Seamus Heaney (1939-2013) İrlandalı bir şairdir. Tony Harrison ise (1937-2025) İngiliz şairdir. Belki de hayatınızda hiç duymadınız :) fakat ben üniversite bu iki şairi okuduğum ve çalıştığım için onlara bir saygı başlığı olarak açmak istedim bu kriteryayı. İkisinin şiirlerini de severek okumuş ve analiz etmiştim. İkisi de şiirlerinde ulusal kimliklerinden bahsetmek için hafızayı ve ulusal tarihi kullanan şairlerdir. Topluma ait olan her şeyi bir temsil olarak kullanırlar ve bu unsurları ulusal kimlikle birleştirirler. Heaney, bugünü anlamak ve okurlara bir amaç ya da çözüm sunmak için geçmiş ile bugünü birbirine bağlamaya çalışırken; Harrison ise toplumdaki tüm sosyal sınıfları bir araya getirmek için ulusal tarihi kullanır.
Heaney, şiirlerinde hafızayı çok farklı bir şekilde kullanan bir şairdir. Ülkesini, özellikle de yaşadığı yer olan Kuzey İrlanda'yı o kadar çok sever ki, orayı çok ayrıntılı bir şekilde yazar ve ülkesine ve halkına mesajlar vermeye çalışır. Bir Heaney şiiri: Kazma (1966)
Parmağımın ve baş parmağımın arasında
Kısa kalem duruyor; bir silah kadar sıkı.
Penceremin altında, temiz bir gıcırdama sesi
Kürek çakıl toprağa battığında:
Babam, kazıyor. Aşağıya bakıyorum
Çiçek hazneleri arasında, onun zorlanan kalçaları
Eğiliyor, yirmi yıl öncesine dönüp
Patates tarlalarında ritimle eğilerek
Kazıyordu.
Sert bot, lüleye yerleşmiş, şaft
İç bükülmüş dizime sıkı sıkıya dayanıyordu.
Yüksek başları kökünden çıkardı, parlak kenarı derin gömmek için
Yeni patatesleri saçarak,
Ellerimizdeki serin sertliklerini sevgiyle.
Tanrım, yaşlı adam bir küreği iyi kullanıyordu.
Tam babası gibi.
Dedem günde daha fazla turba keserdi
Toner'in bataklığında başka bir adamdan.
Bir keresinde ona bir şişede süt taşımıştım
Kağıtla düzensizce tıpayla kapatılmış. O doğruldu
İçmek için, sonra hemen düşüp
Keskin ve düzgün dilimleyerek, sodaları
Omzunun üzerinden atarak, aşağıya doğru gitti
İyi turba için. Kazıyordu.
Patates küfünün soğuk kokusu, ıslak turbanın gırtlak ve kalkması
Yaşayan köklerin içinden geçen belirgin kesikler,
Kafamda uyanıyor.
Ama onların gibi adamlara katılacak bir küreğim yok.
Parmağımın ve baş parmağımın arasında
Kısa kalem duruyor.
Onunla kazacağım.
Heaney, ailesini tüm işçi sınıfı insanları için bir örnek olarak kullanır ve bu kimlik aracılığıyla ulusal kimliği hakkında konuşur. Şiirine şu dizelerle başlar: “Parmağımın ve baş parmağımın arasında / Kısa kalem duruyor; bir silah kadar sıkı.” Kalemini bir silaha benzetmesi çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Kalem, kendisini korumak için ya da sözleriyle İngilizleri alt etmek için kullanılan bir silah olabilir. Bu nedenle onun kalemi de bir kimliğe sahiptir. O, İrlandalı bir kalemdir ve bu kalemle ulusal kimliğinin derinliklerine kazacaktır. İlk bakışta bu şiir yalnızca işçi sınıfından gelen ailesi hakkında gibi görünür; ancak içinde önemli gizli anlamlar barındırır. Bu durum, şiirin başındaki "bir silah gibi kalem" ifadesinden kolayca anlaşılabilir. Babasının patates kazması ve büyükbabasının turba kesmesi, gerçekte üst sınıf insanların kayda değer hiçbir iş yapmadığını ve işe yaramaz olduklarını simgeler. Bu düşünceye göre işçi sınıfı insanlar yaşam için son derece önemlidir ve onlar olmadan hayat ilerleyemez. Bu çok katmanlı şiir, kazma eyleminin son derece önemli olduğunu gösterir. Bu eylem hem mecazi anlamda Heaney'nin sözleri aracılığıyla geçmişe ve hafızaya yaptığı kazıyı hem de gerçek anlamda babası ile dedesinin mesleğini ifade eder.
Tony Harrison'ın geçmişe yaptığı kazı, Heaney'ninkiyle karşılaştırıldığında oldukça sınırlıdır. Kendi ulusal geçmişini ve aile geçmişini kullanır; dünyanın çok eski tarihinden söz etmez. Kökleri işçi sınıfına dayanır, ancak aldığı eğitim sayesinde orta sınıftan bir birey hâline gelir. Buna rağmen, ailesi hakkında, özellikle de babası hakkında yazmaktan asla vazgeçmez; çünkü babasını tüm işçi sınıfını anlatmak için bir sembol olarak kullanır. Bunun nedeni, bu insanların da ulusal kimliğin bir parçası olduğunu göstermek istemesidir. Seçkin sınıfın yaptığı gibi, onun şiirlerinde işçi sınıfı ulusal kimliğin dışında bırakılamazlar. D ile İşaretlenmiş (1977) şiirine bakalım. Ölüm, hatıra ve ölümden sonra yaşamın yokluğu temaları etrafında şekillenen şiirde fırıncının hayatı boyunca yaşamını kazandığı fırının ölümünden sonra bedenini yakıldığı bir krematoryum metaforuna dönüşür. Ateş ve ekmek imgeleri ikili bir anlam taşır: Bir yandan yaşamı sürdüren ve insanları besleyen unsurları temsil ederken, diğer yandan ölümü ve yok oluşu simgeler. İşte şiir:
Eti, yaşamı boyunca yaktığı
fırınlardan pek de farklı olmayan
soğuk bir fırına verildiğinde,
gözlerindeki kataraktların Cennet'le alev alışını düşündüm;
ve ölmüş karısını görmenin ışığıyla parlayışını,
adını şekillendirmek için ağzından süzülen ışığı:
"Florence değil, Flo değil, hep Florrie."
Soğuk dilinin alevlere dönüştüğünü düşündüm,
ama yalnızca gerçek anlamıyla; işte buna üzülüyorum.
Onun adına üzülüyorum; ulaşacağı bir Cennet yok.
Ben gündelik ekmeğimi bütünüyle yeryüzünden alırım,
ama o, ölümlü sözlerden kurtulmayı özlerdi;
onu aşağı çeken, kurşun gibi ağırlaşan o dilden.
Kimsenin yeniden ayağa kalktığını görmeyeceği fırıncı,
ve İngiltere'nin kaba, uyuşuk bir budala gibi hissettirdiği adam,
geriye yalnızca bir çift gözü yakmaya yetecek kadar duman,
ve (una hiç de benzemeyen değil)
küçücük bir somun ekmek için bir avuç kül bırakır.
Her iki şair de aile geçmişlerini, işçi sınıfı kimliğini ve tarihsel hafızayı uluslarını bir araya getirmek ya da ulusal kimlikleri hakkında yazmak için kullanır. Ailelerini uluslarının bir temsili olarak ele alırlar. Heaney'nin ailesi, ulus için son derece önemli olan çalışkan İrlandalı halkı temsil ederken; Harrison'ın babası tüm işçi sınıfını temsil eder. Babası hakkında sürekli yazarak tüm işçi sınıfına seslenir ve dikkatleri onların üzerine çekmek ister. Dolayısıyla, bunu farklı şekillerde yapsalar ve amaçları aynı olmasa da, her ikisi de hafızaya ve geçmişe yönelir; geçmişteki olayları ve karakterleri ulusal kimlikle ilişkilendirmek için kullanırlar.
Son not: 1995 yılında Seamus Heaney edebiyat alanında Nobel ödülü kazanmıştır. İki şairi de çok sevmiştim, şiir seviyorsanız bir göz atmanızı tavsiye ederim :)
William Butler Yeats’ten sonra gelen en büyük İrlandalı şair olarak kabul edilen Seamus Heaney (1939-2013), 74 yıllık yaşamı boyunca toplam 12 şiir kitabı yayımlamış, 1995’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü, ayrıca iki kez de −The Spirit Level (1996) ve Beowulf (1999) çevirisi ile− Whitbread Yılın Kitabı ödülünü kazanmıştır. Tony Harrison, 2025'teki vefatına kadar The Guardian şiir kitapları, tiyatro oyunları ve film şiirleri dahil olmak üzere 40'ın üzerinde eser ve yayınlanmıştır.
Bataklık Ülkesi (Bogland, 1969)
Bizim uçsuz bucaksız bozkırlarımız yok
Akşamları kocaman bir güneşi ikiye bölecek—
Her yerde göz, yaklaşan
Ufka boyun eğer,
Bataklığın tek gözlü devinin
Gözüne çekilir. Çitsiz ülkemiz
Güneşin bakışları arasında
Kabuk bağlamayı sürdüren bir bataklıktır.
Büyük İrlanda Geyiği'nin
İskeletini
Turbadan çıkardılar, diktiler onu;
Havayla dolu şaşırtıcı bir kafes.
Yüz yıldan daha uzun süre
Toprağa gömülü kalan tereyağı
Tuzlu ve beyaz hâlde çıkarıldı.
Toprağın kendisi de naziktir, kara bir tereyağıdır,
Ayakların altında eriyen
Ve açılan,
Son tanımını
Milyonlarca yıl eksik bırakan.
Burada asla kömür kazmayacaklar,
Yalnızca suya doymuş
Büyük köknar gövdelerini,
Kâğıt hamuru kadar yumuşak olanları.
Bizim öncülerimiz durmadan
İçe ve aşağıya doğru kazıyorlar.
Soydukları her katman
Sanki daha önce birilerinin kamp kurduğu bir yer gibi
Bataklık çukurları belki de
Atlas Okyanusu'nun sızıntısıdır.
Islak merkezin
Dibi yoktur.
Bu şiir İrlanda kimliğine jeoloji aracılığıyla yaklaşır; ulusal kökenlerin tarihî olaylarda ya da kahramanlarda değil, organik maddelerin yavaş yavaş birikmesiyle oluştuğunu ima eder. Heaney bu şiirle İrlanda'nın tarihinin bataklık kadar kalıcı ve dayanıklı olduğunu düşünür. Şiirde, bataklığın içinde bulunan şeyleri milyonlarca yıl boyunca koruyabilecek büyük bir güce sahip olduğunu belirtir. Bu yüzden kazılıp ortaya çıkarılmayı bekleyen pek çok şey vardır: "Bataklıktır kabuk bağlamayı sürdüren / Güneşin bakışları arasında". Bataklık keşfedilmeyi beklemektedir. İçinde birçok önemli şey barındırır. Heaney, bataklığı İrlanda ile özdeşleştirerek okurlara onun geçmişi ve ulusal kimliği simgelediği hissini verir. Bataklığın derinliklerine indikçe ve onun koruduğu şeyleri ortaya çıkardıkça, İrlanda'nın tarihini ve ulusal kimliğini anlatır.
Bu şiiri de paylaşmak istedim. Kendisinin aslında 500den fazla şiiri var. "Mid-Term Break" şiirinin de Seamus Heaney'nin en ünlü şiirlerinden biri olduğu yönünde ileri sürülebilir. Şiir, Seamus Heaney'nin dört yaşındaki kardeşi Christopher'ın, bir trafik kazasında trajik şekilde hayatını kaybetmesini konu alır.
Ara Tatil (Mid-Term Break)
Bütün sabah okulun revirinde oturdum,
Derslerin bitişini haber veren zilleri sayarak.
Saat ikide komşularımız beni eve götürdü.
Girişte babamla karşılaştım, ağlıyordu—
Cenazeleri hep metanetle karşılayan adamdı o—
Ve Koca Jim Evans bunun ağır bir darbe olduğunu söyledi.
Bebek aguluyor, gülüyor ve beşiğini sallıyordu
İçeri girdiğimde; yaşlı adamların ayağa kalkıp
Elimi sıkmaları beni utandırdı.
Bana "Başın sağ olsun." diyorlardı.
Fısıltılar yabancılara en büyük çocuk olduğumu,
Okulda bulunduğumu anlatıyordu; annem elimi
Kendi ellerinin arasına almış,
Öfkeli, gözyaşsız iç çekişlerle öksürüyordu.
Saat onda ambulans geldi,
Hemşirelerin kanını durdurup sargıladığı
Cansız bedenle birlikte.
Ertesi sabah odaya çıktım. Kardelenler
Ve mumlar yatağın başını dinginleştiriyordu;
Onu altı hafta sonra ilk kez gördüm.
Şimdi daha da solgundu,
Sol şakağında gelincik gibi kırmızı bir morluk vardı.
Dört ayak uzunluğundaki kutusunda,
Sanki beşiğinde yatıyormuş gibiydi.
Gösterişli yaralar yoktu;
Arabanın tamponu onu temizce savurmuştu.
Dört ayaklık bir kutu.
Her yılı için bir ayak.
Şiirin son mısrası "four-foot box", hem dört ayak (yaklaşık 1,2 metre) uzunluğunda tabut anlamına gelir hem de çocuğun dört yaşında olduğunu ima eder.
Heaney sihirbaz gibi. Kelimeleri o kadar ustalıkla kullanmış ki insanın hayranlık duymaması mümkün değil.
Heaney, şiirlerinde hafızayı çok farklı bir şekilde kullanan bir şairdir. Ülkesini, özellikle de yaşadığı yer olan Kuzey İrlanda'yı o kadar çok sever ki, orayı çok ayrıntılı bir şekilde yazar ve ülkesine ve halkına mesajlar vermeye çalışır. Bir Heaney şiiri: Kazma (1966)
Parmağımın ve baş parmağımın arasında
Kısa kalem duruyor; bir silah kadar sıkı.
Penceremin altında, temiz bir gıcırdama sesi
Kürek çakıl toprağa battığında:
Babam, kazıyor. Aşağıya bakıyorum
Çiçek hazneleri arasında, onun zorlanan kalçaları
Eğiliyor, yirmi yıl öncesine dönüp
Patates tarlalarında ritimle eğilerek
Kazıyordu.
Sert bot, lüleye yerleşmiş, şaft
İç bükülmüş dizime sıkı sıkıya dayanıyordu.
Yüksek başları kökünden çıkardı, parlak kenarı derin gömmek için
Yeni patatesleri saçarak,
Ellerimizdeki serin sertliklerini sevgiyle.
Tanrım, yaşlı adam bir küreği iyi kullanıyordu.
Tam babası gibi.
Dedem günde daha fazla turba keserdi
Toner'in bataklığında başka bir adamdan.
Bir keresinde ona bir şişede süt taşımıştım
Kağıtla düzensizce tıpayla kapatılmış. O doğruldu
İçmek için, sonra hemen düşüp
Keskin ve düzgün dilimleyerek, sodaları
Omzunun üzerinden atarak, aşağıya doğru gitti
İyi turba için. Kazıyordu.
Patates küfünün soğuk kokusu, ıslak turbanın gırtlak ve kalkması
Yaşayan köklerin içinden geçen belirgin kesikler,
Kafamda uyanıyor.
Ama onların gibi adamlara katılacak bir küreğim yok.
Parmağımın ve baş parmağımın arasında
Kısa kalem duruyor.
Onunla kazacağım.
Heaney, ailesini tüm işçi sınıfı insanları için bir örnek olarak kullanır ve bu kimlik aracılığıyla ulusal kimliği hakkında konuşur. Şiirine şu dizelerle başlar: “Parmağımın ve baş parmağımın arasında / Kısa kalem duruyor; bir silah kadar sıkı.” Kalemini bir silaha benzetmesi çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Kalem, kendisini korumak için ya da sözleriyle İngilizleri alt etmek için kullanılan bir silah olabilir. Bu nedenle onun kalemi de bir kimliğe sahiptir. O, İrlandalı bir kalemdir ve bu kalemle ulusal kimliğinin derinliklerine kazacaktır. İlk bakışta bu şiir yalnızca işçi sınıfından gelen ailesi hakkında gibi görünür; ancak içinde önemli gizli anlamlar barındırır. Bu durum, şiirin başındaki "bir silah gibi kalem" ifadesinden kolayca anlaşılabilir. Babasının patates kazması ve büyükbabasının turba kesmesi, gerçekte üst sınıf insanların kayda değer hiçbir iş yapmadığını ve işe yaramaz olduklarını simgeler. Bu düşünceye göre işçi sınıfı insanlar yaşam için son derece önemlidir ve onlar olmadan hayat ilerleyemez. Bu çok katmanlı şiir, kazma eyleminin son derece önemli olduğunu gösterir. Bu eylem hem mecazi anlamda Heaney'nin sözleri aracılığıyla geçmişe ve hafızaya yaptığı kazıyı hem de gerçek anlamda babası ile dedesinin mesleğini ifade eder.
Tony Harrison'ın geçmişe yaptığı kazı, Heaney'ninkiyle karşılaştırıldığında oldukça sınırlıdır. Kendi ulusal geçmişini ve aile geçmişini kullanır; dünyanın çok eski tarihinden söz etmez. Kökleri işçi sınıfına dayanır, ancak aldığı eğitim sayesinde orta sınıftan bir birey hâline gelir. Buna rağmen, ailesi hakkında, özellikle de babası hakkında yazmaktan asla vazgeçmez; çünkü babasını tüm işçi sınıfını anlatmak için bir sembol olarak kullanır. Bunun nedeni, bu insanların da ulusal kimliğin bir parçası olduğunu göstermek istemesidir. Seçkin sınıfın yaptığı gibi, onun şiirlerinde işçi sınıfı ulusal kimliğin dışında bırakılamazlar. D ile İşaretlenmiş (1977) şiirine bakalım. Ölüm, hatıra ve ölümden sonra yaşamın yokluğu temaları etrafında şekillenen şiirde fırıncının hayatı boyunca yaşamını kazandığı fırının ölümünden sonra bedenini yakıldığı bir krematoryum metaforuna dönüşür. Ateş ve ekmek imgeleri ikili bir anlam taşır: Bir yandan yaşamı sürdüren ve insanları besleyen unsurları temsil ederken, diğer yandan ölümü ve yok oluşu simgeler. İşte şiir:
Eti, yaşamı boyunca yaktığı
fırınlardan pek de farklı olmayan
soğuk bir fırına verildiğinde,
gözlerindeki kataraktların Cennet'le alev alışını düşündüm;
ve ölmüş karısını görmenin ışığıyla parlayışını,
adını şekillendirmek için ağzından süzülen ışığı:
"Florence değil, Flo değil, hep Florrie."
Soğuk dilinin alevlere dönüştüğünü düşündüm,
ama yalnızca gerçek anlamıyla; işte buna üzülüyorum.
Onun adına üzülüyorum; ulaşacağı bir Cennet yok.
Ben gündelik ekmeğimi bütünüyle yeryüzünden alırım,
ama o, ölümlü sözlerden kurtulmayı özlerdi;
onu aşağı çeken, kurşun gibi ağırlaşan o dilden.
Kimsenin yeniden ayağa kalktığını görmeyeceği fırıncı,
ve İngiltere'nin kaba, uyuşuk bir budala gibi hissettirdiği adam,
geriye yalnızca bir çift gözü yakmaya yetecek kadar duman,
ve (una hiç de benzemeyen değil)
küçücük bir somun ekmek için bir avuç kül bırakır.
Her iki şair de aile geçmişlerini, işçi sınıfı kimliğini ve tarihsel hafızayı uluslarını bir araya getirmek ya da ulusal kimlikleri hakkında yazmak için kullanır. Ailelerini uluslarının bir temsili olarak ele alırlar. Heaney'nin ailesi, ulus için son derece önemli olan çalışkan İrlandalı halkı temsil ederken; Harrison'ın babası tüm işçi sınıfını temsil eder. Babası hakkında sürekli yazarak tüm işçi sınıfına seslenir ve dikkatleri onların üzerine çekmek ister. Dolayısıyla, bunu farklı şekillerde yapsalar ve amaçları aynı olmasa da, her ikisi de hafızaya ve geçmişe yönelir; geçmişteki olayları ve karakterleri ulusal kimlikle ilişkilendirmek için kullanırlar.
Son not: 1995 yılında Seamus Heaney edebiyat alanında Nobel ödülü kazanmıştır. İki şairi de çok sevmiştim, şiir seviyorsanız bir göz atmanızı tavsiye ederim :)
Bataklık Ülkesi (Bogland, 1969)
Bizim uçsuz bucaksız bozkırlarımız yok
Akşamları kocaman bir güneşi ikiye bölecek—
Her yerde göz, yaklaşan
Ufka boyun eğer,
Bataklığın tek gözlü devinin
Gözüne çekilir. Çitsiz ülkemiz
Güneşin bakışları arasında
Kabuk bağlamayı sürdüren bir bataklıktır.
Büyük İrlanda Geyiği'nin
İskeletini
Turbadan çıkardılar, diktiler onu;
Havayla dolu şaşırtıcı bir kafes.
Yüz yıldan daha uzun süre
Toprağa gömülü kalan tereyağı
Tuzlu ve beyaz hâlde çıkarıldı.
Toprağın kendisi de naziktir, kara bir tereyağıdır,
Ayakların altında eriyen
Ve açılan,
Son tanımını
Milyonlarca yıl eksik bırakan.
Burada asla kömür kazmayacaklar,
Yalnızca suya doymuş
Büyük köknar gövdelerini,
Kâğıt hamuru kadar yumuşak olanları.
Bizim öncülerimiz durmadan
İçe ve aşağıya doğru kazıyorlar.
Soydukları her katman
Sanki daha önce birilerinin kamp kurduğu bir yer gibi
Bataklık çukurları belki de
Atlas Okyanusu'nun sızıntısıdır.
Islak merkezin
Dibi yoktur.
Bu şiir İrlanda kimliğine jeoloji aracılığıyla yaklaşır; ulusal kökenlerin tarihî olaylarda ya da kahramanlarda değil, organik maddelerin yavaş yavaş birikmesiyle oluştuğunu ima eder. Heaney bu şiirle İrlanda'nın tarihinin bataklık kadar kalıcı ve dayanıklı olduğunu düşünür. Şiirde, bataklığın içinde bulunan şeyleri milyonlarca yıl boyunca koruyabilecek büyük bir güce sahip olduğunu belirtir. Bu yüzden kazılıp ortaya çıkarılmayı bekleyen pek çok şey vardır: "Bataklıktır kabuk bağlamayı sürdüren / Güneşin bakışları arasında". Bataklık keşfedilmeyi beklemektedir. İçinde birçok önemli şey barındırır. Heaney, bataklığı İrlanda ile özdeşleştirerek okurlara onun geçmişi ve ulusal kimliği simgelediği hissini verir. Bataklığın derinliklerine indikçe ve onun koruduğu şeyleri ortaya çıkardıkça, İrlanda'nın tarihini ve ulusal kimliğini anlatır.
Ara Tatil (Mid-Term Break)
Bütün sabah okulun revirinde oturdum,
Derslerin bitişini haber veren zilleri sayarak.
Saat ikide komşularımız beni eve götürdü.
Girişte babamla karşılaştım, ağlıyordu—
Cenazeleri hep metanetle karşılayan adamdı o—
Ve Koca Jim Evans bunun ağır bir darbe olduğunu söyledi.
Bebek aguluyor, gülüyor ve beşiğini sallıyordu
İçeri girdiğimde; yaşlı adamların ayağa kalkıp
Elimi sıkmaları beni utandırdı.
Bana "Başın sağ olsun." diyorlardı.
Fısıltılar yabancılara en büyük çocuk olduğumu,
Okulda bulunduğumu anlatıyordu; annem elimi
Kendi ellerinin arasına almış,
Öfkeli, gözyaşsız iç çekişlerle öksürüyordu.
Saat onda ambulans geldi,
Hemşirelerin kanını durdurup sargıladığı
Cansız bedenle birlikte.
Ertesi sabah odaya çıktım. Kardelenler
Ve mumlar yatağın başını dinginleştiriyordu;
Onu altı hafta sonra ilk kez gördüm.
Şimdi daha da solgundu,
Sol şakağında gelincik gibi kırmızı bir morluk vardı.
Dört ayak uzunluğundaki kutusunda,
Sanki beşiğinde yatıyormuş gibiydi.
Gösterişli yaralar yoktu;
Arabanın tamponu onu temizce savurmuştu.
Dört ayaklık bir kutu.
Her yılı için bir ayak.
Şiirin son mısrası "four-foot box", hem dört ayak (yaklaşık 1,2 metre) uzunluğunda tabut anlamına gelir hem de çocuğun dört yaşında olduğunu ima eder.
Heaney sihirbaz gibi. Kelimeleri o kadar ustalıkla kullanmış ki insanın hayranlık duymaması mümkün değil.