Bir Sanatçının Ölümüne Üzülmek vs Geçmişimizin Yasını Tutmak
Bir ünlünün, sanatçının ölümünün sizi ne kadar etkilediği onu hayatınıza ne kadar dahil ettiğinizle ve sizin geçmişinizde ne kadar yer aldığıyla orantılı sanırım. Onlar gidiyorlar, beraberlerinde bir dönem kapanıyor. Onlarla birlikte hatırladığımız eski kendimizi ve anılarımızı da kaybediyoruz. Ve bunun olması için de şahsen tanımamıza gerek de yok o insanları, zaten bir insanı tamamen nasıl tanıyabilirsiniz ki? İnsanın kendisini tanıma serüveni bile o kadar uzunken… O yüzden bir sanatçının kaybı bana veda ettiğim geçmiş zamanım, hayatımın bir dönemi, bir zamanlar olduğum kendime veda gibi geliyor. Tokat gibi çarpıyor bu gerçek. Onlar ölünce geçmiş tabii ki ölmüyor, bir şekilde onlar da geçmiş de anılarımızda yaşamaya devam ediyorlar ama geçmişin bize ne kadar uzaklaştığını bir kez daha anlıyoruz ve onların gidişi ölümün soğuk yüzünü daha çok hissetmemize neden oluyor. NEV’in gidişi beni son zamanlarda vefat eden birçok ünlüden daha çok etkiledi.
“Avuçlarımda eriyen buz gibisin
Damla damla akıp giden umutlarım gibisin
Çaresi derdinden daha zor
Yüreğimiz yetmiyor söylesene ner’desin?”
Sen Gibi
[🎥 Video]
Minimalist yaşam vs Bir gün lazım olur müzesi
Minimalist yaşam HİİİÇ bana göre değil gerçekten. Yapabilene saygı duyuyorum ama benlik değil. Hani tamam kıyafetin az olur, ayakkabın ve bardağın çanağın az olur onu anlarım da bi insanın mutfağından en azından ikinci bir bıçak olmaz mı ya? Bu kadarı abartı değil mi? Bi arkadaşın yanına taşınmıştım, beraber mutfağa girdik. O yemek yaparken ben salata yapacaktım evet 2. bir bıçak yoktu. Onu beklerken sinirlerim zıpladı. Bu kadarı artık tasarruf falan değil, kendine eziyet ve cimriliğin çok başka bir boyutu. Açıkçası kendisine eziyet eden insanlara hiç katlanamıyorum. Uzakta bir yerlerde yaşasınlar mümkünse. Bu bahsettiğim ev arkadaşına 2 ay zor dayandım tahmin edersiniz ki, sonrasında tek başıma eve çıkmaya karar vermiştim. Ben kendimi hiç kısıtlayamam. İnternetim az olmamalı, bitti derdine düşemem. Kışın ısınmalıyım, oradan tasarruf edemem. Belki 50 tane ayakkabım vardır ama çok olduğu için eskimiyorlar ve neredeyse hepsini indirimden aldım. Çok lüks yaşamıyorum ama temel ihtiyaçlarımdan kısıtlamak istemiyorum. Birikim yapmak çok değerli fakat yarına da garantimiz yok bu yüzden yaşadığım zamanın elimden geldiğince kalitesini arttırmaya çalışıyorum. Olduğu kadar. Bir gün lazım olur diye evimi gereksiz eşya yığınına da döndürmüyorum tabii, vedalaşma zamanı gelince yol vermekten hiç çekinmiyorum.
Fakat sosyal çevremi olabildiğince minimalist bir hale getirdim. Olabildiğince etkinliklerden uzak duruyorum. Bu konuda geniş bir envanterim vardı fakat gerçekten ihtiyaç duymuyorum artık insanlarla olmaya. Şimdiki aklım 20li yaşlarda olsaydı çok daha farklı aksiyon alırdım. Geçmişi değiştiremiyoruz ama geleceğimize şu anki hislerimiz ve duygularımızla yön verebiliriz :)
Eşek şakası vs Aptal yerine konmak
İnsanlar gerçekten acımasızlar, hem de çok. Sırf canları sıkılıyor diye ne eşek şakası yapmaktan çekinirler ne de insanı aptal yerine koymaktan. Lisede çok zorbalandım ama bunların hiçbirini o zaman ciddiye almıyordum. Ya da almadığımı zannetmişim. Tuvalette üstüme su döküldü mesela, onlar deli gibi gülerken ben inanılmaz iğrenmiştim. Temiz su da olsa hoş değil. Telefonunu değiştiren bir arkadaşım mesajlar atıp korkutmuştu beni. Telefonumdan aileme mesajlar atılmıştı. Şimdi düşünüyorum da gerçekten keşke zamanında aksiyon alıp bu insanları çıkarsaydım hayatımdan. Gerçi artık çok yakın olduğumu da söylemem zaten. Olmak da istemiyorum. Bu yaşımda hala bunlar canımı sıkıyorsa demek ki gülünüp geçilecek şeyler değilmiş. Hatta şu da benim canımı sıkan bir diğer kötü anımdır. Lisede hiç makyaj yapmazdım. İçlerinden birinin evine oturmaya gittik. Önce kolama müsil koyduklarını fark ettim. Tabii ki içmedim. Sonrasında beni ikna ettiler hadi sana makyaj yapalım diye. Aynaya baktım palyaçodan beter etmişlerdi. Bir de makyajı yaparken “ay çok güzel oldun” gibi cümleler kurmaları da ayrı bi durum. Yüzümü yıkarken ağladım sinirden, onlar bilmezler tabii. Şu anki aklım olsaydı (17 yaşımdaydım) çekip giderdim o evden. Sürekli zorbalık ve sınır ihtilaline maruz kalmayı arkadaşlığın bir parçası sanmış olmam çok üzücü.
Bir keresinde kuzenimin de bir aptal yerine koyma durumunu yaşadım. Doğum günümü kutlamaya gelmişlerdi, ben de “iki tane sat hediye geldi bu yıl bana” diye kendimce çok memnun olmadığımı dile getirmiştim. Hediyeyi beğenmemek şımarıklık biraz ama saat takmayı hiç sevmiyordum o zamanlar. “Biz de sana saat aldık, ne olacak şimdi!?” dedi. Ben de “e tamam hadi verin saatimi” dedim bir süre sonra. Meğersem kendince dalga geçiyormuş. Neden ya, ben hiç anlamıyorum. Neden insanların duygularıyla bu kadar çok oynamayı seviyoruz, küçük duruma düşürmeyi seviyoruz. Çok aşağılık bir durum değil mi sizce de?
Şu anda işimden dolayı mecburi olarak içinde olmak zorunda olduğum bir topluluk var. Aralarında değer verdiğim insanlar az da olsa var. Fakat başka bir yere geçme durumumda neredeyse hiçbiri kalmayacak hayatımda. Olabildiğince uzak duruyorum insanlardan. İdare etmekten, aman kırılmasın kimse diye kendimi parçalamaktan yoruldum. 40 yaşında hala unutamamışsam ve en ufak bir şeyde tetikleniyorsam yaşattığınız travmalardan dolayı. Ben de gençtim ama hiçbirini küçük düşürecek bir eylemde bulunmadım.
Şakalardan nefret ederim, sebeplerini çok da merak etmeye gerek yok sanırım. :)