Bipolar Bozukluk: Kişinin duygularını tam olarak kontrol edememesiyle ilgili ciddi bir psikolojik rahatsızlıktır. Kişi sevinçli bir anında tam sevinecek ama öyle bir abartır ki adeta bulutların üstünde uçar. Etrafındaki insanlar buna anlam veremeyip eleştirmeye başlayınca sinirinden deliye döner çünkü anlaşılmadığını düşünür. Ertesi gün de tam tersi intiharı düşünecek kadar üzüntü yaşar, dibi görür. Hayattan soğur ve yaşamak istemez. Bu dönemde de çok sinirli olabilir. Uzmanlar, bu hastalığın istismarla, aşırı yalnızlık hissi sonucu duygularını kimseyle paylaşamamayla veya ani bir şok sonucunda gerçekleşebileceğini ve genetik yatkınlığın da etkili olabileceğini dile getiriyor. Zaten böyle ciddi bir hastalık pat diye ortaya çıkmaz. İnsan bazen sadece yaşadıklarından ibaret.
Şizofreni: Bu hastalıkla ilgili ne çok şey söylesem de anlatamam. O kadar ağır ve zor bir hastalık ki insanı öldürmez, resmen süründürür. Maalesef bu hastalığa sahip kimselerin birçoğu kendi kimliklerini unutup başka bir kimliğe bürünebilirler. Örneğin; bir kadın ev hanımı olmasına rağmen kendini doktor sanıp etrafındaki insanlara teşhis koyup onlara hayali reçeteler yazabilir. Onları sanrı şeklinde görüp onlarla konuşabilir ve bunların hepsini gerçekte var oluyor sanabilir. Normal hayata döndüğünde gerçek kişilerle konuşurken: "İlaçlarını almayı unutma, iyileşeceksin." dediğinde, karşı taraftan "Deli mi ne?" gibi tepkiler alırsa saldırganlaşabilir. Bu gibi durumlarda şizofreni hastalarıyla çok dikkatli konuşmak gerekir. Gerçi bir şey yapmasanız da hayalinde sizi düşman olarak gördüyse size saldırması veya kötü kötü bakması kaçınılmaz olabilir.
Bu insanları daha da iyi anlayabilmek için gerçek bir hikayeye dayanan "Akıl Oyunları" filmini izleyebilirsiniz. Matematik profesörü John Nash kendini ajan zannediyordu ve buna göre hareket ediyordu. Tedavi gördükten sonra sanrı olarak gördüğü insanların yıllar geçmesine rağmen hiç değişmediğini ama kendisinin yaşlandığını fark edince onların gerçek olmadığını anlayıp hastalığını kabul etti. Her vaka böyle sonuçlanmıyor ne yazık ki. Birçok kişi hastalığını kabul etmeyip tedaviyi reddediyor ve hiçbir zaman iyileşemeyebiliyor. Tedaviyi kabul edenler de eskisinden daha iyi olabiliyor ama hastalıktan tam olarak kurtulup kurtulmadıkları ölünceye kadar gizemini koruyabiliyor.
Şizofreni: Bu hastalıkla ilgili ne çok şey söylesem de anlatamam. O kadar ağır ve zor bir hastalık ki insanı öldürmez, resmen süründürür. Maalesef bu hastalığa sahip kimselerin birçoğu kendi kimliklerini unutup başka bir kimliğe bürünebilirler. Örneğin; bir kadın ev hanımı olmasına rağmen kendini doktor sanıp etrafındaki insanlara teşhis koyup onlara hayali reçeteler yazabilir. Onları sanrı şeklinde görüp onlarla konuşabilir ve bunların hepsini gerçekte var oluyor sanabilir. Normal hayata döndüğünde gerçek kişilerle konuşurken: "İlaçlarını almayı unutma, iyileşeceksin." dediğinde, karşı taraftan "Deli mi ne?" gibi tepkiler alırsa saldırganlaşabilir. Bu gibi durumlarda şizofreni hastalarıyla çok dikkatli konuşmak gerekir. Gerçi bir şey yapmasanız da hayalinde sizi düşman olarak gördüyse size saldırması veya kötü kötü bakması kaçınılmaz olabilir.
Bu insanları daha da iyi anlayabilmek için gerçek bir hikayeye dayanan "Akıl Oyunları" filmini izleyebilirsiniz. Matematik profesörü John Nash kendini ajan zannediyordu ve buna göre hareket ediyordu. Tedavi gördükten sonra sanrı olarak gördüğü insanların yıllar geçmesine rağmen hiç değişmediğini ama kendisinin yaşlandığını fark edince onların gerçek olmadığını anlayıp hastalığını kabul etti. Her vaka böyle sonuçlanmıyor ne yazık ki. Birçok kişi hastalığını kabul etmeyip tedaviyi reddediyor ve hiçbir zaman iyileşemeyebiliyor. Tedaviyi kabul edenler de eskisinden daha iyi olabiliyor ama hastalıktan tam olarak kurtulup kurtulmadıkları ölünceye kadar gizemini koruyabiliyor.