AĞIR SPOILER! İki filmin ortak noktası, ölümle yaşam arasında gidip gelen insanlardır. Birisi savaşta ağır yaralanmış, diğeri de trafik kazası sonucu ölümle pençeleşmiştir. Ölmeden önce görülen tüm sanrılar, hayaller, pişmanlıklar ve daha niceleri bu iki filmde net bir şekilde anlatılmaktadır. Hangi olayların gerçekte, hangilerinin hayalde var oldukları filmlerin sonunda ortaya çıkmaktadır.
JACOB'S LADDER: Film, Vietnam savaşında geçer. Bu savaşta askerlere doping olması için uyuşturucu bir madde verilir. Bu madde yan etki gösterir ve askerler bilinçsizce birbirlerini öldürmeye başlar. İşte böyle bir anda baş karakterimiz Jacob Singer, ağır yaralanır ve hastaneye sedyeyle taşınır. Bu esnada Jacob, hayal dünyasında bir taraftan cehennemi yaşar bir taraftan da cenneti. Cehennemi yaşarken kötü kabuslar, sanrılar ve iblislerle karşılaşır. Cenneti yaşarken de hayalinde oğlu Gabe'i görür. Askere gitmeden önce oğlu bisiklet kazasında hayatını kaybeder ve Jacob, oğlunu ihmal ettiğini düşünerek onun ölümünden kendini sorumlu tutar. Jacob, ölmeden önce merdivenin önünde oğlunu görünce onun tarafından affedildiğini anlar ve birlikte el ele tutuşarak merdivenden çıkarlar. Son sahnede, hastanede sedyenin üstünde cansız bir şekilde yatan Jacob görünür. Doktor, onun yaşamak için çok direndiğini ama başaramadığını dile getirir. Jacob'ın hayal dünyasını seyrederken, birden gerçek hayata dönüş ve sedye sahnesi ortaya çıkınca tüylerim diken diken olmuştu. Ölmek üzere olan bir insanın hayal dünyasında gezindiğimi anlayınca bu film unutulmazlarım arasına girdi.
STAY: Stay bir kalma, gidememe hikayesidir. Henry Lethem; 21 yaşında, geleceği parlak, umut vadeden bir resim bölümü öğrencisidir. Nişanlıdır ve anne babasıyla çok mutludur ta ki tekerleğin patlaması sonucu bir trafik kazası yapıp tüm sevdiklerini kaybedene dek. Filmin sonunda onu kurtarmaya çalışan doktor Sam Foster'ı görürüz ve ''Benimle kal!'' der sürekli onun ölmemesi için. Film boyunca Henry'nin ölmek üzereyken gördüğü tüm hayalleri, pişmanlıkları, suçluluk hissini, kaza esnası ve sonrasında yaşananları izleriz. Yönetmen, bu olayları o kadar mükemmel bir görsel şölenle izletir ki bize kendimizden geçeriz. Henry, resim bölümü öğrencisi olduğu için gördüğü hayaller de adeta bir sanat eseridir. Henry, hayalinde 21 yaşında intiharı düşünen bir gençtir çünkü sevdikleri onun yüzünden ölmüştür ve bu yüzden psikiyatrist Sam Foster tarafından tedavi edilmektedir. Sam, Henry'i intihar düşüncesinden vazgeçirmek için çok uğraşır ama bir türlü ikna edemez ve Henry: ''Artık çok geç. Beni kurtarmaya çalıştın ama geç kaldın.''diyerek intihar eder. Bu sahneden sonra da final sahnesi gelir ve gerçekte neler yaşandığını öğreniriz. İçim acır Henry'e çünkü o, hem gitmek istemiyor hem de büyük bir suçluluk duyuyor. O giderken ardından sözlerim düğümleniyor:'' Gitmek için çok erkense, please stay...''
02.06.2026 - 17:30
✕KAPAT
✕
🍪️️TEKNİK ÇEREZ BİLGİSİ
Kriterya, veri akışını optimize edip kullanıcı deneyimini arttırmak için çerezleri kullanır.
JACOB'S LADDER: Film, Vietnam savaşında geçer. Bu savaşta askerlere doping olması için uyuşturucu bir madde verilir. Bu madde yan etki gösterir ve askerler bilinçsizce birbirlerini öldürmeye başlar. İşte böyle bir anda baş karakterimiz Jacob Singer, ağır yaralanır ve hastaneye sedyeyle taşınır. Bu esnada Jacob, hayal dünyasında bir taraftan cehennemi yaşar bir taraftan da cenneti. Cehennemi yaşarken kötü kabuslar, sanrılar ve iblislerle karşılaşır. Cenneti yaşarken de hayalinde oğlu Gabe'i görür. Askere gitmeden önce oğlu bisiklet kazasında hayatını kaybeder ve Jacob, oğlunu ihmal ettiğini düşünerek onun ölümünden kendini sorumlu tutar. Jacob, ölmeden önce merdivenin önünde oğlunu görünce onun tarafından affedildiğini anlar ve birlikte el ele tutuşarak merdivenden çıkarlar. Son sahnede, hastanede sedyenin üstünde cansız bir şekilde yatan Jacob görünür. Doktor, onun yaşamak için çok direndiğini ama başaramadığını dile getirir. Jacob'ın hayal dünyasını seyrederken, birden gerçek hayata dönüş ve sedye sahnesi ortaya çıkınca tüylerim diken diken olmuştu. Ölmek üzere olan bir insanın hayal dünyasında gezindiğimi anlayınca bu film unutulmazlarım arasına girdi.
STAY: Stay bir kalma, gidememe hikayesidir. Henry Lethem; 21 yaşında, geleceği parlak, umut vadeden bir resim bölümü öğrencisidir. Nişanlıdır ve anne babasıyla çok mutludur ta ki tekerleğin patlaması sonucu bir trafik kazası yapıp tüm sevdiklerini kaybedene dek. Filmin sonunda onu kurtarmaya çalışan doktor Sam Foster'ı görürüz ve ''Benimle kal!'' der sürekli onun ölmemesi için. Film boyunca Henry'nin ölmek üzereyken gördüğü tüm hayalleri, pişmanlıkları, suçluluk hissini, kaza esnası ve sonrasında yaşananları izleriz. Yönetmen, bu olayları o kadar mükemmel bir görsel şölenle izletir ki bize kendimizden geçeriz. Henry, resim bölümü öğrencisi olduğu için gördüğü hayaller de adeta bir sanat eseridir. Henry, hayalinde 21 yaşında intiharı düşünen bir gençtir çünkü sevdikleri onun yüzünden ölmüştür ve bu yüzden psikiyatrist Sam Foster tarafından tedavi edilmektedir. Sam, Henry'i intihar düşüncesinden vazgeçirmek için çok uğraşır ama bir türlü ikna edemez ve Henry: ''Artık çok geç. Beni kurtarmaya çalıştın ama geç kaldın.''diyerek intihar eder. Bu sahneden sonra da final sahnesi gelir ve gerçekte neler yaşandığını öğreniriz. İçim acır Henry'e çünkü o, hem gitmek istemiyor hem de büyük bir suçluluk duyuyor. O giderken ardından sözlerim düğümleniyor:'' Gitmek için çok erkense, please stay...''