Bihter aşkından bir türlü çekip gidemedi. Kendini korkunç bir karanlığın içinde bıraktı ve o karanlık gittikçe büyüdü çünkü her şey gözlerinin önünde yaşandı. İnanılmaz acılar çekti, son ana kadar da hep Behlül'ün kendisine döneceği anı bekledi ama olmadı. Behlül ise aşkını sahiplenecek güçte ve karakterde biri asla değildi zaten. Tiynetsiz, bencil ve narsist bir karakterdi. Beter olsun.
Bihter'in psikolojisini anlamak çok zor değil aslında. Annesinin ihaneti sonucu çok sevdiği babasını kaybetti. Bunun üzerine annesinden daha da nefret etti ve babasını daha çok özler bir hale geldi. Sık sık babasının mezarına giderek özlemini hafifletmeye çalışırken, Adnan Bey ile tanıştı. O da çok sevdiği karısını özlüyordu. Kendisine benziyordu. Kendisinden yaşça büyük olduğu için de adeta bir baba figürüydü onun için. İnsan çok sevdiği birini kaybedince onun yokluğunu onun gibi birisiyle doldurmak ister bilinçsizce. Annesinin Adnan Bey'de gözü olduğunu öğrenince Adnan Bey'in evlenme teklifini gözü kapalı kabul etti. Hem annesinden intikam alacak hem de kendisini adeta babası gibi sevecek biriyle evlenip mutlu olacaktı. Beni çok sev diyordu Adnan'a. Hep sevgi bekliyordu. Ama olmadı. Adnan Bey, çalışanlarını Bihter'e tercih edince Bihter içindeki tüm sevgisini bebeğiyle birlikte yok etti. Sevgi istiyordu Bihter. Bu sefer de kendisine ilgi gösteren Behlül'e aşık oldu ama Behlül de onun aşkına layık olamadı. Sevgisizlikten iyice deliren Bihter'i asıl vuran şey bence ablası Peyker'in yurtdışına temelli gitmesi oldu. Gitmemesi için bir yalvarmadığı kaldı ama Peyker onun yalnız olmadığını, kocasıyla mutlu olması gerektiğini söylemişti. Ama Adnan, Bihter'den gideli çok olmuştu. Final sahnesinde ise Adnan'ın Bihter'e değil de Behlül'e "Sen benim oğlumdun." diyerek daha çok üzüldüğünü göstermesiyle Bihter daha fazla bu sevgisizliğe dayanamayıp intihar etti. Bihter'in unutamadığım bir repliğini paylaşmak isterim. "İnsanların hayatında zorla var olamam ki." İşte bu söz her şeyin özeti aslında.