Sylvia Plath Amerikan Edebiyat tarihinin en önemli şairlerinden biridir. Onun şiirilerini anlamak için hayatını mutlaka bilmek gerekir çünkü Plath bizzat kendi hayatını anlatan itiraf şiirleri yazar. Bir diğer değişle şiirleri hayatının yansımasıdır. Plath hayatı boyunca problemli bir psikolojiyle yaşamıştır. Bu da onu intihar eğilimli bir insan haline getirmiştir. Bu manik depresif halleri Plath’ın babası Otto Plath’ın ölmesiyle başlar. Daha 10 yaşında iken intihar eder. 21 yaşında iken tekrardan intihar eder fakat 3 gün geçmesine rağmen ölmez ve sonra annesi tarafından bulunur. İşte bu Plath’ın hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Aslında öldüğüne ve tekrardan hayata geldiğine inanır. Bu yüzden intihar etmek ve ölmemek şiirlerini çok etkilemiştir. 23 yaşında iken Amerikan Edebiyatı için önemli olan bir diğer şair Ted Hughes ile tanışır ve birbirlerine aşık olan bu iki şair evlenirler. Fakat Plath’ın kötü psikolojisi onu takip etmeye devam eder. Yazmayı çok seven Plath evliliği yüzünden üretemez hale gelir. Bir diğer sebebi ise Hughes’ın onu aldatmasıdır. Son bir defa daha intihar eder ve bu sefer ölür. Hayatının mutsuz ve depresif olmasından dolayı şiirleri ölüm sembolleriyle doludur. Geçmişi şiirlerinin ana temasıdır ve karamsarlıklarla doludur.
‘Lady Lazarus’ bu şiirlerine en güzel örneklerden biridir. Bu şiir insana okuduğunda Plath’ın 30 yıllık yaşam öyküsünün özetini verir gibi. Şiir: “I have done it again. One year in every ten I manage it” (1-3) mısralarıyla başlar. Her 10 yılda bir intihar ettiğini söyler. Hem geçmişi anlatırken bir yandan da gelecekte yapacaklarının sinyalini verir çünkü Plath bu şiiri yazdığında henüz 2 kez intihar etmişti. Daha sonra ilk seferki intiharının kazara olduğunu ama ikincisinin bilinçli olarak yapıldığından bahseder. Bana göre Plath gerçekten ölmek istemez. Bu konuda yazmak onun çok hoşuna gidiyor çünkü sahip olduğu tek güç intihar etmek. Ayrıca bilindiği gibi son intiharında bakıcı zamanında gelseydi Plath yine ölmeyecekti çünkü: “bu numarayı ara” diyerek doktorun numarasını bırakır. Plath son intiharında da yeniden hayata gelmeyi umut etmişti. Lazarus Jesus sayesinde yeniden hayata gelmiş olan incilden bir karakterdir. Kendisinin de onun gibi tekrardan hayata geleceğine, dokuz canlı olduğuna inanır fakat bunu son denemesinde başaramaz. Şiirde de bunu yazarak bu fikrimin doğru olduğunu gösteriyor, “Dying, is an art, / like everything else, I do it exceptionally well.” (43-45).
Şiirde ayrıca babasının Nazi kimliğini kullanırken kocasından da düşman olarak bahseder.
“Out of the ash / I rise with my red hair / And I eat men like air.” (79-81)
(küllerin arasından dogrulurum / kızıl saçlarımla / ve çıtır çıtır adam yerim.)
Sonuç olarak tek bir cümle ile özetlemek gerekirse, Plath’ın amacı ölmeyi değil ölememeyi başarmaktır. Parçalanmış kimliği şiirde kolaylıkla görülüyor. Kimliğinin yanında şiirde her şey kırılmıştır.
Dady, Morning Song, Blackberring’de Plat’ın karamsar ve karanlık şiirlerine örneklerdir.
Diğer bir yandan Virginia Woolf hep depresif ve bohem bir hayat yaşamıştır. Ayrıca kendisi daima çok yalnız hissederdi. Bu iki kadın yazar yazı stilleri ve sonları dolayısıyla çok fazla karşılaştırılır. Ve bu da Woolf'un intihar etmeden önce eşine bıraktığı nottur:
Leonard Woolf'a, 18 Mart 1941
Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumdan eminim. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım, hiçbir şeye odaklanamıyorum. Bu yüzden yapabileceğimin en iyisi olduğunu düşündüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana verilebilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim her şeyim oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım, ben olmazsam rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu bile düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Söylemek istediğim şu ki, yaşadığım her mutluluğu sana borçluyum. Bana hep sabır gösterdin, çok iyi davrandın. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Bir tek senin iyiliğinden eminim, onun dışında her şey terk etti beni. Hayatını mahvetmeye devam edemem. Birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum.
06.05.2026 - 23:04
✕KAPAT
✕
🍪️️TEKNİK ÇEREZ BİLGİSİ
Kriterya, veri akışını optimize edip kullanıcı deneyimini arttırmak için çerezleri kullanır.
‘Lady Lazarus’ bu şiirlerine en güzel örneklerden biridir. Bu şiir insana okuduğunda Plath’ın 30 yıllık yaşam öyküsünün özetini verir gibi. Şiir: “I have done it again. One year in every ten I manage it” (1-3) mısralarıyla başlar. Her 10 yılda bir intihar ettiğini söyler. Hem geçmişi anlatırken bir yandan da gelecekte yapacaklarının sinyalini verir çünkü Plath bu şiiri yazdığında henüz 2 kez intihar etmişti. Daha sonra ilk seferki intiharının kazara olduğunu ama ikincisinin bilinçli olarak yapıldığından bahseder. Bana göre Plath gerçekten ölmek istemez. Bu konuda yazmak onun çok hoşuna gidiyor çünkü sahip olduğu tek güç intihar etmek. Ayrıca bilindiği gibi son intiharında bakıcı zamanında gelseydi Plath yine ölmeyecekti çünkü: “bu numarayı ara” diyerek doktorun numarasını bırakır. Plath son intiharında da yeniden hayata gelmeyi umut etmişti. Lazarus Jesus sayesinde yeniden hayata gelmiş olan incilden bir karakterdir. Kendisinin de onun gibi tekrardan hayata geleceğine, dokuz canlı olduğuna inanır fakat bunu son denemesinde başaramaz. Şiirde de bunu yazarak bu fikrimin doğru olduğunu gösteriyor, “Dying, is an art, / like everything else, I do it exceptionally well.” (43-45).
Şiirde ayrıca babasının Nazi kimliğini kullanırken kocasından da düşman olarak bahseder.
“Out of the ash / I rise with my red hair / And I eat men like air.” (79-81)
(küllerin arasından dogrulurum / kızıl saçlarımla / ve çıtır çıtır adam yerim.)
Sonuç olarak tek bir cümle ile özetlemek gerekirse, Plath’ın amacı ölmeyi değil ölememeyi başarmaktır. Parçalanmış kimliği şiirde kolaylıkla görülüyor. Kimliğinin yanında şiirde her şey kırılmıştır.
Dady, Morning Song, Blackberring’de Plat’ın karamsar ve karanlık şiirlerine örneklerdir.
Diğer bir yandan Virginia Woolf hep depresif ve bohem bir hayat yaşamıştır. Ayrıca kendisi daima çok yalnız hissederdi. Bu iki kadın yazar yazı stilleri ve sonları dolayısıyla çok fazla karşılaştırılır. Ve bu da Woolf'un intihar etmeden önce eşine bıraktığı nottur:
Leonard Woolf'a, 18 Mart 1941
Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumdan eminim. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım, hiçbir şeye odaklanamıyorum. Bu yüzden yapabileceğimin en iyisi olduğunu düşündüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana verilebilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim her şeyim oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım, ben olmazsam rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu bile düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Söylemek istediğim şu ki, yaşadığım her mutluluğu sana borçluyum. Bana hep sabır gösterdin, çok iyi davrandın. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Bir tek senin iyiliğinden eminim, onun dışında her şey terk etti beni. Hayatını mahvetmeye devam edemem. Birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum.