Normal vs Yok artık!
Bu kriterya çok eğlenceli, taraflar için durum seçerken çok zorlandım çünkü hayatın içinde çok fazla şey var. Bi kafede saatlerce tek başıma oturacağıma eve giderim, bu bana çok çekici gelmiyor açıkçası.
Tanımadığın birine iltifat etmek yok artık denecek bi durum ama bazen saçını çok farklı gördüğüm birine dayanamayıp iltifat ederken bulabiliyorum kendimi.
Kendime hediye bol bol alıyorum doğrusu, en sevdiğim şeylerden birisi kargo paketi açmak 💃🏽.
Artık düğünlere mecbur olmadıkça gitmiyorum, mazeret göstermeden reddetmeyi bırakın sadece mutluluklar dileyip konuyu kapatıyorum. Mazeret göstermeden hayır da çok diyorum çünkü evimi seviyorum. Bi yerlere gitmeyi gerçekten sevmiyorum bunu insanlara anlatmaktan da bıktım. Ben mazeretsiz hayır diyorum da onlar illa bi soruyorlar. Gerçekten insan ilişkileri olabildiğince minimal kurmak istiyorum ama her zaman mümkün olmuyor.
Kimseyle konuşmadan bütün günü geçirmek, yapmışlığım var. Kendi sesimi bile duymamıştım. Arınma gibi bi şeydi. Benim hoşuma gidiyor böyle şeyler.
Hiç istemesem de şu anda yarıda bıraktığım 3-5 kitap var. Bazı kitapları okumak çok zor. Bazen geç kaldığım oluyor yani öngöremediğimiz aksaklıklar olabiliyor hayatta.
Aynı diziyi defalarca izlemek benim işim. Beni yormasın, ne olacağını bileyim istiyorum. Psikolojik olarak çok yorumlanıyor bu durum da açıkçası çok kulak asmıyorum.
Genelde düğünlere şık gitmeye çalışırım ama keşke bu dress codelara bu kadar körü körüne bağlı olmasak. Neysee.
Gece 3te hayatımı düzene sokma kararım genelde online alışveriş ile sonuçlanıyor. En iyisi yatıp uyumak :P
Platon vs Aristotales
Poetics (Aristoteles'in Poetika'sı)
Bu eserde Aristoteles: Tragedyayı, Destanı, Taklit (mimesis) kavramını, Olay örgüsünü (plot), Karakteri, Katharsis (arınma) kavramını inceler.
→ Aristotle Poetikası → Olağandan ya da normalden daha ciddi, soylu ve iyi konuların taklit ve temsilinden tragedyalar yapılırken, normalden daha bayağı, komik ve kötü konular komedyaya aittir. Türleri hiyerarşik bir şekilde ayırır: Komedi → alt düzeydedir; destan → çeşitli olay örgülerini ve uzun anlatımı içerir, ancak trajedinin altında yer alır.
→ Aristoteles Poetika’da taklidin “insanın doğasında” bulunduğunu, daha çocuklukta öğrenmenin taklit yoluyla gerçekleştiğini, dolayısıyla taklit üzerine kurulu yapıtlardan insanların doğal bir haz duyduğunu yazıyordu. Doğa denen şeyin kendisi, demişti Platon, bir yansımadan, idea’nın yani Gerçek’in, gölgesinden veya temsilinden ibarettir. Sanatsal temsil veya taklit yoluyla bunun yansıtılması ise, olsa olsa yansımanın yansıması, gölgenin gölgesi olacaktır. Böylece temsil Gerçek’ten üç kere uzaktır.
→ Mimesisin insan tabiatındaki kökenleri nedeniyle dolaysız biçimde ortaya çıkan uzantısı ise Harmonia idi, yani armoni ve uyum. Bunlardan birincisi taklit yoluyla insanın öğrenme arzusuna, ikincisi uyum yoluyla zevk arzusuna karşılık veriyordu. Aristotle’a göre sanat, ister edebiyat isterse başka dalları olsun, temel mimetik güdünün iki yüzünün birleşmesinden doğuyordu.
Peripeteia → talihin/kaderin ani bir tersine dönüşüdür.
Hamartia → bir hata veya muhakeme yanılgısıdır; trajik kusur.
Hubris → aşırı ego ve kibirdir.
Anagnorisis → kritik bir keşifte bulunma; tanıma/farkına varmadır.
Nemesis → ciddi zarar veren bir şey ya da olaydır.
Catharsis → kahramana acıma ve kendi kibri ile öfkesi konusunda korku duyma durumudur.
Catharsis, Aristoteles'e göre iyi şiirin (iyi tragedyanın) göstergesidir.
Kızıl Damga (The Scarlet Letter) vs Tess of the d'Urbervilles
Püritenlerin katı din anlayışı, bireylerin psikolojisini ve toplumsal yaşamını olumsuz etkiler. Arthur Dimmesdale suçluluğunu gizlediği için vicdan azabı çeker. Bu durum onu fiziksel ve ruhsal olarak yıpratır.
Arthur Dimmesdale suçluluğunu gizlediği için vicdan azabı çeker. Bu durum onu fiziksel ve ruhsal olarak yıpratır. Rahip olması da ironik bir durumdur. Rakiptir ama toplumun asla kabul etmeyeceği bir suç işlemiştir. İki yüzlülüğün de sembolüdür adeta.
Hester Prynne toplum tarafından dışlanmasına rağmen zamanla güçlü ve olgun bir karaktere dönüşür. Dışlanır, kabul görmez, selam bile verilmez hatta kıyafetinde Adultery (Zina) kelimesinin kırmızı bir A harfini taşır. Fakat yine de yaşamaya devam eder.
Roger Chillingworth intikam takıntısı nedeniyle psikolojik olarak yozlaşır; adeta nefretin esiri olur.
İnsanlar ne tamamen melek ne de tamamen şeytanidir.
Bridget Jones'un Günlüğü vs Miss Julie
Feminizm demişken...
Feminizmin kökleri, ilk Batılı kadın yazar olarak kabul edilen Christine de Pizan'ın, The City of Ladies (Le Livre de la Cité des Dames, 1404) adlı eserinde kadın düşmanlığının (misogyny) kökenlerini tartışmasına kadar uzanır. De Pizan eserinde, kadınların doğaları gereği erkeklerden aşağı olduğu yönündeki yaygın Orta Çağ düşüncesine karşı çıkar ve tarihten, mitolojiden ve dinden başarılı kadın örnekleri sunarak kadınların bilgi, erdem ve liderlik bakımından erkeklerle eşit yeteneklere sahip olduğunu savunur. Ancak feminizm özellikle 20. yüzyılda büyük bir ivme kazanmış ve zamanla kadın haklarını savunan bu hareket DÖRT dalga hâlinde gelişmiştir.
1. Birinci Dalga Feminizm (19. yüzyıl ortaları – 20. yüzyıl başları)
Temel amacı:
Kadınların hukuki eşitliğini sağlamak.
Odak noktaları:
Oy kullanma hakkı (kadınlara seçme ve seçilme hakkı)
Mülkiyet hakkı
Eğitim hakkı
Boşanma ve miras hakları
Öne çıkan isimler: Mary Wollstonecraft, Elizabeth Cady Stanton ve Susan B. Anthony
Önemli gelişmeler: 1848 Seneca Falls Kadın Hakları Bildirgesi ve birçok ülkede kadınların oy hakkını kazanması
İkinci dalga feminizm 1960’larda ortaya çıkmış, Simone de Beauvoir ve Virginia Woolf gibi düşünürlerin eserlerinden önemli ölçüde etkilenmiştir. Aynı on yılda, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ikinci dalga feminizm birinci dalga takip eder ve ikinci dalga feminizm, kadınların her alandaki hakları için verdiği mücadelede birinci dalgayla ortak bir çizgiyi paylaşmaya devam etse de, odak noktası üreme politikalarına, kadınların 'deneyimine', cinsel 'farklılığa' ve hem bir baskı biçimi hem de kutlanması gereken bir olgu olarak 'cinselliğe' kayar.
Üçüncü dalga feminizm ise 1990'larda Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıkmıştır ve bu hareket, Fransız feminist hareketine kuşkuyla yaklaşan başka bir kadın entelektüeller grubunu içerir. Dili yeniden icat etmek yerine, geleneksel erkek anlatılarının tersine (against the grain) metinlere metinbilimsel (textological) bir edebî okuma uygulanmasını savunurlar. Kendilerini üçüncü dalganın bir üyesi olarak gören feministler, feminizmin daha bireyselleştirilmiş bir biçimini ararlar: "Üçüncü dalga feminizm, grup kimliğinin oluşturulmasından ziyade bireysel öznelliklerin analizine öncelik verir." Kadınların tek tip bir grup olmadığını vurgulamak ve çeşitliliği öne çıkarmak amacı vardır.
Odak noktaları:
Irk
Etnik kimlik
Sınıf
Cinsel yönelim
Toplumsal cinsiyet kimliği
Kesişimsellik (Intersectionality)
Bu dalga, farklı kadınların farklı deneyimlere sahip olduğunu savunur ve feminizmin daha kapsayıcı olması gerektiğini ileri sürer.
Öne çıkan isimler: Bell Hooks, Judith Butler ve Kimberlé Crenshaw
4. Dalga Feminizm
Temel amacı:
Dijital platformları kullanarak toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini yaygınlaştırmak.
Odak noktaları:
Cinsel taciz
Cinsel şiddet
Dijital aktivizm
Kadın cinayetleri
Beden olumlama (body positivity)
Çevrimiçi taciz
Kapsayıcılık