Çok güzel başlık, ben de kritğimle katkıda bulunayım :)
Öncelikle iki yazarın da Nobel ödüllü yazarlar olduğunu söyleyerek başlayayım yazıma.
1920’lerde ortaya çıkan Büyülü Gerçekçilik terimini edebiyat dünyası Garcia García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık (1967) romanıyla öğrendi. Her şeyden önce, büyülü gerçekçilik büyünün “indirgenemez unsuru”ndan kaynaklanır. İndirgenemez unsur (irreducible element) gerçek hayatta mantığa sığmayan olayların (hayaletler görmek ve normal karşılamak, onlarla konuşmak, bitmeyen doğal olaylar, karakterlerin göğe yükselmesi, şeytanın aramıza inmesi vb gibi) romanlarda yer alması durumu. Onlar romanlardan çıkarılamaz o zaman zaten Büyülü Gerçekçilik özelliğini kaybeder. İkinci olarak, büyülü gerçekçilikteki betimlemeler, olgusal (fenomenal) dünyanın güçlü bir varlığını ortaya koyar. Üçüncü olarak, okur gerçeklik ile büyülü düşünceler arasındaki ayrımı algılamakta zorlanabilir. Dördüncü olarak, farklı gerçeklik alanları bir araya getirilir. Son olarak ve en önemlisi, büyülü gerçekçilik zaman, mekân ve kimlik kavramlarını altüst eder. Büyü ve gerçeklik romanlarda bir araya gelir, doğaüstü ve mistik olaylar son derece normal kabul edilir. Haliyle aslında sadece basit bir eğlence amacıyla yazılmamıştır. Bazı edebiyat kritikleri tarafından hala pek ciddiye alınmasa da ciddi toplumsal ve siyasi eleştiri yapan romanlardır. İki romanı da okuması kolay değil.
Yüzyıllık Yalnızlık romanından sonra 1 hafta kendime gelememiştim. Körlük de okuması sabır isteyen karamsar ve insanlığı sorgulatan bir romandır. Romanlar ilginizi çektiyse şimdiden iyi okumalar dilerim :)
Saramago'yu okumak genel olarak kolay değil. Biraz ağır akıyor kitapları fakat bu onun başarılı bir yazar olduğunu gerçeğini değişmiyor tabii ki. Körlük ve Görmek romanlarını okudum. Evet Körlük etkileyici bir roman fakat ben Görmek adlı romanından daha çok etkinlendim. İkisi de okumaya değer romanlar. Cesaretimi topladığım bir gün üçlemenin son kitabını da okumayı düşünüyorum. 😂😂
31.05.2026 - 13:02
✕KAPAT
✕
🍪️️TEKNİK ÇEREZ BİLGİSİ
Kriterya, veri akışını optimize edip kullanıcı deneyimini arttırmak için çerezleri kullanır.
Öncelikle iki yazarın da Nobel ödüllü yazarlar olduğunu söyleyerek başlayayım yazıma.
1920’lerde ortaya çıkan Büyülü Gerçekçilik terimini edebiyat dünyası Garcia García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık (1967) romanıyla öğrendi. Her şeyden önce, büyülü gerçekçilik büyünün “indirgenemez unsuru”ndan kaynaklanır. İndirgenemez unsur (irreducible element) gerçek hayatta mantığa sığmayan olayların (hayaletler görmek ve normal karşılamak, onlarla konuşmak, bitmeyen doğal olaylar, karakterlerin göğe yükselmesi, şeytanın aramıza inmesi vb gibi) romanlarda yer alması durumu. Onlar romanlardan çıkarılamaz o zaman zaten Büyülü Gerçekçilik özelliğini kaybeder. İkinci olarak, büyülü gerçekçilikteki betimlemeler, olgusal (fenomenal) dünyanın güçlü bir varlığını ortaya koyar. Üçüncü olarak, okur gerçeklik ile büyülü düşünceler arasındaki ayrımı algılamakta zorlanabilir. Dördüncü olarak, farklı gerçeklik alanları bir araya getirilir. Son olarak ve en önemlisi, büyülü gerçekçilik zaman, mekân ve kimlik kavramlarını altüst eder. Büyü ve gerçeklik romanlarda bir araya gelir, doğaüstü ve mistik olaylar son derece normal kabul edilir. Haliyle aslında sadece basit bir eğlence amacıyla yazılmamıştır. Bazı edebiyat kritikleri tarafından hala pek ciddiye alınmasa da ciddi toplumsal ve siyasi eleştiri yapan romanlardır. İki romanı da okuması kolay değil.
Yüzyıllık Yalnızlık romanından sonra 1 hafta kendime gelememiştim. Körlük de okuması sabır isteyen karamsar ve insanlığı sorgulatan bir romandır. Romanlar ilginizi çektiyse şimdiden iyi okumalar dilerim :)
Sırasıyla:
Körlük,
Görmek
ve
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş.