Brothers vs Hayat mı Bu
Fenerbahçeli futbolcu Serkan Acar'ın oynadığı tek filmdir. Zeynep Değirmencioğlu ile bu filmde tanışıp, sonrasında evlenmişlerdir. Serkan Acar'ın kardeşi Sertan Acar şöyle anlatıyor: “Oyunculuğa 1971 yılında başladım. Başlangıcım da Türk filmi gibidir... Ayşecik yani Zeynep Değirmencioğlu, o zamanlar abimin (Serkan Acar) flörtüydü. Ses mecmuası en yakışıklı futbolcu yarışması yapmış ve abim de birinci olmuştu. Ondan sonra filmcilerin dikkatini çekti ve abime film teklifi geldi. Ardından Zeynep’in karşısında oynayacak kişi olarak Haydarpaşa’da bir deneme çekimi yaptı. Bu deneme çekiminde de Zeynep, abime âşık oluyor. Böylelikle flörtleri başladı. Sonrasında ben de Zeynep’le tanıştım." Sertan Acar'ın oyuncu olmadığı yakışıklı bir delikanlı olduğu için filmlerde oynatıldığı çok belli zaten. Pek mimik yapamayan dümdüz kameraya bana bi hali var genelde ama yine de o filmlerin tüm kusurlarına ve oyuncuların da tüm tecrübesizliğine rağmen hoş bir havası var. :)
Hayat mı Bu? filmine gelince de alışılmışın dışında bir senaryosu var. Bu yüzden olsa gerek 1973 yılında Altın Portakal ödülünü kazanmış filmdir.
Filmin kendisi gibi sonu da çok çarpıcıdır:
Çocuklara 6 yaşlarına kadar bakan kadın Nazlı Hanım: "Aylardır her gün buraya geliyorsunuz. Çok acı çekiyorsun anlıyorum. Eğer... Eğer size bir faydası olacaksa hangisinin oğlunuz olduğunu söyleyebilirim artık."
Anne: Hayır! Hayır sus! Yalvarırım, söyleme, söyleme, söyleme..."
Semra Sar harika bir oyuncu zaten, bu sahnede her izlediğimde dokunur kalbime, duygulandırır.
Yetenek vs Çok çalışmak
İlber Ortaylı: “Öyle bir devirde yaşıyoruz ki zeka ve yetenek dışında her şey kabul görüyor.” demiş. Zeka ve yetenekten daha çok değer gören şeyler var maalesef günümüz dünyasında, o da para. Bir insanın parası, hatta çok parası varsa saygı görmesi için yeterli oluyor nası kazandığına bakılmadan. Ya da o kişi çok eğitimsiz veya gelişime kapalı olsa da önemli değil ne de olsa parası var. Ne demiş Dostoyevski: “Param olduğunda, benim de son derece orijinal biri olduğumu göreceksiniz. Paranın en bayağı, en iğrenç yanı insana yetenek bile verebilmesidir.” :) Konuya dönersek eğer zeka ve yetenek çok önemli ama çalışmadan ikisinin de ilerleyeceğine inanmıyorum. Nobel ödüllü Bilim İnsanımız Aziz Sancar'ın şu lafını çok severim: "Çoğu insan zekaya inanır, ben inanmıyorum, bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum." Son olarak bir Einstein sözü ile yazımı bitireyim: “Dehanın onda biri yetenek, onda dokuzu da çalışmaktır.”
Rose vs Jack
Titanik az bilinenler:
Yıllarca Rose ve Jack adlı 2 karakterin gerçek olduğunu sanarken aslında ikisinin de kurgusal karakter olduğu gerçeği ile başlayalım. Ben bunu öğrendiğim an gerçek bi şok anı yaşadım diyebilirim. Gloria Stuart (Rose karakterinin yaşlı hali) aslında o da bir oyuncu.
Jack rolü ilk önce rolü Johnny Depp'e teklif etti ancak Depp reddetti.
-Kate Winslet'tan önce rol için düşünülen aktrisler arasında Jennifer Aniston, Cameron Diaz, Nicole Kidman ve Madonna yer alıyordu. Kate Winslet ise rolü almak için ısrarcı olmuş, Leonardo DiCaprio'yu ikna etmek için Cannes Film Festivali'ne kadar peşinden gitmiştir.
-Gemiden sağ kurtulan ve korkaklığı ile eleştirilen şirket yöneticisini canlandıran Jonathan Hyde, geminin batışını izlerken büründüğü suçluluk psikolojisini bizzat gerçek karakterin torunuyla konuşarak tasarlamış.
-1995 yılında James Cameron, batığı kendi gözleriyle görmek için 12 dalış yapmış.
-Filmde gemi batarken çalmaya devam eden müzisyenler gerçekte de insanları sakinleştirmek için gemi batana kadar çalmışlardır.
-Rose karakterinin gemi battıktan sonra üzerine çıktığı tahta platform gerçek Titanik gemisinden geriye kalan orijinal bir parçadır.
-Gerçek geminin batışı 2 saat 40 dk sürmüştür. Ayırca 1500'ün üzerinde hayatını kaybeden olmasına rağmen sadece 333 kişinin cesedine ulaşılmıştır. Titanik'in yolcuları tarafından taşınan nakit, tahvil ve mücevher fiyatlarının tahmini değeri 6,000,000 ABD Doları idi.
-Titanik'teki insanların% 53'ü can filikalarını kullanabilirdi. Sadece% 31'i kullandı. Bu aynen filmde de gösterilmişti. Filikalar nedense kapasitesinin altında doldurulmuş.
Blanche (Arzu Tramvayı) vs Laura (Sırça Kümes)
Blanche gerçeklikle mücadele ederek onu yeniden kurmaya çalışır. Bir nevi aslında KIRMIZI hapı almıştır Blanche. Gerçeklerle yüzleşir, kabullenir fakat onları bir yandan da gizli tutar. Maalesef malumun ilanından da kaçamaz. Laura ise gerçeklikten geri çekilmeyi seçer. MAVİ hapı almıştır ve yalan bir dünyanın içine hapsolmuştur. Blanche trajik bir performansın, Laura ise kırılgan bir sessizliğin temsilcisidir. Blanche her şeye rağmen hayatın içine dalar, Laura ise hayattan kaçmayı tercih eder. Her ikisi de aslında erkek egemen toplumun birer kurbanlarıdır.