İkisi de benim için çok değerli filmler. Psikolojiye ve beyin yakan filmlere ilgi duyduğum için bence bunlar tam bir başyapıt. İki filmde de ağır hastaları ve hastane ortamını bol bol görüyoruz. O yüzden filmler herkese hitap etmese de pek çok seyircinin kalbini kazanmıştır.
Bundan sonrası en ağırından Spoiler!
Akıl Oyunları: Film, Nobel Ödüllü Matematikçi John Nash'in hayat hikayesini anlatıyor. Her ne kadar filmin kendisini tam olarak anlatmadığını söylese de filmdeki pek çok olayın gerçekleşmesi çok muhtemel. Konuya gelirsek John'un üniversite yıllarından başlayarak pek çok sanrıyı gerçek sandığına şahit oluyoruz çünkü biz de gerçek zannediyoruz. Filmin sonunda hepsinin John'un zihninde oluşan görüntüler olduğunu anlayınca film çok başka bir yere gidiyor. Mesela oda arkadaşının gerçek olmamasına çok şaşırmıştım. Ama Rus ajanlarının peşine düşmesi olayı tipik bir şizofreni belirtisi. Çünkü bu hastalar kendilerini çok önemli insanlar zanneder. Kolundaki çip olayı ise çok etkileyiciydi. Kendisinin ajan olduğunu kanıtlamak için sözde kolundaki çipi çıkarırken koluna zarar vermesi hastalığın tavan yapması demek. Hasta kendisine ve çevresine zarar vermeye başlarsa daha ağır tedavilere başlanır tıpkı John'a şok tedavisi uygulandığı gibi. John bu hastalığından hiç kurtulamasa da yaşlandığında mantık yoluyla hastalığını kabul eder ve onunla baş etmeyi öğrenir. Zihninde oluşturduğu insanların hiç yaşlanmadığını, büyümediğini ve hep aynı şekilde karşısına çıktığını anlayınca durumu idrak eder. Üniversitede hocayken öğrencilerine: "Bu konuştuğum kişiyi siz de görüyor musunuz? Bu gerçek bir kişi mi?" şeklindeki soruları hastalığını çözmüş olduğunun ispatı. Pek çok şizofreni hastalığının farkına varıp da kabul edemezken John Nash bunu başararak onunla yaşamayı öğrenmiştir.
Zindan Adası: O kadar derin ve gizemli bir film ki nereden başlayacağımı bilemiyorum. Film, Teddy Daniels ve Chuck Aule isimli iki detektifin kaçak ve çok tehlikeli bir hastanın yakalanması göreviyle başlar. Bunun için Zindan Adası denilen bir akıl hastanesine giderler. Daha sonraları anlarız ki aslında bu hastanın kendisi Teddy'den başkası değildir. Teddy'nin doktorları sürekli gerçeği inkar eden Teddy'nin kafasında kurduğu senaryoyu kullanarak onu gerçekliğine döndürmek isterler. Yani iyileşip gerçeği kabul etmesini. Böylece hiç iyileşmeyecek olan hastalara uyguladıkları "Lobotomi" yöntemini onun üstünde uygulamak zorunda kalmayacaklar. Bu yöntem hastanın beynindeki hafıza bölümünün çıkarılıp her şeyi tamamen unutmasını sağlayarak onu tamamen etkisiz kılmaya dayalıdır. Teddy'e son bir şans daha verilir ve iyileşmesi beklenir. Teddy en sonunda başından geçen gerçekliği kabul eder. Teddy'nin en başından beri inkar etmeye çalıştığı gerçek ise karısının şizofreni hastası olmasıdır. Bu hastalığın ne kadar tehlikeli olabileceğini öngörememiş olmasıdır. Karısını bir gün ıslak bir şekilde bulur ve kendi öz 3 çocuğunu suda boğarak öldürdüğüne şahit olur. Bu travmaya dayanamayan Teddy karısını silahıyla öldürür. Suya karşı çok hassas olmaya başlayan Teddy bu durumu yangın çıkmış gibi anlatarak çarpıtır. Bu gerçeği zar zor kabul ettiğini gören doktorlar tam Teddy'nin iyileştiğini düşünürlerken Teddy'drn beklenmeyen bir tepki gelir:" Onları iyi kandırdık değil mi Chuck?" Aslında Teddy'nin doktoru olan Chuck, Teddy'nin iyileşmediğini anlar ve Teddy hafızasının alınacağı "Lobotomi" tedavisi için hastaneye doğru gider. Teddy aslında her şeyi kabul etmişti ama sürekli bu olayı hatırlayıp kendini suçlamaktansa tamamen unutmayı tercih etti.
Bundan sonrası en ağırından Spoiler!
Akıl Oyunları: Film, Nobel Ödüllü Matematikçi John Nash'in hayat hikayesini anlatıyor. Her ne kadar filmin kendisini tam olarak anlatmadığını söylese de filmdeki pek çok olayın gerçekleşmesi çok muhtemel. Konuya gelirsek John'un üniversite yıllarından başlayarak pek çok sanrıyı gerçek sandığına şahit oluyoruz çünkü biz de gerçek zannediyoruz. Filmin sonunda hepsinin John'un zihninde oluşan görüntüler olduğunu anlayınca film çok başka bir yere gidiyor. Mesela oda arkadaşının gerçek olmamasına çok şaşırmıştım. Ama Rus ajanlarının peşine düşmesi olayı tipik bir şizofreni belirtisi. Çünkü bu hastalar kendilerini çok önemli insanlar zanneder. Kolundaki çip olayı ise çok etkileyiciydi. Kendisinin ajan olduğunu kanıtlamak için sözde kolundaki çipi çıkarırken koluna zarar vermesi hastalığın tavan yapması demek. Hasta kendisine ve çevresine zarar vermeye başlarsa daha ağır tedavilere başlanır tıpkı John'a şok tedavisi uygulandığı gibi. John bu hastalığından hiç kurtulamasa da yaşlandığında mantık yoluyla hastalığını kabul eder ve onunla baş etmeyi öğrenir. Zihninde oluşturduğu insanların hiç yaşlanmadığını, büyümediğini ve hep aynı şekilde karşısına çıktığını anlayınca durumu idrak eder. Üniversitede hocayken öğrencilerine: "Bu konuştuğum kişiyi siz de görüyor musunuz? Bu gerçek bir kişi mi?" şeklindeki soruları hastalığını çözmüş olduğunun ispatı. Pek çok şizofreni hastalığının farkına varıp da kabul edemezken John Nash bunu başararak onunla yaşamayı öğrenmiştir.
Zindan Adası: O kadar derin ve gizemli bir film ki nereden başlayacağımı bilemiyorum. Film, Teddy Daniels ve Chuck Aule isimli iki detektifin kaçak ve çok tehlikeli bir hastanın yakalanması göreviyle başlar. Bunun için Zindan Adası denilen bir akıl hastanesine giderler. Daha sonraları anlarız ki aslında bu hastanın kendisi Teddy'den başkası değildir. Teddy'nin doktorları sürekli gerçeği inkar eden Teddy'nin kafasında kurduğu senaryoyu kullanarak onu gerçekliğine döndürmek isterler. Yani iyileşip gerçeği kabul etmesini. Böylece hiç iyileşmeyecek olan hastalara uyguladıkları "Lobotomi" yöntemini onun üstünde uygulamak zorunda kalmayacaklar. Bu yöntem hastanın beynindeki hafıza bölümünün çıkarılıp her şeyi tamamen unutmasını sağlayarak onu tamamen etkisiz kılmaya dayalıdır. Teddy'e son bir şans daha verilir ve iyileşmesi beklenir. Teddy en sonunda başından geçen gerçekliği kabul eder. Teddy'nin en başından beri inkar etmeye çalıştığı gerçek ise karısının şizofreni hastası olmasıdır. Bu hastalığın ne kadar tehlikeli olabileceğini öngörememiş olmasıdır. Karısını bir gün ıslak bir şekilde bulur ve kendi öz 3 çocuğunu suda boğarak öldürdüğüne şahit olur. Bu travmaya dayanamayan Teddy karısını silahıyla öldürür. Suya karşı çok hassas olmaya başlayan Teddy bu durumu yangın çıkmış gibi anlatarak çarpıtır. Bu gerçeği zar zor kabul ettiğini gören doktorlar tam Teddy'nin iyileştiğini düşünürlerken Teddy'drn beklenmeyen bir tepki gelir:" Onları iyi kandırdık değil mi Chuck?" Aslında Teddy'nin doktoru olan Chuck, Teddy'nin iyileşmediğini anlar ve Teddy hafızasının alınacağı "Lobotomi" tedavisi için hastaneye doğru gider. Teddy aslında her şeyi kabul etmişti ama sürekli bu olayı hatırlayıp kendini suçlamaktansa tamamen unutmayı tercih etti.