Arada yalniz kalabildigim ama ihtiyac duydugumda birkac yakin arkadas olan bir hayatı seçerim.hayal etsene;
Kahveni içerken kimseyle konuşmak zorunda değilsin. Bir kitap okuyabilir, yürüyüşe çıkabilir, kendi düşüncelerinle baş başa kalabilirsin. Sessizlik seni rahatsız etmez; hatta bazen iyi gelir.
Ama zor bir gün geçirdiğinde telefonunda arayabileceğin birkaç kişi vardır. Bir başarı elde ettiğinde bunu paylaşabileceğin insanlar da vardır. Doğum gününde onlarca mesaj yerine, gerçekten seni tanıyan birkaç kişinin mesajı gelir.
Bu hayatın merkezinde çok sayıda tanıdık değil, birkaç sağlam bağ bulunur.Bence en ideali🧏♀️
İnsan kalabalıklar içinde de yalnız hisseder. Hele de siz sormadan akıl vermeye kalkan, sizi tavsiyelere boğan ve hayatınız & seçimleriniz & yöntemlerinizle ilgili yorumlarda bulunan insanlar arasında daha bi yalnız hissedersiniz. Bazen seviyorum kalabalık ortamlarda olmayı - aile & arkadaş ortamlarında - ama sonra kendi alanıma çekildiğimde verdiği huzur da tarifsiz oluyor açıkçası. Kendisi ile vakit geçiremeyen insanların kendileriyle ilgili ciddi sıkıntıları olduğunu düşünüyorum - psikolog değilim sadece yorumum. Sanırım ben ambivert olarak tanımlayabilirim kendimi. Ortada bi yerlerdeyim, içe dönük değilim ama her zaman dışa dönük de değilim. Bu yüzden kalabalıklar ortasında olmaktan daha çok seviyorum kendimle olmayı. Evet insanlar sosyal varlıklardır ve iletişim kurmadan yaşamak imkansız bir şey. Fakat o kalabalıklar çoğu zaman "oh bitti" sıradakine sabır ve tahammül depolama zamanı dedirtiyor her seferinde. İnsanların empati kurma konusunda da yetersiz olduklarını ciddi şekilde gözlemliyorum. Kendilerine bir şey olmasın, her fikirlerine, hobilerine veya inançlarına saygı duyulsun ve eleştirilmesin ama konu karşı taraf olunca nedense aynı şekilde bi hassasiyet gösterilmiyor. "Hayır" bir cevap olarak pek kabul edilmiyor mesela. Ya da kendi sevdikleri şeylerin başkaları tarafından sevilemeyeceği veya kabul görmeyeceği konusunda da bilinçleri yok. Sonuç olarak kalabalıklar tahammül, sabır ve aşırı bi anlayış gerektiriyor. Mecbur olmasam çok çok uzak duracağım da meslek icabı çok maruz kalıyorum. Bu yüzden her fırsatta kendimle vakit geçiriyorum sabır, tahammül ve anlayış depolayabilmek için...
Kafka der ki: "Yaşamın bana verdiği iki ders; çevreni gittikçe daralt, gereksiz kalabalıkların seni üzmesine izin verme." İnsan gençken keşke bu bilinçte olabilse. Gençken zamanın çok bolmuş gibi, herkese yetebilecekmişsin gibi geliyor. Etrafın kalabalıklaştıkça mutluluk duyduğunu sanıyorsun. Fakat sonra zaman geçiyor, ilginç ki bazı insanlar hala çok kalabalıkları seviyorlar. Böyle hep beraber olalım, her şeyi birlikte yapalım tarzı. Kriter altına yapılan yoruma tüm kalbimle katılıyorum. Yalnızlık bazı insanların ödünü kopartıyor sanırım. Fakat yalnızlık aslında özgürlüğün anahtarıdır. Arthur Schopenhauer'ın Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar kitabında da dediği gibi: 'Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü.' :)
Kalabalıklar içinde yalnız hissetmek hiç sorun değil gerçekten, farklı olmakla veya bundan dolayı yalnız hissetmekle ilgili bir sıkıntım yok. Hatta bu çok da hoşuma gidiyor. Fakat asıl sorun şu yalnızken bile kalabalıklardan ve uğultularından kaçamıyorsunuz. Hayat şartları işte, şöyle yok ki 4 tarafı duvarlarla çevirili bir evimiz. Kitap okumak istiyorsun değil mi? Komşunun deli danalar gibi koşan çocuğu, sokaktaki araba & korna sesleri, sokağa çıkmış en yüksek desibelle bağırarak oynayan çocuklar ve dahası evin yakınlarında kahve, restoran veya kafe varsa zaten varın siz düşünün oradaki ses kaosunu. Kıssadan hisse, insan ne kadar istese de yalnız olamıyor veya kalamıyor. Kalabalıklar içinde olmak lanetimiz resmen...
Hiç yoktan insanlar hayatına girer. Hiç yoktan çekip giderler. Sen de bakakalırsın hayatıma ne oluyor diye. Aslında bir şey olduğu yoktur. Misafirdirler. Yiyip içip sömürüp anca giderler. Anlarsın ki onlar hiç var olmamış. Sen kendi kendini kandırmışsın. Ufak bir rüya gördün ve uyandın. Hepsi bu. Şimdi sarıl caanım yalnızlığına. Ondan başka dost yok sana.
Kahveni içerken kimseyle konuşmak zorunda değilsin. Bir kitap okuyabilir, yürüyüşe çıkabilir, kendi düşüncelerinle baş başa kalabilirsin. Sessizlik seni rahatsız etmez; hatta bazen iyi gelir.
Ama zor bir gün geçirdiğinde telefonunda arayabileceğin birkaç kişi vardır. Bir başarı elde ettiğinde bunu paylaşabileceğin insanlar da vardır. Doğum gününde onlarca mesaj yerine, gerçekten seni tanıyan birkaç kişinin mesajı gelir.
Bu hayatın merkezinde çok sayıda tanıdık değil, birkaç sağlam bağ bulunur.Bence en ideali🧏♀️