Tiyatro oyunu deyince aklıma W.Shakespeare'den başkası gelmiyor açıkçası, onu tek geçiyorum. Tüm oyunları ayrı bir şahane. Ama Hamlet, Macbeth ve Othello'yu farklı bir yere koyuyorum. Sinema ve tiyatro karşılaştırmasında kesinlikle tiyatroyu tercih ederim. Oyuncuların canlı performansı, en etkileyici film sahnesinden bile beni daha çok cezbeder.
Sinema deyince yönetmenlerden başlarsam beyin yakan filmleri sevdiğim için David Lynch'in ve Christopher Nolan'ın her filmi diyebilirim. Tim Burton'ın da karanlık ve gothic tarzına bayılıyorum.
Oyunculara gelirsek Johnny Depp ve Leonardo Di Caprio'nun izlemediğim filmi yok. Sadece dış görüntüleri için değil, oyunculukları beni her seferinde şaşırtmaya devam ettiği için. Leonardo, Oscar'ı kucaklamayı zor da olsa başardı. Hatta bunun için kampanya bile düzenlendi diye hatırlıyorum. Bir kampanya da kesinlikle Johnny için düzenlenmeli. O kadar rolden role girdi ki Oscar'ı çoktan almalıydı bence.
En son sinemaya Beetlejuice 2 hatrına gitmiştim ve filmden çok keyif aldım. Pandemiden sonra nedense çok gidesim gelmiyor artık sinemaya. Film izlemeyi çok sevsem de evde izlemek daha cazip geliyor.
Tiyatroya ise aşığım. Pandemiden önce Shakespeare'in "Bir Yaz Gecesi Rüyası" oyununu çok sevdiğim bir arkadaşımla gitmiştim. Başrolünde Levent Üzümcü vardı. Oyunu izlerken yağmur yağmaya başladı ama tadına doyamadık ıslansak bile. Yine bir Shakespeare eseri olan "Kral Lear"a da başka sevdiğim bir arkadaşımla gittim. O da çok güzeldi. Her ay tiyatroya gitmeyi adet edindiğim için annem ve teyzemle de çok gideriz. "Küçük Gözyaşı Güvercini Frida Kahlo" isimli ressam Frida'nın hayatını anlatan oyunu onlarla beraber izleyip çok sevmiştim. Mine Çayıroğlu harika bir oyunculuk sergilemişti. Aklımda kalan ve izlenmeye değer 3 oyun daha var. Bunları eğer şehrinize gelirse muhakkak izleyin.
1.Visar Kruşa'nın "Anahtar" oyunu
2.Peter Quilter'ın "Majestik" oyunu
3.Francis Veber'ın "Münasebetsiz" oyunu
Imdb'de ilk 6'da yer alan Esaretin Bedeli, Baba Serisi, 12 Kızgın Adam ve Nolan'ın Batman Üçlemesi cidden çok iyi filmler. Verilen puanı hak ediyorlar. Bunun dışında Yeşil Yol, Cennetin Krallığı, Can Dostum, Ölü Ozanlar Derneği, Vatansever, İçimdeki Yangın, Son Samuray, Full Metal Jacket, Son Mohikan, Stay, Cesur Yürek ve Gladyatör filmlerini defalarca izleyebilirim. Filmlerin en güzel yanı tekrar tekrar izlenebilmesi.
Tiyatroyu okumayı çok severim. Sayısız oyun okudum, hatta öğrencilerime romandansa tiyatro okumalarını tavsiye ederim. Uzun uzun anlatımlardansa diyalog okumak onları sıkmadan dil gelişimine büyük katkı sağlıyor. Toplamda en fazla 5-6 kere tiyatroya gitmişimdir daha fazla değil. O yüzden sinema diyorum. Onu da artık çoğunlukla evde izler olduk, insanları çok saygısız ve onlarla birlikte film izlemek sinir harbine dönüşüyor.
Kenarda köşede kalmış 5 tane şahane distopik film paylaşacağım.
▶
Equilibrium (İsyan) Christian Bale'in en sevdiğim filmlerinden biri. Konusu Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451 romanına benzerdir.
▶
13.kat inanılmaz bir distopya. Mutlaka izleyin.
▶
Gattaca'ya ne söylenebilir ki just perfect ;)
▶
İstila, Nicole Kidman'ın performansı için bile seyredilir.
▶
Ada, en sevdiğim distopyalardan. İnsan yaşamak için nelerini vermez ki?
Hepsini şiddetle tavsiye ederim. Hele benim gibi distopya severseniz kaçırmayın. Keşke hepsini sinemada seyredebilseydim.
Sinema deyince yönetmenlerden başlarsam beyin yakan filmleri sevdiğim için David Lynch'in ve Christopher Nolan'ın her filmi diyebilirim. Tim Burton'ın da karanlık ve gothic tarzına bayılıyorum.
Oyunculara gelirsek Johnny Depp ve Leonardo Di Caprio'nun izlemediğim filmi yok. Sadece dış görüntüleri için değil, oyunculukları beni her seferinde şaşırtmaya devam ettiği için. Leonardo, Oscar'ı kucaklamayı zor da olsa başardı. Hatta bunun için kampanya bile düzenlendi diye hatırlıyorum. Bir kampanya da kesinlikle Johnny için düzenlenmeli. O kadar rolden role girdi ki Oscar'ı çoktan almalıydı bence.
Tiyatroya ise aşığım. Pandemiden önce Shakespeare'in "Bir Yaz Gecesi Rüyası" oyununu çok sevdiğim bir arkadaşımla gitmiştim. Başrolünde Levent Üzümcü vardı. Oyunu izlerken yağmur yağmaya başladı ama tadına doyamadık ıslansak bile. Yine bir Shakespeare eseri olan "Kral Lear"a da başka sevdiğim bir arkadaşımla gittim. O da çok güzeldi. Her ay tiyatroya gitmeyi adet edindiğim için annem ve teyzemle de çok gideriz. "Küçük Gözyaşı Güvercini Frida Kahlo" isimli ressam Frida'nın hayatını anlatan oyunu onlarla beraber izleyip çok sevmiştim. Mine Çayıroğlu harika bir oyunculuk sergilemişti. Aklımda kalan ve izlenmeye değer 3 oyun daha var. Bunları eğer şehrinize gelirse muhakkak izleyin.
1.Visar Kruşa'nın "Anahtar" oyunu
2.Peter Quilter'ın "Majestik" oyunu
3.Francis Veber'ın "Münasebetsiz" oyunu
Hepsini şiddetle tavsiye ederim. Hele benim gibi distopya severseniz kaçırmayın. Keşke hepsini sinemada seyredebilseydim.