: 25-19.

Son seti 25-22 skorla tamamlayarak maçı aldık. Tebrikler Filenin Sultanları. 👏🏻

Grup aşamasını 4. sırada bitirdi. Finallere 4. sıradan katılacağız ve rakibimiz 5. sıradaki takım olacak."
Billie Jean
👍 12 ⭐ 4 12.07.2026

Çilek %55 VS %45 Erik

"Çilek, dünya genelinde çok sevilen ve özellikle çocukların gözdesi bir meyve olmasına rağmen toplam tüketim miktarı açısından ilk sıralarda yer almaz çünkü raf ömrü kısa ve ilk 10'daki diğer meyveler kadar her bölgede de bulunmuyor. En çok tüketilen meyveler sıralasında 15-20 sıralar arasında yer alır. Bir de biliyorsunuz Çilek alerjen bir meyve olduğu için de tüketimini olumsuz etkiliyor olabilir bu durum.

Yeşil erik bir diğer deyişle erken hasat edilen erik, özellikle Türkiye, Balkanlar ve Orta Doğu'da çok sevilen bir meyvedir. Fakat dünyanın geri kalanı varlığından bile haberdar değildir. Erik deyince akıllarına mor erik gelir. Biliyorsunuz ülkemizde de Papaz Erik ve Can Erik olarak türleri vardır. Bir rivayete göre Erik ağaçları Manastırlarda yetiştiği için öyle deniyor. Bir başka rivayete göre de büyük olanları papazlara götürdükleri için. İsminin geçmişten bir yerlerden geldiği kesin fakat tam doğrulayacak kaynaklar bulunmuyor.

Can Erik daha açık yeşilken, Papaz Eriği daha koyu yeşil renktedir. Afiyet olsun :)"
Fiona
👍 12 ⭐ 5 29.06.2026

Tarkan %74 VS %26 Mustafa Sandal

"Tarkan Türk pop müziğinin Michael Jackson’ı olarak kabul edilir. En ama en büyük yıldızlardan biridir. Çocukluğumuzdur. Mega Star lakabını boşuna almamıştır. Başarılarının yanı sıra mütevazı kişiliği ve karakterinin güzelliği ile de ön plana çıkar. “Şımarık", “Kış Güneşi”, "Kuzu Kuzu", "Dudu", "Öp" ve "Yolla" gibi bi dolu hitleri ile hayatımızda yer edinmiştir. Şımarık şarkısına ayrı bir parantez açmak lazım çünkü dünya genelinde Stella Soleil, Holly Valance ve Fady Maalouf gibi birçok ünlü isim tarafından da yeniden seslendirilerek farklı dillerde coverlandı.

Mustafa Sandal’ı da severiz. "Araba", "Aya Benzer", "İsyankar", "Jest Oldu" ve “Bu Kız Beni Görmeli” şarkıları ile hafızalarımızda yer aldı.
İki şarkıcımızın da kendine has dans tarzları vardır. Yıllar geçtikçe sevgileri devam eder ve şarkıları dillerden düşmez ama Tarkan tabii ki biraz daha fazla sevilmekte :)"
angelica
👍 12 ⭐ 5 10.06.2026

Fransa 🇨🇵 %45 VS %55 İngiltere 🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿

"Fransa Teknik Direktörü Didier Deschamps, 27 maçla Dünya Kupası tarihinde en fazla maça çıkan teknik direktör ünvanına sahip oldu. Bu maç onun turnuvadaki son maçı olacağı için jübile yapacak. Bakalım giderayak kazanacak mı yenilecek mi göreceğiz.

Fransa beni mahcup etti. Tebrikler İngiltere 👏 Daha ilk yarıda 4-0.
4-2 oldu. İşler kızışıyor. Oyuncu değişiklikleri işe yaradı.
4-3 oldu. İlk yarı İngiltere oynadı, 2.yarı Fransa oynuyor resmen. İngiltere rehavete kapıldı derken İngiltere penaltı kazanarak 5-3 oldu skor. Sürprizlerle dolu bir maç.
Golleri yazmakta yetişemedim. 6-4'lük skorla İngiltere 3.olmayı başardı."
+Er35
👍 11 ⭐ 5 18.07.2026

Türk Mutfağı %80 VS %20 Yunan Mutfağıki

"Açılın önemli bilgiler vermeye geldim :P

Dünyaca tescillenmiş ve ün kazanmış Türk lezzetleri:

Gaziantep Baklavası (AB Coğrafi İşareti)
Aydın İnciri (AB Coğrafi İşareti)
Malatya Kayısısı (AB Coğrafi İşareti)
Milas Zeytinyağı (AB Coğrafi İşareti)
Bayramiç Beyazı (AB Coğrafi İşareti)
Taşköprü Sarımsağı (AB Coğrafi İşareti)
Giresun Tombul Fındığı (AB Coğrafi İşareti)
Antakya Künefesi (AB Coğrafi İşareti)
Maraş Tarhanası (AB Coğrafi İşareti)
Edremit Körfezi Yeşil Çizik Zeytini
Ezine Peyniri
Ayaş Domatesi
Aydın Kestanesi
Gemlik Zeytini
Afyon Sucuğu
Afyon Pastırması
Maraş Dondurması
Antep Lahmacunu
Kayseri Mantısı
İskender Kebabı
Adana Kebabı
Urfa Kebabı
Beyran
Cağ Kebabı
Çökertme Kebabı

Türkiye'de bugün binlerce coğrafi işaretli ürün bulunurken, bunların önemli bir kısmı Avrupa Birliği tarafından da tescillenmeye devam etmektedir.

Türkiye'nin gastronomi alanında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na kabul edilen şehirleri:

Gaziantep (2015)
Hatay (2017)
Afyonkarahisar (2019)

Türkiye: 3.000'den fazla ulusal coğrafi işaretli ürün ve AB'de tescilli ürün sayısı giderek artmaktadır.

Yunanistan: Yaklaşık 120 gıda ürünü (peynir, zeytin, yağ, meyve, bal vb.) AB PDO/PGI korumasına sahiptir; şarap ve alkollü içkiler de eklendiğinde toplam coğrafi işaret sayısı 280'i aşmaktadır.

Yunanlar bizle birçok konuda olduğu gibi bu konuda da yarışamazlar.

Uluslararası dillere geçmiş Türk yemek ve içecek isimleri

Türkçe --> Yabancı dillerde kullanımı

Yoğurt: Yogurt / Yoghurt
Ayran: Ayran
Kebap: Kebab / Kebap
Döner: Doner / Döner Kebab
Şiş kebap: Shish kebab
Köfte: Kofte / Köfte
Börek: Borek / Börek
Baklava: Baklava
Lokum: Turkish delight (lokum olarak da kullanılır)
Simit: Simit
Pide: Pide
Lahmacun: Lahmacun (Turkish Pizza da deniyor)
Mantı: Manti
Kaymak: Kaymak
Tarhana: Tarhana
Dolma: Dolma
Sarma: Sarma
Pilav: Pilaf / Pilau
Cacık: Bazı ülkelerde Cacik olarak bilinir.
İmam bayıldı: Imam bayildi
Güllaç: Gullac
Künefe: Kunefe / Künefe
Şalgam: Salgam
Rakı: Raki

Ama tabii ki hiç bilmeyen birine açıklamak gerekir. Lahmacun bir çeşit pizza gibidir, şöyle şöyle yapılır diye. Yoghurt'u bilmeyen ülke azdır artık. Direkt dilimizden geçmesi bu kelimelerin diğer ülke dağarcıklarına onlarda bu ürünlerin olmadığını ve bizim mutfağımızın ne kadar zengin olduğunu gösterir :)"
+Literature Queen
👍 11 ⭐ 4 16.07.2026

Gelin Olmak %73 VS %27 Damat Olmak

"Gerçekten her ikisi de çok zor. İnsan ilişkileri ülkemizde her türlü zorken, evlenip aile kurmaya çalışmak çok daha zor. Bir kere her iki tarafın da annesi, babası, kardeşleri, amcası, halası, teyzesi, dayısı vb derken çok karışık durumlar. Hep birilerine göre şekillenmek zorunda kalıyorsun. Bir de zaten her şey çok gergin başlıyor, evlenmek demek ciddi para harcamak demek.

2025–2026 yılları yaklaşık maliyetler aynen şu şekilde:

Sade nikâh + küçük kutlama: 50.000 – 150.000 TL
Orta ölçekli düğün: 300.000 – 700.000 TL
Düğün + ev kurma (mobilya, beyaz eşya vb.) 700.000 – 1.000.000+ TL.

İnsanlar evleniyorlar evlenmesine ama en az 3 hatta bazı durumlarda 5 yıl borç ödemekten yaşlanıyorlar resmen. Çoğu durumda gelinler de işi çok kolaylaştırmıyor açıkcası. Hele bir de çalışmıyorsa ve sadece masrafları damat karşılayacaksa. Bir gelin makyajı bile almış başını gitmiş. Gerçekten elaleme hava atayım derdi olmayan insanlar bulmanız lazım. Biz gelin başına 40bin tl verdik diye övünmeyen biri olmalı mesela. Fakat bu meseleyi çok ciddi prestij meselesi haline getirdikçe insanlar ne mutlu yuvalar kurulur ne de kurulduğu sanılsa bile uzun ömürlü olur. Gücünüz varsa tabii ki en güzelini yapın ama yoksa yıllarca borç batağında yaşamak kim ister?"
+karakutu
👍 11 ⭐ 3.8 24.06.2026

Siyah Çay %43 VS %57 Filtre Kahve

"Filtre kahve kalp sağlığı açısından çok önemli bir içecek. Bazı büyük gözlemsel çalışmalar, günde yaklaşık 2-4 fincan kahve içen kişilerde kalp hastalığı ve felç riskinin biraz daha düşük olabildiğini göstermiştir. Ayrıca son yapılan araştırmalara göre günde 2-3 fincan kahve içen insanların Demans hastalığına yakalanma riski %15-20 daha düşük bulunmuş.

Çay da kalp sağlığını destekleyen bir içecektir. Kahve kadar güçlü olmasa da onun gibi zihinsel uyanıklık sağlar. Bağışıklık sistemine destek de olur.

**Fakat şu da unutulmamalıdır:

Yemekle birlikte içilen siyah çay, demir emilimini yaklaşık %30–60 azaltabilir ve aynı zaman da kahve de yaklaşık %10–40 aralığı görülebilir.

Şu bilgiyi de ekleyelim:

Hayvansal demir (et, tavuk, balık) → çay/kahveden çok az etkilenir.
Bitkisel demir (mercimek, ıspanak, nohut) → daha çok etkilenir."
+Literature Queen
👍 11 ⭐ 5 18.06.2026

Gurur ve Önyargı %46 VS %54 Uğultulu Tepeler

"Emily Bronte'nin ilk ve tek romanı olan Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights)'ı bir intikam ve aşk romanıdır. Roman aşk, nefret, kıskançlık, kin duyguları üzerine yazılmıştır. Ayrıntılı bir özet bırakıyorum buraya :)

*Lockwood romanın en başında Heatcliff'in esaslı bir adam olduğunu düşünüyor. ilk karşılaşır karşılaşmaz ona kanı kaynıyor hemen. Onun soğukkanlılığı ve insanlardan uzak sürdüğü bir hayata rağmen, hatta onu istediğini bile bile romanın başında ilk chapter sonrası tekrar ziyaret edeceğini söylüyor. Ve tekrar ziyaretlerine gidiyor. Fakat gittiği gün hava çok soğuk. Kapıyı çalıyor fakat kimse açmıyor, Misafirperversizliklerine rağmen eve girmekte ısrarlı olduğu için kapıyı ısrarla çalıyor. Joseph'in sirke suratlı olduğuna, Catherine'in daha sert tavırlı olduğu, çok güzel fakat bir o kadar da soğuk olduğunu söylüyor. Hereton'ın kaba bir delikanlı olduğu izlenimine varıyor. Zillah başta ona yardım ettiği için minnettarken, onu Cathy'nin odasına koyduğu ve o kabusları gördüğü içinse kızgın. Evden gitmek istediğinde şamdanı alınca köpeklerin ona saldırmasıyla Heatcliff ve Hareton'un gülmesine de çok sinirleniyor ve onların kötü kalpli olduğunu düşünüyor. Ve ayrıca daha sonra Bayan Dean'le konuşurken onun biraz kaba biri olduğunu söylüyor. Catherine'in çok iyi göründüğünü fakat mutlu olmadığını söylüyor.

*Hindley Heatcliff'i hiç sevmez. Babası ölmeden önce de ondan nefret ediyor ve çok kötü davranıyordu. Babası ölünce çok kötü muameleler yapıyor. Hayvandan farksız davranıyor, Catherine ile konuşmasını yasaklıyor.Heatcliff ilk geldiğinde kir içinde, kapkara ve bir çingeneye benziyordu. Catherine'den büyük, üstü başı yırtık pırtık, ayrıca ilgiyi görünce kullanıyor, şımarıyor. (Chapter 4)

*Catherine karakteri ise ev halkını canından bezdiren yaramaz, inatçı ve vahşi bir çocuktu, ta ki Heatcliff ile Linton'ların evine gidip ve orda bir köpek tarafından ısırılana kadar. Bundan sonra iki karaktere sahip olmuştu. Biri vahşi, yabani, kaba ve zıpır olan gerçek karakteri, diğeri ise yeni arkadaşlarıyla beraberken takındığı sakin, hanımefendi, kibar maskeydi. Heathcliff'le zaman geçirmeyi öncesinde severken, yeni arkadaşlarıyla tanıştıktan sonra onu boşlamıştı. Onu aşağılamaya başlamış, Linton'la arasında karşılaştırmalar yapıyordu. Heatcliff'in gidişinden sonra daha küstah ve çekilmez biri haline geldi. Edgar Linton'la evlendikten sonra da şaşırtıcı bir şekilde değişti. Davranışları değişip düzeldi. Linton'lardan ilk gelişinde, tam bir hanımefendi gibiydi. Normalde gayet vahşi, zıpır, telaşlı ve yabani gibiydi. iki karaktere sahip biri olup çıkmıştı. Normalde kaba biri olmasına rağmen Lintonların yanında gayet kibar davranıyordu. Hatta kabalık etmeye utanıyordu. Heatcliff ise onun bu değişiminden hiç hoşlanmamış, Catherine onu gördüğünde boynuna sarılıp öptüğü zaman ve Hindley ona tokalaşması için verdiğinde tokalaşmak istemedi. Alaya alındığını düşündü.

*Cathrine neden Heatcliff değil de Edgar'ı tercih etmesi gerektiğini Nelly Dean'le konuşan Catherine ikisini nasıl sevdiğini ve farklılıkları söylüyor. Heatcliff'e gerçekten aşık, fakat onunla evlenirse alçalacağını düşünüyor. Ve onu yakışıklığı için değil kendisinden çok ona bezediği için sevdiğini söylüyor, hatta ruhlarının hamurunun aynı olduğunu söylüyor. Edgar'ın ise sadece sosyal statüsüne, kibarlığına ve zenginliğine aşık. Duygularından çok sosyal statüye olan aşkı baskın çıkıyor.

*Kötü şartlarda uğultulu tepeleri terk eden Heatcliff tam bir centilmen ayrıca çok zengin biri olarak geri dönüyor. Daha uzun boylu, sağlam görünüşlü biri olarak dönmüştü. Eski günlerin çaresizliğinden, ezikliğinden ve kabalığından hiçbir belirti kalmamış. Davranışlarında bir ağırbaşlılık vardı. Catherine Dean'le konuşurken Heatcliff onları duymuş, Caty'nin onunla evlenirse alçalanacağını söylemediğini durup gidiyor. Hem ondan hem de Edgar'dan intikam almak için geri dönüyor. Tamamen intikam duygusuyla ve arzusuyla motive olmuş bir karakter olarak geri dönmüştü ve bunun içinde elinden gelen her şeyi yapıyor.

*Catherine Isabell'in Heatcliff'le evlenmek istemesine çok sert tepki gösteriyor, çünkü Heatcliff'in gerçek anlamda Isabell'i sevmediğini biliyor, onu kullanmak istediğinin farkında. Ona delilik yaptığını anlatmaya çalışıyor, hatta Nelly'e yardım etmesini söylüyor. Ondan Heactcliff'in nasıl biri olduğunu anlatmasını istiyor. Heatcliff'in kültürsüz bir yabani olduğunu, kupkuru bir kıra benzediğini anlatmasını istiyor. Ve sonra da ona birçok tavsiye de bulunuyor. Onun linton soyisimli kimseye sevemeyeceğini, yırtıcı, insafsız ve kurt gibi bir adam olduğunu söylüyor. Onunla parası için evlenmek istediğini söylüyor. Onun tuzağına düşmemesi için uyarıyor.

*Heatcliff'in Isabelle kaçma sebebi kesinlikle intikam almak istemesidir. Onu hiç sevmiyor. Edgar Catherine'le evlendiği için o da Isabell'i seviyor gibi davranıp onu kaçırıyor. Uğultulu tepelere geldiklerinde ise Isabella onun gerçek yüzünü 24 saat bile geçmeden anlıyor. Şeytanın ta kendisi olduğunu söylüyor. Çok kötü biri olduğunun, onunla onu sevdiği için evlenmediğini farkına varıyor. Evlendiklerinden hemen sonra ona karşı davranışları kötü ve aşağılayıcı oluyor. Isabella onun kurbanı olduğunu fark ediyor ve ondan bütün benliğiyle nefret ediyor.

*Edgar Linton karısına (Catherine) nerdeyse taptığı, kendisinden çok en çok sevdiği varlık olduğu için inanılmaz derecede üzülüyor. Ağlamıyor, dua etmiyor fakat küfrediyor, meydan okuyor, Allah'a ve herkese lanetler yağdırıyordu. inanılmaz bir öfkeye sahip olmuştu. Heathcliff onun üzülmesine seviniyor, ama Catherine tepki vermiyor

*Catherine'nin ölmesine inanılmaz derece de üzülüyor Heatcliff. Çok dayanıklı bir adam olmasına rağmen Cathy'nin ölümü onu yıktı. Bütün vücudu titredi. Buna rağmen yine de intikam duygusunu kaybetmedi. Hala intikam almak peşindeydi. inşallah işkence içinde uyanır diye lanet okudu. O yaşadıkça rahat yüzü görmemesini diliyor. Ve asla peşinin bırakmamasını her zaman yanında olmasını istiyor.

*Isabella'nın eline ise Heatcliff'i üzme fırsatı geçtiği için çok mutlu. Çünkü ondan nefret ediyor ve Catherine'in ölmesine üzülmesine rağmen bunu Heatcliff'e karşı kullanıyor. Onunla dargın ayrıldığı için üzgün fakat Heathcliff'in de acısını paylaşmayacağını söylüyor. Heatcliff'i bir gece eve geldiğinde kapıyı ona açmıyorlar ve o sırada Isabella onunla dalga geçiyor. Senin aşkın da kar fırtınasına dayanamayacak kadar zayıfmış, ben senin yerinde olsam onun mezarına gider boylu boyunca yatar orada sadık köpeği gibi ölürdüm ve catherine senin yaşamının tek neşesiydi onu kaybettikten sonra yaşamayı nasıl düşündüğüne şaşıyorum diyerek onunla alay ediyor. Daha sonrasında Hindley'e Heatcliff'le kavga ettikten sonra Isabella Heatcliff'in duyabileceği bir sesle bir tanenizi öldürmüş olması yeter diyor. Sürekli onu hatırlatarak Heatcliff'le dalga geçiyor.

*Heatcliff'in oğlu Linton fiziksel olarak Heatcliff'e hiç benzemiyor. Hasta ve neşesiz bir çocuk. Küçük Cathy ona bebekmiş gibi davrandığında hoşuna gidiyor. Babasına göre çok nazik, zayıf, çelimsiz, mızmız ve hasta bir çocuk. Heatcliff onun umduğundan daha beter çıktığını söylüyor. Ona sen tam annenin oğlusun, sen de benim payım hiç yok mu, yaygaracı piç diyor.

*Heatcliff hala intikam peşinde. Şimdiye kadar elde ettiklerinden yetinmeyerek, Liton'un Cathy'le evlenmesini planlıyor. Linton'la beraber Cathy'nin mirasa konmasını ve daha sonra o mirasında tamamen kendinse geçmesini planlıyordu."
+Literature Queen
👍 11 ⭐ 5 01.06.2026

Utanırım 🫣 %69 VS %31 Utanmam 😎

"-Vücudumdan gelen her garip sese karşı çok utanırım buna geğirmek de dahil ;)
-Esprimi çok komik zannedip ya da bana göre çok komik olan bir olayı anlattığımda karşı taraf gülmezse cidden morarıyorum.
-Yere kapaklanmak kabusum olabilir. Allah yürürken ayağımı yerden kesmesin.
-Bir gezide uykusuzluktan kafamı kaldırıp bakmaya halim bile yokken eşimle aynı renk T-shirt giyen birini eşim zannedip koluna girmiştim. Adam ne oluyoruz diye tepki verdi haliyle. Adamın yüzünü görünce şok olup affedersiniz eşim sandım derken utancımdan delirecektim az daha. Eşim gelip beni kurtardı çok şükür ama cidden hayatımda yaşadığım en utanç verici anlardan biriydi. Adam yanındaki insanlara olayı anlatıp onlarla beraber bana gülmesi beni daha da yerin dibine sokmuştu. Umarım bir gün kendisi de bana yaşattığını yaşamadan ölmez diyorum. Yaptık bi hata, özür de diledik. Ne diye elaleme beni maskara etti ki anlamış değilim. Yazarken bile utanıyorum öyle böyle değil. Nasılsa burada beni kimse tanımıyor. İçimi dökmek iyi geldi. :)
-Pot kırmak da korkularım arasında. Birisinin bilmediği bir durumu bilmeden ona anlatmak cidden çok utanç verici. Hay Allah bilmiyor muydun derken yerin dibine geçmek istemem hayatım boyunca.
Utandığımız çok şey var daha eklenecek ama karşı tarafın da insan olduğunu ve her an hata yapabileceğini unutmamak lazım bence. Çok büyük bir suç olmadıktan sonra kusurları görmezden gelmemiz ve mükemmelliyetçi tarafımızı törpülememiz gerektiğine inanıyorum. Kusursuzluk diye bir şey yok insan hayatında. Beni kusurlarımla kabul edecek insanların yanında var olmayı tercih ediyorum. Sürekli kusur arayan insanlarla yaşayamam zaten."
+Cimbomino
👍 10 ⭐ 5 13.07.2026

Beren Saat %49 VS %51 Ercan Saatçi

"26 Şubat 1984'te Ankara'da doğmuştur ve oyunculuk kariyerine 2004 yılında başlamıştır. Türkiye’nin Yıldızları adlı yarışma programı sayesinde tanınmıştır. Engin Akyürek de aynı yarışma sayesinde meşhur alan bir başka oyuncudur.

-Aşk-ı Memnu dizisindeki Bihter Ziyagil karakteri,
-Fatmagül'ün Suçu Ne? dizisindeki Fatmagül,
-İntikam dizisindeki Yağmur Özden / Derin Çelik,
-Muhteşem Yüzyıl: Kösem dizisindeki Kösem Sultan,
-The Gift dizisindeki Atiye rolleri en çok tanındığı dizi karakterleridir.

2014 yılında Kenan Doğulu ile evlendiler ve ya eşinden etkilendi ya da gerçekten çocukluk hayaliydi bilmiyorum fakat Exuberance aldı albümle gündemi meşgul ediyor şu sıralar ve maalesef şarkılar berbatlık konusunda birbirleri ile yarışırlar. Bir de İngilizcesi de kötü. Bir Aleyna Tilki falan mı olmaya çalışıyor bilemiyorum ama Beren’in oyunculuğunu çok beğenirim fakat kendisini şarkı söylerken hiç sevemedim.

Ercan Saatçi ilk önce 1990'lı yıllarda İzel-Çelik-Ercan grubunun üyelerinden biri olarak büyük ün kazanmıştır. Sonraları grup üyeleri müzik kariyerlerine bireysel olarak devam etmişlerdir. Bir dönem ortalığı kasıp kavuran Popstar yarışmasındaki jüri üyeliği ile de gündemde kalmıştır. 400'den fazla besteye imza atmıştır."
+karakutu
👍 10 ⭐ 3.5 25.06.2026

Akrep %44 VS %56 Yelkovan

"“Zaman, sessiz bir testeredir.” demiş Kant. Fark ettirmeden insanın ömrünü tüketir. Yavaş yavaş her şeyi alır insanın elinden. Önce verir tabii ama sonra kayıp gider. Gençlik, güç, güzellik, sağlık, insanlar... Bir testerenin ağacı kesmesi gibi, eksiltmesi gibi zaman da bizi eksiltir. Sessiz ama güçlü bir etkiye sahiptir. O kadar değerlidir ki, onu verimli yönetmek her şeyi olabilir insanın çünkü zamanı yönetemiyorsak hayatımızı da yönetemiyoruz, kontrolü elde tutamıyoruz demektir.

Cömertlik deyince insanın aklına nedense hep maddiyat gelir. Çok cömert biri, insanlara masraf yapmaktan hiç kaçınmaz: Hediyeler alır, hesaplar öder vb. Fakat bir insan sizinle zamanını paylaşıyorsa bu da cömertliktir. Ne demiş Özdemir Asaf: "Hayatta en değerli olan "zaman"dır. Kime hediye ettiğine dikkat et." Zamanınızı paylaştığınız vakit de sizi cömert bir insan yapar :)"
+Literature Queen
👍 10 ⭐ 3.5 25.06.2026

Mac OS %54 VS %46 Windows (dos)

"Windows 95 bilgisayarı açtığımızda karşımıza grafik arayüzü ile açılan adı windows olan ilk işletim sistemidir. İlk başlarda son derece basit bir kullanımı olan bu işletim sistemi teknolojinin karşı konulamaz gelişimiyle gittikçe daha karmaşık ve daha dolu bir şekilde karşımıza çıkmaya başladı. Şu anda Windows 11 ile bu işletim sistemi yaşamına devam etmektedir. Güncel istatistiklere göre günyada bilgisayar kullanıcılarının yüzde 70'i windows kullanmaktadır çünkü daha ucuz ve daha kullanımı kolay. Apple macOS çok daha güvenilir ama daha pahalı bir işletim sistemidir. Bilgisayar kullanıcılarının yüzde 20'si macOS kullanmaktadır.

Windows olan cihazlarda daha geniş fiyat aralığı var, uygun seçenekler çok fazlayken macOS genelde daha pahalı ama premium segmenttedir. Windows daha yaygın olduğu için virüs hedefi daha fazladır, macOS daha kapalı bir sistem olduğu için genel olarak daha az zararlı yazılım görülür ve kesinlikle daha güvenlidir. Son olarak windows'da oyun ve program çeşitliliği çok daha fazlayken macOS profesyonel yaratıcı yazılımlarda daha güçlüdür ama oyun desteği daha sınırlıdır."
bir garip yolcu
👍 10 ⭐ 5 10.06.2026

Spikerlerin yeteneğe değil de yaşa takması %80 VS %20 Sevimsiz akrabaların "Yaş kaç oldu?" diye sorması

"https://www.kriterya.com/duello_detay.php?id=458

Bu başlıkla güzel bi yorum var, aynen yapıştırıyorum.

"Şu spor sunucuları 2 merdiven çıkamaz, iki adımlık yolu yürümezler belki ama takmışlar yaşa. 40 yaşında kaleci şöyle, 40 yaşında Ronaldo, Modrić böyle Allah'ın manyakları. Bir sporcu & insan kendisine iyi bakmışsa eğer yaşın sandığınız kadar önemi yok. Tamam tabii ki 20 yaşında, 25 yaşında bi sporcu gibi olmazlar ama onların da tecrübesi var, taş gibi bi gram yağsız vücutları var. Sen göbeğini kaşıya kaşıya maç sunarken onlar beslenmesine, sporuna, antrenmanına öyle bi uyuyor ki aklın hayalin durur. Yeter artık, şu yaş konusunda hakikaten sinir bozuyorsunuz. Ünlü Amerikalı yüzücü Michael Phelps mesela sporu çok genç yaşta bıraktı (27 yaşında), neden biliyor musun? O sporcu disiplinini artık sürdüremeyeceği için, her gün sabah 5te kalkmaktan bıktığı için. Lütfen saygı duyun artık, yaş sandığınız kadar engel değil insanlara. İnsanlara mezardan çıkmışlar da oynuyorlar sanki muamelesi yapmak nedir?""
+Literature Queen
👍 9 ⭐ 5 16.07.2026

Yüzüklerin Efendisi %73 VS %27 Hobbit

"The Lord of the Rings kitabı gibi 3 filmden oluşmaktadır. 3 film de yaklaşık 15 ay süren bir zaman zarfında aynı anda çekilmiştir. 3 Filmin de IMDB'de ilk 250'de olduğunu söylememe gerek yok sanırım :) Şimdiden söyleyeyim benim filmlere puanım 10.

Yüzük Kardeşliği 2001 yılında vizyona girdi. IMDB'de 2.2M insan tarafından 8.9 olarak oylanmıştır.
iki Kule 2002 yılında vizyona girdi ve 2M insan tarafından 8.8 olarak oylanmıştır.
Son olarak 11 dalda Oscar ödülü kazanan serinin son filmi Kral'ın Dönüşü 2003 yılında vizyona girmiş ve 2.2M insan tarafından 9/10 olarak oylanmıştır.

Her sene herhalde en az 3 kere 3 filmi de baştan sona bir izliyorum.

Aynı izleme durumu Hobbit filmi için de geçerli.
Filmler vizyona art arda 2012, 2013 ve 2014 yıllarında girdi.

Beklenmedik Yolculuk, yaklaşık 930bin kişi tarafından 7.8/10 olarak oylanırken,
Smaug'un Çorak Toprakları 756bin kişi tarafından yine 7.8/10 olarak oylanmıştır.
Serinin son filmi 5 Ordunun Savaşı 620bin kişi tarafından 7.4/10 olarak oylanmıştır."
Mordor Yolcusu
👍 9 ⭐ 4 25.06.2026