Realist Drama gerçek hayatı göstermeye çalışır. Toplum, tarih, ekonomi veya psikoloji tarafından zorlanan insanları gösterir. Karakterler genelde alt sınıf insanı olurlar ve human dilemma ile mücadele eden karakterlerdir. Konuşma günlük konuşmalara çok benzer: Basit ve direktir. Küfürlü konuşma kullanılır ve lehçe (dialect) toplumdaki sınıfını gösterir. Setting de mutlaka gerçekçi olmalıdır. Kıyafetler normal insanların giydiği kıyafetler olmalıdır.
Genelde orta sınıfın toplumsal kuruları veya değerleri eleştirir. Sahneleme de çok gerçekçi olmalıdır. Constantin Stanislavsky der ki aktör ve aktrisler mutlaka oyundaki karakterin moduna girmeli, kendilerini o karaktermiş gibi hayal etmeliler. Zaman kısıtlıdır, yani belirli bir zamandan bahsedilir. (mesela Doll House’da 2 gün, All my sons’da da yanlış hatırlamıyorsam 1 gün ve gece olması lazım.)
Absurdist Drama:
Existentialist, varoluşçutdur. Sürekli sorular vardır; mesela hayatın anlamı nedir? Sürekli bu soru
bizim karşımıza çıkıyor. Karakterler birbirleriyle iletişim kuramıyorlar ve bu kasıtlı bir şekilde yapılıyor. Sürekli tekrarlar vardır. Hayatın monoton olduğunu anlatan oyunlardır. Hayatın anlamı olmadığını, hayata anlam verenin insanların kendilerinin olduğunu söyler existentiaslist ler.
Morality hakkında herhangi bir endişesi yoktur, açığa çıkan ethical konular yoktur.
Karakterlerin geçmişi hakkında çok fazla şey öğrenilmez.
Gerçekçi tiyatro izleyiciye doğrudan: “Hayat zor, insanlar kırılır, umutlar yavaş yavaş çürür. Hoş geldin.” der. Absürt tiyatro ise “Acı mı? Hangi acı? Acı bir nesne mi, yoksa devlet dairesinde sıra numarası mı?” diye sorar. Gerçekçi tiyatro acıyı gösterir, öyle bir gösterir ki insana iç geçirtir. İzlediğini pişman ettirir, oyunun içinde ben bunu yaşıyorum, yaşamıştım dedirtir. İzleyici adeta oyunun bir parçası olur. Absürt tiyatro ise acıyı önce tanımayı reddeder, sonra da dalga geçer. Fakat günün sonunda ikisi de yüreğine öküz oturtur insanın. Ne saçma şey aman bu demeyin sakın, aslında hiç değil. The Zoo Story (Edward Albee) iki karakterden biri kendisini diğer karakterin elindeki bıçağa doğru attı. Deli midir, nedir? Hayır, sadece yaşamaktan bıkmış, değişik bir intihar yolu seçmiştir.
Genelde orta sınıfın toplumsal kuruları veya değerleri eleştirir. Sahneleme de çok gerçekçi olmalıdır. Constantin Stanislavsky der ki aktör ve aktrisler mutlaka oyundaki karakterin moduna girmeli, kendilerini o karaktermiş gibi hayal etmeliler. Zaman kısıtlıdır, yani belirli bir zamandan bahsedilir. (mesela Doll House’da 2 gün, All my sons’da da yanlış hatırlamıyorsam 1 gün ve gece olması lazım.)
Absurdist Drama:
Existentialist, varoluşçutdur. Sürekli sorular vardır; mesela hayatın anlamı nedir? Sürekli bu soru
bizim karşımıza çıkıyor. Karakterler birbirleriyle iletişim kuramıyorlar ve bu kasıtlı bir şekilde yapılıyor. Sürekli tekrarlar vardır. Hayatın monoton olduğunu anlatan oyunlardır. Hayatın anlamı olmadığını, hayata anlam verenin insanların kendilerinin olduğunu söyler existentiaslist ler.
Morality hakkında herhangi bir endişesi yoktur, açığa çıkan ethical konular yoktur.
Karakterlerin geçmişi hakkında çok fazla şey öğrenilmez.