“Ben sevilmez biriyim,” der Dexter çünkü o bir katildir; bir seri katil. Hayatı, suçluları avlamak ve avını, kendi tasarladığı ritüelistik sahnelerden keyif alarak öldürmek üzerine kuruludur. Bu, onun için oldukça doğal ve temel bir ihtiyaçtır. Hayatta kalabilmek için öldürmek zorundadır. Ancak Dexter, uymak zorunda olduğu ahlaki bir kod nedeniyle masum bir insanı öldürmesine izin vermez: Harry’nin Kodu. Öldürme arzusu yalnızca suçlular içindir; yani devletin ceza sistemi tarafından cezalandırılmamış olanlar ya da toplumda sıradan görünen ama aslında insan öldüren kişiler. Karanlık doğasına ve eylemlerine rağmen Dexter, bu toplumda yaşamını sürdürebilir; çünkü en temel ihtiyaçlara uygun şekilde hareket eder ve bunlara karşılık verir. Onu toplum içinde başarılı bir şekilde yaşatan şey, suçlarının dışında yaptığı eylemlerdir.
SPOILER: Dexter Amerikalı yazar Jeff Lindsay'in 8 kitap serisinden oluşmaktadır. 1. Kitap dizinin ilk sezonuna yüzde 80 oranında benzemektedir. Kitabın ilk açılış cümlesi ile dizinin ilk sahnesi bile birebir aynıdır. Fakat sonrasında senaristler kitaptan kopuş yaşamıştır.
ilk 8 sezon bittiğinde kitap serisinin aksine (8. Kitap: Dexter is Dead) Dexter hayatına bir yerlerde devam ediyordu. Fakat sonra Dexter: New Blood ile geri döndü. Tam bir fan pleaser olarak çekilen bu sezon sonunda 8. kitap sonu gerçekleşti (tabii kitaptan farklı olarak, kitap sonunda Dexter kurbanlarını son yolculuğuna uğurladığı okyanusta hayatını kaybeder. Çok şiirsel :) Neyse fakat olmaz, hayranlar bunu kabul edemedi. Dexter'ın çok sağlam bir hayran kitlesi var. Dolayısıyla yeniden canlandı ve Dexter Resurrection ile geri döndü. Hatta önümüzdeki ekim ayında 2. sezon geliyor.
Neden diye sormayın işte, defalarca izledim yine izlerim. Yine aynı şeylere üzülür, kahrolurum. İlk defa izliyor gibi heyecanlanırım. Dexter sevgisi böyle bi şey.
Erving Goffman'ın The Presentation of Self in Everyday Life (Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu) adlı eseri Anglo-Amerikan toplumunu analiz eder; ancak Goffman evrensel gerçeklerden söz ettiği için diğer toplumlara da kolaylıkla uygulanabilir. Goffman, bireylerin benlik sunumu ve toplum içindeki grup etkileşimleri kuramıyla tanınmış önemli bir yazardır. Goffman, toplumdaki kusursuz ve örnek bireylerin bile kendi sergiledikleri role gerçekten inanmayabileceklerini ya da toplumun değerleri ve beklentileri karşısında ironik bir tutum sergileyebileceklerini ortaya koyar. Bireyler toplumun görmesi için kendilerine bir benlik imajı oluşturabilir ve bu imajı kendileri için bir görev olarak da benimseyebilirler; ancak yarattıkları bu imgeye tamamen inanmayabilirler.
Goffman bireyleri “aktörler” olarak adlandırır ve onların kendileri için bir rol üstlenmeye karar verdiklerini, ayrıca genellikle sahnenin ön kısmının (front stage) onlar için zaten hazırlanmış olduğunu gördüklerini savunur. Toplumun bir üyesi olmalarını sağlayacak her şey bireyler için hazırdır. Goffman'ın temel kuramı, gündelik performansların sergilendiği yerin “ön bölge” (front) olduğunu ileri sürer. Başka bir ifadeyle, bu durum “sahnede olmak”tır. Performans sergileyen kişiler sahnede ve sahne arkasında (backstage) tamamen farklı kişiler olabilirler. “Arka bölge” ya da “sahne arkası”, insanların toplum için oluşturdukları imajdan bağımsız olarak özgürce davrandıkları kendi alanlarıdır. İnsanlar çoğu zaman sahne arkasındaki deneyimlerini başkalarıyla paylaşmayı tercih etmezler. Goffman, Shakespeare'in “Bütün dünya bir sahnedir ve bütün erkekler ile kadınlar sadece birer oyuncudur.” (As You Like It, 622) düşüncesine tamamen katılmaz ve şöyle der: “Elbette bütün dünya bir sahne değildir; ancak bunun hangi önemli yönlerden böyle olmadığını açıkça belirtmek kolay değildir.”
Dexter sahne önü ve arkası eylemlerini muhteşem şekilde sergileyen karakterlerden birine örnektir elbette. Ama bir problem var ki bunu sanatın her yerinde görülüyor. Şu anda özellikle kötü yok üzerine bir propoganda var: Kimse gerçekten kötü değildir düşüncesine getiriyorlar diziler, filmleri veya romanları vb. Çok sinir bozucu ama Dexter'la ilgili sorun bu değil tabii ki. SPOIL: Dexter'ın son kitabının adı Dexter is Dead ve adından da anlaşılacağı gibi Dexter roman sonunda ölüyor. Şimdi sanki gerçek hayatta yaptığı kötülük yanına kalmıyor kimsenin, herkes cezasını buluyormuş gibi Dexter'ın da ölmesi mi gerekiyordu?
Dexter harika bir karakter olarak başladı. Tam bir HYDE idi Dexter, yani kötüydü hem de çok ve toplumun kurallarını, ahlaki değerlerini ve davranış biçimlerini o kadar iyi öğrenmişti ki kusursuz bir birey gibi görünüyordu. Fakat değişim geçirdikçe, tabiri caizse normalleştikçe bazı şeyler tabii ki de rayından çıktı.
SPOILER: Dexter Amerikalı yazar Jeff Lindsay'in 8 kitap serisinden oluşmaktadır. 1. Kitap dizinin ilk sezonuna yüzde 80 oranında benzemektedir. Kitabın ilk açılış cümlesi ile dizinin ilk sahnesi bile birebir aynıdır. Fakat sonrasında senaristler kitaptan kopuş yaşamıştır.
ilk 8 sezon bittiğinde kitap serisinin aksine (8. Kitap: Dexter is Dead) Dexter hayatına bir yerlerde devam ediyordu. Fakat sonra Dexter: New Blood ile geri döndü. Tam bir fan pleaser olarak çekilen bu sezon sonunda 8. kitap sonu gerçekleşti (tabii kitaptan farklı olarak, kitap sonunda Dexter kurbanlarını son yolculuğuna uğurladığı okyanusta hayatını kaybeder. Çok şiirsel :) Neyse fakat olmaz, hayranlar bunu kabul edemedi. Dexter'ın çok sağlam bir hayran kitlesi var. Dolayısıyla yeniden canlandı ve Dexter Resurrection ile geri döndü. Hatta önümüzdeki ekim ayında 2. sezon geliyor.
Neden diye sormayın işte, defalarca izledim yine izlerim. Yine aynı şeylere üzülür, kahrolurum. İlk defa izliyor gibi heyecanlanırım. Dexter sevgisi böyle bi şey.
Goffman bireyleri “aktörler” olarak adlandırır ve onların kendileri için bir rol üstlenmeye karar verdiklerini, ayrıca genellikle sahnenin ön kısmının (front stage) onlar için zaten hazırlanmış olduğunu gördüklerini savunur. Toplumun bir üyesi olmalarını sağlayacak her şey bireyler için hazırdır. Goffman'ın temel kuramı, gündelik performansların sergilendiği yerin “ön bölge” (front) olduğunu ileri sürer. Başka bir ifadeyle, bu durum “sahnede olmak”tır. Performans sergileyen kişiler sahnede ve sahne arkasında (backstage) tamamen farklı kişiler olabilirler. “Arka bölge” ya da “sahne arkası”, insanların toplum için oluşturdukları imajdan bağımsız olarak özgürce davrandıkları kendi alanlarıdır. İnsanlar çoğu zaman sahne arkasındaki deneyimlerini başkalarıyla paylaşmayı tercih etmezler. Goffman, Shakespeare'in “Bütün dünya bir sahnedir ve bütün erkekler ile kadınlar sadece birer oyuncudur.” (As You Like It, 622) düşüncesine tamamen katılmaz ve şöyle der: “Elbette bütün dünya bir sahne değildir; ancak bunun hangi önemli yönlerden böyle olmadığını açıkça belirtmek kolay değildir.”
Dexter sahne önü ve arkası eylemlerini muhteşem şekilde sergileyen karakterlerden birine örnektir elbette. Ama bir problem var ki bunu sanatın her yerinde görülüyor. Şu anda özellikle kötü yok üzerine bir propoganda var: Kimse gerçekten kötü değildir düşüncesine getiriyorlar diziler, filmleri veya romanları vb. Çok sinir bozucu ama Dexter'la ilgili sorun bu değil tabii ki. SPOIL: Dexter'ın son kitabının adı Dexter is Dead ve adından da anlaşılacağı gibi Dexter roman sonunda ölüyor. Şimdi sanki gerçek hayatta yaptığı kötülük yanına kalmıyor kimsenin, herkes cezasını buluyormuş gibi Dexter'ın da ölmesi mi gerekiyordu?
Dexter harika bir karakter olarak başladı. Tam bir HYDE idi Dexter, yani kötüydü hem de çok ve toplumun kurallarını, ahlaki değerlerini ve davranış biçimlerini o kadar iyi öğrenmişti ki kusursuz bir birey gibi görünüyordu. Fakat değişim geçirdikçe, tabiri caizse normalleştikçe bazı şeyler tabii ki de rayından çıktı.