Bridget Jones'un Günlüğü VS Miss Julie

Küratör: +Literature Queen

11.07.2026 - 15:43

#edebiyat
%57
🔥 TREND
%43

Ağırlıklı ortalama. (Toplam 35 kişi oy kullandı)

Özgür bir hayat yaşamak istemek vs duygularının esiri olmak. 83% / 17%
Hayatını kurmak için mücadele vs toplumun kadınlardan beklentilerine karşı çıkmak. 0% / 100%
Hangisi daha kötü: Başkalarının onayını önemsemek vs duygularla mantık arasında sıkışmak. 100% / 0%
Hangisinin arkadaş grubunda dertleri hiç bitmez? 83% / 17%
Terapiste anlatacak daha çok hikâyesi vardır. 49% / 51%
Daha çarpıcı: Mutlu son vs trajik son. 3% / 97%
Hangisini (ilk olarak) duydunuz, okudunuz, veya izlediniz? 80% / 20%

Kritikler

KRITERYA ONAYLI
★★★★★
★★★★★
5.0 / 5
27
Bridget Jones’un Günlüğü romanı Helen Fielding tarafından 1996 yılında yayımlanmıştır. Kitabın filmi 2001 yılında vizyona girmiştir. Film IMDB’de 288bin kişi tarafından 6.8/10 şeklinde oylanmıştır.

Bridget Jones'ın, bu post-feminist kültürün bir ürünü olduğu iddia edilmektedir çünkü antifeminist bir romandır aslında. Bridget Jones, toplumda bekâr bir kadın olmanın zorluklarını yaşar çünkü etrafındaki insanların evlilik konusundaki baskısı altındadır. Otuz yaşını geçmiş olmasına rağmen hâlâ bekâr olması, onun kendisini toplumdan yabancılaşmış hissetmesine neden olur. Evlenmesi ve bir an önce çocuk sahibi olması gerektiğini düşünür ve bu şekilde düşünmeye zorlanır. Öte yandan, özgürleşmiş bir kadın olmaya çalışır. İlişki hayatını daha iyi hâle getirmek için bazı feminist kararlar alır. Ancak erkeklere dair iç sesi ve erkeklere duygusal olarak bağımlılığı, onun feminist yönünün önünde bir engel hâline gelir. Bir diğer engel ise elbette etrafındaki evli çiftlerdir. Annesi, annesinin arkadaşı Una ve diğerleri, erkek arkadaş edinmesi ve onunla bir an önce evlenmesi konusunda ona baskı yaparlar. Geleneksel bir kadın olarak ev içi yaşamını sürdürmesi beklenmektedir. Geleneksel bir kadın olmak ile özgürleşmiş bir kadın olmak arasında ikilem yaşar. Farklı fikirlere sahip farklı insanlar, Bridget’ın kendi kararlarını etkiler. Dolayısıyla toplum, diğer oyunlarda olduğu gibi Bridget için de bir engel oluşturur ve onun hayatını zorlaştırır.
Evlilik, çocuk, kozmopolit kültür (kendisine bir model gibi görünmesi gerektiğini düşünür; kilo vermeye çalışır ve aynanın karşısında çok fazla zaman geçirir), cinsellik (cinselliği tarafından yönlendirilir; örneğin yakışıklı bir erkeğe karşı koyamaz) ve ev işleri. Ev işleri evlilikle bağlantılıdır ancak bu farklı bir noktadır. Mükemmel yemekler yapmaya çalışır ama bunda çok başarısızdır. Başkaları tarafından sevilmek ve saygı görmek için mükemmel yemekler ve makarnalar hazırlaması gerektiğini düşünür. Böylece herkes, mükemmel olduğu için Bridget’e gitmek ister.
Bridget ve kadın arkadaşları feminizmin ideallerini savunmaya çalışsalar da, özellikle erkeklerle olan ilişkileri söz konusu olduğunda, arzu edilen hedeflere ulaşamazlar; bu da romana hicivsel (satirik) bir ton kazandırır. İdeallerindeki bu başarısızlıklar, hem Bridget'ın hem de kadın arkadaşlarının hayatlarında bir hayal kırıklığı ve düş kırıklığı duygusu yaratır.

Miss Julie kadın düşmanlığı ile tanınan İsveçli yazar August Strindberg'ün naturalism akımı ile 1888 yılında yazılmış oyunudur. 2014 yılında sinemaya da aktarılmıştır. IMDB puanı 6.6bin kişi tarafından 5.5/10 olarak oylanmıştır. Muhtemelen konuyu beğenmediği için insanlar puanı bu kadar düşük. Aslında oyunculuk harikadır. Ben hem oyunu okudum hem de filmi izledim.

Oyunun sadece 2 karakteri vardır: Julie, Jean and Christine. Miss Julie, Strindberg’ün kadın düşmanı (misojinist) karakterine bir örnek olarak gösterilebilir ve erkek hizmetkâr karakteri Jean, onun fikirlerinin temsilcisidir. Hatta Miss Julie'nin ön sözünde bile Strindberg, kadınlara yönelik güçlü hoşnutsuzluğunu ve nefretini açıkça ortaya koymaktadır.

Miss Julie asil bir adamın kızıdır. Bazı arzularını artık bastıramaz ve evin hizmetçisi Jean ile ilişkiye girer. O da aslında pek keyifli bir an olmaz onun için. Bekaretini kaybettiği gibi Jean’a karşı olan üstünlüğünü de kaybeder çünkü erkekler toplumda cinsiyetlerinden dolayı üstünlerdir özellikle de cinsellik konusunda. Oyunun sonunda Miss Julie kimsenin kendisini cezalandırmasına izin vermez. Strindberg kendince ona bu cezayı layık görmüş ve karakterini intihar ettirmiş. Onun gözü kadın düşmanlığından döndüğü için böyle bir son yazdı muhtemelen. Ne olacak zaten ha bi kadın fazla ha eksik. Fakat şunu gözardı etmiş: Miss Julie asil bir ailenin üyesiydi ve kendi kaderini kendisi belirledi. Kimsenin hakkında karar vermesine izin vermedi ve hayatına son verdi.

Hem Bridget Jones hem de Miss Julie toplumlarının kendilerinden beklentileri ile yüzleşirler ve bu durumla mücadele ederler. Bridget Jones’un Günlüğü romanında bu durum daha mizahi ve romantik durumla yansıtılırken, Miss Julie tam bir trajedi yaşar.
11.07.2026 - 15:43
KRITERYA ONAYLI
★★★★★
★★★★★
5.0 / 5
5
Feminizm demişken...

Feminizmin kökleri, ilk Batılı kadın yazar olarak kabul edilen Christine de Pizan'ın, The City of Ladies (Le Livre de la Cité des Dames, 1404) adlı eserinde kadın düşmanlığının (misogyny) kökenlerini tartışmasına kadar uzanır. De Pizan eserinde, kadınların doğaları gereği erkeklerden aşağı olduğu yönündeki yaygın Orta Çağ düşüncesine karşı çıkar ve tarihten, mitolojiden ve dinden başarılı kadın örnekleri sunarak kadınların bilgi, erdem ve liderlik bakımından erkeklerle eşit yeteneklere sahip olduğunu savunur. Ancak feminizm özellikle 20. yüzyılda büyük bir ivme kazanmış ve zamanla kadın haklarını savunan bu hareket DÖRT dalga hâlinde gelişmiştir.

1. Birinci Dalga Feminizm (19. yüzyıl ortaları – 20. yüzyıl başları)

Temel amacı:
Kadınların hukuki eşitliğini sağlamak.
Odak noktaları:
Oy kullanma hakkı (kadınlara seçme ve seçilme hakkı)
Mülkiyet hakkı
Eğitim hakkı
Boşanma ve miras hakları

Öne çıkan isimler: Mary Wollstonecraft, Elizabeth Cady Stanton ve Susan B. Anthony

Önemli gelişmeler: 1848 Seneca Falls Kadın Hakları Bildirgesi ve birçok ülkede kadınların oy hakkını kazanması

İkinci dalga feminizm 1960’larda ortaya çıkmış, Simone de Beauvoir ve Virginia Woolf gibi düşünürlerin eserlerinden önemli ölçüde etkilenmiştir. Aynı on yılda, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ikinci dalga feminizm birinci dalga takip eder ve ikinci dalga feminizm, kadınların her alandaki hakları için verdiği mücadelede birinci dalgayla ortak bir çizgiyi paylaşmaya devam etse de, odak noktası üreme politikalarına, kadınların 'deneyimine', cinsel 'farklılığa' ve hem bir baskı biçimi hem de kutlanması gereken bir olgu olarak 'cinselliğe' kayar.
Üçüncü dalga feminizm ise 1990'larda Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıkmıştır ve bu hareket, Fransız feminist hareketine kuşkuyla yaklaşan başka bir kadın entelektüeller grubunu içerir. Dili yeniden icat etmek yerine, geleneksel erkek anlatılarının tersine (against the grain) metinlere metinbilimsel (textological) bir edebî okuma uygulanmasını savunurlar. Kendilerini üçüncü dalganın bir üyesi olarak gören feministler, feminizmin daha bireyselleştirilmiş bir biçimini ararlar: "Üçüncü dalga feminizm, grup kimliğinin oluşturulmasından ziyade bireysel öznelliklerin analizine öncelik verir." Kadınların tek tip bir grup olmadığını vurgulamak ve çeşitliliği öne çıkarmak amacı vardır.

Odak noktaları:
Irk
Etnik kimlik
Sınıf
Cinsel yönelim
Toplumsal cinsiyet kimliği
Kesişimsellik (Intersectionality)

Bu dalga, farklı kadınların farklı deneyimlere sahip olduğunu savunur ve feminizmin daha kapsayıcı olması gerektiğini ileri sürer.

Öne çıkan isimler: Bell Hooks, Judith Butler ve Kimberlé Crenshaw

4. Dalga Feminizm

Temel amacı:

Dijital platformları kullanarak toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini yaygınlaştırmak.

Odak noktaları:
Cinsel taciz
Cinsel şiddet
Dijital aktivizm
Kadın cinayetleri
Beden olumlama (body positivity)
Çevrimiçi taciz
Kapsayıcılık
15.07.2026 - 18:49 (Düzenlendi: 15.07.2026 - 18:49)
21
Bridget Jones demişken soundtrackini paylaşmadan olmaz :)

Kriterya Video
11.07.2026 - 17:14
14
Bridget Jones'un Günlüğü'nü okuduğumda daha ortada filmleri falan yoktu. O yıllar zaten her hikayeyi önce kitapçı raflarında keşfettiğimiz, internetten oyuncu kadrosunu araştırmak yerine hayal gücümüzle karakterleri kafamızda canlandırdığımız zamanlardı. Bridget'ın sakarlıkları, sürekli kendini sorgulaması ve yine de hayata devam etmesi bugün çok tanıdık geliyor ama belki de o zamanlar farkında olmadan yol gösterici olmuş bile olabilir... Sonuçta öyle ya da böyle her okuduğumuzun izlerini taşırız.
11.07.2026 - 18:58
8
Bu filmin kitabı mı varmış? 😂
11.07.2026 - 19:14