Sıcaktan pişmek vs Yağmurda sırılsıklam olmak
Bence ikisi de eşit derecede can sıkıcı. Fakat sıcağa vantilatör veya klima ile evlerinizde çözüm bulabilirsiniz. Sokakta güneşin altında yürümek zorundaysan ama işte buna nası bi çözüm bulunabilir diye düşündüğümde gerçekten mecbur değilsen güneşin en tepede olduğun saatlerde çıkma sokağa derim. Yağmur yağarken işe gidiyorsan ve yanında şemsiye yoksa üstüne üstlük bir de çok az vaktin kaldıysa çok perişan bi durum. Bi şekilde biraz koşarsın, biraz yanında şal, atkı varsa onu kendine siper edersin ama yine de ıslanırsın. Zavallı sen, hele bir de ayakkabın yağmura uygun değilse ve çorapların ıslandıysa. İşte perişan ve çaresizliğin resmi :)
Terlemek, uykunun kaçması ve sıcağın bütün enerjini yemesi çok zor bi durum. Sıcaklarda çalışmak zorunda olan insanlara bol sabır ve tahammül diliyorum gerçekten.
Çok okuyan vs Çok gezen
“Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” sözü yıllardır tartışılır. Ben buna bir başka boyut getirmek de istiyorum aslında. Çok okuyan mı bilir, çok fazla bilgi videosu izleyen mi? Aslında bu da kişinin öğrenme yeteneğine göre değişir. Görsel öğrenen biriyseniz çok okuyarak da izleyerek de öğrenebilirsiniz ama işitsel zekanız daha baskınsa çok okuyarak değil sadece izleyerek öğrenebilirsiniz. Okumak çok değerli ve önemli ama bireyin kişisel ilgisi ve çabası da öğrenme konusunda çok önemli rol oynuyor.
Okuyarak insan öğrenir, hem de çok öğrenir. Düşünme becerisi, kelime dağarcığı, konsantrasyon süresi gelişir. Malum ekran çağındayız ve ekranın zehrini ancak okuyarak atabiliriz. Ekranın panzehiridir okumak bir nevi. Gezdiğiniz zaman zaten ekrandan çok daha kolay uzaklaşmış oluyorsunuz. Okumak da, gezmek de ve kaliteli içerik izlemek de çok değerli.
Hamlet vs Macbeth
Tiyatro tarihinin en harika tiratlarından biridir:
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel,
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter! Demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden.
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.