← Geri Dön

+Literature Queen

Kıdemli Eleştirmen
1,214 KRİTİK PUANI
Edebiyat sever bir küratör.

ÜYE PROFİLİ


Kayıt: 05.05.2026

⭐ Yıldızlı Kritikleri

Beyaz Gemi (Cengiz Aytmatov) vs Koku (Patrick Süskind)
SPOIL :) Jean-Baptiste’ın cinayet işleme motivasyonu, kokuları sonsuza kadar koruma ve şimdiye kadarki en mükemmel parfümü yaratma saplantısından kaynaklanır. Bakire genç kadınları öldürmeye başlar; ancak bunu bedenleri için değil, onların kokularını toplamak için yapar. Dexter gibi Jean-Baptiste de cinsel ilişkiyle ilgilenmez. Kadınları bağımlılığı yüzünden öldürür ve kurbanlarının kokularını toplar. Jean-Baptiste, hayatta artık hiçbir amacı kalmadığı için intihar eder. Amacına ulaşmış, kusursuz bir koku yaratmış ve yaşadığı toplumdaki herkesin hayranlığını kazanmıştır. Ancak bunların hiçbiri ona mutluluk ya da onur vermez; çünkü kendisi hakkındaki gerçeği bilmektedir. İnsanları etkileyen ve onu sevilebilir kılan bu koku aslında ona ait değildir; yalnızca bir maskedir. Sahip olduğu bu olağanüstü güç sayesinde Jean-Baptiste toplum içinde kolayca yaşamını sürdürebilecek durumdadır. İnsanları etkileyebilir, saygı ve sevgi görebilir. Buna rağmen yaşamayı değil, ölmeyi tercih eder. Çünkü elde ettiği başarıların ve gördüğü sevginin gerçek benliğine değil, yarattığı parfüme yönelik olduğunu fark etmiştir. Bu nedenle hayatının anlamını yitirir ve sonunda kendi ölümünü seçer. Kitabı çok efsanedir fakat filmi çok başka. Hayatımda kitaptan daha çok beğendiğim çok nadir filmler olmuştur, film kitaptan kesinlikle daha iyiydi. Kitaptaki Jean-Baptiste ukalayken, filmdeki Jean-Baptiste daha mütevazı bir karakterdir. Hem okuyun hem izleyin, tam bir şahaser. Kitapta da filmde de büyülü gerçekçilik unsurları vardır. Bu konuyla ilgili bir kritik yazmıştım. Oraya bakabilirsiniz :)
Gurur ve Önyargı vs Uğultulu Tepeler
Emily Bronte'nin ilk ve tek romanı olan Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights)'ı bir intikam ve aşk romanıdır. Roman aşk, nefret, kıskançlık, kin duyguları üzerine yazılmıştır. Ayrıntılı bir özet bırakıyorum buraya :) *Lockwood romanın en başında Heatcliff'in esaslı bir adam olduğunu düşünüyor. ilk karşılaşır karşılaşmaz ona kanı kaynıyor hemen. Onun soğukkanlılığı ve insanlardan uzak sürdüğü bir hayata rağmen, hatta onu istediğini bile bile romanın başında ilk chapter sonrası tekrar ziyaret edeceğini söylüyor. Ve tekrar ziyaretlerine gidiyor. Fakat gittiği gün hava çok soğuk. Kapıyı çalıyor fakat kimse açmıyor, Misafirperversizliklerine rağmen eve girmekte ısrarlı olduğu için kapıyı ısrarla çalıyor. Joseph'in sirke suratlı olduğuna, Catherine'in daha sert tavırlı olduğu, çok güzel fakat bir o kadar da soğuk olduğunu söylüyor. Hereton'ın kaba bir delikanlı olduğu izlenimine varıyor. Zillah başta ona yardım ettiği için minnettarken, onu Cathy'nin odasına koyduğu ve o kabusları gördüğü içinse kızgın. Evden gitmek istediğinde şamdanı alınca köpeklerin ona saldırmasıyla Heatcliff ve Hareton'un gülmesine de çok sinirleniyor ve onların kötü kalpli olduğunu düşünüyor. Ve ayrıca daha sonra Bayan Dean'le konuşurken onun biraz kaba biri olduğunu söylüyor. Catherine'in çok iyi göründüğünü fakat mutlu olmadığını söylüyor. *Hindley Heatcliff'i hiç sevmez. Babası ölmeden önce de ondan nefret ediyor ve çok kötü davranıyordu. Babası ölünce çok kötü muameleler yapıyor. Hayvandan farksız davranıyor, Catherine ile konuşmasını yasaklıyor.Heatcliff ilk geldiğinde kir içinde, kapkara ve bir çingeneye benziyordu. Catherine'den büyük, üstü başı yırtık pırtık, ayrıca ilgiyi görünce kullanıyor, şımarıyor. (Chapter 4) *Catherine karakteri ise ev halkını canından bezdiren yaramaz, inatçı ve vahşi bir çocuktu, ta ki Heatcliff ile Linton'ların evine gidip ve orda bir köpek tarafından ısırılana kadar. Bundan sonra iki karaktere sahip olmuştu. Biri vahşi, yabani, kaba ve zıpır olan gerçek karakteri, diğeri ise yeni arkadaşlarıyla beraberken takındığı sakin, hanımefendi, kibar maskeydi. Heathcliff'le zaman geçirmeyi öncesinde severken, yeni arkadaşlarıyla tanıştıktan sonra onu boşlamıştı. Onu aşağılamaya başlamış, Linton'la arasında karşılaştırmalar yapıyordu. Heatcliff'in gidişinden sonra daha küstah ve çekilmez biri haline geldi. Edgar Linton'la evlendikten sonra da şaşırtıcı bir şekilde değişti. Davranışları değişip düzeldi. Linton'lardan ilk gelişinde, tam bir hanımefendi gibiydi. Normalde gayet vahşi, zıpır, telaşlı ve yabani gibiydi. iki karaktere sahip biri olup çıkmıştı. Normalde kaba biri olmasına rağmen Lintonların yanında gayet kibar davranıyordu. Hatta kabalık etmeye utanıyordu. Heatcliff ise onun bu değişiminden hiç hoşlanmamış, Catherine onu gördüğünde boynuna sarılıp öptüğü zaman ve Hindley ona tokalaşması için verdiğinde tokalaşmak istemedi. Alaya alındığını düşündü. *Cathrine neden Heatcliff değil de Edgar'ı tercih etmesi gerektiğini Nelly Dean'le konuşan Catherine ikisini nasıl sevdiğini ve farklılıkları söylüyor. Heatcliff'e gerçekten aşık, fakat onunla evlenirse alçalacağını düşünüyor. Ve onu yakışıklığı için değil kendisinden çok ona bezediği için sevdiğini söylüyor, hatta ruhlarının hamurunun aynı olduğunu söylüyor. Edgar'ın ise sadece sosyal statüsüne, kibarlığına ve zenginliğine aşık. Duygularından çok sosyal statüye olan aşkı baskın çıkıyor. *Kötü şartlarda uğultulu tepeleri terk eden Heatcliff tam bir centilmen ayrıca çok zengin biri olarak geri dönüyor. Daha uzun boylu, sağlam görünüşlü biri olarak dönmüştü. Eski günlerin çaresizliğinden, ezikliğinden ve kabalığından hiçbir belirti kalmamış. Davranışlarında bir ağırbaşlılık vardı. Catherine Dean'le konuşurken Heatcliff onları duymuş, Caty'nin onunla evlenirse alçalanacağını söylemediğini durup gidiyor. Hem ondan hem de Edgar'dan intikam almak için geri dönüyor. Tamamen intikam duygusuyla ve arzusuyla motive olmuş bir karakter olarak geri dönmüştü ve bunun içinde elinden gelen her şeyi yapıyor. *Catherine Isabell'in Heatcliff'le evlenmek istemesine çok sert tepki gösteriyor, çünkü Heatcliff'in gerçek anlamda Isabell'i sevmediğini biliyor, onu kullanmak istediğinin farkında. Ona delilik yaptığını anlatmaya çalışıyor, hatta Nelly'e yardım etmesini söylüyor. Ondan Heactcliff'in nasıl biri olduğunu anlatmasını istiyor. Heatcliff'in kültürsüz bir yabani olduğunu, kupkuru bir kıra benzediğini anlatmasını istiyor. Ve sonra da ona birçok tavsiye de bulunuyor. Onun linton soyisimli kimseye sevemeyeceğini, yırtıcı, insafsız ve kurt gibi bir adam olduğunu söylüyor. Onunla parası için evlenmek istediğini söylüyor. Onun tuzağına düşmemesi için uyarıyor. *Heatcliff'in Isabelle kaçma sebebi kesinlikle intikam almak istemesidir. Onu hiç sevmiyor. Edgar Catherine'le evlendiği için o da Isabell'i seviyor gibi davranıp onu kaçırıyor. Uğultulu tepelere geldiklerinde ise Isabella onun gerçek yüzünü 24 saat bile geçmeden anlıyor. Şeytanın ta kendisi olduğunu söylüyor. Çok kötü biri olduğunun, onunla onu sevdiği için evlenmediğini farkına varıyor. Evlendiklerinden hemen sonra ona karşı davranışları kötü ve aşağılayıcı oluyor. Isabella onun kurbanı olduğunu fark ediyor ve ondan bütün benliğiyle nefret ediyor. *Edgar Linton karısına (Catherine) nerdeyse taptığı, kendisinden çok en çok sevdiği varlık olduğu için inanılmaz derecede üzülüyor. Ağlamıyor, dua etmiyor fakat küfrediyor, meydan okuyor, Allah'a ve herkese lanetler yağdırıyordu. inanılmaz bir öfkeye sahip olmuştu. Heathcliff onun üzülmesine seviniyor, ama Catherine tepki vermiyor *Catherine'nin ölmesine inanılmaz derece de üzülüyor Heatcliff. Çok dayanıklı bir adam olmasına rağmen Cathy'nin ölümü onu yıktı. Bütün vücudu titredi. Buna rağmen yine de intikam duygusunu kaybetmedi. Hala intikam almak peşindeydi. inşallah işkence içinde uyanır diye lanet okudu. O yaşadıkça rahat yüzü görmemesini diliyor. Ve asla peşinin bırakmamasını her zaman yanında olmasını istiyor. *Isabella'nın eline ise Heatcliff'i üzme fırsatı geçtiği için çok mutlu. Çünkü ondan nefret ediyor ve Catherine'in ölmesine üzülmesine rağmen bunu Heatcliff'e karşı kullanıyor. Onunla dargın ayrıldığı için üzgün fakat Heathcliff'in de acısını paylaşmayacağını söylüyor. Heatcliff'i bir gece eve geldiğinde kapıyı ona açmıyorlar ve o sırada Isabella onunla dalga geçiyor. Senin aşkın da kar fırtınasına dayanamayacak kadar zayıfmış, ben senin yerinde olsam onun mezarına gider boylu boyunca yatar orada sadık köpeği gibi ölürdüm ve catherine senin yaşamının tek neşesiydi onu kaybettikten sonra yaşamayı nasıl düşündüğüne şaşıyorum diyerek onunla alay ediyor. Daha sonrasında Hindley'e Heatcliff'le kavga ettikten sonra Isabella Heatcliff'in duyabileceği bir sesle bir tanenizi öldürmüş olması yeter diyor. Sürekli onu hatırlatarak Heatcliff'le dalga geçiyor. *Heatcliff'in oğlu Linton fiziksel olarak Heatcliff'e hiç benzemiyor. Hasta ve neşesiz bir çocuk. Küçük Cathy ona bebekmiş gibi davrandığında hoşuna gidiyor. Babasına göre çok nazik, zayıf, çelimsiz, mızmız ve hasta bir çocuk. Heatcliff onun umduğundan daha beter çıktığını söylüyor. Ona sen tam annenin oğlusun, sen de benim payım hiç yok mu, yaygaracı piç diyor. *Heatcliff hala intikam peşinde. Şimdiye kadar elde ettiklerinden yetinmeyerek, Liton'un Cathy'le evlenmesini planlıyor. Linton'la beraber Cathy'nin mirasa konmasını ve daha sonra o mirasında tamamen kendinse geçmesini planlıyordu.
Esaretin Bedeli vs Yeşil Yol
Bu iki filmi de defalarca izledim ve yeniden yeniden yine izlerim fakat sanırım Yeşil Yol filmini biraz daha fazla seviyorum. Esaretin Bedeli ile başlayalım: Andy adlı karakterin yaşadığı haksızlık üzerine bir filmdir. Film IMDB ilk 250’de yıllardır birinciliğini koruyor. Filmi bu kadar zamansız kılan kesinlikle Morgan Freeman’ın efsane oyunculuğunun katkısı büyük. Bu filmde beni en çok etkileyen karakterden birisi de Brooks Hatlen adlı karakter olmuştur. Dışarıdaki yaşama uyum sağlayamaz ve yaşamına son verir. Değişim hepimizin zaman zaman çok istediği bir durumdur fakat her zaman iyi sonuçlanmaz durumunu bizlere çok iyi anlatır. Yeşil Yol Stephen King’in romanına dayanan bir filmdir. Gerçek hayat hikayesi benzerliği de vardır. Temiz ve suçsuz bir adamın idamını anlatır. Hapishanede kurduğu dostluk, o ölürken gözyaşlarını tutamayan gardiyanlar. Dünyada çok fazla haksızlık var ve maalesef önüne geçemiyoruz. Bir gün belki daha iyi bir yer haline gelir ve bu tarz kötülükler artık filmlerde bile yok diye konuşuruz. Kim bilir!
Kapitalizm vs Sosyalizm
Sosyalizme olan inancını kaybedince George Orwell Hayvan Çiftliği adlı novellasını yazar. Bu roman eşitlik arayışı ile yola çıkan hayvanların aslında insan yönetimi altındayken olan durumlarından daha beter bir durumla karşı karşıya gelirler. İnsanlardan kurtulan hayvanlar ilkelere tüm benlikleri ile inanırlar ve sorgulamadan takip ederler; Eski Major’un ölümünden sonra emirler onlar için kutsal hâle gelir. Ancak sistemde zamanla birçok değişiklik meydana gelir. Zaman geçtikçe domuzlar, bunun kendi hakları olduğuna inanarak hayvanları kendi çıkarları için çalıştırmaya başlarlar. Eşitlik yok olur ve hayvanlar için kölelik ortaya çıkar. Domuzlar yönetimi ele geçirir. Snowball ve Napoleon'nun aralarındaki mücadele Leon ve Stalin arasındaki mücadeleye benzetir. Snowball hayvanları eğitmek ister fakat Napoleon bu fikirden rahatsız olur. Eğitim devlet için bir tehdittir. Napoleon hayvanların bilinçlenmesini istemez, onları sürü gibi yönetmek ister. Ayrıca onlar üzerindeki kontrolü kaybedeceğinden, Snowball un ondan daha saygın bir konuma geleceğinden korktuğundan Snowball u çiftlikten sürer ve hayvanlara onun bir suçlu ve hain olduğunu düşüncesini aşılar. Bunun yanı sıra, kendi çıkarlarına hizmet etmesi için emirleri sık sık değiştirirler. Örneğin, “Bütün hayvanlar eşittir” cümlesi zamanla “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir” haline gelir. Koyunlar, sorgulamadan körü körüne takip eden insanları temsil eder. Bu yüzden domuzlar kuralları değiştirdiklerinde koyunlara her zaman yeni bir slogan öğretirler. Jessy (köpek), çiftlikte değişimlerin farkına varabilen tek hayvandır. O, fikirlerini her zaman arkadaşlarıyla paylaşır. Ancak medyayı temsil eden Squealer, hayvanların aklına gelen soruları açıklamaya çalışır ve onları ikna etmeyi her zaman başarır. Eğer mantıklı açıklamalarla ikna edemezse, korku ve tehdit kullanır. Hayvanlar, Jones’un geri dönmesinden daha kötü olmayacağını düşünürler; hatta domuzların yönetimi altındaki yaşamı bile buna tercih ederler. Açıklamalardan rahatsız olsalar bile ikna edilmiş gibi görünürler. Çünkü inanmak isterler ve kendilerini buna inandırırlar. Bu noktada zihin kontrolü açıkça görülebilir. Örneğin domuzların süt içip elma yemesi diğer hayvanların bunu sorgulamasına neden olur; ancak açıklama hazırdır: “Biz beyin işçileriyiz ve bu yüzden ayrıcalıklara ihtiyacımız var.” Bu da tipik bir kapitalist düşünceyi yansıtır: “Bunu sizin için yapıyoruz.” Boxer karakteri en körü körüne inanan karakterdir. If Napoleon says, it must be right - diye motive eder. Bu davranışıyla hem kendisine hem de arkadaşlarına zarar verir. Gücünün son damlasına kadar bıkmadan usanmadan çalışır fakat elden ayaktan düşünce de sonu kasabı boylamak olur. O giderken diğer hayvanlara Boxer'ın hastaneye gittiği yalanı söylenir. Kitabın sonunda ise domuzlar insanlarla birlikte parti verirler. Hayvanlar sonunda gerçeği anlar, domuzların onları güçlenmek için kendi çıkarları uğruna çalıştırdıklarını fark ederler. Sonuç olarak canla başla inandıkları devrim hayvanları insanların döneminde yaşadıklarından daha beter bir duruma düşür. insanlar gibi içki içen domuzlar, insanlar gibi giyinirler. Onlar gibi iki ayakları üstünde yürüyüp, hayvanları insanların sömürdüğü gibi sömürürler. Kısacası domuzlarda insana dönüşürler ve eleştirdikleri insanlardan beter bir politika izlerler. Dışarıdaki yaratıklar domuzdan insana, insandan tekrar domuza baktılar; ancak artık hangisinin hangisi olduğunu söylemek imkânsızdı.” Sonuç olarak Kapitalizm de kötü Sosyalizm de fakat Sosyalizm sanırım üç beş gömlek daha kötü.
Breaking bad vs Game of thrones
SPOIL Breaking Bad baştan sona 2 kere izlediğim bir kez daha seve seve izleyeceğim bi dizi. Game of Thrones için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tüm dizi boyunca "Winter is coming" cümlesini duymaktan fazlasıyla gına gelmiş. Hayranların çoğu sonunu beğenmemiş bense bayılmıştım. Neden mi? Aslında 5. sezon sonu (yanlış hatırlamıyorsam) ölmüş olan Jon Snow hayranların şiddetli itirazları sonucu geri döndü diziye. Hatta bu yüzden kitapların yazarı pek hoşlanmadı durumdan diye biliyorum. Sonunda Jon Snow bir hiç olarak yaşamına devam etti. Hayranlara buyrun alın size Jon Snow cevabını çok iyi verdiler. Bu yüzden ben dizi sonunu sevdim fakat yeniden izler miyim hiç bilmiyorum. Breaking Bad Walter White tam bir Jekyll karakteridir aslında. İşinde gücünde olan bir öğretmen. Kanser hastası olduğunu öğrenmesi sonucu ailesini arkasında çaresiz bırakmak istemediği için başlar her şeye. Fakat zamanla yaptığı şeyi çok sever. Hatta Skyler'a sonunda itiraf da eder: "Kendim için yaptım." diye ve bir Hyde karakteri misali hayatına veda eder. Baştan sona çok etkileyici bir dizi. Dediğim gibi 2 kere izledim, bir kez daha izlerim :)
+ TÜMÜNÜ GÖR

Ziyaretçi Defteri

&Kirky 20.05.2026 21:19
Döktürmekle meşgul 😎
+Cimbomino 13.05.2026 19:52
I am so lucky to have you,dear. I will always be there for you to make you happy because l love u so much. 🥰
KAPAT