Bence Titanik faciasında bir "Amerikan Rüyası" söz konusu. Gerçekte de filmde de Titanik, İngiltere'den Amerika'ya gidiyor. İnsanlar ne hayal ve umutlarla o gemiye bindiler kim bilir. Gerçekte, gemide sadece zengin yolcuların var olduğu biliniyor. Bu insanların Amerikan rüyası hüsranla sonuçlanıyor. Filmde, geminin kaptanı Edward John Smith, böyle görkemli bir geminin kaptanı olduğu için kendisiyle gurur duyarken bi de Titanik'in hızını göstermek için insanları şaşırtarak bir gün öncesinden Amerika'ya varmak istiyor ama o da hayaline kavuşamıyor. Geminin mimarı Thomas Andrews, çok sağlam bir gemi yaptığını düşünürken pervanelerin gemiye göre küçük kaldığını hesaplayamıyor. Onun en büyük hayalkırıklığı yine Titanik oluyor. "Tanrı bile bu gemiyi batıramaz ." diyenlerin yaşadığı şoku söylemeye bile gerek yok. Kısacası gemideki herkesin hayali buzdağına çarpıp derin sulara gömülüyor. Kurtulanlar kurtulduklarına ne kadar sevinebildiler orası da meçhul.
Filmdeki Jack ise hem Amerika'nın cazibesine hem de Rose'un güzelliğine kapılmış bir karakter. Amerika'ya yeteneğini gösterebilme şansını yakalama ve daha iyi bir hayat yaşama hayaliyle gitmek istiyor. Kumardan kazandığı o biletin şans getireceğine ve hayatını olumlu yönde değiştireceğine inanıyor. Sorularda bahsi geçtiği gibi hayalperest ve hayat dolu olan Jack, bu fırsatları kaçırmamak için kalkmak üzere olan Titanik'e koşarak yetişiyor. Titanik'te çocuklar gibi özgür ve mutlu olan Jack, bir de üstüne güzeller güzeli Rose'u görüp beyninden vurulmuşa dönüyor. Ama onun için Rose da bir hayalden ibaret. Ona ulaşmak neredeyse imkansız derken Rose'u intihar etmek isterken kurtarıyor ve onunla tanışma fırsatını yakalıyor. Kısa süre de olsa Jack'in "Amerikan Rüyası" gerçek oluyor ve bu rüyaya kendini iyiden iyiye kaptırıyor. Hem Amerika'ya varmasına az kalıyor hem de ulaşılmaz olan Rose'una ulaşıyor. Her şeyin yolunda gittiğini düşünen Jack, geminin batacağını öğrenince tüm hayalleri yıkılıyor. Yine de her şeyin bitmemesi için büyük bir mücadele veriyor ama sonunda Titanik gibi hayalleri de kendisi de acı bir şekilde okyanusun dibini boyluyor. Bundan dolayı Jack, Rose'a göre çok daha etkileyici ve iz bırakan bir karakter olarak hafızalarda yaşıyor.
Yıllarca Rose ve Jack adlı 2 karakterin gerçek olduğunu sanarken aslında ikisinin de kurgusal karakter olduğu gerçeği ile başlayalım. Ben bunu öğrendiğim an gerçek bi şok anı yaşadım diyebilirim. Gloria Stuart (Rose karakterinin yaşlı hali) aslında o da bir oyuncu.
Jack rolü ilk önce rolü Johnny Depp'e teklif etti ancak Depp reddetti.
-Kate Winslet'tan önce rol için düşünülen aktrisler arasında Jennifer Aniston, Cameron Diaz, Nicole Kidman ve Madonna yer alıyordu. Kate Winslet ise rolü almak için ısrarcı olmuş, Leonardo DiCaprio'yu ikna etmek için Cannes Film Festivali'ne kadar peşinden gitmiştir.
-Gemiden sağ kurtulan ve korkaklığı ile eleştirilen şirket yöneticisini canlandıran Jonathan Hyde, geminin batışını izlerken büründüğü suçluluk psikolojisini bizzat gerçek karakterin torunuyla konuşarak tasarlamış.
-1995 yılında James Cameron, batığı kendi gözleriyle görmek için 12 dalış yapmış.
-Filmde gemi batarken çalmaya devam eden müzisyenler gerçekte de insanları sakinleştirmek için gemi batana kadar çalmışlardır.
-Rose karakterinin gemi battıktan sonra üzerine çıktığı tahta platform gerçek Titanik gemisinden geriye kalan orijinal bir parçadır.
-Gerçek geminin batışı 2 saat 40 dk sürmüştür. Ayırca 1500'ün üzerinde hayatını kaybeden olmasına rağmen sadece 333 kişinin cesedine ulaşılmıştır. Titanik'in yolcuları tarafından taşınan nakit, tahvil ve mücevher fiyatlarının tahmini değeri 6,000,000 ABD Doları idi.
-Titanik'teki insanların% 53'ü can filikalarını kullanabilirdi. Sadece% 31'i kullandı. Bu aynen filmde de gösterilmişti. Filikalar nedense kapasitesinin altında doldurulmuş.
1. Gemi batarken kamaradaki yataklarında birbirlerine sarılmış yaşlı ve evli bir çift görürüz. Onun gerçekte yaşandığı bilgisi mevcut. Hatta filmde Rose filikaya Jack olmadan binmeyi reddetmiştir. Bu sahne de yaşlı çiftimize ait. Kadıncağız kocasıyla ölmeyi tercih etmiş.
2. Filmde Jack'in soyadı Dawson'dır. Gerçekte ise gemideki mürettebatta J.Dawson diye bir kişi vardır ama onun adı Joseph'dir. Gemide hayatını kaybedince mezar taşına "J.Dawson 15 Nisan 1912'de öldü" yazısı yazılmıştır. Bu mezara filmden sonra ilgi çok artmıştır. Filmdeki Jack'in mezarı yoktur ama Joseph'in mezarına Jack karakterinden dolayı ilgi büyüktür.
3. Geminin mimarı Thomas Andrews ve kaptanı Edward John Smith, gerçek hayatta ve filmde aynı isme ve mesleğe sahip kişilerdir. İkisi de hem gerçekte hem de filmde Titanik'in batması sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir.
4. Filmde Titanik battıktan sonra Jack ve Rose'un sudan korunmak için üstünde durmaya çalıştıkları kapı, gerçekte Titanik'in enkazında bulunan yani Titanik'e ait bir kapıymış. Normal şartlarda bu kapı, Jack ve Rose'u aynı anda taşıyabilecek kapasiteye sahipmiş ama film gereği ikisini taşıyamayacak bir görüntü verilmiş.
5. Filmde bahsi geçen "Okyanus'un Kalbi" gerçekte var olan bir kolyedir. Kolyenin ilk sahibi, Fransız Kraliçesi Marie Antoinette'nin eşi Kral 16.Louis'dir. Değerli kolye, Fransız Devrimi sırasında, Kral idam edildikten sonra bir çelik kralı tarafından satın alınmıştır.
+Cimbomino :
debramorgan ahahaha 😂 o da doğru, bi de biraz Jack biraz Rose kapıda durabilirdi. Hem hareket ederlerdi hem de az da olsa ikisi de sudan korunurlardı. Rose, Jack'in bahsettiği her şeyi yaptı. Hayatını yaşadı. Olan garibim Jack'e oldu. Öldüğüyle kaldı.
Jack'in Rose'dan daha hayat dolu olmasına ve Rose'un depresif olmasına rağmen Jack'in ölüp Rose'un hayatını doyasıya yaşaması yönetmen James Cameron'ın adalet duygusunu sorgulamamıza sebep oluyor. Bu mu adaletin Cameron???
Filmdeki Jack ise hem Amerika'nın cazibesine hem de Rose'un güzelliğine kapılmış bir karakter. Amerika'ya yeteneğini gösterebilme şansını yakalama ve daha iyi bir hayat yaşama hayaliyle gitmek istiyor. Kumardan kazandığı o biletin şans getireceğine ve hayatını olumlu yönde değiştireceğine inanıyor. Sorularda bahsi geçtiği gibi hayalperest ve hayat dolu olan Jack, bu fırsatları kaçırmamak için kalkmak üzere olan Titanik'e koşarak yetişiyor. Titanik'te çocuklar gibi özgür ve mutlu olan Jack, bir de üstüne güzeller güzeli Rose'u görüp beyninden vurulmuşa dönüyor. Ama onun için Rose da bir hayalden ibaret. Ona ulaşmak neredeyse imkansız derken Rose'u intihar etmek isterken kurtarıyor ve onunla tanışma fırsatını yakalıyor. Kısa süre de olsa Jack'in "Amerikan Rüyası" gerçek oluyor ve bu rüyaya kendini iyiden iyiye kaptırıyor. Hem Amerika'ya varmasına az kalıyor hem de ulaşılmaz olan Rose'una ulaşıyor. Her şeyin yolunda gittiğini düşünen Jack, geminin batacağını öğrenince tüm hayalleri yıkılıyor. Yine de her şeyin bitmemesi için büyük bir mücadele veriyor ama sonunda Titanik gibi hayalleri de kendisi de acı bir şekilde okyanusun dibini boyluyor. Bundan dolayı Jack, Rose'a göre çok daha etkileyici ve iz bırakan bir karakter olarak hafızalarda yaşıyor.
Yıllarca Rose ve Jack adlı 2 karakterin gerçek olduğunu sanarken aslında ikisinin de kurgusal karakter olduğu gerçeği ile başlayalım. Ben bunu öğrendiğim an gerçek bi şok anı yaşadım diyebilirim. Gloria Stuart (Rose karakterinin yaşlı hali) aslında o da bir oyuncu.
Jack rolü ilk önce rolü Johnny Depp'e teklif etti ancak Depp reddetti.
-Kate Winslet'tan önce rol için düşünülen aktrisler arasında Jennifer Aniston, Cameron Diaz, Nicole Kidman ve Madonna yer alıyordu. Kate Winslet ise rolü almak için ısrarcı olmuş, Leonardo DiCaprio'yu ikna etmek için Cannes Film Festivali'ne kadar peşinden gitmiştir.
-Gemiden sağ kurtulan ve korkaklığı ile eleştirilen şirket yöneticisini canlandıran Jonathan Hyde, geminin batışını izlerken büründüğü suçluluk psikolojisini bizzat gerçek karakterin torunuyla konuşarak tasarlamış.
-1995 yılında James Cameron, batığı kendi gözleriyle görmek için 12 dalış yapmış.
-Filmde gemi batarken çalmaya devam eden müzisyenler gerçekte de insanları sakinleştirmek için gemi batana kadar çalmışlardır.
-Rose karakterinin gemi battıktan sonra üzerine çıktığı tahta platform gerçek Titanik gemisinden geriye kalan orijinal bir parçadır.
-Gerçek geminin batışı 2 saat 40 dk sürmüştür. Ayırca 1500'ün üzerinde hayatını kaybeden olmasına rağmen sadece 333 kişinin cesedine ulaşılmıştır. Titanik'in yolcuları tarafından taşınan nakit, tahvil ve mücevher fiyatlarının tahmini değeri 6,000,000 ABD Doları idi.
-Titanik'teki insanların% 53'ü can filikalarını kullanabilirdi. Sadece% 31'i kullandı. Bu aynen filmde de gösterilmişti. Filikalar nedense kapasitesinin altında doldurulmuş.
1. Gemi batarken kamaradaki yataklarında birbirlerine sarılmış yaşlı ve evli bir çift görürüz. Onun gerçekte yaşandığı bilgisi mevcut. Hatta filmde Rose filikaya Jack olmadan binmeyi reddetmiştir. Bu sahne de yaşlı çiftimize ait. Kadıncağız kocasıyla ölmeyi tercih etmiş.
2. Filmde Jack'in soyadı Dawson'dır. Gerçekte ise gemideki mürettebatta J.Dawson diye bir kişi vardır ama onun adı Joseph'dir. Gemide hayatını kaybedince mezar taşına "J.Dawson 15 Nisan 1912'de öldü" yazısı yazılmıştır. Bu mezara filmden sonra ilgi çok artmıştır. Filmdeki Jack'in mezarı yoktur ama Joseph'in mezarına Jack karakterinden dolayı ilgi büyüktür.
3. Geminin mimarı Thomas Andrews ve kaptanı Edward John Smith, gerçek hayatta ve filmde aynı isme ve mesleğe sahip kişilerdir. İkisi de hem gerçekte hem de filmde Titanik'in batması sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir.
4. Filmde Titanik battıktan sonra Jack ve Rose'un sudan korunmak için üstünde durmaya çalıştıkları kapı, gerçekte Titanik'in enkazında bulunan yani Titanik'e ait bir kapıymış. Normal şartlarda bu kapı, Jack ve Rose'u aynı anda taşıyabilecek kapasiteye sahipmiş ama film gereği ikisini taşıyamayacak bir görüntü verilmiş.
5. Filmde bahsi geçen "Okyanus'un Kalbi" gerçekte var olan bir kolyedir. Kolyenin ilk sahibi, Fransız Kraliçesi Marie Antoinette'nin eşi Kral 16.Louis'dir. Değerli kolye, Fransız Devrimi sırasında, Kral idam edildikten sonra bir çelik kralı tarafından satın alınmıştır.