John Osborne’nun Look Back in Anger (Öfkeyle Geçmişe Bakmak, 1956) oyunu Jimmy Porter karakteri aracılığıyla, 1950'lerin savaşın yıprattığı Britanya'sındaki üst sınıfa karşı sert bir savaş ilan edilmesi gibi. Britanya bu dönemde değişirken, sınıf kavramı ve sınıfa ilişkin anlayış da yeni bir anlam kazanmaktadır. Aslında II. Dünya Savaşı'nın ardından genç ve yaşlı kuşaklar arasında derin bir uçurum oluşmuştur. Bu kuşaklar arasında bir çelişki ve çatışma vardır. İşte bu öfke duygusu, oyunda Jimmy Porter'ın kişiliğinde somutlaşır. Look Back in Anger'da da gördüğümüz gibi, bu sözde engellerin en önemlisi yönetici üst sınıf üyeleridir. Aslında onların öfkeli olmalarının temel nedeni de budur.
Hiç kuşkusuz Osborne'un öfkeli karakteri Jimmy, 1950'ler Britanya'sının insanını temsil eder. Bir bakıma anarşisttir ve bu yönü dönemin ruhuna uygundur. Ellerindekinden memnun olmayan genç kitleler de anarşist bir tavır sergilemeye başlamıştır. Jimmy'nin kişiliğinde de bu anarşist tavrı görmek mümkündür. Jimmy'nin öfkesi temelde toplumsal sınıfa yöneliktir. Eğitimli bir adam olmasına rağmen pazarda şeker satmak zorunda kaldığı için öfkelidir. Savaştan önceki Edward ve Viktorya dönemlerinin İngiltere'sini özlemektedir. Eğitimli olmasına rağmen, üst sınıfın egemen olduğu bir toplumda kendisini terk edilmiş ve değersiz hisseder. Karısı Alison'a da öfkelidir; çünkü Alison'ın babası bir zamanlar orduda görev yapmıştır. Başka bir deyişle, Jimmy eski İngiltere'yi özlediği için ülkenin geldiği noktadan Alison'ın babasını sorumlu tutmaktadır.
Üst sınıftan insanlar ayrıcalık içinde doğarken, işçi sınıfı hayatın acı gerçekleriyle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. II. Dünya Savaşı sona ermiş olsa da sınıf farklılıkları devam etmekte, üst sınıf hâlâ toplumdaki önemini korumaktadır. Jimmy de toplumda hiçbir şeyin değişmediğini düşündüğü için üst sınıfa sürekli saldırmaktadır. Öfkesini sürekli konuşarak ve çevresindekilerle çatışarak dışa vurur. 1959 yapımı bir filmi de mevcut. İzlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler :)
The Loneliness of the Long Distance Runner (Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı) Alan Sillitoe'nun 1959 yılında yayımlanan, işçi sınıfını ve onların yaşamlarını konu alan klasik bir İngiliz kısa öyküsüdür. Eser, özellikle Essex Borstal Islahevinde bulunan Smith karakterine odaklanır. Smith, hırsızlık suçundan yakalanmış on yedi yaşında bir gençtir. Islahevindeki insanlara karşı büyük bir öfke beslemektedir; çünkü kendisinin de dürüst biri olduğuna inanmaktadır. Smith'in kendine özgü bir ahlak anlayışı vardır.
Islahevindeki insanların amacı, burada bulunan gençleri eğitmek ve onları dürüst bireyler olarak yeniden topluma kazandırmaktır. Smith, fiziksel özellikleri sayesinde atlet olarak seçilir. Islah merkezinin müdürü, bu durumun Smith'in dürüst bir insan hâline gelmesi için bir çözüm olduğuna inanır. Sürekli dürüstlükten söz eden müdür, Smith'in Borstal Blue Ribbon Uzun Mesafe Kros Koşusu Kupası'nı kazanmasını istemektedir. Bu, müdür için son derece büyük bir hedeftir. Ancak gerçekte amaçları çocukları dürüst bireyler hâline getirmek değildir. Müdürün asıl önemsediği şey kendi çıkarıdır; oraya gelen gençleri gerçekten topluma kazandırma konusunda ne istekli ne de samimidir.
Smith de müdürün bu arzusunun farkındadır ve bunu kendisinden intikam almak için bir fırsat olarak görür. Koşmak onun için son derece kolaydır. Hatta yaşamında en iyi yaptığı şeydir. Nitekim şu sözleri bunu açıkça gösterir: "...Koşmak bizim ailede her zaman önemliydi; özellikle de polisten kaçmak."
Smith, herkese kendisi hakkında umut verir. Koşuyu kazanacağına onları bilinçli olarak inandırır; çünkü gerçekten çok iyi bir koşucudur. Bunu özellikle yapar. Eğer planını başarıyla gerçekleştirirse, bunun kendisi için büyük bir zafer olacağına inanır. Çünkü ona göre bu, kendisiyle onlar arasındaki bir savaştır. İşte onun isyanı da budur. Dışarıdan bakıldığında bu yarış onun için büyük bir fırsat gibi görünebilir; ancak Smith'in de söylediği gibi bunun onun gözünde hiçbir değeri yoktur. Hayattan beklentisi yarışı kazanıp sporcu olarak yaşamını sürdürmek değildir. Bu yüzden yarışı kazanacakmış gibi davranırken, iç dünyasında üst sınıfa ve onların ahlak anlayışına karşı sessiz bir başkaldırı yürütmektedir. Hikayede de açıkça görüldüğü gibi Smith için bu bir savaştır.
Smith büyük bir azimle çalışır ve Borstal Essex adına yarışı kazanacakmış gibi görünür ve sonunda yarış günü gelir. Ancak o, kazanmak için değil kaybetmek için koşar. Amacı, durup bitiş çizgisini geçmediğinde müdürün yüzündeki ifadeyi görmektir. Müdürün neden böyle davrandığını asla anlayamayacağını da bilmektedir. Smith, bilerek durur, bitiş çizgisini geçmez ve diğer koşucuların kendisini geçmesine izin vererek yarışı kasıtlı olarak kaybeder. Bunun nedeni oldukça açıktır: Yarışı kazanmak, onun kendi ahlak anlayışına aykırı olacaktır. Smith, toplumun "kanun dışı" olarak gördüğü dünyanın bir parçası olduğunu kabul eder ve bundan hiçbir utanç duymaz. Colin Smith öfkesini sessiz bir direnişe dönüştürür ve koşu yarışındaki tavrı öfkesinin bir simgesidir. İzlemek isterseniz eğer 1962 yapımı bir filmi de mevcut.
"Hiçbir şey belli etmeden darbeyi vurmak" şunu yapabilmeyi o kadar çok isterdim ki ama hiç engel olamıyorum kendime. Benim bunu gerçekten öğrenmem gerekiyor artık.
Hiç kuşkusuz Osborne'un öfkeli karakteri Jimmy, 1950'ler Britanya'sının insanını temsil eder. Bir bakıma anarşisttir ve bu yönü dönemin ruhuna uygundur. Ellerindekinden memnun olmayan genç kitleler de anarşist bir tavır sergilemeye başlamıştır. Jimmy'nin kişiliğinde de bu anarşist tavrı görmek mümkündür. Jimmy'nin öfkesi temelde toplumsal sınıfa yöneliktir. Eğitimli bir adam olmasına rağmen pazarda şeker satmak zorunda kaldığı için öfkelidir. Savaştan önceki Edward ve Viktorya dönemlerinin İngiltere'sini özlemektedir. Eğitimli olmasına rağmen, üst sınıfın egemen olduğu bir toplumda kendisini terk edilmiş ve değersiz hisseder. Karısı Alison'a da öfkelidir; çünkü Alison'ın babası bir zamanlar orduda görev yapmıştır. Başka bir deyişle, Jimmy eski İngiltere'yi özlediği için ülkenin geldiği noktadan Alison'ın babasını sorumlu tutmaktadır.
Üst sınıftan insanlar ayrıcalık içinde doğarken, işçi sınıfı hayatın acı gerçekleriyle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. II. Dünya Savaşı sona ermiş olsa da sınıf farklılıkları devam etmekte, üst sınıf hâlâ toplumdaki önemini korumaktadır. Jimmy de toplumda hiçbir şeyin değişmediğini düşündüğü için üst sınıfa sürekli saldırmaktadır. Öfkesini sürekli konuşarak ve çevresindekilerle çatışarak dışa vurur. 1959 yapımı bir filmi de mevcut. İzlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler :)
Islahevindeki insanların amacı, burada bulunan gençleri eğitmek ve onları dürüst bireyler olarak yeniden topluma kazandırmaktır. Smith, fiziksel özellikleri sayesinde atlet olarak seçilir. Islah merkezinin müdürü, bu durumun Smith'in dürüst bir insan hâline gelmesi için bir çözüm olduğuna inanır. Sürekli dürüstlükten söz eden müdür, Smith'in Borstal Blue Ribbon Uzun Mesafe Kros Koşusu Kupası'nı kazanmasını istemektedir. Bu, müdür için son derece büyük bir hedeftir. Ancak gerçekte amaçları çocukları dürüst bireyler hâline getirmek değildir. Müdürün asıl önemsediği şey kendi çıkarıdır; oraya gelen gençleri gerçekten topluma kazandırma konusunda ne istekli ne de samimidir.
Smith de müdürün bu arzusunun farkındadır ve bunu kendisinden intikam almak için bir fırsat olarak görür. Koşmak onun için son derece kolaydır. Hatta yaşamında en iyi yaptığı şeydir. Nitekim şu sözleri bunu açıkça gösterir: "...Koşmak bizim ailede her zaman önemliydi; özellikle de polisten kaçmak."
Smith, herkese kendisi hakkında umut verir. Koşuyu kazanacağına onları bilinçli olarak inandırır; çünkü gerçekten çok iyi bir koşucudur. Bunu özellikle yapar. Eğer planını başarıyla gerçekleştirirse, bunun kendisi için büyük bir zafer olacağına inanır. Çünkü ona göre bu, kendisiyle onlar arasındaki bir savaştır. İşte onun isyanı da budur. Dışarıdan bakıldığında bu yarış onun için büyük bir fırsat gibi görünebilir; ancak Smith'in de söylediği gibi bunun onun gözünde hiçbir değeri yoktur. Hayattan beklentisi yarışı kazanıp sporcu olarak yaşamını sürdürmek değildir. Bu yüzden yarışı kazanacakmış gibi davranırken, iç dünyasında üst sınıfa ve onların ahlak anlayışına karşı sessiz bir başkaldırı yürütmektedir. Hikayede de açıkça görüldüğü gibi Smith için bu bir savaştır.
Smith büyük bir azimle çalışır ve Borstal Essex adına yarışı kazanacakmış gibi görünür ve sonunda yarış günü gelir. Ancak o, kazanmak için değil kaybetmek için koşar. Amacı, durup bitiş çizgisini geçmediğinde müdürün yüzündeki ifadeyi görmektir. Müdürün neden böyle davrandığını asla anlayamayacağını da bilmektedir. Smith, bilerek durur, bitiş çizgisini geçmez ve diğer koşucuların kendisini geçmesine izin vererek yarışı kasıtlı olarak kaybeder. Bunun nedeni oldukça açıktır: Yarışı kazanmak, onun kendi ahlak anlayışına aykırı olacaktır. Smith, toplumun "kanun dışı" olarak gördüğü dünyanın bir parçası olduğunu kabul eder ve bundan hiçbir utanç duymaz. Colin Smith öfkesini sessiz bir direnişe dönüştürür ve koşu yarışındaki tavrı öfkesinin bir simgesidir. İzlemek isterseniz eğer 1962 yapımı bir filmi de mevcut.