Beyin yakan, biri neler olduğunu anlatsın dedirten, bulmaca çözer gibi takip ve zeka gerektiren filmlerin yönetmenidir David Lynch. Sigmund Freud ile kardeş olma ihtimalleri vardır. :P Şaka bir yana insan psikolojini iyi analiz etmiş, bilinçdışı ve rüya kavramlarını sık sık filmlerinde kullanmış psikolojik gerilim ve dram filmlerinin üstadıdır. Filmlerin isimleri bile ayrıntılı düşünülmüş, anlatılan durumu incelikle özetlemiştir. Bu iki filmini de çok seviyorum. İlk izlediğimde ben nereye düştüm hissine kapılmıştım. Zaten biri çıkmaz, diğeri de otoban. İkisi de büyük bir girdabı ve çaresizliği anlatıyor. Baş karakterlerin yaşadığı ızdırabı ve buhranı özetliyor.
AĞIR SPOILER!
Kayıp Otoban: Filmde, ismi lazım olmayan bir adamın hezeyanlarını izliyoruz. Karısına yetemeyen, iktidarsız, ezik ve psikopat birini yani. Çok güzel bir kadınla evli olan bu adam, karısını herkesten kıskanmakta ve hatta karısının kendisini aldattığını zannetmektedir. Kendi yetersizliği yüzünden karısının kendisini sevmeyeceğini, başka adamlara bakacağını düşündükçe çılgına dönmüştür. Halbuki karısı kendisine karşı son derece anlayışlı ve sadıktır. Hayal dünyası adamı yanıltmaktadır. Bu sapkın düşüncelerle karısını haksız yere öldürür ve hapse girer. Hapiste kendisini bambaşka bir adam olarak hayal etmeye başlar. Film boyunca bu hayalleri izleriz. Hayalindeki bu adam kendisinin zıddıdır. Gençtir, yakışıklıdır ve kızlarla arası oldukça iyidir. Hayalinde, gerçekte öldürdüğü karısını da görür ve onunla sevgili olur. Hayalindeki bu kadın da karısının tam zıddıdır. Adam, gerçekleri çok iyi çarpıtmıştır. En sonunda sevgilisinin kendisine: "Asla bana sahip olamayacaksın." demesiyle hayalleri alt üst olur ve gerçekle yüzleşir. Yaptığı hatayı anlar ve en sonunda işlediği cinayet yüzünden idama çarptırılır. Böylece hayalindeki otoban macerası son bulur.
Mulholland Çıkmazı: Filmin jeneriği göz kamaştırıcıdır. Dans eden insanlar, rengarenk görseller ve hareketli jenerik müziği ile dikkatimizi dağıtmayı başaran yönetmen, jeneriğin bitişiyle bize bir yatak sahnesi izletir. Biz bunu çok ciddiye almayız ya da gözden kaçırırız çünkü jenerikten başımız dönmüştür. Halbuki bu yatak sahnesi filmin kilit noktasıdır. Bu sahneden sonra Hollywood yıldızı olmayı hayal eden genç bir kadını görürüz. Bu kadın en sonunda yıldız olmayı başarır ve göz kamaştırıcı bir hayata sahip olur. Biz bu sahneleri izlerken garip ve bambaşka sahneler karşımıza arada bir çıkar. Anlam veremeyiz. Sonunda anlarız ki platonik aşığını kıskançlık sebebiyle öldürten bir kadının rüyasını izlemişiz. Ne kendisi bir Hollywood yıldızıdır ne de hayatı göz kamaştırıcıdır. Sevdiğini öldürtmesinden dolayı pişman olup kafayı yemiş bir kadındır sadece. En sonunda iyice bunalıma girip intihar eder ve gördüğü Amerikan rüyası sona erer.
Kayıp Otoban'da adamın hayali otobanda başlayıp otobanda sona erer. Mulholland Çıkmazı'nda da rüya o çıkmazda başlıyor ve rüyanın bitimiyle kadının içindeki çıkmaz hiç bitmiyor. O kadar güzel ve derin bir o kadar da acı filmler bunlar.
angelica:
@Cimbomino hangisinin suçundan eminse ilk onu öldürürdü 😂
Cimbomino:
@angelica ikisi de suçu kanıtlanmış katil, hatta birisi cezaevinde.
Cimbomino:
@angelica ikisi de suçu kanıtlanmış katil, hatta birisi cezaevinde. Yani şunu sormaya çalışıyorum. Dexter hangisinin suçunu daha ağır bulup ilk onu öldürürdü?
angelica:
@Cimbomino kocayı sanırım 😌😌
Cimbomino:
Bence de çünkü adam hiçbir şey yokken güzelim karısını canice öldürüyor. Kiralık katil işini yapıyor. 😂
AĞIR SPOILER!
Kayıp Otoban: Filmde, ismi lazım olmayan bir adamın hezeyanlarını izliyoruz. Karısına yetemeyen, iktidarsız, ezik ve psikopat birini yani. Çok güzel bir kadınla evli olan bu adam, karısını herkesten kıskanmakta ve hatta karısının kendisini aldattığını zannetmektedir. Kendi yetersizliği yüzünden karısının kendisini sevmeyeceğini, başka adamlara bakacağını düşündükçe çılgına dönmüştür. Halbuki karısı kendisine karşı son derece anlayışlı ve sadıktır. Hayal dünyası adamı yanıltmaktadır. Bu sapkın düşüncelerle karısını haksız yere öldürür ve hapse girer. Hapiste kendisini bambaşka bir adam olarak hayal etmeye başlar. Film boyunca bu hayalleri izleriz. Hayalindeki bu adam kendisinin zıddıdır. Gençtir, yakışıklıdır ve kızlarla arası oldukça iyidir. Hayalinde, gerçekte öldürdüğü karısını da görür ve onunla sevgili olur. Hayalindeki bu kadın da karısının tam zıddıdır. Adam, gerçekleri çok iyi çarpıtmıştır. En sonunda sevgilisinin kendisine: "Asla bana sahip olamayacaksın." demesiyle hayalleri alt üst olur ve gerçekle yüzleşir. Yaptığı hatayı anlar ve en sonunda işlediği cinayet yüzünden idama çarptırılır. Böylece hayalindeki otoban macerası son bulur.
Mulholland Çıkmazı: Filmin jeneriği göz kamaştırıcıdır. Dans eden insanlar, rengarenk görseller ve hareketli jenerik müziği ile dikkatimizi dağıtmayı başaran yönetmen, jeneriğin bitişiyle bize bir yatak sahnesi izletir. Biz bunu çok ciddiye almayız ya da gözden kaçırırız çünkü jenerikten başımız dönmüştür. Halbuki bu yatak sahnesi filmin kilit noktasıdır. Bu sahneden sonra Hollywood yıldızı olmayı hayal eden genç bir kadını görürüz. Bu kadın en sonunda yıldız olmayı başarır ve göz kamaştırıcı bir hayata sahip olur. Biz bu sahneleri izlerken garip ve bambaşka sahneler karşımıza arada bir çıkar. Anlam veremeyiz. Sonunda anlarız ki platonik aşığını kıskançlık sebebiyle öldürten bir kadının rüyasını izlemişiz. Ne kendisi bir Hollywood yıldızıdır ne de hayatı göz kamaştırıcıdır. Sevdiğini öldürtmesinden dolayı pişman olup kafayı yemiş bir kadındır sadece. En sonunda iyice bunalıma girip intihar eder ve gördüğü Amerikan rüyası sona erer.
Kayıp Otoban'da adamın hayali otobanda başlayıp otobanda sona erer. Mulholland Çıkmazı'nda da rüya o çıkmazda başlıyor ve rüyanın bitimiyle kadının içindeki çıkmaz hiç bitmiyor. O kadar güzel ve derin bir o kadar da acı filmler bunlar.