Blanche (Arzu Tramvayı) ve Laura (Sırça Kümes) ikisi de Tennessee Williams oyunlarının karakterleridir. İkisi de son derece kırılgan kırılgan ve ürkek karakterlerdir. Laura kendi hayal dünyasından yaşayan, dış dünya ile bağ kuramayan bir karakterdir. Blanche karakteri ise tamamıyla yalnızlık fobisi olan bir karakter. Her şeyini kaybetmiş olarak güveneceği tek insan olan kardeşi, Stella’nın evine gider. Kaybetmenin verdiği acılardan dolayı içsel bir çöküntü içerisindedir ve kişisel acıları fazlasıyla yaşamaktadır. Eşi allan, belle reve, işi, itibarı, belle reve’deki hayatını, ailesini… her şeyini kaybetmiştir. Kardeşine geldiğinde ise onun bir kocası vardır. Hatta hamile olduğunu öğrendiği zaman bir darbe daha yer çünkü Blanche kardeşinin aksine çok büyük bir yalnızlık içerisindedir. Kardeşini kıskanması her halinden belli olmaktadır. Kardeşi Stanley ile kavga ettiği zaman mutlu bile oluyor diyebiliriz. Sürekli Stanley’i aşağılamalar ve ona layık olmadığını söylemeleri ise hepsi bu kıskançlıktan kaynaklanıyor. Hayattaki en büyük korkusu yalnız kalmak olduğu içinde kendinden hoşlanan Mitch’e evet diyor. Mitch’le evlenmek istiyor çünkü tutunabileceği son dal. Fakat geçmişini öğrenen Stanley buna engel oluyor, sonunda da her şeyini kaybeden blanche deli oluyor. çünkü artık tutunacak hiçbir dalı kalmıyor. İstediği tek şey yalnız kalmamak ve güvenli bir yerdi fakat ikisini de elde edemediği gibi bir de pamuk ipliğine bağlı psikolojisinin yok olması ile aklını kaybediyor. Laura sosyal ortamlarda bulunmayan, konuşmaya bile çekinen bir karakterdir. Kendi hayal dünyasından yaşar ve cam hayvan koleksiyonu yapar. Bu koleksiyon aynı kendisi gibi kırılgan, narin ve dokunulsa zarar görebilecek kadar hassas. Eve gelen misafir Jim ise onun duygularıyla oynar ve Laura bir anlık umutlansa bile yeniden karanlık dünyasına gömülür. kisi de hazin sonla biten oyunlardır, okumaya da izlemeye de değerler. Şiddetle tavsiye ederim.
Blanche çok kırılgan ve hassas bir karakterdir. Hayatta sahip olduğu her şeyi kendi hataları yüzünden kaybetmiştir. Öğrencilerinden biriyle ilişki yaşadığı için herhangi bir işi yoktur ve bu nedenle yaşadığı yer olan Belle Reve'i terk etmek zorunda kalır. Belle Reve ismi de T. Williams tarafından tesadüfen seçilmemiştir: Belle Reve Fransızca bir ifadedir ve kelime anlamı, "Güzel rüya" veya "güzel düş" demektir. Blanche bu hayatı geride bırakmak zorundadır. Kız kardeşi Stella'nın yanına geldiğinde, bu sırlarından ona hiç bahsetmez. Bu durum birçok şekilde yorumlanabilir. Sebeplerden biri, hatalarından utandığı için onları paylaşmak istememesi olabilir ya da diğer sebep, kız kardeşine güvenmiyor olması olabilir. Bana göre ilk sebep daha geçerlidir; çünkü kız kardeşinin hatasız görünen hayatını gördüğünde bu durum onun kimseye hiçbir şey anlatmamasına neden olur. Bu yüzden kız kardeşinin yanına bu utanç verici geçmişle gelir ama onu saklar. Bana ayrıca kız kardeşinin eşi Stanley ile ilk kez karşılaşması da tuhaf geliyor. Daha en başından Stella'nın hayatını kıskanmaya başlar. Yalnızlığı nedeniyle Blanche, kız kardeşini kıskanır. Sadece kocasını değil, evini de kıskanır. Bu durum, Stella ile Stanley tartıştığında Blanche'ın içten içe mutlu olmasından anlaşılır. Oyun boyunca sürekli Stanley'i küçümser ve onun Stella için uygun bir erkek olmadığını söyler. Bunların hepsi oyunu okurken dikkatimi çekti. Bunlara ek olarak, oyundan açıkça anlaşılmaktadır ki Stella aslında Blanche'ın onlara anlattığı hikayeye inanmaz, fakat inanıyormuş gibi davranır. Ayrıca kız kardeşinin kendisinden başka gidecek hiçbir yeri olmadığını da bilir. T. Williams, bu duyguyu okuyuculara verir. Bir kişi oyunu okuduğunda, toplumdan gerçek bir insanı okuyormuş hissine kolayca kapılabilir; çünkü yazar bu hissi okuyucuya çok başarılı bir şekilde veriyor.
Blanche gerçeklikle mücadele ederek onu yeniden kurmaya çalışır. Bir nevi aslında KIRMIZI hapı almıştır Blanche. Gerçeklerle yüzleşir, kabullenir fakat onları bir yandan da gizli tutar. Maalesef malumun ilanından da kaçamaz. Laura ise gerçeklikten geri çekilmeyi seçer. MAVİ hapı almıştır ve yalan bir dünyanın içine hapsolmuştur. Blanche trajik bir performansın, Laura ise kırılgan bir sessizliğin temsilcisidir. Blanche her şeye rağmen hayatın içine dalar, Laura ise hayattan kaçmayı tercih eder. Her ikisi de aslında erkek egemen toplumun birer kurbanlarıdır.
Arzu Tramvay'ında Marlon Brando oynuyor. 1951 yapımı film siyah ve beyazdır. Harika bir başyapıt, tavsiye ederim.