SPOILER: Bu iki film senaryosu gereği vasat gibi görünse de çok derin psikolojik anlamlar içermektedir.
Brothers ile başlayayım. Sam ve Tommy birbirine zıt iki kardeştir. Bu kardeşlerden önce babalarına değinmek isterim. Bu baba, inanılmaz otoriter ve baskıcı bir tutum içindedir oğullarına karşı. Oğullarına sürekli psikolojik şiddet uygulayan babanın baskısı bir oğlunu hapse bir oğlunu da savaşa gitmeye zorlamıştır. Mükemmelliyetçi diyebileceğimiz bu babaya tepki olarak Tommy banka soygununda yakalanmış ve ailenin kötü çocuğu ilan edilmiştir. Hiçbir zaman babasının gözüne girememiştir ki zaten öyle bir derdi de olmamıştır. Sam ise ailenin iyi çocuğudur. İyi bir işi ve ailesi vardır. Yüzbaşı olan Sam, babası vatan için Afganistan savaşına katılmasını söylediğinde babasını dinler. Babasının gözüne girmek isteyen Sam, ölümü göze alıp ailesini arkasında bırakıp Afganistan'a gider. Ailesi bunu istemese de yapar bunu. Afganistan'da esir düşen Sam'in, evine dönmesi karşılığında çok sevdiği bir askerini öldürmesi istenir. Sam, istemeye istemeye cinayeti işler ve evine döner. Afganistan'da yaşadığı bunalım ve katil olma psikolojisi yetmezmiş gibi evinde de hiçbir şey eskisi gibi değildir. Ailesi onu askerde öldü zannetmiş ve kardeşi Tommy ile sıcak bir yuva kurmuştur. Karısı ve çocukları kendisine karşı soğuk ve yabancıdır artık. Karısı ve kardeşi arasındaki elektriği ve çocuklarının kendisinden çok amcaları Tommy'e karşı sıcaklığını hisseden Sam, eve dönmek için yaptığı fedakarlığı düşünüp bi de üstüne ailesinin kendisine olan soğukluğunu hissedince çıldırma noktasına gelir. İntihar etmek ister ama Tommy ona engel olur. Hastaneye kaldırılan Sam, karısına katil olduğunu ve bunun için artık eskisi gibi olamayacağını söyler. Ailesini babasının bir lafıyla terk edebilen ve savaşa gitmeden önce de onlarla yeterince ilgilenmeyen Sam için artık her şey için çok geçtir. Çünkü ailesi artık onu değil, Tommy'i sevmiştir ve bu sevgiyi bitirmek imkansızdır. Bununla yaşamak Sam için çok zordur ve bu yüzden Sam yaşayan bir ölü gibidir artık.
Tommy ise hapisten yeni çıkmış, Sam'in askerde öldüğünü öğrenince yengesi ve yeğenlerine kol kanat germiştir. Onlara sıcak bir aile yuvası vermiş, onların bir dediğini iki etmemiştir. Gördükleri sıcak ilgiye kayıtsız kalamayan yengesi ve yeğenleri Tommy'i çok sevmişlerdir. Kötü çocuk kimliğini bir kenara bırakmak isteyen Tommy, kendini çok yoğun bir aile saadetinde bulmuştur derken Sam, evine çıkagelir ve işler sarpa sarar.
Hayat Bu mu filminde ise kocası tarafından yıllarca kendisinden öz oğlunun ve bir başka kadından olma üvey oğlunun yüzünün gösterilmemesiyle hayatını sürdürmek zorunda kalan Selma'yı izliyoruz. Kocası iki oğlunu, Selma birbirinden ayırmasın ve ikisine de eşit derecede davransın diye bu formülü bulmuştur. Yıllar geçtikçe Selma, iki çocuğu da bağrına basmış ve eşit derecede sevmeye çalışmıştır. Çocuklar büyüyüp genç delikanlı olunca Serkan futbolcu, Sertan da müzisyen olmuştur. Geleceği parlak bu iki delikanlı, Ayşe isimli kızı aynı anda sevmişlerdir. Ayşe, Serkan'ı seçmiş ama Sertan ölüm döşeğinde bir hasta olduğu için Selma anne olarak, Ayşe'den Sertan ile evlenmesini rica etmiştir. Bunun üzerine Sertan ile evlenmeyi kabul eden Ayşe, düğün gecesinde Serkan ile Sertan'ın öleceğini konuşurken Sertan öleceğini duyup intihar edip sevenlerin kavuşmasını istemiştir. Sertan'ın ölümüne çok üzülen Selma, aslında Serkan'ın kendi oğlu olduğunu anlamasına rağmen ölene kadar Sertan'ın yasını tutmuştur. Anneliğin sadece doğurmaktan ibaret olmadığını bizlere öğretmiştir.
İki film de sıcak bir aile ortamının tüm buzları eritebileceğini göstermiştir yeter ki bu yuvada sevgi, ilgi ve emek olsun. Sevgisizliğin bedelini ağır ödeyen Sam'in hayatı hepimize ders olsun.
Bu kriteryadan sonra Brothers filmini izledim. Resmen zıtlıkların filmi olmuş. Serseri ve özgür ruhlu, işsiz, ayyaş ve hırsız olan Tommy, hapisten çıkınca olgun ve bambaşka bir adama dönüşüyor. Kardeşi Sam'in ölümünden sonra onun ailesine deyim yerindeyse tam bir aile babası oluveriyor ve herkes de onu çok sevmeye başlıyor. Kötü çocuk iyi bir adam oluyor.
Kardeşi Sam ise başarılı bir kariyer ve sevgi dolu bir aileye sahip, iyi aile çocuğu iken savaştan döndükten sonra huysuz, aksi ve soğuk bir adama dönüşüveriyor. Tobey ve Jake rollerinin hakkını vermiş. Aslında Tobey ve Jake tam tersi rollerde oynamak istemiş ama filmin yönetmeni Tobey'e: "Senden kötü adam olmaz." diyerek Sam rolünü ona vermiş. Yıllarca severek izlediğimiz Spider Man'in o tatlı yüzünü, yengesine aşık olan bir adama dönüştürmek istemedi sanırım. Bunun yerine fıttıran koca olmasını tercih etti :P
Aynı şekilde Hayat Bu mu filminde de babadan öz ama anneleri farklı olan kardeşler birbirine çok zıt. Sertan daha duygusal, romantik, hassas, kırılgan, naif ve nazik bir müzisyen olmasına rağmen, kardeşi Serkan gözü kara, cesur, tuttuğunu koparan, istediğini alan bir futbolcudur. İkisinin de aşık olduğu Ayşe, Serkan'ı sevmiştir. Zaten kızlar nerede odun var, gider onu sever :P Neyse şaka bir yana bu yönüyle de iki film birbirine benziyor.
Son olarak, Ayşe'yi canlandıran Zeynep Değirmencioğlu'nun hem filmde hem de gerçek hayatta Serkan Acar'ı kocası olarak seçmesi kaderin bir cilvesi gibi.
Spoiler: "Savaşın sonunu yalnız ölüler görür derler. Ben savaşın sonunu gördüm. Asıl soru şu: Yeniden yaşayabilir miyim?" sorusuyla akıllarda kalan Sam, aslında Hayat Bu mu filmindeki Sertan gibi gerçekte olmasa da ruhen ölüyor. Yeniden yaşayıp yaşayamadığını bilemeyiz belki ama yaşadığı dramın ondan çok şeyi alıp götürdüğü kesin. İntihar etmeye çalışırken kardeşi Tommy onu kurtarıyor ama belki de kurtulmamayı dilerdi çünkü yaşadıkları ölümden daha da acı. Bundan sonra Sam, ailesi için ağzıyla kuş tutsa da işe yaramayacak gibi gözüküyor. "Onlar için ne yaparsan yap, senden nefret edecekler." sözü acı bir şekilde akıllara kazınıyor. Yani anlayacağınız bu film, basit bir aldatma hikayesinden çok daha fazlası. Çok derin ve anlamlı...
Fenerbahçeli futbolcu Serkan Acar'ın oynadığı tek filmdir. Zeynep Değirmencioğlu ile bu filmde tanışıp, sonrasında evlenmişlerdir. Serkan Acar'ın kardeşi Sertan Acar şöyle anlatıyor: “Oyunculuğa 1971 yılında başladım. Başlangıcım da Türk filmi gibidir... Ayşecik yani Zeynep Değirmencioğlu, o zamanlar abimin (Serkan Acar) flörtüydü. Ses mecmuası en yakışıklı futbolcu yarışması yapmış ve abim de birinci olmuştu. Ondan sonra filmcilerin dikkatini çekti ve abime film teklifi geldi. Ardından Zeynep’in karşısında oynayacak kişi olarak Haydarpaşa’da bir deneme çekimi yaptı. Bu deneme çekiminde de Zeynep, abime âşık oluyor. Böylelikle flörtleri başladı. Sonrasında ben de Zeynep’le tanıştım." Sertan Acar'ın oyuncu olmadığı yakışıklı bir delikanlı olduğu için filmlerde oynatıldığı çok belli zaten. Pek mimik yapamayan dümdüz kameraya bana bi hali var genelde ama yine de o filmlerin tüm kusurlarına ve oyuncuların da tüm tecrübesizliğine rağmen hoş bir havası var. :)
Hayat mı Bu? filmine gelince de alışılmışın dışında bir senaryosu var. Bu yüzden olsa gerek 1973 yılında Altın Portakal ödülünü kazanmış filmdir.
Filmin kendisi gibi sonu da çok çarpıcıdır:
Çocuklara 6 yaşlarına kadar bakan kadın Nazlı Hanım: "Aylardır her gün buraya geliyorsunuz. Çok acı çekiyorsun anlıyorum. Eğer... Eğer size bir faydası olacaksa hangisinin oğlunuz olduğunu söyleyebilirim artık."
Anne: Hayır! Hayır sus! Yalvarırım, söyleme, söyleme, söyleme..."
Semra Sar harika bir oyuncu zaten, bu sahnede her izlediğimde dokunur kalbime, duygulandırır.
15.07.2026 - 17:09
[+] Cevaplar (4)
George Elliot :
Evet çok güzel bir noktaya değindiniz. Nazlı Hanım orada boşuna üzülüyorsunuz, ölen sizin oğlunuz değil demek istiyor ama anne onu susturuyor çünkü onu oğlu kadar sevmiş ve değer vermiş zamanla. Bu büyünün bozulmasını ve araya soğukluk girmesini istemiyor. Onu da ben oğlum kabul ettim ve yasını ölene kadar tutacağım imasında bulunuyor. Ne kadar değerli ve saygı duyulası ince bir davranış. Şimdilerde bu sıcaklığı ve samimiyeti filmlerde bulmak neredeyse imkansız. Yaşasın yeşilçam diyorum.
+Er35 :
natylover Çok güzel bir detay vermişsiniz. İlave olarak Zeynep Değirmencioğlu, pek çok filminde partner olarak kayınbiraderi Sertan Acar ile oynamıştır. Bu filmde olduğu gibi genelde Sertan Acar, Zeynep Değirmencioğlu'nun peşinde koşan genç karakterleri canlandırır. Yani filmlerde yengesine yürür 😂
Açıkcası ben ikisine de çok ilgi duyuyorum. Seçmek çok zor. Sinema çok seviyorum çünkü. Çok çeşitli izlerim. Birçok ülkenin film sektöründen izlemişliğim var. Brother henüz izlemedim ama soruları çok güzel olmuş izlemeden de cevaplayabilir. İzlenme listeme alıyorum. Teşekkürler ❤️
Natalie jake hikaye, çocuk oyuncular şahane 😂 balon sahnesindeki gerilimi iliklerime kadar hissettim. Isabelle rolündeki Bailee Madison büyüklerine taş çıkartıyor. Bu nasıl bir oyunculuk, büyümüş de küçülmüş maşallah :) aman düşman başına :P
Brothers ile başlayayım. Sam ve Tommy birbirine zıt iki kardeştir. Bu kardeşlerden önce babalarına değinmek isterim. Bu baba, inanılmaz otoriter ve baskıcı bir tutum içindedir oğullarına karşı. Oğullarına sürekli psikolojik şiddet uygulayan babanın baskısı bir oğlunu hapse bir oğlunu da savaşa gitmeye zorlamıştır. Mükemmelliyetçi diyebileceğimiz bu babaya tepki olarak Tommy banka soygununda yakalanmış ve ailenin kötü çocuğu ilan edilmiştir. Hiçbir zaman babasının gözüne girememiştir ki zaten öyle bir derdi de olmamıştır. Sam ise ailenin iyi çocuğudur. İyi bir işi ve ailesi vardır. Yüzbaşı olan Sam, babası vatan için Afganistan savaşına katılmasını söylediğinde babasını dinler. Babasının gözüne girmek isteyen Sam, ölümü göze alıp ailesini arkasında bırakıp Afganistan'a gider. Ailesi bunu istemese de yapar bunu. Afganistan'da esir düşen Sam'in, evine dönmesi karşılığında çok sevdiği bir askerini öldürmesi istenir. Sam, istemeye istemeye cinayeti işler ve evine döner. Afganistan'da yaşadığı bunalım ve katil olma psikolojisi yetmezmiş gibi evinde de hiçbir şey eskisi gibi değildir. Ailesi onu askerde öldü zannetmiş ve kardeşi Tommy ile sıcak bir yuva kurmuştur. Karısı ve çocukları kendisine karşı soğuk ve yabancıdır artık. Karısı ve kardeşi arasındaki elektriği ve çocuklarının kendisinden çok amcaları Tommy'e karşı sıcaklığını hisseden Sam, eve dönmek için yaptığı fedakarlığı düşünüp bi de üstüne ailesinin kendisine olan soğukluğunu hissedince çıldırma noktasına gelir. İntihar etmek ister ama Tommy ona engel olur. Hastaneye kaldırılan Sam, karısına katil olduğunu ve bunun için artık eskisi gibi olamayacağını söyler. Ailesini babasının bir lafıyla terk edebilen ve savaşa gitmeden önce de onlarla yeterince ilgilenmeyen Sam için artık her şey için çok geçtir. Çünkü ailesi artık onu değil, Tommy'i sevmiştir ve bu sevgiyi bitirmek imkansızdır. Bununla yaşamak Sam için çok zordur ve bu yüzden Sam yaşayan bir ölü gibidir artık.
Tommy ise hapisten yeni çıkmış, Sam'in askerde öldüğünü öğrenince yengesi ve yeğenlerine kol kanat germiştir. Onlara sıcak bir aile yuvası vermiş, onların bir dediğini iki etmemiştir. Gördükleri sıcak ilgiye kayıtsız kalamayan yengesi ve yeğenleri Tommy'i çok sevmişlerdir. Kötü çocuk kimliğini bir kenara bırakmak isteyen Tommy, kendini çok yoğun bir aile saadetinde bulmuştur derken Sam, evine çıkagelir ve işler sarpa sarar.
Hayat Bu mu filminde ise kocası tarafından yıllarca kendisinden öz oğlunun ve bir başka kadından olma üvey oğlunun yüzünün gösterilmemesiyle hayatını sürdürmek zorunda kalan Selma'yı izliyoruz. Kocası iki oğlunu, Selma birbirinden ayırmasın ve ikisine de eşit derecede davransın diye bu formülü bulmuştur. Yıllar geçtikçe Selma, iki çocuğu da bağrına basmış ve eşit derecede sevmeye çalışmıştır. Çocuklar büyüyüp genç delikanlı olunca Serkan futbolcu, Sertan da müzisyen olmuştur. Geleceği parlak bu iki delikanlı, Ayşe isimli kızı aynı anda sevmişlerdir. Ayşe, Serkan'ı seçmiş ama Sertan ölüm döşeğinde bir hasta olduğu için Selma anne olarak, Ayşe'den Sertan ile evlenmesini rica etmiştir. Bunun üzerine Sertan ile evlenmeyi kabul eden Ayşe, düğün gecesinde Serkan ile Sertan'ın öleceğini konuşurken Sertan öleceğini duyup intihar edip sevenlerin kavuşmasını istemiştir. Sertan'ın ölümüne çok üzülen Selma, aslında Serkan'ın kendi oğlu olduğunu anlamasına rağmen ölene kadar Sertan'ın yasını tutmuştur. Anneliğin sadece doğurmaktan ibaret olmadığını bizlere öğretmiştir.
İki film de sıcak bir aile ortamının tüm buzları eritebileceğini göstermiştir yeter ki bu yuvada sevgi, ilgi ve emek olsun. Sevgisizliğin bedelini ağır ödeyen Sam'in hayatı hepimize ders olsun.
Kardeşi Sam ise başarılı bir kariyer ve sevgi dolu bir aileye sahip, iyi aile çocuğu iken savaştan döndükten sonra huysuz, aksi ve soğuk bir adama dönüşüveriyor. Tobey ve Jake rollerinin hakkını vermiş. Aslında Tobey ve Jake tam tersi rollerde oynamak istemiş ama filmin yönetmeni Tobey'e: "Senden kötü adam olmaz." diyerek Sam rolünü ona vermiş. Yıllarca severek izlediğimiz Spider Man'in o tatlı yüzünü, yengesine aşık olan bir adama dönüştürmek istemedi sanırım. Bunun yerine fıttıran koca olmasını tercih etti :P
Aynı şekilde Hayat Bu mu filminde de babadan öz ama anneleri farklı olan kardeşler birbirine çok zıt. Sertan daha duygusal, romantik, hassas, kırılgan, naif ve nazik bir müzisyen olmasına rağmen, kardeşi Serkan gözü kara, cesur, tuttuğunu koparan, istediğini alan bir futbolcudur. İkisinin de aşık olduğu Ayşe, Serkan'ı sevmiştir. Zaten kızlar nerede odun var, gider onu sever :P Neyse şaka bir yana bu yönüyle de iki film birbirine benziyor.
Son olarak, Ayşe'yi canlandıran Zeynep Değirmencioğlu'nun hem filmde hem de gerçek hayatta Serkan Acar'ı kocası olarak seçmesi kaderin bir cilvesi gibi.
Hayat mı Bu? filmine gelince de alışılmışın dışında bir senaryosu var. Bu yüzden olsa gerek 1973 yılında Altın Portakal ödülünü kazanmış filmdir.
Filmin kendisi gibi sonu da çok çarpıcıdır:
Çocuklara 6 yaşlarına kadar bakan kadın Nazlı Hanım: "Aylardır her gün buraya geliyorsunuz. Çok acı çekiyorsun anlıyorum. Eğer... Eğer size bir faydası olacaksa hangisinin oğlunuz olduğunu söyleyebilirim artık."
Anne: Hayır! Hayır sus! Yalvarırım, söyleme, söyleme, söyleme..."
Semra Sar harika bir oyuncu zaten, bu sahnede her izlediğimde dokunur kalbime, duygulandırır.