Kırmızı onun yas rengiydi. Sultan Özcan namı diğer Kırmızılı Kadın filmlere konu olacak acı bir hayatın resmi adeta. Bugün (12 Temmuz 2026) yılında hayatını kaybetti. Kırmızıya olan bağlılığının arkasında hüzünlü bir aşk hikâyesi olduğu anlattığı çok güzel bir belgesele denk geldim. Huzurla uyu kırmızılı kadın. Hiç hak etmeyen biri için ömrünü feda etmişsin. Onu yaşamış ve son nefesine kadar yaşatmışsın. Belki de bu senin kendini koruma mekanizmandı, hayata böyle tutanabildin ama yine de üzülmeden edemiyor insan. Sulta Teyze artık çok, kırmızılı kadın gitti. İnsanları üzmeyin, sadece bir ömürleri var ve bazıları o üzüntüleri son nefeslerine kadar omuzlarında taşıyorlar. Buna hakkınız yok. "Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir." der Goethe ama ben şu sözü daha çok severim: Belki de bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir.” Aldous Huxley. Tabii ki zebanilerle dolu bir cehennem, zebanisiz olur mu…
Kırmızılı Kadın’ın hikayesi iç acıtıyor, kendisine değinmek istediğim için böyle bir kriterya açtım. Aklıma onun zıttı olan Femme Fatale (ölümcül kadın) geldi. Bilmeyenler için: Edebiyat ve sinemada sadece güzel değil aynı zamanda zeki ve gizemli bir kadın örneği olarak sunulan kadın tipidir. İstediğini elde etmek için tehlikeli oyunlar oynayabilir. Aşk onun için sadede romantik bir duygu değil bazen güç veya manipülasyon aracıdır. Bu terim "Femme fatale" arketipi ilk olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru (1880'ler ve 1890'lar) sanat ve edebiyatta yaygınlaştı. Fransız yazar Guy de Maupassant yazdığı bir hikayeden dolayı terimi popülerleştiren yazarlardan biri olarak anılır.
Kırmızılı kadın ı belki 10 sene önce duymuştum kısa bir videosunu izlemiştim çok üzülmüştüm gördüğümde şimdi hayatını kaybettiğini gördüğümde bir kez daha üzüldüm. Evet sevmek sevilmek güzel ama bi insanı bu kadar sevmek insanın kendisine zarar vermekten başka bir şey değil malesef
Bazı hayatlar insanın yüreğine yük, boğazına bir düğüm gibi oluyor resmen. "Ignorance is bliss." (Cehalet mutluluktur.) demiş Oscar Wilde. Bu cehaletin her zaman bilgisizlik olmadığını zamanla anlıyor insan. Bazen bazı şeyleri bilmemek, öğrenmemek daha iyi.
Bu gece neredesin?
Yıldızlarla aydınlanan gökyüzünde açan vahşi bir çiçek misin?
Hâlâ büyülenmişcesine süzülüyorsun.
Takıntılar, özgürlüğe ağıt yakıyor.
Zamansız bir söz… Anlamları değişti.
Ama ben hâlâ senin alevlerinde yanıyorum.
Dur durak bilmeyen, arındırıcı bir maskeli balo gibi.
Karşılık bulmayan, loş ışıklı bir aşk; tadı artık eskisi gibi değildi.
Ve merak ediyorum…
Acaba sen de aynı şeyi merak ediyor musun?
Ben ise hâlâ merak ediyorum…
Kırmızılı Kadın’ın hikayesi iç acıtıyor, kendisine değinmek istediğim için böyle bir kriterya açtım. Aklıma onun zıttı olan Femme Fatale (ölümcül kadın) geldi. Bilmeyenler için: Edebiyat ve sinemada sadece güzel değil aynı zamanda zeki ve gizemli bir kadın örneği olarak sunulan kadın tipidir. İstediğini elde etmek için tehlikeli oyunlar oynayabilir. Aşk onun için sadede romantik bir duygu değil bazen güç veya manipülasyon aracıdır. Bu terim "Femme fatale" arketipi ilk olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru (1880'ler ve 1890'lar) sanat ve edebiyatta yaygınlaştı. Fransız yazar Guy de Maupassant yazdığı bir hikayeden dolayı terimi popülerleştiren yazarlardan biri olarak anılır.
Sözlerinin Türkçesi:
Bu gece neredesin?
Yıldızlarla aydınlanan gökyüzünde açan vahşi bir çiçek misin?
Hâlâ büyülenmişcesine süzülüyorsun.
Takıntılar, özgürlüğe ağıt yakıyor.
Zamansız bir söz… Anlamları değişti.
Ama ben hâlâ senin alevlerinde yanıyorum.
Dur durak bilmeyen, arındırıcı bir maskeli balo gibi.
Karşılık bulmayan, loş ışıklı bir aşk; tadı artık eskisi gibi değildi.
Ve merak ediyorum…
Acaba sen de aynı şeyi merak ediyor musun?
Ben ise hâlâ merak ediyorum…