"Hayat müşterek" derler ama evlenince işler değişebiliyor. Kadının görevi belli ve erkeğinkiler de bellidir ya hep o düzenin korunması beklenir. Kadın evinde oturacak, çocuk doğurup bakacak, ev işlerine koşturacak. Adam da evine ekmek götürecek. Bu durumun dışına çıkıldı mı vay efendim kadın nasıl çalışır, vay efendim adam mutfağa nasıl girer, temizlik yapar. Hani hayat müşterekti, hani her şeyimizi ortak paylaşıyorduk? Ne oldu da evlendikten sonra bize biçilen görevleri yapmaya zorlanır olduk. Toplumun baskısı ve akrabaların araya girmesiyle düzen bozulabiliyor. Kaynananın gelinine oğlum zayıfladı, beyazları arttı. Ona iyi bakmıyorsun demesiyle diğer kaynananın aylık ne kadar kazanıyorsun, kızımı iyi şartlarda yaşatıyor musun arasında hiçbir fark yok. Sadece akrabaların değil ki arkadaşların bile dolduruşuna gelip benim evliliğim ne biçim diye düşünenler de olmuştur. Hatta eşler kendi arasında hadi bugün yemeği sen yap ya da market alışverişine sen git demeye çekinir hale gelmiştir. Evet kurallar olabilir ama esneklik de olmalı. Mesela kadın çalıştığı için yemeği yapamadıysa kadın suçlanmamalı veya adam iflas edip evine yeterince para götüremedi diye yargılanmamalı. Bu gibi durumlarda eşler birbirine destek olmalı. Bunu söylemeye kalktığımızda vay sen ne biçim kadınsın veya adamsın sözlerine maruz kalmamamız gerekir ama nerede. Çalışan ve kocasına maddi yönden yardımcı olan kadınları, ev hanımlarının eleştirmesi de ayrı bir mesele. Evine nasıl vakit ayırıyorsun, kocan kızmıyor mu, yemek yapacak vaktin kalıyor mu gibi sorulara maruz kalmak acayip bunaltıcı. Aynı şekilde karısına yardımcı olan adama da erkek adam mutfağa girer mi, ütü yapar mı gibi eleştirileri maalesef duyuyoruz. Bırakın insanların evliliğine karışmayı. Karı-kocanın arasına yılan bile girmez derler ama insanlar giriyor işte ve eşlere gereksiz bir baskı uyguluyorlar. Halbuki herkes nasıl mutlu ve huzurluysa öyle yaşasın demek gerekmez mi? Önemli olan onların saadeti demek çok mu zor?