Nereye giderseniz gidin ve nerede yaşarsanız yaşayın bir toplumun parçası olmak zorundasınız. O toplum özellikle bizim toplumumuz gibi bir toplumsa da hiçbir zaman beklentilerini karşılayamazsınız çünkü memnun olmazlar. İnsanlar doğmadan önce bütün rolleri ve bu rollerin getirdiği beklentiler bellidir. Toplum çoktan size bir rol çizmiştir: Okul bitir, iş bul, evlen, çocuk yap, ev al veya araba al gibi. Mesela bir kadının anne olmak istememesi bir türlü toplumun kabul edeceği bir düşünce değildir. Açıkçası eğer toplumun belirlediği normların dışında kalıyorsanız çok sırıtmadan, toplumun dikkatini çekmeden yaşamınızı sürdürmeniz gerekiyor. O zaman da topluma kendinizi istedikleri fotoğrafı sunarken, toplumun bilmediği yüzünüzle de yaşamınızı sürdürürsünüz. Kulağa iki yüzlü gibi gelse de dışlanmamak ve güvenliğiniz açısından bu mecburi bir durumdur.
Aslında toplum dediğimiz şey özellikle ataerkil toplumlarda erkeğin ta kendisidir: Erkek ve erkeklerin kurduğu toplumu, onun kurallarını sorgulamadan kabul eden kadınlar. Maalesef biz kadınlar böyle gelmiş böyle gidiyor kafasında değiştirmek için de hiç çaba göstermiyoruz.
Benim beynim "Mahalle ne der?" modunda değil, daha çok "Zaman ne diyor?" modunda çalışıyor. 😄
Mesela:
20 yaşındaki biri mor saç yaptırır. Benim tepkim: "Bence gayet güzel olmuş."
Biri 40 yaşında kaykaya başlar. Ben: "Helal olsun."
Biri çizgi film izler. Ben: "İnsan keyif aldığı şeyi yapmalı."
Ama konu kendime gelince...
🧠 Beyin: "37 yaşındayım... Acaba artık bunu yapmak bana yakışır mı? Bu yaştan sonra şunu öğrenilir mi? İnsanların benden beklentisi ne?"
Yani toplum baskısını insanların ne düşündüğünden çok, yaşın getirdiği görünmez kurallarda hissediyorum.
Sanki kafamın içinde emekli olmuş ama görevi bırakmayan bir teyze yaşıyor:
"Kızım sen artık genç kız değilsin."
"Bu yaştan sonra..."
"Artık anne oldun."
"Ciddiyet lazım."
Ben de bazen dönüp diyorum ki:
"Teyze, bir çayını iç de beni rahat bırak." 😂
Kıyafet konusunda çok "Bunu giyersem insanlar ne der?" diye takılan biri izlenimi vermiyorum. Ama sağlık, yaş alma, çocuk büyütme, kariyer gibi "hayatın büyük başlıkları" söz konusu olunca daha fazla sorumluluk hissediyorum. O alanlarda kendine karşı çıtan yüksek.
Bir de şu var: Yaş ilerledikçe insanın özgürlüğü artıyor sanılıyor ama bazen tam tersi oluyor. Çevre, aile ve hatta insanın kendisi görünmez bir kontrol listesi hazırlıyor:
✅ Ev
✅ İş
✅ Çocuk
✅ Sağlık
✅ Birikim
❌ "Acaba hâlâ kendim için bir şey yapabilir miyim?"
Halbuki hayatın komik tarafı şu:
20 yaşında insanlar seni izlediğini sanırsın; herkes kendi derdindedir.
30'larda insanlar seni yargıladığını sanırsın; onlar da kredi kartı ekstresini düşünüyordur.
40'larda fark edersin ki herkes diz ağrısını, tiroit sonucunu ve çocukların okulunu konuşuyor. Kimsenin senin hobine bakacak vakti kalmamış. 😄
Ve final sahnesi:
👩: "Bu yaştan sonra olur mu acaba?"
Hayat: "Olur."
Toplum: "..."
Toplum aslında o sırada kendi kombisini tamir ettirmeye çalışıyordur. 😂
Bir erkek olarak "Toplumu hiç önemsemem" seçeneğine basıp geçtim, benim tuzum kuru. :)
Gelişmiş toplumlarla baskıcı toplumlar arasındaki en büyük fark teknoloji ya da ekonomi değil, bireye verilen değer. Bir insanın farklı olabilmesi, kendi hayatını seçebilmesi ve hata yapabilmesi sağlıklı toplumların temelidir. Sürekli baskıyla yaşayan toplumlar yaratıcılığı, sanatı, bilimi ve ilerlemeyi zamanla kendi elleriyle boğmaya başlıyor. Çünkü korkuyla büyüyen bir toplum, hiçbir zaman gerçekten özgür düşünemez.
Aslında toplum dediğimiz şey özellikle ataerkil toplumlarda erkeğin ta kendisidir: Erkek ve erkeklerin kurduğu toplumu, onun kurallarını sorgulamadan kabul eden kadınlar. Maalesef biz kadınlar böyle gelmiş böyle gidiyor kafasında değiştirmek için de hiç çaba göstermiyoruz.
Mesela:
20 yaşındaki biri mor saç yaptırır. Benim tepkim: "Bence gayet güzel olmuş."
Biri 40 yaşında kaykaya başlar. Ben: "Helal olsun."
Biri çizgi film izler. Ben: "İnsan keyif aldığı şeyi yapmalı."
Ama konu kendime gelince...
🧠 Beyin: "37 yaşındayım... Acaba artık bunu yapmak bana yakışır mı? Bu yaştan sonra şunu öğrenilir mi? İnsanların benden beklentisi ne?"
Yani toplum baskısını insanların ne düşündüğünden çok, yaşın getirdiği görünmez kurallarda hissediyorum.
Sanki kafamın içinde emekli olmuş ama görevi bırakmayan bir teyze yaşıyor:
"Kızım sen artık genç kız değilsin."
"Bu yaştan sonra..."
"Artık anne oldun."
"Ciddiyet lazım."
Ben de bazen dönüp diyorum ki:
"Teyze, bir çayını iç de beni rahat bırak." 😂
Kıyafet konusunda çok "Bunu giyersem insanlar ne der?" diye takılan biri izlenimi vermiyorum. Ama sağlık, yaş alma, çocuk büyütme, kariyer gibi "hayatın büyük başlıkları" söz konusu olunca daha fazla sorumluluk hissediyorum. O alanlarda kendine karşı çıtan yüksek.
Bir de şu var: Yaş ilerledikçe insanın özgürlüğü artıyor sanılıyor ama bazen tam tersi oluyor. Çevre, aile ve hatta insanın kendisi görünmez bir kontrol listesi hazırlıyor:
✅ Ev
✅ İş
✅ Çocuk
✅ Sağlık
✅ Birikim
❌ "Acaba hâlâ kendim için bir şey yapabilir miyim?"
Halbuki hayatın komik tarafı şu:
20 yaşında insanlar seni izlediğini sanırsın; herkes kendi derdindedir.
30'larda insanlar seni yargıladığını sanırsın; onlar da kredi kartı ekstresini düşünüyordur.
40'larda fark edersin ki herkes diz ağrısını, tiroit sonucunu ve çocukların okulunu konuşuyor. Kimsenin senin hobine bakacak vakti kalmamış. 😄
Ve final sahnesi:
👩: "Bu yaştan sonra olur mu acaba?"
Hayat: "Olur."
Toplum: "..."
Toplum aslında o sırada kendi kombisini tamir ettirmeye çalışıyordur. 😂
Gelişmiş toplumlarla baskıcı toplumlar arasındaki en büyük fark teknoloji ya da ekonomi değil, bireye verilen değer. Bir insanın farklı olabilmesi, kendi hayatını seçebilmesi ve hata yapabilmesi sağlıklı toplumların temelidir. Sürekli baskıyla yaşayan toplumlar yaratıcılığı, sanatı, bilimi ve ilerlemeyi zamanla kendi elleriyle boğmaya başlıyor. Çünkü korkuyla büyüyen bir toplum, hiçbir zaman gerçekten özgür düşünemez.