← Geri Dön

+Cimbomino

Yılmaz Kritik
7,246 KRİTİK PUANI
🔥 TRENDİST x17
Takip Takipçi
Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.

ÜYE PROFİLİ


Kayıt: 05.05.2026

⭐ Yıldızlı Kritikleri

90'lar vs 2000'ler
90lardaki sinema ve filmleri, müzikleri, çizgi filmlerini, arkadaşlarımla sokakta oynadığımız oyunları, bilgisayar oyunlarını, kaliteli yarışma programlarını ve insanların daha samimi duygularını çok arıyorum. 2000lerde cep telefonunun ve internetin hayatımıza girmesiyle- ki mükemmel buluşlar- insan ilişkilerinin o sıcaklığını yitirdiğini düşünüyorum. Çok hızlı tüketir olduk her şeyi ama en kötüsü de duygularımızı. Her şeye artık çok kolay erişir olduk ki yemeğimiz bile ayağımıza geliyor ve bu bizi daha çok tembelleştiriyor. Ben hala saatlerce pişen o anne yemeklerini yiyorum. Yemek geciktikçe daha çok acıkıyor ve eve sinen kokusuyla onu daha iştahla yiyorum. Sevdiğimiz bir film ve şarkı sadece bir tık uzağımızda. 90larda tv.de görünce çok sevinir ve heyecanlanırdım. Şimdi çok kolay erişince heyecanı kaçıyor sanırım. Evet, nostaljiyi çok seviyorum belki de şu anki teknolojiye o yüzden çok alışamıyorum. Faydaları elbette ki çok ama bizden alıp götürdüklerinde yok yok.
Sinema 🎬 vs Tiyatro 🎭
Tiyatro oyunu deyince aklıma W.Shakespeare'den başkası gelmiyor açıkçası, onu tek geçiyorum. Tüm oyunları ayrı bir şahane. Ama Hamlet, Macbeth ve Othello'yu farklı bir yere koyuyorum. Sinema ve tiyatro karşılaştırmasında kesinlikle tiyatroyu tercih ederim. Oyuncuların canlı performansı, en etkileyici film sahnesinden bile beni daha çok cezbeder.

Sinema deyince yönetmenlerden başlarsam beyin yakan filmleri sevdiğim için David Lynch'in ve Christopher Nolan'ın her filmi diyebilirim. Tim Burton'ın da karanlık ve gothic tarzına bayılıyorum.
Oyunculara gelirsek Johnny Depp ve Leonardo Di Caprio'nun izlemediğim filmi yok. Sadece dış görüntüleri için değil, oyunculukları beni her seferinde şaşırtmaya devam ettiği için. Leonardo, Oscar'ı kucaklamayı zor da olsa başardı. Hatta bunun için kampanya bile düzenlendi diye hatırlıyorum. Bir kampanya da kesinlikle Johnny için düzenlenmeli. O kadar rolden role girdi ki Oscar'ı çoktan almalıydı bence.
Oh Be! Dünya Varmış vs Öyle Bir Dünya Yok
Bazen o kadar kötü haberler duyuyoruz ki içimiz parçalanıyor. Özellikle dünya genelinde yaşanan savaşlarda ölen ya da yaralanan çocukları görünce tarifsiz acılar hissediyorum. O zaman bu savaşları başlatanlardan daha çok nefret ediyorum. Onların bir an bile nefes almasını istemiyorum. Başkalarının yaşam hakkını elinden almaya çalışanlar umarım tez zamanda kendileri de aynı durumla karşı karşıya kalırlar diyeceğim ama öyle bir dünya yok.

Herkesin huzurla yaşaması da mümkün değil. Çünkü çevremizde o kadar çok hırslı, entrikacı ve kıskanç insan var ki bir şekilde hayatı bu huylarıyla hem kendilerine hem de çevrelerindekilere zehir etmeyi başarıyor. Ne var sanki kavgasız gürültüsüz, dertsiz tasasız yaşamaya çalışsak. Ama olmaz, bazı insanlar resmen kaostan besleniyor. Kendi iç çatışmalarını ve huzursuzluklarını dışarı atıp başkalarını da germek zorunda. Tamamen huzurla dolu öyle bir dünya yok.

Hastalıklar keşke hiç olmasa. Kimse bir gıdım şifa için hastane kapılarında sürünmese. Saatlerce doktorun ağzından ne çıkacak diye beklemese. Kimse hastalıktan çırpına çırpına ölmese. Herkes huzurla ve mutlulukla bu dünyadan göç etse. Ama öyle bir dünya yok.

Hayallerim o kadar çok sularda boğuldu ki artık hayal kurmaya bile korkuyorum onlar da boğulur diye. Gerek yok boğulmaya ve ümit etmeye. Beklentiler ve hayaller çok yoruyor. Bıraktım artık oluruna. Ne gelecekse hayırla gelsin, hayırsızı hiç gelmesin. Hayallerim hayal olarak kaldığı için onların gerçekleşeceği bir dünya da yok. Varsın olmasın. Bazı hayaller gerçekleşmese de gerçeklerden daha güzel bir şekilde hafızada canlı olarak kalır ve insan yaşadıkça onlar da var olmaya devam eder. O zaman anlar ki insan bazı hayaller hayal olarak kaldıkça daha da güzelleşir.

Karnım doyuyor, çok şükür aç değilim. Çok şükür çoğu zaman yüzüm de gülüyor. Bir şekilde insan gülecek bir şey buluyor. Zaten buna ihtiyaç da duyuyor. Elim ayağım tutuyor, sağlığım da maşallah yerinde. Bu, en büyük hazine. Hayattan çoğu zaman keyif de alıyorum. Hayat her şeye rağmen yaşanmaya değiyor. Tüm olumsuzluklara rağmen rahatça nefes alabiliyorum ya oh be! Dünya varmış.
Kaitiakitanga vs Yakamoz
İlk kez Yunanlılardan bir şey çalmışız :P Aura kelimesi dilimize pelesenk olmuş adeta. Aura bizimdir bizim kalacak :P Şaka bir yana hem telaffuzu hem de anlamı bakımından çok sevdiğim bir kelime. Komşuyu öldür hakkını yeme demek istiyorum.
Listede 1.olan Kaitiakitanga kelimesini çok beğendim. Söylemeye ilk çalıştığımda zorlandım ama sonra sonra söylemek hoşuma gitti. Anlamı ayrı güzel. Çevre bilincini oluşturmaya yönelik harika bir kelime. Toplumsal ve güncel bir sorunu dile getirdiği için 1.olmasına şaşırmadım.
Yakamoz kelimesini çok severdim, şimdi daha da çok seviyorum. Cidden çok özgün bir anlamı var. Geceleri gündüzlerden daha çok seven biri olarak yakamozun gecemize ışıldaması tarifsiz ve eşsiz. Bu listede yer alıp dereceye girmesine hiç şaşırmadım. Bu kelimeye sahip bir dilimiz olduğu için gurur duydum.
Bir Teselli Ver vs Teselliye Gerek Yok
Hayatta üzüldüğümüz çok şey var ama bu üzüntülerin ne kadarını sevdiklerimizle paylaşıyoruz? Bazı insanlar o kadar çok içinde yaşar ki acılarını fark etmeyiz bile hayatında neler olduğunu. Kendi kabuğuna çekilir ve belki de yastıklara sarılıp ağlar kendi başına. Ertesi gün de gelir ve sanki hiç üzülmemiş gibi hayatına devam eder kaldığı yerden. Bazı insanlar da mutlaka biriyle ya da birileriyle paylaşmak ister yaşadıklarını. İçinden atıp rahatlamak ister zehrini. Ben içimde yaşamayı daha çok tercih ediyorum galiba. Kimseyi üzmemek ve kendi acılarımla sıkmamak istiyorum sanırım. Sarılıp ağladığım sayılı insan vardır hayatımda. Diğer insanlar pek bilmez neler yaşadığımı. Anca hayati ya da önlenmesi gereken bir durum varsa paylaşırım çoğu zaman. Oradaki düşüncem de neden böyle önemli bir konuyu bana anlatmadın diye fırça yememek için. Çünkü cidden anlatmaya bile mecalim olmuyor çoğu zaman. Bazıları da ne kadar mutlu hayatın var, bak ben neler yaşıyorum deyince başlıyorum anlatmaya. O zaman karşı taraf anlıyor hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını. Teselli hiçbir zaman istemedim kimseden, zaten hiçbir teselli gerçeği değiştirmeye yetmiyor. Sadece yazıyorum bu aralar hem de çok. Nasılsa kimse okumayacak ve ben sadece yazıp rahatlamış olacağım. Ben de bu yolla akıtmış olacağım zehrimi. Bence en güzeli bu, kimse bilmeden ve görmeden...
+ TÜMÜNÜ GÖR

📝 Yazdığı Kritikler (Son 5)

Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) vs Zindan Adası (Shutter lsland)
04.09.26
İkisi de benim için çok değerli filmler. Psikolojiye ve beyin yakan filmlere ilgi duyduğum için bence bunlar tam bir başyapıt. İki filmde de ağır hastaları ve hastane ortamını bol bol görüyoruz. O yüzden filmler herkese hitap etmese de pek çok seyircinin kalbini kazanmıştır.
Bundan sonrası en ağırından Spoiler!

Akıl Oyunları: Film, Nobel Ödüllü Matematikçi John Nash'in hayat hikayesini anlatıyor. Her ne kadar filmin kendisini tam olarak anlatmadığını söylese de filmdeki pek çok olayın gerçekleşmesi çok muhtemel. Konuya gelirsek John'un üniversite yıllarından başlayarak pek çok sanrıyı gerçek sandığına şahit oluyoruz çünkü biz de gerçek zannediyoruz. Filmin sonunda hepsinin John'un zihninde oluşan görüntüler olduğunu anlayınca film çok başka bir yere gidiyor. Mesela oda arkadaşının gerçek olmamasına çok şaşırmıştım. Ama Rus ajanlarının peşine düşmesi olayı tipik bir şizofreni belirtisi. Çünkü bu hastalar kendilerini çok önemli insanlar zanneder. Kolundaki çip olayı ise çok etkileyiciydi. Kendisinin ajan olduğunu kanıtlamak için sözde kolundaki çipi çıkarırken koluna zarar vermesi hastalığın tavan yapması demek. Hasta kendisine ve çevresine zarar vermeye başlarsa daha ağır tedavilere başlanır tıpkı John'a şok tedavisi uygulandığı gibi. John bu hastalığından hiç kurtulamasa da yaşlandığında mantık yoluyla hastalığını kabul eder ve onunla baş etmeyi öğrenir. Zihninde oluşturduğu insanların hiç yaşlanmadığını, büyümediğini ve hep aynı şekilde karşısına çıktığını anlayınca durumu idrak eder. Üniversitede hocayken öğrencilerine: "Bu konuştuğum kişiyi siz de görüyor musunuz? Bu gerçek bir kişi mi?" şeklindeki soruları hastalığını çözmüş olduğunun ispatı. Pek çok şizofreni, hastalığının farkına varıp da onu kabul edemezken John Nash bunu başararak onunla yaşamayı öğrenmiştir.

Zindan Adası: O kadar derin ve gizemli bir film ki nereden başlayacağımı bilemiyorum. Film, Teddy Daniels ve Chuck Aule isimli iki detektifin kaçak ve çok tehlikeli bir hastanın yakalanması göreviyle başlar. Bunun için Zindan Adası denilen bir akıl hastanesine giderler. Daha sonraları anlarız ki aslında bu hastanın kendisi Teddy'den başkası değildir. Hastanedeki doktorlar, sürekli gerçeği inkar eden Teddy'nin kafasında kurduğu senaryoyu kullanarak onu gerçekliğine döndürmek isterler. Yani iyileşip gerçeği kabul etmesini. Böylece hiç iyileşmeyecek olan hastalara uyguladıkları "Lobotomi" yöntemini onun üstünde uygulamak zorunda kalmayacaklardır. Bu yöntem hastanın beynindeki hafıza bölümünün çıkarılıp her şeyi tamamen unutmasını sağlayarak onu tamamen etkisiz kılmaya dayalıdır. Teddy'e son bir şans daha verilir ve iyileşmesi beklenir. Teddy en sonunda başından geçen gerçekliği daha önce de olduğu gibi yine kabul eder. Teddy'nin en başından beri inkar etmeye çalıştığı gerçek ise karısının şizofreni hastası olmasıdır. Bu hastalığın ne kadar tehlikeli olabileceğini öngörememiş olmasıdır. Karısını bir gün evde ıslak bir halde bulur ve kendi öz 3 çocuklarını suda boğarak öldürdüğüne şahit olur. Bu travmaya dayanamayan Teddy karısını silahıyla öldürür. Suya karşı çok hassas olmaya başlayan Teddy, bu durumu sanki evinde yangın çıkmış da ailesi yanarak ölmüş gibi anlatarak çarpıtır. Bu gerçeği zar zor kabul ettiğini gören doktorlar tam Teddy'nin iyileştiğini düşünürlerken Teddy'den beklenmeyen bir tepki gelir:" Onları iyi kandırdık değil mi Chuck?" Aslında Teddy'nin doktoru olan detektif görünümlü Chuck, Teddy'nin iyileşmediğini anlar ve Teddy hafızasının alınacağı "Lobotomi" tedavisi için hastaneye doğru ilerler. Teddy aslında her şeyi kabul etti yani iyileşti ama sürekli bu olayı hatırlayıp kendini suçlamaktansa tamamen unutmayı tercih etti. Bu yönüyle bu film "Memento" filmine inanılmaz benziyor. Leonard da gerçeğinden kaçan ve karısını istemeden öldürdüğüne inanamayan bir kişiydi. Teddy de Leonard gibi her şeyi unutmayı seçti.
Ata Demirer vs Cem Yılmaz
03.09.26
[🎥 Video]
Frank Çizgisi tek başına belirleyici bir faktör olmasa da bazı belirtiler hissediyorsanız kardiyolojiye görünmekte fayda var.
Erken gidip beklemek vs Son dakika yetişmek
02.09.26
Geç kalıp insanları bekletmeyi hiç sevmiyorum. Elimden geldiğince tam vaktinde orada olmaya çalışırım. Gecikecek gibiysem de önceden haber veririm. Geç kalanlar bilmez ne kadar çok beklenildiğini veya özlendiğini. Ben ise bu duygulara çok alışkınım -hele ki çok sevdiğim insanlar olunca- çünkü genelde bekleyen taraftayım. Çok beklediysem de söylemem, ben de şimdi geldim derim. Beklediğim kişi/kişiler yeter ki gelsin, ben beklerim..
Eddie Murphy vs Jim Carrey
02.09.26
[🎥 Video]
Carrey'e delirdi diyorlar ama belki akıllanmıştır.
Soğuk Su İçtikten Sonra Dişlerin Sızlaması 🥶 vs Sıcak İçecekten Sonra Dilin Yanması 🥵
01.09.26
Bir keresinde patates pişmiş mi diye onu ağzıma atarken boyutu büyük olduğu için üflesem de kâr etmedi ve damağımı çok fena yaktı, hiç unutamıyorum. Acısı hala damağımda kaldı :) bu olaydan sonra büyük taneli sebzeleri 2-3 dk.beklettikten sonra yiyorum ya da çatalla pişip pişmediğini kontrol ediyorum. Yoğurdu bile üflüyorum anlayacağınız yeter ki bir daha damak acısı yaşamayayım. Çok kötüydü.
+ TÜMÜNÜ GÖR

Ziyaretçi Defteri

+Literature Queen 17.05.2026 22:34
She is one of the best friends I've ever had! You rock sweetheart! I am so happy to have you :)
✍️ Profil Sahibinin Yanıtı
❤️😘